TBMM ‘de gece mesaisi başlıyor…


Meclis, bu hafta da gündemindeki tasarıları görüşmek için yoğun mesai yapacak.

TBMM Genel Kurulu; 16 Haziran Salı günü 15.00-24.00, 17 Haziran Çarşamba ve 18 Haziran Perşembe günleri 13.00-24.00, 19 Haziran Cuma günü ise 14.00-24.00 saatleri arasında çalışacak.

Haftaya, Kredi Garanti Fonu’na Hazine desteği sağlanmasını öngören yasa tasarısını görüşerek başlayacak TBMM Genel Kurulunda, bu tasarının yasalaşmasının ardından, Terörle mücadelede kurumlar arasında koordinasyonu sağlamak üzere Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığı kurulmasını düzenleyen tasarı ele alınacak.

Genel Kurulda, İmar Kanunu ile Bayındırlık ve İskan Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında KHK’de Değişiklik Yapan Kanun Tasarısının da görüşülmesi bekleniyor.

Mynet Haber ‘den alıntıdır.

Önerilen yazılar

Reklamlar

8 responses to “TBMM ‘de gece mesaisi başlıyor…

  1. türkan güvençli

    diyecegim şuki açılımlar imf ler derken bizim kanuna zor sıra gelecek diye düşünürken yinede umudumu kırmamaya özen gösteriyorum umarım hepimiz sabredip sonra gebermeden müjdeli haberi alırız diyorum sayın başbakanımız bu yasalar çıkmadan tatil yok demişti tatil oldu meclis açılmadan tv de meclis 1 ekimde açılıyor ilk çıkacak yasa çek yasası dedi ama bugün 6 ekim hala tık yok bekliyoruz bekliyoruzzzz

  2. gereksiz konularla kendilerinin yaptıkları usulsüzlükle ugraşaçaklarına vatandaşın derdini dinleyip şu çek tasarısını biran önce düzeltsinler milyonlarca insan içerde yatıyor onların aileleri işçileri sefil oluyor kimse bunu düşünmüyormu bazı mahkemeler para cezası veriyor bazıları hapis bu ne biçim adalettir sizin aklınız alıyormu

  3. ya bu çek yasasını daha ne kadar salayacaklar insanlar hem borçlu kalıyor hem içerde yatıyor bu ne biçim kanun kardeşim kimse buna dur demiyecekmi ne biçim adalet sistemimiz var yazıklar olsunnnnnnnnn

  4. sanırım 18 ine kadar bizim konumuz görüşülmeyecek

    18 inden sonra çek tasarısı..

  5. SEVGİLİ KARDEŞLERİM;
    GÜL HANIM (ŞEKER,MY WAY,ZAMAN,NECDET,CÜNEYT VE DİĞER KAHRAMANLAR)
    BU HİKAYE SİZE:

    “Bülbülün seherdeki çığlıklarını duymadan asla açılmayan bir gülün sadakati mi büyük; yoksa şakımak için gül mevsiminin gelmesini bekleyen bülbül mü, ayırdedemedim. “Gül gülse dâim ağlasa bülbül acep degül
    Zira kimine ağla demişler kimine gül”
    BÜLBÜLÜN GÜLE MUHABBETİ NE ZAMAN BAŞLADI?
    Hz. İbrahim’in, Nemrut tarafından ateşe atıldığını, ehlî ve vahşî hayvanlar dahi, Allâh Tela’nın ihsan ettiği bir his ile idrak etmiş oldukları için, onlar da ağlamakta, feryat etmektedirler.
    İşte bülbül ağlıyor… ve ortasının gülistan oluşundan bî-haber, etrafı hâlâ kor ve alev halindeki büyük ateşe doğru koşuyor. Gagasında taşıyabildiği kadar suyu döküyor. Soruyorlar ona o ateş o kadarcık suyla söner mi? “Benim sevdiğimi kurtarmak için gücüm bu “ Bu yeisle ateşe koşuyor. Cenab-ı Hak Cebrail’e (a.s.) emrediyor:
    – Ey Cebrail koş, Nemrud’un ateşine doğru uçan bülbülü tut, ne istiyor, sor.
    Cibrîl yetişiyor, ateşe varmak üzere olan bülbülü tutuyor ve soruyor:-“ Küçük kuş, burada işin ne?” Bülbül ağlayarak cevap veriyor:
    – Allah’ın Halîl’ini (dostunu) ateşe attılar; madem ki ben onu kurtarmaya kadir değilim, bari ben de onunla beraber yanayım, diyorum.
    Cebrail aleyhisselam bülbüle:
    – Gel, diyor ve İlahî tecelliyi ona gösteriyor… Bülbül şimdi ne yapsın?.. Feryadı dinmiştir. Sevincinden mesttir. Dili tutulmuştur. Kıyamete kadar böyle kalabilir. Cenab-ı Hak Cibrîl’e yine emir veriyor:
    – Bülbüle söyle: Benden ne dilerse, şimdi dilesin.
    – İste bülbül, Rabbinden, ne isteyeceksen iste!..
    Bülbül dile geliyor:
    – Ben, diyor, kendimi bildim bileli, Rabbimin zikri ile meşgulüm. İşittim ki, Rabbimin bin bir güzel ismi varmış; ama ben, sadece yüz birini biliyorum. Diğer dokuz yüzünü de öğrenmek isterim.
    Bülbülün dileği, derhal kabul edilmiş, bilmediği Esmâ-i Hüsnâ’yı da hemen öğrenivermiştir… Ve şimdi bülbülün vazifesi var: Cibrîl bülbülü alıyor; nârın, nûr olduğu yere, Hazret-i İbrâhim’in bulunduğu gülistana koyuyor ve ona ırmağın kenarındaki gül ağacını göstererek;
    – Bülbül, diyor, senin yerin burası.
    Bülbül, güle konmuştur. Ötüyor… ötüyor… ötüyor…
    ***
    İşte bülbülün güle muhabbeti böyle başlar.
    Şimdi o, her seher vakti konacak bir gül dalı bulur, öter, öter, öter… Baygın düşünceye kadar…
    Bülbülün seher vaktindeki bu hali, gafiller uyurken, uyanık aşıklarla beraber, binbir Esmâ-i Hüsnâ’yı zikredişidir.
    Eğer siz; seher vakti, bülbül ile beraber uyanmış da secdede iseniz, onun sizi zikirde geçmeğe çalıştığını duyarsınız.
    Yok, eğer o sizden daha evvel uyanmış, pencerenizin önündeki güle konmuş ötüyor da; siz onun nağmeleriyle uyandı iseniz, biliniz ki o, sizin kalbinizdeki gaflet külünü eşelemekte, oraya kendisinin küçücük kalbindeki büyük aşk ateşinden bir kıvılcım sıçratarak, ruhunuzu tutuşturmak istemektedir.
    KIYMETTLİ KARDEŞLERİM; HEPİMİZİN BÜLBÜLLÜĞÜ SEVDİKLERİMİZ İÇİN DEĞİLMİ? Gül hanım eşi için, ben kahraman oğlum için bülbüllük yapmıyor muyuz?. Şunu unutmayalım ki, gagamızda taşıdığımız her damla “DAMLAYA DAMLAYA GÖL OLUR. GÖLLER TAŞAR SEL OLUR. Anlamındandır. Sizler bizim ilk bayraktarlarımızsınız. Kahramanlarsınız. Öylede anılacaksınız. Benim bülbüllüğümde kahraman oğlum içindir. Sizlerin bu uğurda verdiğiniz mücadelenin bir süre izleyicisi oldum. Ta ki , internet kafe sahibi arkadaşım bana bu imkanı verene kadar. Sizlere saygım, minnettarlığım ve takdirlerim anlatılamaz. Meseleye vakıf olmanız hususiyetleriniz ile önderliklerinize her zaman ihtiyacımız var. BURHAN: Müjdesini ispata dayandırarak yapan anlamında, ALLAH’ın isimlerinden birisidir. Peygamberimiz, Kur’an ve yukarıdaki hikaye birer burhandır. Allah Cebrail (A.S.) i haliline gönderdiğinde, İbrahim(A.S.) peygamberi şöyle bir tesbihi yaparken buldu “Allah her şeyi ilimle ve hesapla yaratmıştır, o yarattıklarının vekilidir, o ne güzel bir vekil, ne güzel bir sevgili ve ne güzel bir dosttur.” Ve halilullah cibrilin yardım teklifini bana Allah gerek diyerek, vakurca ve metince ret etmiştir. Şunu söylemek istiyorum; yaşadıklarımız birer imtihandır, Allah bizi sabırla imtihan ederken kalplerimizi ve günahlarımızı da temizler. Ve hiçbir sevgili kulunu da ateşe atmaz. Darlık ve sıkıntı içinde bırakmaz. Zalimlere karşı en büyük silah da inanmaktır. Birlikteliktir
    Çek mağdurları olan bizler suçsuzuz. Çoğumuz alacaklarımızı alamadık vereceklerimizi veremedik. Çoğumuz ekonomik krizden dolayı malını satamadı umduğunu bulamadı. Yine pek çoğumuz üretim yapamadı. Bizi bu duruma; sorunlarımıza çözüm bulsunlar diye seçtiklerimiz, meclise gönderdiklerimiz getirdi. Mecliste vazifelerini yapmadılar, yapamadılar. Yani bizi aldattılar. Tıpkı isimlerinin başına koydukları ADALET ve KALKINMA yı beceremeyenler ( utançtan bu isimleri terk ettiler) gibi. Başbakan sesleniyor “hiçbir irade meclisin iradesinden güçlü değildir” diye. Bu DEMOKRASİ KAVRAMIDIR, bir düstur dur, demokrasilerde uygulanır. Ne yazık ki toplumumuz ilkel bir laiklik anlayışı ile taraflara bölünmüştür. Laiklik din düşmanlığına, dindarlıkta şekilcilikle aldatmaya dönüşmüştür. Yani her şey birbirine karışmıştır. Gündem; sorunların çözümü yerine, yapay sorunlarının çözümü tartışmalarına yönelik olmuştur. Siyaset iflas etmiştir. Her şey gün geçirme adına yapılmaktadır. Özet olarak şu söylenebilir. ÇEK SUÇLUSU YOKTUR. SİSTEM MAĞDURU VARDIR. Tıpkı İhlaszedeler, bankerzedeler, boşalan bankaların mağdurları gibi. Bizler borçlarımızı kasten mi ödemedik ki suçlu olalım. Ceza yasamızdaki kasıt unsurları gözetilmeden yargılanmak ne kadar adil olur. Ve ya bize imkan tanınsa borcumuzu ödemiyecekmiyiz. Hata yapmak insan içindir. Bizi yargılayanlar bizden daha büyük hataları, yanlışı yanlışla düzeltmeye çalışarak suça çevirdiler, suç işliyorlar. ÇEK MAĞDURLARI SUÇSUZDUR-SUÇLU SİSTEMDİR. BİLE BİLE BU SİSTEMİ AYAKTA TUTANLARDIR. BİZ AF DEĞİL HAK İSTİYORUZ.- YÖNETENLERİN, KANUN KOYUCUNUN BİLİNÇLİ OLARAK YARATTIĞI YASAL BOŞLUKTAN OLUŞAN HAKKIMIZI İSTİYORUZ. BİZLER NE UYGULAMA İMKANI OLMAYAN YASALARI (SİCİL AFFI YASASI- KABAHATLER KANUNU- TORBA YASALAR- ÇEK YASASI V.S.) NE DE BU YASALARI ÇIKARAN ZİHNİYET İSTİYORUZ-ZİRA BİZLER TOPLUMUN İHTİYAÇLARINA(KISMİ TOPLULUKLARA DEĞİL) CEVAP VEREN YASALARLA ÜRETKEN YASA KOYUCULAR İSTİYORUZ.
    BİZİ KANDIRANLAR YA SEZAR OLMAYACAKLARDI, YADA ŞİMDİ SEZARLIĞIN GEREĞİNİ YAPACAKLAR. Demokrasiler bitmez. Üst demokrasilere geçilir. Sezarı öldürenler onu senatoda öldürdüler. Brütüs te ordaydı.
    Saygılarımla Burhan İŞCAN

    • İSTANBUL MİLLETVEKİLİ VE CHP GRUP BAŞKANVEKİLİ KEMAL KILIÇDAROĞLU’NUN EMEKLİLERİN DURUMUNA İLİŞKİN BASIN AÇIKLAMASI
      Çarşamba, 20 Ağustos 2008 00:00
      Değerli basın mensupları,

      11 Ağustos 2008 günü saat 11.30’da karşınızdaydım. Siyasi nüfuz kullanma karşılığında 1.000.000 Amerikan doları alan AKP Genel Başkan Yardımcısı ve Sakarya Milletvekili Şaban Dişli’nin belgesini sizlere açıklamıştım. Bugün 20 Ağustos 2008. Şuana kadar Sayın Başbakan sessizliğini ısrarla koruyor. Sayın Başbakan, Sayın Rahmi Koç’un işyerlerinde çalışan personelin sakal ve bıyığı konusundaki görüşüyle ilgili olarak konuşurken, bu kadar önemli bir konuda ısrarla sessizliğini korumasını anlamak mümkün değildir. Kuşkusuz ben Sayın Erdoğan’ın içinde bulunduğu zor durumu anlıyorum. Ama Türkiye Cumhuriyetini yönetmeye talip olanlar bu kadar önemli bir konuda sessiz kalamazlar. Sessiz kalmaları, siyasete, Türkiye Büyük Millet Meclisine ve daha da önemlisi halka saygısızlıktır. Kim olursa olsun adı rüşvet skandalına bulaşanların siyasette yeri yoktur ve olmamalıdır. Bu anlayışı “olur kılmak” Parlamentonun saygınlığına gölge düşürür. Değerli basın mensupları, siyasal partilerin farklı politikalar oluşturmaları işin doğası gereğidir. Yurttaşlarımız da oy kullanırken tercihlerini bu bağlamda yerine getirirler. Ama 21. Yüzyıla girerken çağdaş demokrasilerde olduğu gibi ortak bir payda yaratmak zorundayız. O ortak payda da siyasette ahlakı egemen kılmaktır. Bu sürece şu günlerde en büyük katkıyı yapacak olan Sayın Recep Tayyip Erdoğan’dır. Suskunluk toplumsal ahlaki değerlerin aşınmasına yol açar. O nedenledir ki, Sayın Başbakanı bu ortak paydayı yaratmaya katkı vermek için göreve davet ediyorum.

      Değerli basın mensupları,

      Sayın Başbakanın konuşmaması halinde görev TBMM’nin saygınlığını koruması gereken kişiye, yani TBMM Başkanına düşmektedir. Kendisini de göreve davet ediyorum.

      Değerli basın mensupları,

      AKP izlediği ekonomik politika ve çıkardığı yasalarla emeklileri ikinci sınıf yurttaş konumuna sokmuştur. Bu o kadar açıktır ki, AKP çıkardığı Sosyal Güvenlik Yasası ile emeklilere milli gelir artışından pay verilmemesini bir yasa hükmü haline getirmiştir. Yani bunun anlamı, Türkiye büyürken, bu büyüme sonucu ortaya çıkan milli gelir artışı paylaşılırken emekliye pay verilmeyecektir. Çünkü AKP’nin çıkardığı yasa bunu öngörmektedir. Bunun bir diğer anlamı da, Anayasada öngörülen sosyal devlet anlayışının emekliler açısından rafa kaldırılmasıdır.

      AKP’nin emekli politikası, tam bir ötekileştirme politikasıdır. Bu politikanın temel unsurları şunlardır:

      1.Türkiye’de emekliler ile çalışanlara yapılacak ücret zamları AKP hükümetine kadar paralellik göstermekteydi. Yani çalışana yapılan zam, emekliye de aynen yansıtılıyordu. Ancak, AKP bu uygulamayı kaldırdı, çalışanlara yapılan zamlar, emeklilere verilmedi. Bu açıdan CHP olarak çalışan memurlar için 15 Ağustos 2008 tarihinden itibaren yapılacak olan zamların, emeklilere de aynen yansıtılmasını istiyor ve bekliyoruz.

      2.Türkiye’de emekli maaşlarının düşüklüğü bir gerçektir. Bu nedenle emeklilerimiz çoğu kez emekli olduktan sonra geçimini sağlamak için çalışma zorundadırlar. Kişi emekli olduktan sonra geçinemediği için yeniden çalışmaya başladığında ağır ek mali yüklerle karşılaşıyor. Yani sinekten yağ çıkarırcasına emeklinin gelirinden bütçe açıkları kapatılmak isteniyor.

      3.Emeklilere yapılan haksızlık ve eşitsizliklerden biri de banka promosyonlarının emeklilere ödenmemesidir. Çalışanların maaşlarının yattığı bankalar, çalışanlarına belli bir tutarda ödeme yaparken, emekliler bundan yararlanamamaktadır.

      Bugün emeklilerin tümü yoksulluk sınırının altında aylık almaktadır. AKP Hükümetinin öngördüğü enflasyon kadar bile aylıkları artırılmamaktadır. Sayın Başbakan 3 Mart 2004 tarihinde bir gazeteye yaptığı açıklamada, Alman Başbakanı Shröder’le sohbetinde, Shröder’in 15 bin Euro aldığını kendisinin aylığının ise, 3 bin küsur Euro olduğunu ve bu para ile geçinemediğini söylemiştir. Sayın Başbakanın kullandığı araba bedava, tükettiği yakıt bedava, bindiği uçak bedava, oturduğu konut bedava, çocuklarının yurtdışı eğitimi bedava, tatili bedava ve Sayın Başbakan 3 bin kusur Euro ile geçinemediğini söylüyor… Şimdi Sayın Başbakana soruyorum, ayda 3 bin küsur Euro değil, sadece ve sadece 575 YTL emekli aylığı alan bir emekli nasıl geçinecek? Kaldı ki, bu emeklinin Sayın Başbakana sağlanan parasız olanaklardan yararlanma hakkı da yok.

      Değerli basın mensupları,

      Bu eleştiri yapılırken AKP kanadı genelde bütçe olanaklarının yetersizliklerinden söz eder. İhale dağıtmaya gelince para var, rüşvet almaya gelince para var, yandaşa trilyonluk rantlar sağlanınca para var, kendi medyasını oluştururken para var, ama emekliye gelince para yok! Daha öncede söylemiştim, AKP politikası yoksula, düşük gelirliye gelince “din iman, kendi yandaşlarına gelince han hamam”, politikasıdır. Bu politika en somut olarak emekliler için tezgâhlanmak istenmektedir.

      Değerli basın mensupları,

      Bu ülkede 8 milyon 327 bin emekli var. Emeklilerimiz şunu çok iyi bilsinler, AKP’ye oy veren emeklilere sesleniyorum, “sizi çıkardığı bir yasayla 2. sınıf yurttaş konumuna getiren size milli gelir artışından pay verilmemesini yasalaştıran bir zihniyete güvenmeyin. Eğer sizler de bu ülkenin onurlu bir yurttaşı olmak istiyorsanız, öncelikli hedefiniz sizi çıkardığı yasayla 2. sınıf yurttaş konumuna getiren AKP’yi iktidardan indirmek olmalıdır.”

      AKP iktidarı ile beraber bu ülkede Japonya’dan daha fazla dolar milyarderi ortaya çıktı. İşte o dolar milyarderleri emekliye milli gelir artışından pay verilmemesinin ürünüdür. Bunun da emeklilerimiz tarafından çok iyi bilinmesi gerekir.

      Değerli basın mensupları,

      Cumhuriyetin kuruluş felsefesi, “Kimsesizlerin, kimsesi olma” felsefesidir. Yani arkası olmayan yurttaş Cumhuriyete güven duyacaktır. AKP bu kuralı da yıktı. AKP, Cumhuriyeti “Kimsesizlerin kimsesi” olmaktan aşama aşama çıkarıyor. AKP, Cumhuriyeti “Dişlilerin Cumhuriyeti” haline getiriyor. Çünkü onların sesi çıkıyor, Başbakan Dişlilerin arkasında, milyonlarca emekli ise kaderine terk edilmiş durumda.

      Sayın Başbakandan, Dişliye sahip çıktığı kadar, emeklilere de sahip çıkmasını ve 15 Ağustos 2008 tarihinden itibaren yapılacak olan zamların emeklilere de aynen yansıtılmasını istiyor ve bekliyoruz.

Yorum yaparak destek olabilirsiniz

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s