karşılıksız çek ve yasal düzenlemeler

Girdiler ‘avrupa insan haklari sozlesmesi’ olarak kategorize edilmiştir

Karşılıksız çek mahkumları, af çıkarsa Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine başvurabilir mi ?

Eylül 9, 2009 · 15 Yorumlar

Toplu olarak AIHM başvurusu yapmak istiyoruz.   Blog aracılığıyla başvuru sayfasına durumunuzu anlatmanızı istiyoruz. Biz size bazı adımlar önereceğiz. Bunlara göre

  • bekleyerek blog ile birlikte başvurabilirsiniz.
  • gönüllü avukatlarımıza yetki verebilirsiniz.
  • bizden aldığınız bilgileri kendi avukatınıza vererek  tamamen ayrı başvurabilirsiniz.

sizlerden tek ricamız vardır.  Blogda bu iş için emek harcıyoruz.  Tazminat alırsanız bir bölümünü bir hayır kurumuna bağışlamanızı istiyoruz.

(dahası…)

Kategoriler: AIHM · anasayfa · avrupa insan haklari mahkemesi · avrupa insan haklari sozlesmesi · haber · hukuk

Karşılıksız çek ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi başvuru olanakları

Ağustos 31, 2009 · Yorum Yapın

Kategoriler: AIHM · avrupa insan haklari mahkemesi · avrupa insan haklari sozlesmesi · cek · haber · insan haklari · karsiliksiz cek · turkiye

AVRUPA BİRLİĞİ TEMEL HAKLAR BİLDİRGESİ

Ağustos 18, 2009 · 3 Yorumlar

AVRUPA BİRLİĞİ TEMEL HAKLAR BİLDİRGESİ

Temel Haklar Bildirgesi ile AB vatandaşlarının temel hakları ve AB’ nin vatandaşlarına
karşı sorumlulukları düzenlenmiştir. Bildirge 13-14 Ekim 2000 tarihinde Fransa’nın Biarritz kentindeki AB zirvesinde kabul edilmiştir.
Temel Haklar Şartı, 7-8 aralıkta Nice Zirvesinde onaylanmıştır.


GİRİŞ

Avrupa halkları, aralarında daha yakın bir birlik oluşturmak için ortak değerlere dayalı barışçı bir geleceği paylaşmaya kararlıdır.
Ruhani ve manevi mirasının bilincinde olan Birlik, bölünmez ve evrensel değerler olan insan onuru, özgürlük, eşitlik ve dayanışma değerleri üzerine inşa edilmiştir. Demokrasi ve hukukun üstünlüğü ilkelerine dayanmaktadır. Birlik vatandaşlığını tesis ederek ve bir özgürlük, güvenlik ve adalet bölgesi oluşturarak bireyi, faaliyetlerinin merkezine yerleştirir.
Birlik, bu ortak değerlerin korunması ve geliştirilmesine katkıda bulunurken Avrupa halklarının kültürleri ve geleneklerinin çeşitliliği yanısıra Üye Devletlerin ulusal kimlikleri ve bunların ulusal, bölgesel ve yerel düzeylerdeki kendi kamu makamlarının düzenlenmesine saygı gösterir. Dengeli ve sürdürülebilir kalkınmayı teşvik etmeye çalışır ve insanların, eşyaların, hizmetlerin ve sermayenin serbest dolaşımını ve yerleşme özgürlüğünü sağlar.
Bu amaçla, toplum, sosyal ilerleme, bilimsel ve teknolojik gelişmeler ışığında temel hak ve özgürlüklerin bir Bildirge’de daha açık bir şekilde ortaya konulması yoluyla bu hak ve özgürlüklerin korunmasının güçlendirilmesi gerekmektedir.
Bu Bildirge, Topluluk ve Birliğin yetkileri ve görevlerini ve yetki ikamesi ilkesini dikkate alarak özellikle Üye Devletlerin ortak uluslararası yükümlülükleri ve anayasal gelenekleri, Avrupa Birliği Antlaşması, Topluluk Antlaşmaları, Avrupa İnsan Hakları ve Temel Hak ve Özgürlüklerin Korunması Sözleşmesi, Topluluk ve Avrupa Konseyi tarafından kabul edilen Sosyal Bildirgeler ve Avrupa Toplulukları Adalet Divanı ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin içtihat hukukundan kaynaklanan hakları yeniden teyid etmektedir.
Bu haklardan yararlanılması, öteki kişiler, insanlık ve gelecekteki kuşaklar konusunda sorumluluklar ve görevleri beraberinde getirmektedir.
Birlik, bu nedenle, aşağıda belirtilen hakları, özgürlükleri ve ilkeleri tanımaktadır.
BÖLÜM-I ONUR
Madde 1. – İnsanlık onuru
İnsanlık onuru, ihlal edilemez. Saygı gösterilmeli ve korunmalıdır.
Madde 2. – Yaşama hakkı
1. Herkes, yaşama hakkına sahiptir.
2. Hiç kimse, ölüm cezasına çarptırılmamalı veya idam edilmemelidir.
Madde 3. – Kişinin bedensel ve ruhsal dokunulmazlık hakkı
1. Herkes, kendi bedensel ve ruhsal dokunulmazlığına saygı gösterilmesi hakkına sahiptir.
2. Tıp ve biyoloji alanlarında, özellikle aşağıda belirtilenlere saygı gösterilmelidir:
- yasada belirtilen usüllere uygun olarak ilgili kişinin özgürcü ve bilinçli olarak vereceği muvafakat,
- özellikle kişilerin seçilmesini amaçlayan insan ırkının soyaçekim yoluyla islahına yönelik uygulamaların yasaklanması,
- insan bedeninin ve bölümlerinin ticari bir kazanç kaynağı haline getirilmesinin yasaklanması,
- insanların kopyalama yoluyla üretilmesinin yasaklanması.

(dahası…)

Kategoriler: AIHM · Arastirma · Cek Magdurlari · anasayfa · avrupa insan haklari mahkemesi · avrupa insan haklari sozlesmesi · dunya · hayat · insan haklari · istanbul · turkiye

AVRUPA İNSAN HAKLARI SÖZLEŞMESİ

Ağustos 18, 2009 · 1 Yorum

AVRUPA İNSAN HAKLARI SÖZLEŞMESİ

Aşağıda imzası bulunan Avrupa Konseyi üyesi hükümetler;
Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından 10 Aralık 1948′de ilan edilen İnsan Hakları Evrensel Bildirisi’ni,
Bu Bildiri’nin, metninde açıklanan hakların her yerde ve etkin olarak tanınmasını ve uygulanmasını sağlamayı hedef aldığını,
Avrupa Konseyi’nin amacının, üyeleri arasında daha sıkı bir birlik kurmak olduğunu ve insan hakları ile temel özgürlüklerinin korunması ve geliştirilmesinin bu amaca ulaşma yollarından birini oluşturduğunu göz önüne alarak,
Dünyada barış ve adaletin asıl temelini oluşturan ve sağlanıp korunabilmesi, her şeyden önce, bir yandan da insan hakları konusunda ortak bir anlayış ve ortaklığa saygı esasına bağlı olan bu temel özgürlüklere derin inançlarını bir daha tekrarlayarak,
Aynı inancı taşıyan ve siyasal gelenekler, idealler, özgürlüklere saygı ve hukukun üstünlüğü konularında ortak bir mirası paylaşan Avrupa devletlerinin hükümetleri sıfatıyla, Evrensel Bildiri’de yer alan bazı hakların ortak güvenceye bağlanmasını sağlama yolunda ilk adımları atmayı kararlaştırarak;
Aşağıdaki hususlarda anlaşmışlardır:

BÖLÜM I
Haklar ve Özgürlükler
Madde 1
İnsan Haklarına saygı yükümlülüğü
Yüksek Sözleşmeci Taraflar, kendi yetki alanları içinde bulunan herkese bu Sözleşmenin birinci bölümünde açıklanan hak ve özgürlükleri tanırlar.
Madde 2
Yaşama hakkı
1. Herkesin yaşam hakkı, yasanın koruması altındadır. Yasanın ölüm cezası ile cezalandırdığı bir suçtan dolayı hakkında mahkemece hükmedilen bu cezanın yerine getirilmesi dışında, hiç kimse kasten öldürülemez.
2. Öldürme, aşağıdaki durumlardan birinde kuvvete başvurmanın kesin zorunluluk haline gelmesi sonucunda meydana gelmişse, bu maddenin ihlali suretiyle yapılmış sayılmaz:
a. Bir kimsenin yasadışı şiddete karşı korunması için;
b. Usulüne uygun olarak yakalamak için veya usulüne uygun olarak tutuklu bulunan bir kişinin kaçmasını önlemek için;
c. Ayaklanma veya isyanın, yasaya uygun olarak bastırılması için.
Madde 3
İşkence yasağı
Hiç kimse işkenceye, insanlık dışı yada onur kırıcı ceza veya işlemlere tabi tutulamaz.
Madde 4
Kölelik ve zorla çalıştırma yasağı
1. Hiç kimse köle ve kul halinde tutulamaz.
2. Hiç kimse zorla çalıştırılamaz ve zorunlu çalışmaya tabi tutulamaz.
3. Aşağıdaki haller bu maddede sözü geçen “zorla çalıştırma veya zorunlu çalışma”dan sayılmazlar:
a. Bu Sözleşmenin 5. maddesinde öngörülen koşullar altında tutuklu bulunan kimseden tutukluluğu veya şartlı salıverilmesi süresince olağan olarak yapılması istenen çalışma;
b. Askeri nitelikte bir hizmet veya inançları gereğince askerlik görevini yapmaktan kaçınan kimselerin durumunu meşru sayan ülkelerde bu inanca sahip kimselere zorunlu askerlik yerine gördürülecek başka bir hizmet;
c. Toplumun hayat veya refahını tehdit eden kriz ve afet hallerinde istenecek her hizmet;
d. Normal yurttaşlık yükümlülükleri kapsamına giren her türlü çalışma veya hizmet.
Madde 5
Özgürlük ve güvenlik hakkı
1. Herkesin kişi özgürlüğüne ve güvenliğine hakkı vardır. Aşağıda belirtilen haller ve yasada belirlenen yollar dışında hiç kimse özgürlüğünden yoksun bırakılamaz.
a. Kişinin yetkili mahkeme tarafından mahkum edilmesi üzerine usulüne uygun olarak hapsedilmesi;
b. Bir mahkeme tarafından, yasaya uygun olarak, verilen bir karara riayetsizlikten dolayı veya yasanın koyduğu bir yükümlülüğün yerine getirilmesini sağlamak için usulüne uygun olarak yakalanması veya tutulu durumda bulundurulması;
c. Bir suç işlediği hakkında geçerli şüphe bulunan veya suç işlemesine yada suçu işledikten sonra kaçmasına engel olmak zorunluluğu inancını doğuran makul nedenlerin bulunması dolayısıyla, bir kimsenin yetkili merci önüne çıkarılmak üzere yakalanması ve tutulu durumda bulundurulması;
d. Bir küçüğün gözetim altında eğitimi için usulüne uygun olarak verilmiş bir karar gereği tutulu durumda bulundurulması veya kendisinin yetkili merci önüne çıkarılması için usulüne uygun olarak tutulu durumda bulundurulması;
e. Bulaşıcı hastalık yayabilecek bir kimsenin, bir akıl hastasının, bir alkoliğin, uyuşturucu madde bağımlısı bir kişinin veya bir serserinin usulüne uygun olarak tutulu durumda bulundurulması;
f. Bir kişinin usulüne aykırı surette ülkeye girmekten alı konmasını veya kendisi hakkında sınır dışı etme yada geriverme işleminin yürütülmekte olması nedeniyle usulüne uygun olarak yakalanması veya tutulu durumda, bulundurulması;

(dahası…)

Kategoriler: AIHM · Arastirma · Cek Magdurlari · alintilar · avrupa insan haklari mahkemesi · avrupa insan haklari sozlesmesi · dunya · haber · haberler · hayat · istanbul · turkiye

AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ BAŞVURU , CİHAN ERGÜN

Ağustos 18, 2009 · 2 Yorumlar

COUR EUROPEENNE DES DROITS DE L’HOMME
EUROPEAN COURT OF HUMAN RIGHTS
AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ

REQUÊTE
APPLICATION
BAŞVURU

I-     TARAFLAR
A.    BAŞVURUCU
1.     Soyadı     ERGÜN     2. Adı     CİHAN
Cinsiyeti     ERKEK
3.     Milliyeti     TÜRKİYE CUMHURİYETİ    4. Mesleği     CUMHURİYET SAVCISI(STAADSANWAHLD – PUBLİCK PUROSECUTOR)
5.    Doğum Tarihi ve Yeri     1964    ŞARKIŞLA/SİVAS
6.    İkametgahı     …
7.    Tel. No    …
8.     Şu Anki Adresi     …..
9.    İş Adresi     Cumhuriyet Savcısı, Adalet Sarayı, KONYA

B.    YÜKSEK SÖZLEŞMECİ TARAF
13.    TÜRKİYE CUMHURİYETİ(TC)

II-     OLAYLARA İLİŞKİN AÇIKLAMA
Benim hakkımda Hakimler Savcılar Yüksek Kurulu’nun(HSYK)  11.11.2009 tarihinde 140. Sayılı  kararıyla “…birinci sınıf olmamaya…” karar vermiştir.(EK-1)
HSYK Kararlarına karşı Anayasa ile yargı yolu kapatılmıştır.

Bu ne anlama geliyor?

Bunun taşıdığı anlam en başta her ay maaşımı 1000-$(Bin ABD_USA_ Doları) eksik almam dır. Aynı kıdem ve meslek yılındaki meslektaşlarımdan 2005 yılı ocak ayından bu yana eksik almaktayım.

14.    a) Özgeçmiş
Başvurucu, 1964 yılında Şarkışla/SİVAS’ta, sekiz çocuklu bir ailenin beşinci çocuğu olarak doğdu. İlk okulu köyde okudu. Girdiği sınavı kazanarak, Pamukpınar Öğretmen Lisesi’nde parasız yatılı olarak, altı yıl okuyup liseyi bitirdi. Hukuk Fakültesi’ne devam etti. Hukuk öğreniminden sonra 1993 yılından itibaren Cumhuriyet Savcısı olarak ülkenin her coğrafi bölgesinde çalıştı. Halen Konya Cumhuriyet Savcısı olarak görev yapmaktadır. Lisans üstü eğitim yapmış olup 2001 yılında uluslar arası ceza hukuku ile ilgili olarak “SUÇLULARIN İADESİ VE SUÇLULARINI İADESİNDE HUSUSİLİK KURALI” isimli tez ile lisans üstü eğitimini tamamlayıp “hukukta uzman” ünvanı aldı(EK
Lisans üstü eğitim diploması nedeniyle BİRİNCİ SINIF HAKİM-SAVCILIĞA 30 NİSAN 2003 TARİHİNDE EMSALLERİNDEN ÖNCE AYRILDI. Çeşitli dergilerde yayınlanmış bilimsel makaleleri mevcuttur(EK te bir  dosya halinde sunulmuştur).
Evli ve üç çocuk babasıdır. Ailenin tek geçim kaynağı Cumhuriyet Savcılığı dolayısıyla aldığı maaştır. Çocuklarından ikisi lise öğrencisidir. Birisi iki yaşını henüz geçmiş bebektir.
Gerçekte inançsal ayrımcılık nedeniyle adı konulmamış iftira ile yargı önüne itilmiş ve bu iftira ile dolu ithamlar sonucunda, hukuk dışı yol ve yargılamayla mahkum edilmiş, bu mahkumiyet dolayısıyla ARALIK 2005 tarihinden itibarin her ay alması gereken maaşından yaklaşık 1000_$(bin Amerikan doları) eksik maaş almaktadır.
Maddi maaş eksikliğinden doğan geçinme zorluğu altında ezilmek bir yana, onurlu, çalışkan ve basın yayın organlarının yakından tanıyıp takip ettiği bir Cumhuriyet Savcısı olması dolayısıyla kendisinin ve ailesinin çektiği manevi işkence ve ruhsal travma 2004 yılı ortalarından beri ruhsal rahatsızlık vermektedir.
Yaptığı meslek nedeniyle ek iş yapma, bir başka işte çalışma imkanı yoktur. Yasal olarak zaten  ek iş yapma ve başka işte çalışması da yasaktır.
Yarılanma ve bu hukuksuz hal içine düşürülmesinin asıl nedeni evraklara yansıtılmayan ancak Türkiye’nin etnik alt yapısında bulunan “ALEVİ UNSURA AİT BİR İNSAN” olmasıdır; dini-inançsal ve felsefi inanç ayrılığıdır.
(dahası…)

Kategoriler: AIHM · Arastirma · Cek Magdurlari · avrupa insan haklari mahkemesi · avrupa insan haklari sozlesmesi · dunya · haber · haberler · hayat

AVRUPA İNSAN HAKLARI SÖZLEŞMESİNİN ÖNEMLİ MADDELERİNİN KISACA DEĞERLENDİRİLMESİ

Ağustos 18, 2009 · 3 Yorumlar

Av. Aydeniz Alisbah Tuskan
İstanbul Barosu Kadın Hakları
Komisyonu Başkanı

AVRUPA İNSAN HAKLARI SÖZLEŞMESİNİN ÖNEMLİ            MADDELERİNİN KISACA DEĞERLENDİRİLMESİ

3 Eylül 1953’de yürürlüğe giren insan hakları Avrupa sözleşmesini Türkiye 18 Mayıs 1954 de 9. Devlet olarak kabul etmiştir. Sözleşmenin temeli Birleşmiş Milletlerde 1948 ‘de kabul edilen İnsan Hakları Evrensel Bildirgesidir. Türkiye, Birleşik Krallık, Danimarka, Almanya, İrlanda, İsveç, İzlanda, Lüksemburg ve Norveç’ten sonra sözleşmeyi onaylamıştır. Ülkemiz bireysel başvuru hakkını1987’de  İnsan Hakları Avrupa Mahkemesinin yargı yetkisini ise 1989 da tanımak suretiyle sözleşme sistemine dahil olmuştur. Bu sözleşmenin esası demokratik ve siyasal rejimi çerçeve almasıdır.
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi çerçevesinde gelişen hukukun en önemli özelliklerinden biri “Baskın taraf egemenliği” nden uzaklaşarak” denge” ye yönelik bir sisten kurmaktır. İnsan hakları evrenseldir. Bu evrensellikte bu denge sağlanırsa hukukun temeli olan adalet sağlanabilecektir.

Madde 1 : İnsan hakları demokratik rejimin alt yapısıdır. Hukukun üstünlüğü esastır. Türkiye çağdaşlaşma projesine devam ederken Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinde yer alan ilkeleri esas olarak demokrasinin yüksek standartlara ulaşmasını hedef almaktadır. İnsan hakları ve özgürlükler ortak uluslararası güvenceye kavuşmuştur. İnsan hakları gerçekten demokratik bir rejimin alt yapısıdır. İnsan devletten önce gelir. Sözleşmenin esası ve temeli insan odaklıdır. Avrupa Konseyi üyeleri bu sözleşmeyi yapmakla sıkı bir işbirliği yaparak insan hak ve temel özgürlüklerinin korumasını ve geliştirmesini amaçladılar. Yargı bağımsızlığı ,yargı güvencesi ve özerk kurumların korunması bu sistem içinde önemlidir .
Bu sözleşme bir hukuk metnidir ve sınırları nedir diye sorarsak? Avrupa’da anayasal bir düzen vardır. Temel öğe demokrasidir. Bu düzende siyasal partiler demokrasiyi tehdit etmez. Tehdit  ediyorsa siyasal  partilerin kapatılması söz konusu olur.

(dahası…)

Kategoriler: AIHM · Ahmet Iyimaya · Arastirma · Cek Magdurlari · avrupa insan haklari mahkemesi · avrupa insan haklari sozlesmesi · cek · haber · haberler · insan haklari · karsiliksiz cek

AVRUPA İNSAN HAKLARI SÖZLEŞMESİ’NE GÖRE SİLAHLARIN EŞİTLİĞİ

Ağustos 18, 2009 · 2 Yorumlar

Av. Güney Dinç, bu çalışma nedeniyle herhangi bir ekonomik destek almadığı gibi, kendisini  telif ücreti de ödenmemiştir.

AVRUPA İNSAN HAKLARI SÖZLEŞMESİ’NE  GÖRE SİLAHLARIN EŞİTLİĞİ
Güney Dinç

I –    İNSAN HAKLARI HUKUKU VE DENGE

II –   SİLAHLARIN EŞİTLİĞİ

III – CEZA MUHAKEMELERİ USULÜ KANUNU’NA GÖRE
SİLAHLARIN EŞİTLİĞİ

Başsavcılık Tebliğnamesi
a) Türkiye’deki İşleyiş
b) Avrupa İnsan Hakları Yargısından Örnekler

Hazırlık Soruşturması
Son Soruşturma
Uygulamanın Değerlendirilmesi

IV – HUKUK USULÜ MUHAKEMELERİ KANUNU’NA GÖRE
SİLAHLARIN EŞİTLİĞİ

Genel Yaklaşım
Uygulamada Silahların Eşitliği

V – İDARİ YARGI’DA SİLAHLARIN EŞİTLİĞİ

İdari Davların Niteliği
Yargısal Süreç
İdari Yargı’da Silahların Eşitliği Konusunda Çözülmesi Gereken Sorunlar
a) İdari Davaların Açılışı
b) Mahkemelerin Kendiliğinden Kanıt Toplaması
c)  Danıştay Savcısı’nın Görüş ve Kanıt Sunması
Danıştay Savcısı’nın Danıştay’daki Duruşmaya Katılması
Danıştay Tetkik Hakimleri’nin “Talep” te bulunmaları
İdari Yargı’da Tanık Dinlenmemesi

İdari Yargılama Yöntemlerine İlişkin Öneriler

VI –  SON SÖZ

(dahası…)

Kategoriler: AIHM · Arastirma · Cek Magdurlari · alintilar · avrupa insan haklari mahkemesi · avrupa insan haklari sozlesmesi · dunya · insan haklari

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve Çek Mağdurlarının Başvuru Hakları

Ağustos 10, 2009 · 8 Yorumlar

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne başvuru kararı alırken yazdıklarımızı  hatırlatmak için aşağıda özetledim.

Zamanı gelmiştir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine başvuru hakkı doğmuştur. 19.Haziran.2009

Unutulmamalıdır ki yanlışı yanlışla düzeltmek hiçbir koşulda olanaklı değildir.

Bankalar kanuna ve finansal dengelere aykırı olarak  vadeli çek ile piyasaya olmayan kredi-para pompalanmaktadır. Ekonomik kriz ile birlikte bu kredi-para yaygınlaşmış ve nakit-paranın yerini almıştır. Bu kolay kullanımlı kredinin teminatı özgürlüktür.

TCK ‘a uyumu yapılmayan 3167 sayılı çek yasası  geçersizdir.  Mahkemelerin farklı kararlar vermesi eşitlik ilkesini zedelemiştir.

Vadeli çekler ile oluşan yüksek kredi riski, ölçüsüz ağır cezalar konmasına yol açmıştır.  Özel kanun olan çek yasasındaki cezalar bir kredi kullanımı için çok ağırdır.

Bir ticari ilişkiden kaynaklanan borcun  tahsilatı mahkemelere yüklenemez.  Esasen bir ticari ilişkiyi ve vadeli ödemeyi belirleyen Türk usülü çek kullanımı, açıkca bono tanımına girmektedir.

Biz bunca yanlışa rağmen, doğruda ısrar ediyoruz. Hukukun gereklerinin yerine gelmesini istiyoruz.  Meclis kendine düşen görevi yapmalıdır diyoruz. Türkiye Cumhuriyet’i bir hukuk devletidir. Çözüm bağımsız yargıdan ve yüce meclisden geçmektedir.  TC Anayasası, TCK, CMUK ve AIHS ‘e aykırı olduğu açık olan bu uygulamaların normal çözüm yolu yeni bir çek yasasıdır. (dahası…)

Kategoriler: AIHM · Acil Demokrasi · Arastirma · Av Rahmi Ofluoglu · Cek Magdurlari · admin · anasayfa · avrupa insan haklari mahkemesi · avrupa insan haklari sozlesmesi · benim yazilarim · cek · dunya · ekonomi · favorilerim · genel · guncel · gundem · gunluk · haber · haberler · hayat · hukuk · insan haklari · karsiliksiz cek · onerilerim · turkiye · yazilarim · yorum

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Kararı,SALDUZ/Türkiye

Temmuz 26, 2009 · 2 Yorumlar

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Kararı
SALDUZ/Türkiye*

Başvuru No. 36391/02
Strazburg
27 Kasım 2008


USUL
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan 36391/02 no’lu davanın nedeni T.C. vatandaşı Yusuf Salduz’un (“başvuran”) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (“AİHM”) 8 Ağustos 2002 tarihinde İnsan Haklarının ve Temel Özgürlüklerinin Korunmasına İlişkin Sözleşme’nin (“AİHS”) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvurudur.
Başvuran özellikle, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı’nın yazılı görüşünün kendisine bildirilmemesi ve gözaltındayken avukat yardımından yoksun bırakılması nedeniyle savunma hakkının ihlal edildiğinden şikayetçi olmuştur. Şikayetleriyle ilgili olarak AİHS’nin 6/1 ve 6/3 (c) maddelerine dayanmıştır.
Başvuru AİHM’nin İkinci Dairesine gönderilmiştir (Mahkeme İç Tüzüğü’nün 52/1 maddesi). Daire başvuruyu 28 Mart 2006 tarihinde, kısmen kabuledilemez bulmuştur.
AİHM İkinci Dairesi 26 Nisan 2007 tarihli kararında (“Heyet Kararı”), oybirliğiyle, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı’nın yazılı görüşünün bildirilmemesi nedeniyle AİHS’nin 6/1 maddesinin ihlal edildiğine ve beşe karşı iki oyla, başvuranın gözaltındayken avukat yardımından yoksun bırakılması nedeniyle AİHS’nin 6/3 (c) maddesinin ihlal edildiğine karar vermiştir.
Başvuran 20 Temmuz 2007 tarihinde davanın Büyük Daire’ye gönderilmesini talep etmiştir (AİHS’nin 43. maddesi). Başvuranın talebi kabul edilmiş ve 19 Mart 2008 tarihinde Strazburg İnsan Hakları Binası’nda açık duruşma görülmüştür (Mahkeme İç Tüzüğü’nün 59/3 maddesi).

OLAYLAR
I. DAVANIN KOŞULLARI

2 Şubat 1984 doğumlu başvuran İzmir’de ikamet etmektedir. (dahası…)

Kategoriler: AIHM · Arastirma · alintilar · anasayfa · avrupa insan haklari mahkemesi · avrupa insan haklari sozlesmesi · haberler · hukuk · insan haklari · istanbul · turkiye

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Kararı, TÜRKOĞLU /Türkiye Davası

Temmuz 26, 2009 · 1 Yorum

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Kararı

TÜRKOĞLU /Türkiye Davası*

(Başvuru no: 34506 / 97)
Strazburg
17 Mart 2005

USULİ İŞLEMLER

1. Davanın nedeni, Türk vatandaşı olan Hasene Türkoğlu’nun (“başvuran”), İnsan Hakları ve Temel Özgürlükleri Korumaya Dair Sözleşme’nin (“Sözleşme”) önceki 25. Maddesi uyarınca, Türkiye Cumhuriyeti aleyhine Avrupa İnsan Hakları Komisyonu’na (“Komisyon”) yaptığı başvurudur (başvuru no: 34506/97). 
2. Başvuran, İstanbul’da çalışmakta olan G. Tuncer tarafından temsil edilmiştir.
3. Başvuran özellikle, kocasının Devlet’in ajanları tarafından kaçırılıp öldürüldüğünü iddia etmiştir. Başvuran, AİHS’nin 2. ve 5. Maddelerine atıfta bulunmuştur.
4. Başvuru, AİHS’nin 11 No.’lu Protokolü’nün yürürlüğe girdiği tarih olan 1 Kasım 1998’de AİHM’ye iletilmiştir (11 No.’lu Protokol’ün 5 § 2 Maddesi).
5. Başvuru, AİHM’nin Üçüncü Dairesi’ne verilmiştir (İçtüzüğün 52 § 1 Maddesi). Bu Daire içinde, İçtüzüğün 26 § 1 Maddesi’nde öngörüldüğü üzere, davaya bakacak olan Heyet oluşturulmuştur (AİHS’nin 27 § 1 Maddesi). Türkiye için seçilen yargıç R. Türmen, dava oturumundan çekilmiştir (İçtüzüğün 28. Maddesi). Bu nedenle Hükümet, onun yerine davada bulunmak üzere F. Gölcüklü’yü ad hoc yargıç olarak atamıştır (AİHS’nin 27 § 2 Maddesi ve İçtüzüğün 29 § 1 Maddesi).
6. 19 Haziran 2001’de verdiği kararla, AİHM başvuruyu kabul edilebilir ilan etmiştir.
7. Başvuran ve Hükümet, esaslarla ilgili gözlemlerini dosyalamışlardır (İçtüzüğün 59 § 1 Maddesi). Taraflara danıştıktan sonra Daire, esaslar üzerine duruşma yapmanın gerekli olmadığına karar vermiştir (İçtüzüğün 59 § 3 Maddesi in fine). Taraflar birbirlerinin gözlemlerine yazıyla cevap vermişlerdir.
8. 1 Kasım 2004’te AİHM, Dairelerinin içeriğini değiştirmiştir (İçtüzüğün 25 § 1 Maddesi). Bu dava yeni oluşturulan Üçüncü Daire’ye verilmiştir (İçtüzüğün 52 § 1 Maddesi).

OLAYLAR
I. DAVA OLAYLARI
A. Olaylar

9. Başvuranın eşinin kaybolmasıyla ilgili olaylar taraflar arasında görüşülmüştür.

1. Başvuran tarafından olayların sunulması

10. Başvuranın eşi, Talat Türkoğlu, geçmişte siyasi suçlar nedeniyle birçok kez tutuklanıp yargılanmıştır ve sivil polis gözetiminde tutulmuştur.
11. 29 Mart 1996’da Talat Türkoğlu, akrabalarını ziyaret etmek üzere otobüsle İstanbul’dan Edirne’ye gitmiştir. Edirne’ye giderken, otobüs bir araba tarafından durdurulmuş ve bu araçtan bir kişi otobüse binmiştir. Edirne’ye varmadan önce, aynı araba otobüsü tekrar durdurmuş ve daha önce otobüse binen adam arabaya geri dönmüştür. Bu araba, Talat Türkoğlu’nu Edirne’deki yakınlarının evine gidene kadar takip etmiştir.
12. Talat Türkoğlu, 1 Nisan 1996’da İstanbul’a gitmek üzere Edirne’den yola çıkmıştır. Türkoğlu eve gitmemiş olup, o günden beri kayıptır. Eşinin kaybolmasından beş gün sonra, başvuran evine girerken ön kapının açık olduğunu ve televizyonunun açılmış olduğunu farketmiştir. Başvurana göre, evine giren kişiler bunu eşinin anahtarıyla gerçekleştirmişti.

* Dışişleri Bakanlığı Çok taraflı Siyasî İşler Genel Müdürlüğü tarafından Türkçe’ye çevrilmiş olup, gayrıresmî tercümedir.
13. Başvuran, eşinin nerede olduğunu sormak için birçok idari ve adli kuruma dilekçe yazmıştır. 25 Nisan 1996’da, başvuran İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi Savcısına, 26 Nisan 1996’da Adli Tıp Kurumu’na ve İstanbul İnsan Hakları Derneği aracılığıyla Cumhurbaşkanı’na, Başbakan’a, Adalet Bakanı’na ve Türkiye Parlamentosu İnsan Hakları Komisyonu’na başvurmuştur. Başvuran, 2 Mayıs 1996’da Ankara Emniyet Genel Müdürlüğü’ne başvuruda bulunmuştur. 3 Mayıs 1996’da ise İstanbul Valiliği’ne, Fatih Cumhuriyet Savcılığı’na ve Milli İstihbarat Teşkilatı’na  başvurmuştur. Başvuran, 6 Mayıs 1996’da Edirne Valiliği’ne başvurmuştur.
14. 23 Eylül 1996’da, başvuran Küçükçekmece Cumhuriyet Savcılığı’na başvurmuştur. Başvuran, sivil polis olduklarını düşündüğü kişiler tarafından takip edilmekten şikayetçi olmuştur. Başvuran ayrıca, kendisine küfreden ve ölümle tehdit eden bir kişiden isimsiz telefonlar almaktan şikayetçi olmuştur.
15. 10 Eylül 1997’deki mektuplarıyla başvuran, bir mahkum olan Kasım Açık’ın diğer mahkumlara Talat Türkoğlu’nun ölümüyle ilgili ayrıntılı bilgi verdiği önemli bir ifade hakkında Cumhuriyet Savcısı’nı ve Edirne Valisi’ni bilgilendirmiştir.
16. Başvuran, Kasım Açık’ın eylemleri hakkında bilgi alabilmek için MLKP’ye (“Marksist Leninist Komünist Parti” – yasaklı bir sol kanat örgütü) gizlice giren bir Devlet ajanı olduğunu iddia etmektedir. Bundan önce, Kasım Açık kontrgerilla eylemlerine katılmış ve birçok kişinin ölümüne karışmıştır. 18 Mayıs 1997’de hapishanede boğularak öldürülmüştür. Başvurana göre, Kasım Açık, daha sonra İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi huzurunda sorgulandığı bir suç olan MLKP üyesi olma şüphesiyle tutuklanıp Gebze Cezaevi’nde alıkoyulduktan sonra sorgulanırken bu ifadeyi vermiştir.
17. Önce teybe kaydedilip sonradan yazıya aktarılan bu ifadeye göre, Talat Türkoğlu polis memurları, askerler ve itirafçılardan  oluşan bir ekip tarafından sorgulanmıştır. Talat Türkoğlu daha sonra Murat Demir ve Murat İpek tarafından öldürülmüş ve cesedi Türkiye-Yunanistan sınırının bir bölümünü oluşturan Meriç Nehri’ne atılmıştır. Başvuran mektubunda, Kasım Açık’ın Talat Türkoğlu’nun öldürüldüğü yerin bir taslağını çizdiğini ve Talat Türkoğlu’nun üzerindeki giysilerin, özellikle ayakkabılarının, cüzdanının ve saatinin ayrıntılı bir tanımlamasını verdiğini belirtmiştir. Başvuran, bu detayların doğru olduğunu onaylamıştır. Başvuran son olarak, Talat Türkoğlu’nun öldürülmüş olduğunun kesinlik kazanması gerektiğini ifade etmiştir. Başvuran, yetkililerden bu yeni ifadeyi soruşturmalarını ve o alanda bulunan kimliği belirsiz cesetlerle ilgili belgelerle fotoğrafları kendisine göstermelerini istemiştir.
18. Başvuran, dilekçe verdiği idari ve adli kurumlardan, kendisinden ve eşinin annesinden ifade almak için yollanan ve Talat Türkoğlu’nun kaybolduğu alanda bulunan bir cesedin kimliğini tespit etmek için Talat Türkoğlu’nun kardeşine yollanan birer davet dışında hiçbir karşılık almadığını iddia etmektedir. Bu bakımdan, başvuran, Talat Türkoğlu’nun kaybolmasından sonra kendisinin ve yakınlarının Nisan 1996’da yerel makamlara başvuruda bulunmasına rağmen, Hükümet tarafından sunulan belgelerin Mayıs 1998 tarihli olduğunu belirtmiştir.

2. Hükümet tarafından olayların sunulması
19. 15 Nisan 1996’da dilekçe alınmasının ardından, Edirne Cumhuriyet Savcısı bir soruşturma başlamıştır. Edirne Cumhuriyet Savcısı, Talat Türkoğlu’nun gözaltına alınıp alınmadığını öğrenmek için Edirne Emniyet Müdürlüğü ile iletişime geçmiştir. 2 Mayıs 1996’da durumun böyle olmadığı kendisine iletilmiştir. Edirne’de Talat Türkoğlu’nun aranması başarısızlıkla sonuçlandığı için, fotoğrafı Türkiye’deki bütün Emniyet Müdürlüklerine yollanmıştır.
20. 2 Mayıs 1996’da Bursa’da alıkonmuş olan on yedi kişinin Talat Türkoğlu’nun akıbetinin açıklanmasını istemelerini takiben, Bursa Cumhuriyet Savcısı, Edirne Cumhuriyet Savcısı ve Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğü tarafından yeni soruşturmalar başlatılmıştır.
21. 24 Mayıs 1996’da, bir başka isteğe cevaben, Edirne jandarma komutanı, gözaltı kayıtlarının doğrulandığını ve bölgelerinde kimlik kontrolüne başladıklarını Cumhuriyet Savcısı’na bildirmiştir. 10 Haziran 1996’da, jandarma yetkilileri Cumhuriyet Savcısı’na çabalarının başarısız kaldığını ifade etmiştir.
22. 9 Ağustos 1996’da Edirne Cumhuriyet Savcısı, İstanbul Cumhuriyet Savcısı’nı soruşturma ve Talat Türkoğlu’nun İstanbul’da gözaltına alınıp alınmadığıyla ilgili istenen bilgi hakkında bilgilendirmiştir. 14 Ekim 1996’da İstanbul Emniyet Müdürlüğü, Edirne Cumhuriyet Savcısı’nı Talat Türkoğlu’nun İstanbul’daki emniyet yetkilileri tarafından gözaltına alınmadığını konusunda bilgilendirmiştir. (dahası…)

Kategoriler: AIHM · Arastirma · Internet · alintilar · anasayfa · avrupa insan haklari mahkemesi · avrupa insan haklari sozlesmesi · ekonomi · guncel · gundem · haber · haberler · hukuk · insan haklari · istanbul · onerilerim · turkiye

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Kararı, ÇİÇEK VE ÖZTEMEL VE DİĞER 6 DAVA/Türkiye

Temmuz 26, 2009 · 4 Yorumlar

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Kararı
ÇİÇEK VE ÖZTEMEL VE DİĞER 6 DAVA/Türkiye*

(74069/01, 74703/01, 76380/01, 16809/02, 25710/02, 25714/02 ve 30383/02 no’lu başvurular)
Strazburg
3 Mayıs 2007
USUL

Dava, İnsan Hakları ve Temel Özgürlükler Sözleşmesi’nin (“Sözleşme”) 34. maddesi uyarınca, Türkiye Cumhuriyeti aleyhine, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne yapılan yedi başvurudan (no. 74703/01, 74069/01, 76380/01, 16809/02, 25710/02, 25714/02 ve 30383/02) kaynaklanmaktadır. 74703/01 no’lu başvuru Abbas Baran, Bayram Ceylan, Mehmet Cihat Aydın, Ali Ağın, Mustafa Yağmur, Hasan Buğa, Fuat Albayrak, Ahmet Hüseyinoğlu, Enver Askan ve Hamdusela Ekinci adlı on kişi tarafından yapılmıştır. 74069/01 no’lu başvuru İnayet Çiçek ve Necat Öztemel tarafından, geri kalan başvurular ise Nusret Atlı (no. 76380/01), Musa Narin (no. 16809/02), Şaban Canpolat (no. 25710/02), Mehmet Fikri (no. 25714/02) ve Salih Kömekçi (no. 30383/02) tarafından yapılmıştır.

OLAYLAR

DAVA OLAYLARI

Başvuranların tümü Diyarbakır’da yaşamakta olan Türk vatandaşlarıdır.

Mayıs 1999’da başvuranlar çalışmakta oldukları Diyarbakır Sur Belediyesi tarafından işten çıkarılmışlardır.

Başvuranların tümü Diyarbakır İş Mahkemesi’nde bir dava açarak ödenmemiş maaşlarını, işten çıkarma ve kıdem tazminatlarını ve diğer maddi haklarını talep etmiştir. Mahkeme 11 Kasım 1999 tarihinde lehte karar vererek belediyenin masraflar ve Haziran 1999’dan beri işleyen yasal faiz dahil aşağıdaki miktarları ödemesine karar vermiştir:
i. Abbas Baran’a 915,737,870 TL;
ii. Bayram Ceylan’a 880,824,998 TL;
iii. M. Cihat Aydın’a 1,062,932,278 TL;
iv. M. Ali Ağın’a 911,348,350 TL;
v. Mustafa Yağmur’a 1,111,150,000 TL;
vi. Hasan Buğa’ya 935,170,454 TL;
vii. Fuat Albayrak’a 833,474,812 TL;
viii. Ahmet Hüseyinoğlu’na 1,078,451,254 TL;
ix. Enver Askan’a 1,021,383,958 TL;
x. Hamdusela Ekinci’ye 905,829,494 TL;
xi. İnayet Çiçek’e 1,000,000,000 TL;
xii. Necat Öztemel’e 999,717,000 TL;

* Dışişleri Bakanlığı Çok Taraflı Siyasî İşler Genel Müdürlüğü tarafından Türkçe’ye çevrilmiş olup, gayrıresmî tercümedir.
xiii. Nusret Atlı’ya 781,245,000 TL;
xiv. Musa Narin’e 1,111,150,000 TL;
xv. Şaban Canpolat’a 863,345,000 TL;
xvi. Mehmet Fikri Yıldırım’a 27,113 TL; ve
xvii. Salih Kömekçi’ye 956,675,582 TL.
İtiraz olmadığı için karar 19 Kasım 1999 tarihinde kesinleşmiştir. Müteakip aylarda başvuranlar belirtilen miktarları alabilmek için icra takibi başlatmışlardır. Çabaları sonuç getirmeyince mahkeme kararının uygulanması için devreye girmesini Diyarbakır Valiliği’nden talep etmişlerdir. Valilik, zararlarının tazmin edilmesi için belediyeden talepte bulunduklarını başvuranlara bildirmiştir. Ancak mali yetersizlikleri nedeniyle belediye ödeme yapmamıştır.

Somut başvuruların yapıldığı tarihte mahkemenin tespit ettiği miktarlar ödenmemişti. Ancak bu arada belirtilen tarihlerde aşağıdaki başvuranlar ile belediye arasında dostane çözüme varılmıştır:
i. Abbas Baran – 17 Ocak 2005;
ii. Mustafa Yağmur – 25 Aralık 2003;
iii. Hasan Buğa – 28 Aralık 2001;
iv. Hamdusela Ekinci – 21 Kasım 2005;
v. İnayet Çiçek – 11 Aralık 2003;
vi. Necat Öztemel – 23 Aralık 2003;
vii. Nusret Atlı – 21 Kasım  2005;
viii. Musa Narin – 20 Mayıs 2003; ve
ix. Mehmet Fikri Yıldırım – 14 Şubat 2002.

Diğer başvuranlarla anlaşmaya varılmamıştır. Ne var ki belediye yerel icra dairesinin ilgili hesabına kısmi miktarlar yatırmış, daha sonra bunların bazı başvuranlara ödenmesi sağlanmıştır.

9 Kasım 2004 tarihinde yetkililer ile başvuranların temsilcisi Sedat Çınar arasında iş mahkemesinin kararıyla tespit edilen ödenmemiş yasal miktarlara ilişkin olarak bir anlaşmaya varılmış, Çınar iş davalarında başvuranları temsili bağlamında tüm hak ve taleplerinden vazgeçmiştir.

28 Mart 2005 tarihinde Salih Kömekçi, Ahmet Hüseyinoğlu ve M. Cihat Aydın kıdem tazminatlarının ödenmesi için belediyeden yeni taleplerde bulunmuşlardır.

HUKUK

Hem olaylar hem de hukuk açısından benzer olmaları itibariyle Mahkeme başvuruların birleştirilmesini uygun bulmaktadır.

I. BAŞVURANLARIN MAĞDURİYET DURUMU

Hükümet, başvuruların yapılmasından sonra belediyenin başvuranları ödenmemiş miktarları almaya davet etmiş olduğunu ifade etmiştir. Sonuç olarak başvuranlardan dokuzu belediyeyle dostane çözüm sağlamıştır. Teklifi reddetmelerine rağmen diğer başvuranların alacakları da yerel icra dairesindeki hesapta tutulmuştur. Bu nedenle Hükümet başvuruların kayıttan düşürülmesini Mahkeme’den talep etmiştir.

Başvuranlar ihtilaf konusu protokollerin mali yetersizlikleri nedeniyle yapılmış olduğunu ve yatırılan miktarların sadece kısmi ödemeleri teşkil ettiğini savunmuştur.

Mahkeme, belediyenin Abbas Baran, Mustafa Yağmur, Hasan Buğa, Hamdusela Ekinci, İnayet Çiçek, Necat Öztemel, Nusret Atlı, Musa Narin ve Mehmet Fikri Yıldırım ile anlaşma imzalamış olduğunu gözlemler. (dahası…)

Kategoriler: AIHM · alintilar · avrupa insan haklari mahkemesi · avrupa insan haklari sozlesmesi · genel · guncel · haberler · hayat · hukuk · insan haklari

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Kararı, AKAGÜN/Türkiye Davası

Temmuz 23, 2009 · 1 Yorum

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Kararı
AKAGÜN/Türkiye Davası*

Başvuru No: 71901/01
Strazburg
5 Aralık 2006

OLAYLAR

I. DAVA KOŞULLARI

1941 doğumlu olan başvuran Şanlıurfa’da ikamet etmektedir.

Karaköprü’de ( Şanlıurfa ) yer alan bir arazinin ( 969 parsel sayılı ) sahibidir.

A. İlk yargılama

Şanlıurfa Valiliği 12 Kasım 1975 tarihinde aldığı bir kararla başvurana ait araziyi Savunma Bakanlığı adına kamulaştırmıştır.

29 Eylül 1975 tarihinde değerlendirme komisyonu arazinin değerini 6 503,75 TL olarak belirlemiştir.

1 Nisan 1977 tarihinde sözkonusu meblağ başvuran adına Merkez Bankası Diyarbakır Şubesi’nde açılan bir hesaba yatırılmıştır.

Kamulaştırma ilanı 25 Nisan 1977 tarihinde Şanlıurfa’da yayınlanmakta olan yerel bir gazetede   yayınlanmıştır.

Milli Savunma Bakanlığı kamulaştırılan taşınmazın Hazine adına tapu sicil kaydına geçirilmesi amacıyla bir dava açmıştır.

Başvurana ulaşılamaması nedeniyle 17 Haziran 1988 tarihinde Milli Savunma Bakanlığı tarafından başvuran aleyhinde açılan dava basın yoluyla tebliğ edilmiştir.

Şanlıurfa Asliye Hukuk Mahkemesi 20 Aralık 1988 tarihinde başvuranın gıyabında aldığı kararla kamulaştırma sürecini gözönünde bulundurarak başvurana ait tapu sicil kaydını iptal etmiştir. Mahkeme sözkonusu taşınmazın tapu siciline Hazine adına kaydedilmesini emretmiştir. Başvuran kendisine herhangi bir tebligat yapılmaması sebebiyle bu işleme iştirak edememiştir.

Mahkemece alınan karar 22 Şubat 1989 tarihinde başvurana tebliğ edilmek üzere basın yoluyla yayınlanmıştır. Sözkonusu mahkeme kararı 24 Nisan 1989 tarihinde şekli kesin hüküm niteliği kazanmıştır.

* Dışişleri Bakanlığı Çok Taraflı Siyasî İşler Genel Müdürlüğü tarafından Türkçe’ye çevrilmiş olup, gayrıresmî tercümedir.

24 Mayıs 1989 tarihinde dava konusu taşınmaz tapu siciline Hazine adına kaydedilmiştir.

B. İkinci yargılama

Başvuran 22 Temmuz 1998 tarihinde de facto kamulaştırma sebebiyle Milli Savunma Bakanlığı’na karşı Şanlıurfa Asliye Hukuk Mahkemesi’nde bir tazminat davası açmıştır

Mahkemeye sunulan bilirkişi raporunda  dava konusu taşınmazın değeri 14 099 140 011 TL [yaklaşık 58 010 Euro] olarak hesaplanmıştır.

8 Haziran 2000 tarihli kararla başvuranın talebi geri çevirilmiştir. 20 Aralık 1988 tarihli kararı esas alan Mahkeme, taşınmazın 1977 yılından beri değil 1974 yılından bu yana ordunun kullanımında olduğu sonucuna varmıştır. Mahkeme başvuran tarafından açılan davanın 2942 sayılı kanunun 38. maddesinde belirtilen zamanaşımı ilkesine aykırı olduğu sonucuna varmıştır.

19 Ekim 2000 tarihinde aldığı bir kararla Yargıtay de facto kamulaştırmanın 1974 yılında gerçekleşmiş olması nedeniyle 2942 sayılı kanunun 38. maddesi uyarınca kamulaştırma tazminatı davasının geçersiz hale geldiği gerekçesiyle verilen hükmü onamıştır.

1 Aralık 2000 tarihinde aldığı bir kararla Yargıtay karar düzeltme talebini geri çevirmiştir.

HUKUK AÇISINDAN

I. 1 NO’LU EK PROTOKOL’ÜN 1. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA

A. Kabuledilebilirliğe dair

1. Altı ay kuralına riayet

Hükümet, Şanlıurfa Asliye Hukuk Mahkemesi tarafından verilen başvuranın tapu senedinin iptaline ilişkin kararı ve sözkonusu arazinin tapu siciline Hazine adına kaydedilmesi emrinin AİHS’nin 35 § 1. maddesi bakımından nihai karar teşkil ettiğini savunmaktadır. Bu hüküm 24 Nisan 1989 tarihi itibariyle şekli kesin hüküm niteliği kazanmıştır. Ancak başvuran başvurusunu 19 Şubat 2001 tarihinde yapmıştır. Hükümet’e göre başvuran tarafından 22 Temmuz 1998 tarihinde açılan tazminat davası uygun bir başvuru yolu değildir.

(dahası…)

Kategoriler: AIHM · Arastirma · Cek Magdurlari · Internet · alintilar · anasayfa · avrupa insan haklari mahkemesi · avrupa insan haklari sozlesmesi · cek · ekonomi · genel · guncel · gundem · gunluk · hayat · istanbul · turkiye

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Ö. A., 43840/02 sayılı başvurunun değerlendirilmesi

Temmuz 23, 2009 · 9 Yorumlar

Av. Serkan Cengiz
Semih Kuru

DÖRDÜNCÜ DAİRE
Ö. A.’in
Türkiye’ye karşı yaptığı
43840/02 sayılı başvurunun
KABULEDİLEBİLİRLİĞİ HAKKINDA KARAR
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (Dördüncü Daire),

Nicolas Bratza, Başkan,
Giovanni Bonello,
David Thór Björgvinsson,
Ján Šikuta,
Päivi Hirvelä,
Ledi Bianku,
Işıl Karakaş, yargıçlar,
ve Fatoş Aracı, Daire Yazı İşleri Müdür Vekili ,
3 Haziran 2008 tarihinde toplanarak 7 Kasım 2002’de yapılan yukarıdaki başvuruyu incelemiştir.
Mahkeme kararda; Sözleşme’nin 29 § 3. maddesini göz önünde tutarak davanın kabuledilebilirliğini ve esasını birlikte incelemiştir.
Davalı devlet tarafından ileri sürülen görüşleri ve başvurucu tarafından cevaben sunulan görüşleri incelemiş ve yapmış olduğu muhakeme sonrasında aşağıdaki gibi karar vermiştir:
OLAYLAR
Başvurucu Ö. A., 1954 yılında doğan ve Ankara’da yaşayan bir Türk vatandaşıdır. Mahkeme önünde İzmir’de avukatlık yapan Serkan Cengiz tarafından temsil edilmiştir. Türk Hükümeti (“Hükümet”) ise kendi ajanları tarafından temsil edilmiştir.
A. Davanın koşulları
Taraflarca sunulan dava konusu olaylar aşağıdaki gibi özetlenebilir:

Başvurucu mevcut başvurunun yapılmasına neden olan olayların gerçekleştiği sırada Mersin yakınlarında bulunan Erdemli ilçesinde noterdir.

12 Mayıs 1999’da Erdemli Vergi Dairesi, başvurucunun 16 Aralık 1998–31 Aralık 1998 tarihleri arasında noterlik işlemlerinden elde edilen 2.000.000.000 TL’lik  damga vergisini ödemediği gerekçesiyle Erdemli Cumhuriyet Başsavcısı’na başvurur.

13 Mayıs 1999’da Erdemli Cumhuriyet Savcısı (“Savcı”) başvurucunun ifadesini alır. Başvurucu, diğerlerinin yanı sıra, ekonomik sıkıntılar nedeniyle 2.000.000.000 TL’lik damga vergisini ödeyemeyeceğini iddia eder.

Savcı tarafından 14 Mayıs 1999 tarihinde tanzim edilmiş soruşturma raporuna göre; başvurucu defterlerinde 2.225.129.000 TL ödemiş olduğunu kaydetmiş olmasına rağmen vergi dairesine sadece 225.129.000 TL bildirmiş, 2.000.000.000 TL’yi beyan etmemiştir.

22 Haziran 1999 tarihinde Tarsus Cumhuriyet Savcısı, başvurucunun görevini kötüye kullandığı gerekçesiyle Ceza Yasası’nın 240. maddesine istinaden Tarsus Ağır Ceza Mahkemesi’ne bir iddianame gönderir. Savcı ek olarak dosyanın Mersin Ağır Ceza Mahkemesi tarafından ele alınmasını talep eder.

Başvurucu 30 Temmuz 1999 tarihinde ilgili tutarı Erdemli Vergi Dairesi’ne öder.

Tarsus Ağır Ceza Mahkemesi dosyayı 9 Eylül 1999 tarihinde, savcının talebine uygun olarak,  Mersin Ağır Ceza Mahkemesi’ne gönderir.

Tarsus Cumhuriyet Savcısı, 26 Ekim 1999 tarihinde Tarsus Ağır Ceza Mahkemesi’ne başvurucunun ilgili vergi dairesine Aralık 1998-Şubat 1999 arasında eksik KDV ödeyerek zimmetine para geçirdiği iddiasıyla Ceza Yasası’nın 202. maddesine istinaden ek bir iddianame gönderir. Savcı ek olarak davanın Mersin Ağır Ceza Mahkemesi tarafından görülmesini talep eder.

Tarsus Ağır Ceza Mahkemesi dosyayı 23 Kasım 1999 tarihinde savcının talebine uygun olarak Mersin Ağır Ceza Mahkemesi’ne gönderir.

Başvurucu hakkında görevi kötüye kullanmaya ilişkin olarak açılan dava 5 Ekim 1999 tarihinde Mersin Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülmeye başlanır.

27 Aralık 1999 tarihinde Mersin Ağır Ceza Mahkemesi başvurucu hakkında açılan iki davanın birleştirilmesine karar verir.

Mersin Ağır Ceza Mahkemesi 8 Mart 2000 tarihinde başvurucu ve avukatını dinler. Mahkeme başvurucuya hakkındaki suçlamaları okur ve başvurucuyu Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun 135. maddesi uyarınca hakları hususunda bilgilendirir. Başvurucu yasal haklarını bildiğini beyan eder. Başvurucu, diğerlerinin yanı sıra, bir takım masraflar yapmak zorunda kalmış olması nedeniyle damga vergisini zamanında ödeyecek parası olmadığını ve ekonomik durumu düzelir düzelmez söz konusu tutarı ödemiş olduğunu beyan eder. Başvurucunun avukatı da, diğerlerinin yanı sıra, müvekkilinin ekonomik problemlerinden dolayı vergilerini eksik ödediğini, buna karşın suç işleme kastının bulunmadığını iddia eder.

19 Haziran 2000 tarihinde başvurucu ile birlikte çalışan bir kişinin tanık olarak ifadesi alınır. Aynı tarihte mahkeme birleştirilmiş dava dosyalarındaki suçlamaların farklı isnadlara ilişkin olduğunu ve başvurucunun bu suçlamalara dair savunmalarını sunmadığını belirtir. Mahkeme başvurucuya hakkındaki suçlamaları okur ve Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun 135. maddesi uyarınca başvurucuya hakları hususunda bilgi verir. Başvurucu yasal haklarını bildiğini beyan eder. Başvurucu, diğerlerinin yanı sıra,  ekonomik kriz ve bürosu için yaptığı masraflardan ötürü katma değer vergisini zamanında ödeyemediğini ve buna karşın zimmetine para geçirdiği suçlamasını kabul etmediğini beyan eder.

(dahası…)

Kategoriler: AIHM · Arastirma · Internet · anasayfa · avrupa insan haklari mahkemesi · avrupa insan haklari sozlesmesi · haberler · hayat · hukuk · insan haklari · istanbul · onerilerim · turkiye

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Kararı, YAĞCI VE SARGIN/Türkiye Davası, (6/1994/453/533-534)

Temmuz 23, 2009 · 2 Yorumlar

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Kararı
YAĞCI VE SARGIN/Türkiye Davası

(6/1994/453/533-534)
Strazburg
8 Haziran 1995

USULİ İŞLEMLER

1. Dava, Sözleşme’nin 32. Maddesi’nin 1. fıkrası ve 47. Maddesinde öngörülen üç aylık süre içinde, 11 Mart 1994 tarihinde  Avrupa İnsan Hakları Komisyonu (“Komisyon”) tarafından Mahkememize sunulmuştur.  İki Türk vatandaşı olan  Sn. Nabi Yağcı ve Sn. Nihat Sargın tarafından 6 Şubat 1990 tarihinde Madde 25 kapsamında Türkiye Cumhuriyeti aleyhine Komisyon’a sunulmuş olan iki başvuruya (No. 16419790 ve 16426/90) dayanmaktadır.

Komisyon’un talebi 44. ve 48. Maddeler ile Türkiye’nin Mahkemenin zorunlu salahiyetini tanıdığı bildirgeye (Madde 46) ilişkindir. Talebin amacı davaya ilişkin gerçeklerin, davalı Devlet tarafından  Sözleşme’nin 5. Maddesinin 3. fıkrası ve  6. maddesinin 1. fıkrası kapsamındaki yükümlülüklerin ihlal edilip edilmediğine ilişkin bir kararın verilmesidir.

2. Mahkeme A İçtüzüğünün 33. Maddesi, (d) fıkrası uyarınca yapılmış olan soruşturmaya cevaben başvuranlar adli takibata katılmak istediklerini belirtmişler ve kendilerini temsil edecek avukatları vekil tayin etmişlerdir.

3. Oluşturulan Heyet res’en seçilmiş bulunan Türk uyruklu Sn. F. Gölcüklü (Sözleşme’nin 43. Maddesi) ile Mahkeme Başkanı Sn. R. Ryssdal’ı (İçtüzük 21, 3. Fıkrası) katılımını da içermiştir. 24 Mart 1994 tarihinde Katibin huzurunda ismen Sn. R. Bernhardt, Sn. Thor Vilhjalmsson, Sn. L.-E. Pettiti, Sn. R. MacDonald, Sn. J. De Meyer, Sn. I. Foighel ve Sn. B. Repik olmak üzere diğer yedi üyenin adını kura ile belirlemiştir (Sözleşmenin 43. Maddesi ve İçtüzük 21, Fıkra 4 uyarınca).

4. Heyetin Başkanı sıfatıyla (İçtüzük 21, 5. Fıkrası) ve Sekreter aracılığıyla hareket eden Sn. Ryssdal Türk Hükümeti (“Hükümet”) temsilcisi, başvuranların avukatları ve Komisyon Delegesi ile yargılama sürecinin organizasyonu konusunda temasa geçmiştir (İçtüzük 37, 1. Fıkrası ve İçtüzük 38). Bunun sonucunda gönderilen talebe ilişkin olarak Sekreter başvuranlar ile Hükümetin görüşlerini sırasıyla 19 ve 28 Temmuz 1994 tarihlerinde almıştır. Komisyon Delegesi herhangi bir yazılı mütalaa sunmamıştır.

5. 8 Kasım 1994 tarihinde Komisyon, Başkan’ın talimatı üzerine Başkan tarafından istenmiş olan takibata ilişkin dosyayı sunmuştur.

6. Başvuranlar ve avukatlarına Türkçe dilini kullanma yetkisi veren (İçtüzük 27, 3. fıkra) Başkanın kararına uygun olarak  duruşma 25 Ekim 1994 tarihinde Strazburg İnsan Hakları Mahkemesinde gerçekleştirilmiştir. Mahkeme duruşma öncesinde bir hazırlık toplantısı yapmıştır.

Mahkeme huzurunda hazır bulunanlar:

(a) Hükümet adına
Sn. A. M. Özman
Bayan D. Akçay
Yetkili Ajan,
Danışman;
(b) Komisyon adına
Bayan J. Liddy
Delege;
(c)  Başvuru sahipleri adına
Sn. E. Sansal
Sn. G. Dinç,  Avukatlar.

Mahkeme anılanların beyanlarını dinlemiştir.

DAVA ESASLARI

I. Dava Konusu Olaylar

7. Bir gazeteci olan Bay Yağcı ile bir doktor olan Bay Sargın sırasıyla Türkiye İşçi Partisi ve Türkiye Komünist Partisi genel sekreterleri idiler. Ekim 1987 tarihinde Brüksel’deki bir basın toplantısında Türkiye Birleşik Komünist Partisini (TBKP) kurmak ve kanunlar dahilinde organizasyon ve siyasi faaliyetlerini geliştirmek için Türkiye’ye dönme niyetlerini açıklamışlardır.

8. 18 Kasım 1987 tarihinde Ankara’ya geldiklerinde uçaktan inerken yakalanarak polis tarafından gözaltına alınmışlardır. 4 Aralık tarihinde Cumhuriyet Savcılığı mahkemeye çıkarılmak üzere tutuklanmaları için Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesine başvurmuştur. 5 Aralıkta Mahkeme hakimi kuvvetli suç unsuru delili gerekçesiyle ve sanıkların dinlenmesi neticesinde bu yönde bir karar vermiştir. Savcı, amacı, belli bir sosyal zümre hakimiyetinin kurulması ve bu yönde propaganda yapılması ve anayasa tarafından güvence altına alınmış hakların yok edilmesi; halk arasında düşmanlık ve nefretin teşvik edilmesi ve Türkiye Cumhuriyeti, Cumhurbaşkanı ve Hükümeti’nin  itibarının zedelenmesine yönelik hareketler (Türk Ceza Kanunu’nun 140, 141/1, 142/1-6, 142/3-6, 158, 159, 311 ve 312. maddeleri) olan bir örgütün liderliğini yapanları suçlamıştır.  Bu suçlar ayrıca Hükümet’in otoritesine karşı bir saldırı olarak da nitelendirilmiş ve ciddi suçlar olarak sınıflandırılmıştır.

9. 10 Aralık 1987 tarihinde başvuranların avukatları karara karşı çıkmış ancak, bu karar 16 Aralık tarihinde Devlet Güvenlik Mahkemesi tarafından oybirliği ile onanmıştır.

10. 11 Mart 1988 tarihinde savcılık Sn. Yağcı ve Sn. Sargın’ın yanı sıra 14  kişi hakkında takibat başlatmıştır.

11. Yargılamaya 8 Haziran 1988 tarihinde başlanmış ve 48 duruşma yapılmıştır. Dava dosyası 40 dosyadan oluşmuştur. Davalılar duruşma öncesinde veya seyrinde atanmış olan 400 avukat tarafından temsil edilmiştir.

12.  İlk iki duruşma, 299 sayfadan oluşan iddianamenin okunması ile tamamlanmıştır. Müteakibinde, 6 duruşma (4 Temmuz – 24 Ağustos) Mahkeme tarafından başvuranların sorgulanması ve dinlenmesine ayrılmıştır. Bu süreç, dosya içeriği ile dava konusu suçların özü ile birlikte davalıların tutuklu kalması için Mahkeme tarafından yeterli sebep olarak addedilmiştir. (dahası…)

Kategoriler: AIHM · Internet · alintilar · anasayfa · avrupa insan haklari mahkemesi · avrupa insan haklari sozlesmesi · ekonomi · gundem · gunluk · haber · haberler · hukuk · insan haklari · istanbul · mahkeme karar · turkiye

İnsan Hakları Gündemi Derneği’nin AİHM’nin “Bergama’daki Siyanürlü Altın Madeni” ile ilgili verdiği karara ilişkin

Temmuz 22, 2009 · 4 Yorumlar

 

İnsan Hakları Gündemi Derneği’nin
AİHM’nin “Bergama’daki  Siyanürlü Altın Madeni” ile ilgili verdiği karara ilişkin
Basına ve Kamuoyuna Yönelik Açıklamasıdır.
YETTİ GARİ!

 

 

Madde.6- Adil Yargılanma Hakkı
1. Herkes, gerek medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili anlaşmazlıkların çözümlenmesi, gerek kendisine yöneltilen herhangi bir suçlamanın karara bağlanması konusunda, kanunla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından davasının makul bir süre içinde adil ve açık olarak görülmesini istemek hakkına sahiptir. Hüküm açık celsede verilir, ancak, demokratik bir toplumda genel ahlak, kamu düzeni ve milli güvenlik yararı veya küçüklerin korunması veya davaya taraf olanların özel hayatlarının gizli tutulması gerektirdiğinde veya davanın açık celsede görülmesinin adaletin selametine zarar verebileceği bazı özel durumlarda, mahkemenin zorunlu göreceği ölçüde, duruşmalar dava süresince tamamen veya kısmen basına ve dinleyicilere kapalı olarak sürdürülebilir.

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi

(insan haklarının ve temel özgürlüklerininin korunmasına ilişkin Avrupa Sözleşmesi)

YETTİ GARİ!

Madde:8- Özel ve Aile Yaşamına Saygı Hakkı
Herkes özel ve aile hayatına, konutuna ve haberleşmesine saygı gösterilmesi hakkına sahiptir.
Bu hakkın kullanılmasına bir kamu otoritesi tarafından müdahale, demokratik bir toplumda ancak ulusal güvenlik, kamu güvenliği, ülkenin ekonomik refahı, dirlik ve düzenin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi sağlığın veya ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için gerekli olan ölçüde ve kanunla öngörülmüş olmak şartıyla söz konusu olabilir.
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi

(insan haklarının ve temel özgürlüklerininin korunmasına ilişkin Avrupa Sözleşmesi)

Çok kültür,

Çok basın,

Çok bilimsel çalışmalar,

Çok yurtsever bilim adamları ve kadınları,

Çok eymeler,

Çok film, çok konser (dahası…)

Kategoriler: AIHM · Arastirma · Av Rahmi Ofluoglu · Cek Magdurlari · avrupa insan haklari mahkemesi · avrupa insan haklari sozlesmesi

AVRUPA İNSAN HAKLARI SÖZLEŞMESİ VE MÜLKİYET HAKKI

Temmuz 20, 2009 · 3 Yorumlar

Av. Güney Dinç, bu çalışma nedeniyle herhangi bir ekonomik destek almadığı gibi, kendisini  telif ücreti de ödenmemiştir.
AVRUPA İNSAN HAKLARI SÖZLEŞMESİ VE  MÜLKİYET HAKKI*

Güney Dinç

I     -  GİRİŞ VE HUKUKSAL SÜREÇ
II    -  MÜLKİYET HAKKININ TANIMI VE İÇERİĞİ
1) Mülkiyet Hakkının Kazanılması,
2) Mülkiyet Hakkının Barışçıl Kullanımının Sınırlandırılması,
3) Mülkiyet Hakkının Sonlandırılması,
4) Mülkiyet Hakkının İçeriği.
III  -  MÜLKİYET HAKKININ SÖZLEŞME’NİN DİĞER MADDELERİ İLE
İLİŞKİSİ

1)  1 Numaralı Protokol’ün 1. Maddesinin Sözleşme’nin 8 ve 14.
Maddeleriyle Birlikte Uygulanması

2)  Mülkiyet Hakkının Adil Yargılanma Hakkı İle Birlikte
Değerlendirilmesi

IV – MÜLKİYET HAKKININ AİHM KARARLARI İLE KORUNMASI

1) Korumanın Yöntemi

2) Korumanın Boyutları

3) Uygulamadan Örnekler

a) Mülkiyet Hakkının Yasama Organınca Denetimi

b) Yargı Organlarınca Alınan Önlemler

c) Yürütme Organının Uygulamaları

ca) İmar Planları İle Getirilen Kullanım Sınırlamaları

cb) Kamulaştırmasız Elkoyma

cc) Kamusal Ruhsatlar ve Tarifeler
V  – ÜLKE SINIRLARINDAKİ DEĞİŞİMLER VE MÜLKİYET HAKKI

VI – AİHM KARARLARININ TÜRK HUKUKU ÜZERİNDEKİ ETKİLERİ
AVRUPA İNSAN HAKLARI SÖZLEŞMESİ
VE
MÜLKİYET  HAKKI
I – GİRİŞ : HUKUKSAL SÜREÇ

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nde mülkiyet hakkını düzenleyen bir kural bulunmuyordu. Aslında mülkiyetin korunması, Kapitalist Avrupa için son derece önemli ve belirleyici bir gereksinimdi. Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği çevresinde örgütlenen komünist ve sosyalist yönetimlere karşı mülkiyetin korunmasını temel haklar arasında değerlendirmeyen bir yapılanmanın kapitalizm açısından yetersiz kalacağı açıktı.

Savaş yorgunu Avrupa’nın mülkiyet konusundaki tutumunu belirlemesini geciktiren geçerli nedenleri bulunuyordu. Öncelikle savaşın yakıp yıktığı kentlerin onarımı, bir çoğunun yeniden yapılması gerekiyordu. Kimi ülkelerin sınırları değişmiş, topraklarının bir bölümü başka ülkelerin egemenlik alanında kalmıştı. Nazi soykırımından kaçarak yaşamlarını kurtarabilenler, malvarlıklarını bırakarak başka ülkelere göçmüşlerdi. Devletler, böylesine karmaşık bir ortamda devinim olanaklarını kısıtlayıp ekonomik yükümlülüklerini arttıracak düzenlemeleri sakıncalı görmüş olabilirlerdi. Bu arada siyasal, ekonomik seçenekler konusundaki belirsizlikler de sürüyordu.

Yukarıda kısaca özetlediğimiz koşullarda mülkiyet hakkını da Sözleşme kapsamına almak amacıyla 20 Mart 1952 ‘de Paris’te imzalanan “İnsan Haklarını ve Ana Hürriyetleri Korumaya İlişkin Ek Protokol” , yeterli onaylar sağlandıktan sonra , 18 Mayıs 1954 ‘te yürürlüğe girdi.

Türkiye 19 Mart 1954  günlü ve 8662 sayılı  Resmi Gazete’de yayınlanan 6336 sayılı yasa ile AİHS’ni , Ek (1 numaralı ) Protokol ile birlikte onaylayarak ulusal hukukumuza kattı.

(dahası…)

Kategoriler: AIHM · Arastirma · Av Rahmi Ofluoglu · Cek Magdurlari · alintilar · avrupa insan haklari sozlesmesi · cek

Ümraniye cezaevinde “açlık grevi” eylemi hakkında önemli duyuru !!!

Temmuz 15, 2009 · 36 Yorumlar

 

Dün akşam bir arkadaşımız “Ümraniye cezaevinde, dilekçe ve itiraz haklarının onur kırıcı  şekilde rededilmesini protesto eden, karşılıksız çek  mahkumlarının açlık grevi eylemi başlattığını” bildirdi.  Avukat Gönül MATUR’a kimliğini açıklayarak bilgi vermesini veya bugünkü İHD ziyaretinde bizzat açıklamasını istedim.

Arkadaşlarım,

Bizler darbe yıllarında, sıkıyönetim mahkemelerine karşı son çare olarak bu eylemleri tanıdık ve hoşgördük.  Özgürlüğü haksız bir yasa ile kısıtlanmış insanların “henüz tüm hukuk yolları bitmemiş iken”  yemek almayı redetmesinin kafesteki bülbülü aç bırakmaktan farkı yoktur.  Bu eylemi duyupta “yaşasın ses çıkacak bir eylem oluyor” diyerek sevinmek, en basit tanımıyla “fırsatcılık” dır.

Herkes önce kendi önünü temizlemelidir.  Mahkumların aç kalmasına razı olanlar , önce en sevdikleri iki kişiyi aç bırakarak bir odaya kilitlesinler ve iki damla gözyaşı döksünler.  Cezaevi ortamında, Açlık grevi dediğimiz şey öyle basit bir eylem değildir. (dahası…)

Kategoriler: Arastirma · Av Rahmi Ofluoglu · Burhan İşcan · Cek Magdurlari · Internet · admin · alintilar · anasayfa · avrupa insan haklari mahkemesi · avrupa insan haklari sozlesmesi · benim yazilarim · cek · ekonomi · favorilerim · genel · guncel · gundem · gunluk · haber · haberler · hayat · insan haklari · istanbul · karsiliksiz cek · onerilerim · turkiye · yazilarim

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Kararı , SÜMER/Türkiye, Başvuru No. 64725/01

Temmuz 14, 2009 · 4 Yorumlar

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Kararı
MEŞRURE SÜMER/Türkiye*
Başvuru No. 64725/01
Strazburg
8 Nisan 2008

ÜÇÜNCÜ DAİRE
USUL

Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan 64725/01 başvuru numaralı davanın nedeni T.C. vatandaşı Meşrure Sümer’in (“başvuran”) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne 21 Ocak 2000 tarihinde Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin (“Sözleşme”) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvurudur.

Başvuran, İstanbul Barosu avukatlarından H. Ceylan tarafından temsil edilmiştir.

OLAYLAR
I. DAVANIN KOŞULLARI

Başvuran 1920 doğumludur ve İstanbul’da ikamet etmektedir.

A. Ezine Kadastro Mahkemesi önündeki yargılama

26 Temmuz 1978 tarihinde, başvuran, üvey annesi S.C. ve üvey erkek kardeşi L.C. (bundan sonra her üçü de “taraflar” olarak anılacaktır) aleyhine Bakırköy Asliye Hukuk Mahkemesi’nde dava açmış ve Çanakkale’nin Ezine ilçesinde bulunan birkaç arsa üzerindeki tapu kayıtlarının iptali isteminde bulunmuştur. Başvuran, kendisine miras kalmaması amacıyla, babasının, arsaları üvey annesine ve üvey kardeşine hileli satış yoluyla sattığını iddia etmiştir. Mahkeme başvuran lehinde karar vermiştir. Bu karar, Bakırköy Asliye Hukuk Mahkemesi’nin kanun bakımından yetkisizliği kararıyla Yargıtay tarafından bozulmuştur. Dosya 18 Şubat 1981 tarihinde Ezine Asliye Hukuk Mahkemesi’ne geçmiştir. Ezine Asliye Hukuk Mahkemesi kendi hakkında madde bakımından yetkisizlik kararı vermiş ve dava dosyasını 22 Eylül 1983 tarihinde Ezine Kadastro Mahkemesi’ne göndermiştir.

Bu süre zarfında, 1980 yılında, Ezine ilçesinde kadastro tespiti yürütülmüş ve 220, 221 ve 223 numaralı parseller, mülkiyetini kimsenin kanıtlayamadığı gerekçesiyle Maliye Bakanlığı adına kaydedilmiştir. Başvuran, erkek kardeşi ve Orman Müdürlüğü, Kadastro Komisyonu’na itirazda bulunmuşlardır. Başvuran ve erkek kardeşi yukarıda belirtilen arsaların, 23 Ocak 1951, 4 Mayıs 1965 ve 7 Nisan 1972 tarihlerinde Tapu Sicili’nde babası adına kaydedilmiş olan  3, 4, 26, 5, 6, 25 ve 112 numaralı parsellere karşılık geldiğini ileri sürmüşlerdir. Komisyon madde bakımından yetkisizlik kararıyla 23 Ocak 1981 tarihinde dava dosyasını Ezine Kadastro Mahkemesi’ne göndermiştir.

* Dışişleri Bakanlığı Çok Taraflı Siyasî İşler Genel Müdürlüğü tarafından Türkçe’ye çevrilmiş olup, gayrıresmî tercümedir.
Bu süre zarfında, S.C. ve Orman Müdürlüğü, söz konusu arsaların mülkiyetine ilişkin olarak Ezine Kadastro Mahkemesi’nde ayrı ayrı davalar açmışlardır.

Muhtelif tarihlerde, yukarıda belirtilen davalar, Ezine Kadastro Mahkemesi önünde aynı dava dosyasında birleştirilmiştir.

Bu süre içinde, L.C. vefat etmiş ve yargılamaya yasal mirasçıları katılmıştır. Belirli olmayan bir tarihte, S.C., mahkemeye, tartışma konusu arsalardaki tüm payını torunu T.C.’ye sattığını bildirmiştir.

8 Ekim 1997 tarihinde, Mahkeme, 221 ve 223 numaralı parsellerin tamamı ile 220 numaralı parselin bir bölümünün orman olduğu ve dolayısıyla Orman Müdürlüğü’nün adına kaydedilmesi gerektiği kararını vermiştir. Ayrıca, kalan arsanın başvuranın babasının adına kaydedilmesi gerektiği yönünde karar vermiştir.

1 Haziran 1999 tarihinde, Yargıtay bir duruşma düzenlemiş ve Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 220 numaralı parselin bir bölümüne (yaklaşık 53.750 m²) ilişkin bölümünü onamıştır. Bu bağlamda, bilhassa, söz konusu alanın kırk ila yetmiş yaş arası kızıl çam ağaçları içerdiğini, devlet haritasında orman olarak gözüktüğünü ve söz konusu arsanın geçmişte mahkumiyetle sonuçlanan bir cezai kovuşturmanın konusunu oluşturduğunu kaydetmiştir. Dava dosyasında bulunan bilgilerin kalan arsaların mülkiyeti hakkında karar vermek için yeterli olmadığı gerekçesiyle kararın geri kalanı bozulmuştur.

23 Aralık 1999 tarihinde, dava ilk derece mahkemesine gönderilmiştir. (dahası…)

Kategoriler: AIHM · avrupa insan haklari mahkemesi · avrupa insan haklari sozlesmesi · hukuk · insan haklari · mahkeme karar

İnsan Hakları Derneği tanışma toplantısı yer bilgisi

Temmuz 14, 2009 · 3 Yorumlar

15.Temmuz, Çarşamba günü  İHD ile bir toplantımız olacaktır.  Şube başkanı ve yönetim kuruluna hukuki dayanaklarımızı ve taleplerimizi ileteceğiz.

Benim adıma sözcülüğü Av. Gönül MATUR yapacaktır.  Kendisine Güray ve Tülay hanım eşlik edecektir.

Av. Rahmi OFLUOĞLU işlerini ayarlayabilirse gelmeye çalışacak.

Burhan İŞCAN toplantıyı desteklediğini fakat katılamayacağını bildirdi. Bugün Metris toplantısında İHD ‘nin sağladığı destek için teşekkür etti.

Yaşadıkları mağduriyetleri paylaşmak isteyen dostlarımız bize destek vermek için gelebilirler.  Destek verecek herkese teşekkür ediyorum.

15.TEMMUZ. ÇARŞAMBA saat 15.00

İNSAN HAKLARI DERNEĞİ, İSTANBUL ŞUBESİ

ÇUKURLU ÇEŞME
SOKAK BAYMAN
APARTMANI
NO:10/1
TAKSİM, İSTANBUL

tel : 0212-244-44-23

Biz üzerimize düşeni yapıyoruz. Çek yasası ile insan hakları ihlalleri oluştuğuna inanıyoruz. Hakkımızı Avrupa İnsan HAkları Mahkemesi’nde arama kararı aldık.  Birliğimiz gücümüzdür.

Kategoriler: AIHM · Av Rahmi Ofluoglu · Burhan İşcan · admin · avrupa insan haklari mahkemesi · avrupa insan haklari sozlesmesi · cek · hukuk · insan haklari

Özgürlük ve Güvenlik Hakkı, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi Madde:5

Temmuz 14, 2009 · 9 Yorumlar

                     MADDE 5
ÖZGÜRLÜK VE GÜVENLİK HAKKI

(AİHS m. 5, Anayasa m. 19, AİHS’e Ek 4. Protokol m. 3, ABA m. II-6)
1. Herkesin kişi özgürlüğüne ve güvenliğine hakkı vardır. Aşağıda belirtilen haller ve yasada belirlenen yollar dışında hiç kimse özgürlüğünden yoksun bırakılamaz.
a) Kişinin yetkili mahkeme tarafından mahkûm edilmesi üzerine usulüne uygun olarak hapsedilmesi;
b) Bir mahkeme tarafından, yasaya uygun olarak, verilen bir karara riayetsizlikten dolayı veya yasanın koyduğu bir yükümlülüğün yerine getirilmesini sağlamak için usulüne uygun olarak yakalanması veya tutulması;
c) Bir suç işlediği hakkında geçerli şüphe bulunan veya suç işlemesine ya da suçu işledikten sonra kaçmasına engel olmak zorunluluğu inancını doğuran makul nedenlerin bulunması dolayısıyla, bir kimsenin yetkili merci önüne çıkarılmak üzere yakalanması ve tutulması;
d) Bir küçüğün gözetim altında eğitimi için usulüne uygun olarak verilmiş bir karar gereği tutulu durumda bulundurulması veya kendisinin yetkili merci önüne çıkarılması için usulüne uygun olarak tutulması;
e) Bulaşıcı hastalık yayabilecek bir kimsenin, bir akıl hastasının, bir alkoliğin, uyuşturucu madde bağımlısı bir kişinin veya bir serserinin usulüne uygun olarak tutulması;
f) Bir kişinin usulüne aykırı surette ülkeye girmekten alıkonmasını veya kendisi hakkında sınır dışı etme ya da geri verme işleminin yürütülmekte olması nedeniyle usulüne uygun olarak yakalanması veya tutulması;
2. Yakalanan her kişiye, yakalama nedenleri ve kendisine yöneltilen her türlü suçlama en kısa zamanda ve anladığı bir dille bildirilir.
3. Bu maddenin 1.c fıkrasında öngörülen koşullar uyarınca yakalanan veya tutulu durumda bulunan herkes hemen bir yargıç veya adli görev yapmaya yasayla yetkili kılınmış diğer bir görevli önüne çıkarılır; kendisinin makul bir süre içinde yargılanmaya veya adli kovuşturma sırasında serbest bırakılmaya hakkı vardır. Salıverilme, ilgilinin duruşmada hazır bulunmasını sağlayacak bir teminata bağlanabilir.
4. Yakalama veya tutuklu durumda bulunma nedeniyle özgürlüğünden yoksun kılınan herkes, özgürlük kısıtlamasının yasaya uygunluğu hakkında kısa bir süre içinde karar vermesi ve yasaya aykırı görülmesi halinde kendisini serbest bırakması için bir mahkemeye başvurma hakkına sahiptir.
5. Bu madde hükümlerine aykırı olarak yapılmış bir yakalama veya tutulu kalma işleminin mağduru olan herkesin tazminat istemeye hakkı vardır.

Bu madde de 2 grup hüküm vardır.
Birisi “Kişi özgürlüğü ve güvenliğinin korunması”, diğeri “kişi özgürlüğü ve güvenliğini korumak için alınan önlemler” yani öngörülen “güvenceler” dir.
Özgürlük kavramı sınır tanımama eğilimindedir. Oysa bireylerin ve toplumların güven arayışları, özgürlüklerinin kısıtlanmasını zorunlu kılıyor. Hangi gerekçelerle olursa olsun, süngülerle, dikenli tellerle ya da çok renkli çiçeklerle de olsa oluşturulan engeller, özgürlüklerin bittiği sınırları gösterir. İşin içine kısıtlama girince, toplumsal yaşamın sürdürülebilmesi için, bu çelişkiler yumağını çözecek olan geleneksel anahtar, adalet beklentisinde odaklanıyor.
Kişi özgürlüğünün korunması diğer haklara göre başlıca iki nedenle diğer haklara göre öncelik taşıyor. Birinci neden yaşamsal etkinlikler, ancak özgürlük içinde uygulamaya konulabiliyor. Sözleşme’nin koruduğu haklara ulaşabilmesi için de kişinin özgür kalması gerekiyor. Örneğin anlatım ve örgütlenme özgürlüğü, özel yaşamın korunması, mülkiyet, eğitim, seçme ve seçilme hakları, iletişim ve dolaşım olanakları, özgürlük koşullarında gelişip çeşitlenebilmektedir.

(dahası…)

Kategoriler: AIHM · Arastirma · Av Rahmi Ofluoglu · Cek Magdurlari · alintilar · anasayfa · avrupa insan haklari mahkemesi · avrupa insan haklari sozlesmesi · cek · guncel · hukuk · insan haklari · istanbul · onerilerim · turkiye · yorum

Tanışma toplantısı için bize yardımcı olabilecek arkadaşlar arıyorum.

Temmuz 13, 2009 · 17 Yorumlar

 

Arkadaşlarım,

İnsan Hakları Derneği ile tanışma toplantımız olacaktır. Ben öngörüşmeleri yaptım. Toplantıya küçük bir grup olarak katılmayı öneriyorum.

15.temmuz.2009 Çarşamba günü İHD ‘nin Beyoğlu’ndaki ofisinde  yönetim kurulu toplantısı öncesi “çek mağdurlarını temsil edecek ve kendi hikayesini anlatacak“   dostların desteğini  istiyorum.

Sözcümüz Avukat Gönül MATUR ‘dur.

İHD ‘den aşağıdaki konularda istekde bulunuyoruz

  • Avukatlarımızın mağdurlar ile görüşebileceği salon sağlanması.
  • İHD ‘nin   otuzüç şehirde ofisleri vardır. Bu ofislerde  AIHM kampanyasına katılım duyurusu asılması
  • Cezaevlerindeki mağdurların Vekalet vermeleri zorlaştırılmakta ve AIHM hakları engellenmektedir. Cezaevlerindeki mağdurlara ulaşmakta yardım.
  • İHD ile çalışan avukatlardan, mağdurlara hukuki destek sağlanması
  • Basın toplantılarımız için salon sağlanması

AIHM başvurumuzun gerçek bir eylem olması için toplu katılım gerekmektedir.  İç hukuk yolları tükenmiştir.  Çıkması  beklenen içtihat yılsonuna gecikmektedir. Meclis cezaların ağırlaştığı yeni yasayı geçirmek istemektedir. Yıllarınızın harcanmasına yolaçan bu insanlık ayıbını bir af ile unutmanız istenecektir.
Sessiz kalmayınız. Tüm mağdurlar birleşiniz.  Hepiniz ticaret yaptınız, binlerce insana ekmek verdiniz. Bir vasiye, bir hamiye ihtiyacınız yoktur. Kendinizi ve  çocuklarınızın geleceğini kurtarabilecek tek kişi sizsiniz. Bir adım daha atınız.
Tanışma toplantısı için desteğinizi istiyorum.

 

İnsan Hakları Derneği,

1. Hükümet dışı, gönüllü bir insan hakları kuruluşudur.
2. Devletlerden, hükümetlerden ve siyasi partilerden bağımsız bir örgüttür.
3. İnsan haklarının evrenselliğini ve bölünmezliğini savunmaktadır.
4. Irk, dil, din, renk, cinsiyet, siyasi görüş ve benzeri nedenlerle yapılan her türlü ayrımcılığa karşı mücadele eder
5. Her koşulda ve dünyanın her yerinde ölüm cezasına karşıdır.
6. Her yerde ve her koşulda, kime yapılırsa yapılsın işkenceye karşı çıkar.
7. Herkes için, her yerde ve koşulda adil yargılanma ve savunma hakkını savunur.
8. Her zaman ve her koşulda savaşa ve militarizme karşıdır; barış hakkını savunur.
9. İfade özgürlüğünü koşulsuz ve sınırsız olarak savunur.
10. Düşünce ve inanç özgürlüğünü dokunulmaz bir hak olarak görür. Koşulsuz ve sınırsız bir şekilde savunur.
11. Örgütlenme özgürlüğünü savunur.
12. Ezilen birey, cins, sınıf, halkın/ulusun hakları için mücadele eder.
13. Ulusların kendi kaderini tayin etme hakkını savunur.
14. İnsancıl hukuku savunur.

İnsan Hakları Derneği, kişisel, siyasal, ekonomik, sosyal ve kültürel haklar ile dayanışma haklarını bir bütün olarak benimser ve savunur.

 

Kategoriler: AIHM · Arastirma · Av Rahmi Ofluoglu · Burhan İşcan · Cek Magdurlari · admin · anasayfa · avrupa insan haklari mahkemesi · avrupa insan haklari sozlesmesi · cek · genel · guncel · hayat · hukuk · insan haklari · istanbul · karsiliksiz cek · turkiye

mantık ve biraz cesaret …

Temmuz 12, 2009 · 6 Yorumlar

mantık ve biraz cesaret
avukatlarımızla tanışma toplantısı yapıldı
katılımcı sayısı ilgi alanım dışındadır
konunun bence bakılması gereken yönü, mücadelemizin meşru ayakları üzerine oturmasıdır
bizim adımıza hukukçuların mücadeleye sahip çıkmasıdır
böylesi bir mücadeleye bir hukukçunun sahip çıkması cesaret işidir
kendimizi hukukçu dostlarımızın yerine koyalım
biraz mantık işletelim
mağdurların savunucusu olmak şeytanın avukatlığını yapmaya benzer
mağdurlar ayni zamanda borçlu ise size sağlayacağı avantajlar sınırlıdır
siz alacaklıysanız mağdur avukatlarına pek iş vermeyi düşünmezsiniz,bir kenara not edersiniz
o zaman bizim dost dediğimiz bazı avukatlar niçin mağdur avukatlığına soyunur, bağzıları soyunmaz
biraz mantığımızı işletirsek bunun cevabını buluruz
hepimiz ticaretten geliyor olsakta,insan hakları ihlalleri mağdurlarına sahip çıkabilen avukat dostlarımıza,şükranlarımızı sunabilmeliyiz
güncel bir konu daha var
ilginçliklerle dolu
13/05/2009 tarihli yargıtay kararı dün arz ı endam etti
bu 10. dairenin,antep ağır cezanın verdiği infazın durdurulması kararınını bozmasıydı
bildiğimiz bir karardı,zaten bu güne kadar 10. daireden farklı bir karar çıkmamıştı
kafamı karıştıran zamanlamadır
gerçekler inatçıdır
aihm başvuruları mağdurların en önemli seçeneği olarak karşımızda durmaktadır
aihm iç hukuk yollarının tükenmesiyle devreye girer
aihm adaletinin de mükemmel olmadığının altını çizmek istiyorum
mağdurlar cezaevlerinde yatarken,kaçak durumda olanlar adli hiçbir haklarını kullanamazken, geciken,gecikecek aihm adaletide mağduriyetlere neden olacaktır
başvuru gerekçelendirmelerinde hukukçu dostların bu konuyuda ele almaları gerektiğini düşünüyorum
hukukçu dostlarımıza emeklerinden dolayı teşekkür ediyorum

Acil Demokrasi, 12.temmuz.2009

“Acil Demokrasi” katkıları ile övgüyü hakediyor.  Bir dava adamı olduğunu,  yol arkadaşlığının ne olduğu öğretiyor. Bende yazdıklarının altına imzamı atıyorum.

Burası özgür bir blog olarak kalacaktır. Kimsenin lider olmadığı, liderliğe soyunmadığı ve hukukun konuşulduğu bir yer olacaktır. Bizim büyük harflerle yazmaya ihtiyacımız yok. Biz ispatlayacağız ki “bizler, küçük harflerle yazan sıradan insanlarız. birlikte başaracağız.”

Kategoriler: AIHM · Acil Demokrasi · Arastirma · Av Rahmi Ofluoglu · admin · avrupa insan haklari mahkemesi · avrupa insan haklari sozlesmesi · cek · insan haklari · turkiye · yorum

Birlikte başaracağız. Hürriyet ve Adalate doğru : Önce hukuk! Hukukcu dostlarımız ile buluşuyoruz.

Temmuz 11, 2009 · 65 Yorumlar

Arkadaşlarım,
Türkiye’de bir hukuk depremi yaşanmaktadır. Yargıtay başkanı bir tez savunmakta, Meclis tersini yasalaştırmak istemektedir. Bu ortamda sürekli insan hakları ihlalleri yaşanmaktadır.   Ben ve benim gibi düşünen bir avuç yol arkadaşım “çözüm hukukdur“  ve  “birlikte başarırız“  diyoruz.   Zararların tazmini ve  çek yasasından doğan ihlaller de emsal oluşturması için Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ‘ne aynı anda ve bireysel başvuru yapma kararı aldık.

Türkiye ‘deki belli başlı İnsan Hakları kuruluşlarına ve Çağdaş Hukukcular’dan yardım istedik. Çağrımıza koşulsuz destek veren tek kişi  Avukat Gönül MATUR ‘dur. Bu işin sonu ne olursa olsun, bu gönül insanının adı Türkiye Sivil Girişim Tarihi’nde altın harflerle yazılacaktır.  Kendisine huzurunuzda teşekkür ediyorum.

Av. Gönül MATUR, insan hakları ihlalleri’nin tazmini konusunda uzman iki avukat dostumuzu koordine edecektir.  Başvuruların gönderilmesi sırasında basın duyurusunu yapacak ve mağdurların sesi olacaktır.
  (dahası…)

Kategoriler: AIHM · Arastirma · Burhan İşcan · Cek Magdurlari · admin · anasayfa · avrupa insan haklari mahkemesi · avrupa insan haklari sozlesmesi · benim yazilarim · cek · ekonomi · guncel · gundem · gunluk · haberler · insan haklari · istanbul · karsiliksiz cek · turkiye · yazilarim

Ceza Yargılamasında Mahkeme Önünde Temsil

Temmuz 9, 2009 · 6 Yorumlar

 

Konu : Ceza Yargılamasında Mahkeme Önünde Temsil(Son Soruşturma)
Seminer veren : Av. Saadet Kayaalp (İzmir Barosu)
Katılımcılar : Çeşitli barolardan 30  ceza avukatı.
Süre : 3 saat

 

Ön Bilgiler……………………………………………………………………………………………………………………… 1

Bilgi Notu: Adil Yargılanma Hakkının Bir Unsuru Olarak Mahkeme Önünde Temsil… 3

I. Ceza Yargılamasında Avukat: Sorunlar ve Öneriler…………………………………………….. 3

II. Mahkeme Önünde Temsil İç Hukuk Temelleri……………………………………………………. 4

III. Adil Yargılanma Hakkının Unsurları…………………………………………………………………. 5

IV. AİHS md 6(1) – 6(3)(c) Anlamında Mahkeme Önünde Temsil…………………………. 6

- Pratik Çalışma: Sanığın Bulunmadığı Duruşmada Avukatla Temsili………………. 7

- Pratik Çalışma: Avukat ataması yetmez; etkili temsil gerekir…………………………… 8

  (dahası…)

Kategoriler: AIHM · Arastirma · Cek Magdurlari · alintilar · avrupa insan haklari mahkemesi · avrupa insan haklari sozlesmesi · cek · gunluk · haber · hukuk · insan haklari · kanunlar · karsiliksiz cek

AVRUPA İNSAN HAKLARI SÖZLEŞMESİNİN ÖNEMLİ MADDELERİNİN KISACA DEĞERLENDİRİLMESİ

Temmuz 9, 2009 · 4 Yorumlar

 
AVRUPA İNSAN HAKLARI SÖZLEŞMESİNİN ÖNEMLİ MADDELERİNİN KISACA DEĞERLENDİRİLMESİ

Av. Aydeniz Alisbah Tuskan ,       İstanbul Barosu Kadın Hakları  Komisyonu Başkanı

 

3 Eylül 1953’de yürürlüğe giren insan hakları Avrupa sözleşmesini Türkiye 18 Mayıs 1954 de 9. Devlet olarak kabul etmiştir. Sözleşmenin temeli Birleşmiş Milletlerde 1948 ‘de kabul edilen İnsan Hakları Evrensel Bildirgesidir. Türkiye, Birleşik Krallık, Danimarka, Almanya, İrlanda, İsveç, İzlanda, Lüksemburg ve Norveç’ten sonra sözleşmeyi onaylamıştır. Ülkemiz bireysel başvuru hakkını1987’de  İnsan Hakları Avrupa Mahkemesinin yargı yetkisini ise 1989 da tanımak suretiyle sözleşme sistemine dahil olmuştur. Bu sözleşmenin esası demokratik ve siyasal rejimi çerçeve almasıdır. 
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi çerçevesinde gelişen hukukun en önemli özelliklerinden biri “Baskın taraf egemenliği” nden uzaklaşarak” denge” ye yönelik bir sisten kurmaktır. İnsan hakları evrenseldir. Bu evrensellikte bu denge sağlanırsa hukukun temeli olan adalet sağlanabilecektir.  

Madde 1 : İnsan hakları demokratik rejimin alt yapısıdır. Hukukun üstünlüğü esastır. Türkiye çağdaşlaşma projesine devam ederken Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinde yer alan ilkeleri esas olarak demokrasinin yüksek standartlara ulaşmasını hedef almaktadır. İnsan hakları ve özgürlükler ortak uluslararası güvenceye kavuşmuştur. İnsan hakları gerçekten demokratik bir rejimin alt yapısıdır. İnsan devletten önce gelir. Sözleşmenin esası ve temeli insan odaklıdır. Avrupa Konseyi üyeleri bu sözleşmeyi yapmakla sıkı bir işbirliği yaparak insan hak ve temel özgürlüklerinin korumasını ve geliştirmesini amaçladılar. Yargı bağımsızlığı ,yargı güvencesi ve özerk kurumların korunması bu sistem içinde önemlidir .
 Bu sözleşme bir hukuk metnidir ve sınırları nedir diye sorarsak? Avrupa’da anayasal bir düzen vardır. Temel öğe demokrasidir. Bu düzende siyasal partiler demokrasiyi tehdit etmez. Tehdit  ediyorsa siyasal  partilerin kapatılması söz konusu olur.

(dahası…)

Kategoriler: AIHM · Arastirma · Cek Magdurlari · Internet · alintilar · anasayfa · avrupa insan haklari mahkemesi · avrupa insan haklari sozlesmesi · cek · gundem · hukuk · insan haklari · kanunlar · karsiliksiz cek