Hürriyetimi, ekmeğimi ve seni kaybettiğim oldu, fakat gelecek günlere güvenimi asla …


Arkadaşlarım,

Bir şeye çok kırılıyorum ve anlamakta zorluk çekiyorum.

Bizler “karşılıksız çek”  veren dolandırıcıdır diyenlere karşı mücadele veren bir avuç insanız.

Sanmayınki sayımız az veya çok. Ne kadar çek borçlusu varsa, o kadarda çek alacaklısı vardır.  Yani eşitdir.

Böyleyken ceza davaları, icralar, haciz    ve üçüncü şahıslar mağdurları sindirmeye çalışıyor. Yoğun günler geçiriyoruz. Bir oldu bitti ile karşılaşmamak içn pür dikkat hazır olmalıyız.

Bizler eylemler yapmalıyız. Doğruyu anlatmalıyız.

Bakıyorum şimdi : Bir kaç blog dışında özgün içeriğe sahip olan site yoktur. Diğerleri bizlerden, bültenlerden  kopyalayarak hayatlarını sürdürüyorlar. Ben sürekli söylüyorum : Özgürlüğü savunuyorum. Bu benim yaşam tarzımdır. Siyasi görüşümdür. Karakterimdir.

Görüşlerinizi savunmanızı destekliyoruım. Doğrudan kişileri hedef alan yorumları kaldıracağımı belirtiyorum. Herkesin sinirleri gergindir. Bunu en iyi siz bilirsiniz.

Sizlerden tekrar rica ediyorum. Birbirinizi İSİM ile hedef almayınız. Üçüncü kişilerin AD SOYAD larını kullanmayınız. Kişisel telefon numarası, kişisel e-posta   yayınlamayınız.

Rahmi bey (wordpress) ve çek mağdurları (blogspot) benim için kardeş bloglardır.   Sizlerdende rica ediyorum.  KARDEŞ BLOG deyiniz, KOMŞU BLOG deyiniz ama ÖTEKİ BLOG demeyiniz.

Bu dayanışmadır. Güçlü olmak için birlik olmak zorundayız.

Birbirimiz hakkında eleştirilerimiz olacaktır. Olmalıdır. Çünkü bizler demokrasiye inanıyoruz.

Bakınız medya, medyatik olayları sever. Çek Mağdurları medyatik olamaz. Çünkü saklanır. Çünkü utanır. Bizler dayanışmamız ile bu sınavı geçeceğiz.

Blog içeriğinden yararlanan herkesden rica ediyorum.  ALINTI NOTU ve BLOG’un linkini koyunuz.  Böyle şeylerden hoşlanmıyorum fakat söylesem iyi olacak.  Bir başka blogumdaki içeriği kullanan gazete hakkında suç duyurusu yaptım.

Bunları anlatma gereği duydum. Vaktinizi aldım özür dilerim.

Kırmızı çizgi olan, 1-temmuz ‘a az vakit kaldı. Bu tarihi ilk ben söyledim. Telifi bana aitdir 🙂  Yoğun gündemde bu gündem dışı yazı, bir ara olsun. Sizde destek olun.  Bu işi halledelim.

Bu iş 1-temmuz ‘dan  sonrasına kalırsa, işimiz hiç kolay değil.

Gündem pek tatlı değil, kolay değil. Umursamaz olmayın, umarsız kalmayın.

Sevgilim,
başlar önde, gözler alabildiğine açık,
yanan şehirlerin kızıltısı,
çiğnenen ekinler
ve bitmez tükenmez ayak sesleri :
gidiliyor.
Ve insanlar katlediliyor :
ağaçlardan ve danalardan
daha rahat
daha kolay
daha çok.

Sevgilim,
bu ayak sesleri, bu katliâmda
hürriyetimi, ekmeğimi ve seni kaybettiğim oldu,
fakat açlığın, karanlığın ve çığlıkların içinden
güneşli elleriyle kapımızı çalacak olan
gelecek günlere güvenimi kaybetmedim hiçbir zaman…

Nazım Hikmet

Türkiye ‘nin gündemini izleyen, doğruları savunan özgür blogger ‘ları destekleyiniz. Bloglarımızı ziyaret ediniz, yorum bırakınız.

Okuduğunuz için teşekkür ederim.

Reklamlar

42 responses to “Hürriyetimi, ekmeğimi ve seni kaybettiğim oldu, fakat gelecek günlere güvenimi asla …

  1. bu yazıyı tekrar gündeme alacağım.

  2. During the ahead week Big confrere divided the HouseGuests into four sets of three; Athletes, Populars, Brains, and Off-beats. A thirteenth HouseGuest goed to afford one set an drop closed the others.] Four HouseGuests from heretofore seasons returned to reinforcement one of each sets. Michael “Cowboy” Ellis of Big confrere 5 reinforcemented the Off-beats, Jessica Hughbanks of Big fellow 8 back uped the Populars, Brian Hart of Big fellow 10 faceed the Brains, and Jessie Godderz also from Big fellow 10 faceed the Athletes. The set that won the start with prevent of Household, the Athletes, won Jessie Godderz to go the of ill repute and develop instances ly of their set. He also became the premier crisis of Household of the season.

  3. 70 GÜNDÜR HER YERDE “DEVLET BABA” YI ARIYORUM
    Kendisin tanıyanların, görenlerin, yerini bilenlerin bana insaniyet namına bildirmelerini, yada kendisine aşağıda yazdığım mektubumu iletmelerini saygılarımla istirham ederim.
    KIYMETLİ DEVLET BABACIĞIM;
    Ben; kendisi de baba olan bir evladınızım. Oğlum ve ben, iki evladınız; sizin büyüklüğünüze, şefkatinizin, hamiliğinizin ve vasiliğinizin sembolü olan sosyal güvenlik yapınıza(kurumunuza) zarar verenleri, onları cezalandıracak diğer evlatlarınıza bildirdik. İhbar ettik. Yaklaşık üç yıldır bunlarla mücadele etmekteyiz.
    Fakat bu kötü çocuklarınızla uğraşmak bize büyük kayıplar verdirdi. İki şirketimiz iflasın eşiğinde. Onların çok kalabalık ve örgütlü olmasına karşın; ben ve oğlum önce rabbimize sığındık ve güvendik. Sonrada size güvendik. Başka devlet babalar bizim gibilere ödüller veriyorlarmış. Bizim için; rabbimizin sevgisini kazanmak, sizin kıymet ve bekanızı yüceltmek en büyük ödüldür. Ne var ki; bu uğraşıda, üzerimize konulan ambargolar ve tahakkümler sonucunda her şeyimizi kaybettik. Alacaklarımızı alamadık, borçlarımızı veremedik. Oğlum 50.000 TL çek borcu cezası yüzünden Eskişehir H Tipi Ceza Evi’nde tutukludur. Tutuklattığı kişilerin baskı ve tehditleri altındadır. Ona orada İSPİYONCU gözü ile bakılmakta, ve öyle muamele edilmektedir.
    Devlet Babacığım; oğlum ne dolandırıcı nede ispiyoncudur. Ona yapılan bu haksız muameleler bir baba olarak beni derinden yaralamaktadır. Büyük babamız olmanız sebebiyle muhakkak ki sizi de üzecektir. Bizim can güvenliğimiz yoktur. Savcı evladın vali evladına, vali evladında savcı evladına bizi havale edip duruyor. Ortada ne alınmış dilekçem, nede yapılan bir yardım var..18 Haziran 2009 günü açık görüşte oğlumla görüşme yaptım. Ceza evi girişlerinde bize yapılan işkenceleri anlatamam. Oğlumu tek kişilik koğuşa almışlar, sözde koruyorlar. Yan koğuşlardan mafya mensupları; 3 milyon TL geleceğini, bunun yarısını oğluma vereceklerini, yarısını da kendileri alacaklarını, ayın 24. deki mahkemede lehe konuşmasını aksi halde kendisini de bizi de vuracaklarını söylemişler. Bizim için önemli olan rabbimizin sevgisidir. Biz ; “bir elime güneşi, diğerine de dünyayı verseniz davamdan vazgeçmem” diyen peygamberin inançlarına, sevgisine sahip ümmetin mensuplarıyız. Oğluma bu şartlar altında zorla bir şeyler yaptırmalarından korkuyorum.
    Sizi bulmak, sıkıntılarımı anlatmak gayesi ile 17 haziran 2009 da TBMM ne geldim. Zira; başbakanımız evladınız, “en büyük irade meclistir” işaretiyle sizin yerinizi bildirmişti. O gün orada sizi aradım durdum. Yanımda çek mağduru kardeşlerimin size gönderdiği sol üst ucu yanık mektuplar da vardı. Eskişehir AK Parti Milletvekilim Sayın Nedim ÖZTÜRK beni önce sizin sofranızda ağırladı. Sonra meclis ana binasında. Ona kulis salonunda sıkıntılarımı açtım. Sizi sordum. Sizin karşı salonda olduğunuzu, çalıştığınızı, vekilim olarak kendisinin, sıkıntılarımı size aktaracağını sözünü verdi. Orada daha başka milletvekillerimiz lede görüştüm. Onlara ÇEK MAĞDURU kardeşlerimin selamlarını ilettim, sıkıntılarımızı dile getirdim.
    Bu gün 70. gün DEVLET BABACIĞIM. Oğlum hem çek mağduru, hem insaniyetlik mağduru. Birileri sizin adınıza devlet suçu işliyor babacığım. Yaptıkları ayıbı, size mal etmek istiyorlar. DEVLET AYIBI. Benim bu mektubu yazmamdaki amaç çekilen bu sıkıntıları anlatmak değil. Oğluma baskı yapılarak alnımıza sürülmek istenen leke yüzündendir. Çek mağduru kardeşlerimin de 170. günü. dolmuştur.
    Kıymetli Devlet Babacığım; sizin dünya devlet babaları arasındaki üstün yerinizi ve saygınlığınızı biliyorum. Size olan güvenim tamdır. Ancak meselelerimin acil çözüme ihtiyacı vardır. Zira bizler işlerimizi aşlarımızı kaybettik. Onurumuzla tekrar ekonomiye dönüp katkı sağlamak istiyoruz. Babalık yapıp bizi hoşgörünüz. Borçlarımızı ödeyelim. Yuvalarımızı, işlerimizi tekrar kuralım. Eskiden olduğu gibi tekrar vergilerimizi verebilelim. Ancak hapiste bu işler olmuyor. Başka devlet babaları böyle yapmıyormuş. Sizin de bize karşı müşfik ve alicenap olduğunuzu biliyorum. Temsilci evlatlarınızın sizi iyi temsil edememesi yüzünden imajınızın zedelendiğini de biliyorum. Bir baba olarak babalığın güçlüğünü de biliyorum. Ama babacığım bizleri merde namerde muhtaç etmeyiniz. Bize acil yardım ediniz.

    Bu mektubumun, bu sefer elinize geçeceği umuduyla, önünüzde hürmetle eğilir selamlarımı arz ederim. BURHAN İŞCAN (0 537 3704830)

    NOT: Bu mektubumun ekleri vardır. Ekleriyle birlikte; BİMER, AKİM, Milletvekilleri, parti genel merkezleri, sivil toplum örgütleri ve ulaşabildiğim her yere cebimdeki son paralarım nispetince gönderilmiştir.

    • benim eşimde çekten ceza evinde eskişehirde artık yeter 5 aydır ne çektigimi bi allah bide ben biliyorum vatan evladına kurşun sıkana pişmanlık veren devletimizden yaşam mücadelesi verirken tökezleyenlerede bu affı versin diye bekliyoruz dört duvar arasında ne kendine nede ailesine faydası olmayan adam borçlusuna borcunu içerde saat yaparakmı ödeyecek artık yeter nolur bırakında çıksınlar

  4. Duyarli arkadaslar,

    Ismim Nihat………. . Bursa merkezli buyuk bir tekstil sirketinin ikinci kuşak Yönetim Kurulu üyesiyim. 40 yıllık mazisi olan bu şirket 40 yıl boyunca Türk ekonomisine onurlu bir şekilde hizmet etmiş, başarıları gerek meslek teşkilatları gerekse devlet kurumları tarafından her yıl ödüllendirilmiştir.

    Ülkemizde ihracatın daha 1980 yıllarında yeni başladığı dönemden evvel dedelerimiz, ülkemizin dövize en ihtiyacı olduğu zamanlarda ihracat yapmaktaydı. Bizler onlardan aldığımız bayrakla bu ülkeye bugüne kadar yüz milyonlarca dolar döviz kazandırdık ve bunun gururunu hep yaşadık. Ancak 2002 yılından itibaren kurlardaki düşüşlerden ettiğimiz zararlar ve kapasite arttırımı için yapılan yatırımlarınlar ın parasal olarak geri dönmemesi ve son ekonomik krizle birlikte büyük kayıplar yaşadık. Şirketimizi içinde bulundugu mali sıkıntıdan kurtarabilmek için her basiretli tüccar gibi tüm varlıklarımızı bu amaçla satarak , şirketlerin mali yapılarını güçlendirmeye çalıştık. Ama ne yazık ki piyasanın baskısı ve bazı tedarikçilerin ve bankaların paniklemesi sonucu başarılı olamadık. Bunun sonucu olarak 40 seneden beri hic aksatmadigimiz ceklerimizin bir kismini ödeyemedik. Şirketlerimizin bankanızdaki hareketlerini ve vergi dairesindeki odemelerimiz incelendiginde bu konudaki hassasiyetimizi görulebilir. Bunlarin sonucu tesislerimizde ve sahsi varliklarimizda icra islemleri ve bunlarin otesinde cek yasasina muhalefetten hakkimizda hapis talebiyle davalar acilmaya basladi. Icra islemleri ile mucadele edip faaliyetimizi surdurerek borclarimizin bir kismini odedik ve odemeye devam ediyoruz. Ancak kapiya dayanan hapis cezalarina yapabilecegimiz bir sey kalmadi.

    Bugun etrafimiza baktigimizda bizim durumumuzda olan bircok sanayici,isadami ve kucuk esnafin ayni sikintilar icinde oldugunu goruyoruz. Eger cekte hapis cezasi kaldirilmaz ise yakin gelecekte is hayatinda sikintiya dusmus bu kisileri adliye koridorlarinda ve belki de ceza evlerinde gormeye baslayacagiz. Odeme yeteneklerini kismen kaybetmis bu kisilerin basta onurlari olmak uzere is ve aile hayatlarinin ciddi hasar gorecegi ve toplumsal bir yara acilacagi kesindir. Artik hapse dusmus batakci diye anilmaya baslayacagiz, bunca yillik calisma hayatimiza bakilmaksizin.

    Cekte hapis cezasini kaldirilmasi kacinilmaz bir durum olmustur.

    Saygılarımla

  5. öncelikle bu siteyi açan ve çek magdurları için yardımcı olan tüm arkadaşlara teşşekkür ediyorum.bende esnaftım 14 yıl çeklerimi ödedim diğer magdur arkadaşar gibi bende alacaklarımı gününde tahsil edmediğim için iş yerim battı ailem dağıldı icra üstüne icra birde bu yetmezmi gibi çek suçundan yargılanmaya başladım. ey hükümet ey değerli miletvekilleri ben bu vatan için güneydoğuda askerlik yaptım ve yaralandım teröriste karşı mermi attım gece dağlarda yattım aç kaldım susuz kaldım şimdi bana açıklayın bakalım teröriste af var vatanı için çarpışmış yaralanmış ve vatanı için çalışan vergisini ödeyen esnaf olan işletmeci olan kişi dolandırıcı vatan haini bu devlete mermi sıkan terösite af böyle devlette olmasın böyle vekilde olmasın ozaman yapacağınız tek şey af yasasını çıkartmak çek magdurlarının en önemlisi evde babasını annesini bekleyen ailelerin göz yaşlarının dinmesi bir kerede miletinizi dinleyin bir kezde devlet baba olun ekonomik kriz içindeki küçük esnafı koruyun biz sizden borcumuzu ödemiyecez demiyoruz üstünede yatmak istemiyoruz ama bize şans verin bizde ödüyelim çalışamıyoruzki zaten icralıkız artı aranmammız var nasıl çalışacaz içeri girince sanki borç ödenecekmi ozaman adli para cezası veriyorsanız madem vereceksiniz 5 yıl taksit yapın bize imkan sağlayın onudamı yapamıyorsunuz veya deyinki kardeşim ya parayı öde yada yat ama yatarsan borcun bitcek bizde girelim yatalım ama çıkınca borcumuzun bittiğinide bilelimki en azından borç için yattık çıktık diyelim böyle saçma kanun görmedim hem hapis yat hem borcun dursun gene ödemek için uğraş çıkartın artık bu yasayıda bizde rahat rahat gezelim çalışalım borcumuzu ödemeye çalışalım allah tüm çek magdurlarına kolaylık versin işallah bu sefer milletvekillerii bizi dinleyecek….

  6. Kredi kartı affı mecliste kabul edildi
    Kredi kartı piyasasını düzenleyen ve kart mağdurlarının borçlarını yapılanadırmayı amaçlayan yasa Meclis Genel Kurulu’ndan geçti
    18 Haziran 2009 Perşembe, 16:04 HABER TÜRK DARISI BAŞIMIZA AZ KALDIIII BURHAN İŞCAN

  7. rıza
    Haziran 16, 2009, 6:46 pm üzerinde
    …..Arkadaşlar, az kaldı hiç bir hükümet bu kadar mağdur topluluğun isyanına sessiz kalamaz.Bakın kredi kartındada diretiyorlardı.Hatta sayın başbakan gerçekçi bulmadığını söylüyordu,hiç beklenmedik gündemde olmayan bi şekilde yapılandırma kararı alındı.

    ÖNCEDENDE YAZDIĞIM GİBİ 2 DAKİKANIZI ALICAK MAİLLERİNİZİ ….BİMER VE AKİM e …LÜTFEN GÖNDERİNİZ..
    ADMİN BU KONUDA ARKADAŞLARI TEKRAR YÖNLENDİRMENİ SENDEN RİCA EDİYORUM
    bu fikri yabana atmayın saniyelerde kalsa değerlendirin lütfen burhan işcan (0 537 3704830)olumsusluk yok yanlış anlaşılmasın ama gayrete devam

  8. İNŞİRAH SURESİ
    5- Demek ki, gerçekten zorlukla beraber kolaylık vardır.
    6- Gerçekten güçlükle beraber kolaylık vardır.
    7- Şu halde boş kaldığın zaman, durmaksızın (dua ve ibadetle) yorulmaya-devam et.
    8- Ve yalnızca Rabbine rağbet et. Ona yönel tespihle yardım dile.

    KIYMETLİ KARDEŞLERİM;
    İNSANIN KENDİ KENDİSİNİ KANDIRMANIN nefsine olan düşmanlığı olduğunu, bu düşmanlığın verdiği zararın hiçbir düşman tarafından verilemiyeceğini belirtmiştim.
    Gül- bülbül hikayemde de inancın bir imtihan olduğunu bu imtihandan da inançla çıkılacağını belirtmiştim. Her kesin gördüğü ve kesin olarak Hz. İbrahim(A.S.) içinde yanacağı görülen ateş. Ve o ateş içinde rabbini tanıyan Halil, sıdık, veli ve Salih bir insan.
    İnsan oğluna ALLAH dört çeşit göz ihsan etmiştir. Yakını gören gözlerimiz. Geleceği gören ilim gözü ve gaybı gören basiret. BASİRET ilmin kuvvetiyle mümkündür.
    Yukarıdaki ayetlerde ALLAH bize şunu emrediyor. Boşaldıkca yeni bir yorgunluğa başla. Kim durup dururken bunu yapabilir. Dünyalık hırsıyla görmeden, bilinçsizce bunu yapanlar hüsrana uğrayanlarla, Allah’ın BU AYETTEKİ MAKSADINI BİLENLER.
    MESELELERE AT GÖZLÜKLERİ İLE BAKARSANIZ. Kendinizi mutsuz edersiniz. Poliyanna’cılık bir yaşam felsefesidir. Ve bir sanattır. Meselelere bakışın bir başka şeklidir. Buna da sadece GÖNÜL GÖZÜ gerekir. Her şeyden bir mutluluk payı çıkarmaktır.
    Mükemmel insan bu gözlerin hepsini kullanmasını bilen insandır.
    Meselelere sadece tedbirle yaklaşmak yanlıştır. Eşeği sağlam kazığığa bağla sonra tevekkül et mantığıdır bu. Meselelere önce inançla (tevekkülle) başlayıp sonra sağlam kazık aramak gerekir. Çünkü ALLAH dilerse kazığınız kofa çıkar.
    İlim gözü. Gördüklerimizi ilimle sentezlemektir. Basiret bu sentezi inançla yoğurmaktır.
    İnsan oğlu görmediği şeylere inanmaz. Böyle olunca da sadece bilmek yetmiyor. Bizler Allahın varlığını ilmen biliyoruz. Ama gözümüzle görmediğimiz için hareketlerimiz inancımıza ters düşüyor.
    Benim Pollyanna’cılık oynamak gibi bir lüksüm yok. Organize bir suç örgütünün ihbarcısı olarak can güvenliğimiz tehlikede. Oğlum onlarla birlikte aynı hapishanede. Bu durumda kendimi kandırmanın aptallığını bilmem anlıyormusunuz. Sizleri kandırmamın da bana hiçbir faydası olmayacağı gibi zararı da çoktur. Meselelere AT GÖZLÜĞÜ İLE DEĞİL, bu dört gözle bakmak için Ankara’ya gittim. Yakın gözle gördüklerimi ilim gözü ile birleştirdim. Hükümetin çıkmazı, ekonomik gerçekler, beklentiler, istatistikçi doneler, yargı ve hükümet çekişmeleri, ceza evlerinin durumu, mahkum sayısındaki artışın vereceği ağır yükler, hükümet ve muhalefet çekişmeleri, Avrupa Birliği’ne uyum aşamaları, icra dairelerindeki yaşananlar, haciz depolarındaki doluluk, ipotekli evlerin haciz yoluyla satılışı, intiharlar, vs. vs. Hiçbir hükümet bunları yadsıyamaz, duyarsız kalamaz. Vakit geçirmek çözümsüzlüğü artırır ve hükümetin de böyle bir lüksü yoktur. Sayın başbakan da bu telaş içindedir. Sorunun meclis tatile girmeden çözülmesini istemektedir.
    Ayrıca dün iki adet kanun fazla ses yapmadan çıktı. Bu iki yasada büyük toplum kesimlerine hitap etmekte ve genel sorun içermekteydi. Ama bizim meselemize burada ve diğer platformlarda sahip olmamız gibi bir çalışma olmadığı için, bu iki yasada olumsuzluklar içinde çıktı. Sağlıkta tam gün yasası ve kamu personel yasası.
    Meseleye dört gözle bakınca görüntünün de ötesini görürsünüz. Sizlere santraç tahtasını bu amaçla önerdim. Sentez ve analizleri iyi yapmanız için. Ben böyle yaptım. İhtimallerin tümünü inceledim. Bulduğum sonuç. Hükümet bu yükün altından en kısa zamanda çıkıcaktır. Beklentiler (sanayide, piyasalarda, heryerde ) bu doğrultu dadır. Hedef her kesi memnun etmektir. Azınlığı değil. Dün Sabah Gazetesinde bir yazı okudum. Kredi kartı yıkımında bankalar bu işte kendi payları olduğunu kabul ediyordu. Düşünün. Düne kadar KREDİ KARTI MAĞDURU yoktur, suçlusu vardır diyenler gerçeklerle karşılaşınca nasıl çark ettiler. Şimdi sorunun halli için nasıl birlikte çalışmaya girdiler. Bizim için de durum aynı. Ve ben bizim sorunlarımız için çalışmayı bu dört gözümle gördüm. Strese girip ne kendinizi nede sevdiklerinizi yıpratmayın. İnançla bekleyin. “Sizin güzel olacak zannettikleriniz aslında şer olabilir, şer olacağını zannettiğiniz bir şeyde hayrınıza olabilir” der rabbimiz. Sabır en büyük ilaç, zaman da en büyük hakemdir. Saygılarımla Burhan İŞCAN

  9. kım dedı yakalandığimı calışıyorum ALLAHA ŞÜKÜR İŞ BULDUM

  10. Herkes ‘kendine göre’ algılar-yargılar!
    Her şey küçük bir “kedi” ile başladı… Ne zaman bir hayvandan bahsetsem ortalık karışıyor ama bu sefer durum farklı! Bu kedi bize “herkesin piyasaları hatta hayatı kendi gerçeklerine” indirgediğini ispatladı…

    Gelin kedimizi biraz daha tanıyalım… Avusturyalı bir fizikçi olan Schrödinger, kuantum gerçekliğini rasyonalize ederek anlatmak amacıyla bir deney tasarladı ve sanal bir kedi yarattı… Peki bu deneyin detayında ne vardı? Özellikle biz “bunu” finans piyasaları ile nasıl ilişkilendirdik?

    Deneyi tarif ederek başlayalım; Schrödinger’in kedisi ışık ve ses geçirmeyen bir kutuda yaşar ve kutunun içi dışarıdan kesinlikle görülemez. Kutunun içinde, kedinin sağlıklı besinle veya zehirle beslenmesine yol açan, radyoaktif maddenin gelişigüzel bozunması sonucu çalışan, bir sistem mevcuttur. Bozunma sonucu ortaya çıkan parçacıkların çarpmaları, kedinin besinle veya zehirle beslenmesine yol açar. Normal şartlar altında, düğmenin çalışması sonucu, kedi zehirlenir veya beslenir. ‘Kuantum gerçeğinde’ durum ‘sade gerçekten’ farklıdır. Schrödinger’in kedisi için, ‘bütün ihtimaller aynı anda’ var olur. Kedi ‘beslenir’, ‘zehirlenir’ veya aynı anda ‘hem beslenir, hem zehirlenir.’ Kutu ses ve ışık geçirmediğinden kedinin ‘ölü, canlı veya hem ölü hem canlı’ olduğu ortamı veya bu ortamın var olduğu kesitlerini biz dışarıdan algılayamayız. Kediyi gözlemlemek için kapağı kaldırmamız gerekir. Gözlemi yaptığımız an, ‘kediyi ya ölü, ya da canlı görürüz…’ Daha açıkçası; aynı anda var olan birçok gerçekliği veya ihtimali, algılama anında tek seçeneğe indirger ve durumu öyle algılarız… ‘Gözlemlediğimiz gerçekliği belirleyen veya değiştiren bizim gözlemimizdir…’ Yaptığımız gözlem sırasında çok boyutlu ihtimallerin var olma hatta aynı anda var olma gerçekliğini, gördüğümüz gerçeğe indirgeyerek, yaptığımız gözlemin bir parçası oluruz. Kediyi öldürürüz veya yaşatırız…

    Sevgili dostlar, yukarıdaki deneyi şimdi gelin piyasalara aktaralım ve soralım; günlük hayatta olayları ve hayatın gerçeklerini nasıl algılıyoruz? ‘Piyasa’, kedinin kutunun içinde bulunduğu gibi, ‘birçok dinamiğin, birçok durağan ile etkileşime girdiği ve bu etkileşimin, insana değin gerekçelerden oluşan bir sarmalın’ içinde oluştuğu, dinamik bir sistemdir. Bütün ihtimaller aynı anda var olmasına rağmen, piyasayı algılayanlar, yaptıkları gözlemler ile, kutunun kapağını kaldırarak olaya müdahil olurlar. Kutu kapalıyken bütün ihtimaller aynı anda var olabilir. Kapağı kaldıran bizler, bireysel veya toplumsal olarak yaptığımız gözlemin bir parçası olur ve ‘sadece kapağın açık kaldığı süre içinde gördüğümüz sahneyi’ gerçek olarak algılarız. ‘Aynı anda var olma’ gerçeği kapak kapanınca kaldığı yerden devam eder. Olaya dahil olduğumuz saniye, bizim piyasaları veya daha geniş bir açı ile bakmak gerekirse, hayatı algılayıp, sadece eldeki gözlem bilgisi ile hayati kararların çekirdeğini oluşturmaya adım attığımız, ilk andır. Algılama ile gerçek arasındaki uçurum büyüdükçe, hayatta ve en önemlisi piyasalarda bu uçuruma düşerek büyük zarara uğrarız. İnsan müdahalesinin olduğu piyasa gerçeğinde, ‘diğerlerinin algılamalarının oluşumuna müdahale edip, algılamalarını yanıltabilenler’ daha doğrusu kapağı kaldırıp anlık görüntüyü, tüm gerçek gibi algılatanlar, maalesef kârlı çıkarlar… (y.bulut-vatan)
    burhan işcan

  11. can atak ortalarda görünmüyor..!!!

  12. Yahu yokmu içinizde iyi bir hacker? Birkaç önemli internet sitesini hac’lesin. Anlasam yapacağım ama anlamıyorum. Bu mağduriyeti anlatan güzel bir slogan. Bakın nasıl ses getiriyor.

    • Admin
      Can bey ile ilgili bir şey duydum üzüldüm
      yakalanmış diye varmıdır bir bilginiz…

    • biz mağduruz milad bey
      alavere dalevere bilmediğimizden
      işimizi kitabına uyduramadığımızdan
      çalıp çırpmadığımızdan
      adam dolandırmadığımızdan
      dürüst ticareti savunduğumuzdan dolayı
      mağdur olduk
      çek mağduruyuz diyince kızıyormuş millet vekillerimiz
      haklılar ancak unuttukları es geçtikleri bir nokta var önce biz mağdur olduk sonra istemeden mağduriyetlere sebeb olduk ve o yüzden tekrar mağdur olduk
      yani bizler iki kere mağduruz
      bu zamana kadar ilagal birşey yapmadık
      ilagal bir oluşumun içinde olmadık
      sesimizi duyurmak pahasınada olmayacağız
      biz o işlerden anlamayızda zaten
      siz yanlış yerdesiniz bence

      • sayın a.b. AŞAĞIDAKİ YAZIMI OKUYUN UMARIM FİKİRLERİNİZ DEĞİŞİR.

        ADALAET KOMİSYONUNA
        23 yıldır ticaretle uğraşıyorum. Ben sizden, 3167 sayılı çek kanunu yüzünden, gerçekten işini yapamaz hale gelmiş esnaf ve tüccarlar adına sesimizi duyurmanızı rica ediyor ve düşüncelerimi paylaşmak istiyorum.Şimdiden teşekkür ediyor saygılar sunuyorum.
        • Aslında bu yasanın varlığı bile yanlış.
        ”Çek; karşılığı bankanın garantisi altındadır ve görüldüğünde ödenir.” TEMİNATI özgürlük değil, banka ve müşterisi arasındaki sözleşme şartları olmalıdır. Aynen kredi kartlarında olduğu gibi. Tek fark teminat oluşturulmasıdır. Şartları yerine getiren müşterisine kupon çek yaprakları müşteri limiti dahilinde banka tarafından basılır ve müşterisine teslim edilir. Çek şayet vadeli yazılacaksa, hamil, ya gününü bekler, yada ilgili bankaya veya başka bankalarda olabilir, (hatta daha da iyi olur rekabet oluşur)gider, günün koşullarında uygulanacak faiz/gün hesabına göre erken ödeme kesintisini yaparak parasını alır. Hem banka kazanır, hem hiççç böyle yasalar yapmaya gerek kalmaz. Yargıyı meşgul etmezsin, vatandaşınıda cezaevine koymazsın, kısaca kimse mağdur olmaz. Tefecide kalmaz ortalıkta. Üçaşağı beş yukarı bankalar birbirine yakın faiz oranları uygulayacağı için çek tefeciye gitmektende kurtulur. Gerçekten kıymetli evrak haline gelir.
        Şu anki sisteme bir örnek vereyim,
        • A bankası kendi çek yaprağını vadeli kesen müşterisinin çekini, bu çeki alan hamil de yine kendi müşterisi, çeki alan hamile bu vadeli çeki teminat kabul edip kredi kullandırır. Vadesi geldiğinde çek sahibinin hesabında para olma garantisi yok, ama yinede alıyor. Neden? Çünki sorumluluğu 470 TL YAZAN DÜŞÜNSÜN. Varmı böyle birşey, ödeyemezse, bakın ödeyemezse diyorum, ticari kariyerini bitiririm, elindekini avcundakini alırım, bugüne kadar yaptığın bütün birikimini yok pahasına haraç mezat sattırırım, oda yetmezse seni içeri attırırm. VAY BE! ne yasa yapmış kanun koyucular. Odalarımızın yöneticileri, sayın vekiller, hadi biz, 5 keçiyi güdemeyen cahilleriz, sizlerin bizden farklı olması gerekmez mi? sizlerin bu konuyu çözmeniz gerekmez mi? yazık değilmi bu kadar insanı, basit çözümleri olan sorunlar yüzünden ceza evlerinde ağır şartlara mahkum ettirmeye.. Ya aileler?
        • Bunu birde garantili çeklere uyarlayalım; yukarıda bahsettiğim gibi hangi banka ile çalışırsan çalış, çek kıymetli bir evrak. Kim, daha az erken ödeme kesintisi yaparsa, esnaf tüccar, çeki elinde bulunduran herkimse istediği bankada paraya çevirebilir. Kayıt dışı, terörün finansmanı gibi problemleride ortadan kaldırırsınız. Çünki çek hesabı olan müşteri, bakanın, aynı zamanda devletin ve ticareti düzenleyen tüm birimleri tarafından kontrol altında olacaktır. Hakeza alanda, tabi bu tacir çekleri için düşünülmelidir. Şahıs çekleride benzer bir yöntemle çözülebilir diye düşünüyorum. SAYGILAR.

        • bize yaplılan haksızlıkların adaletsizliklerin haddi hesabı yok
          bunu hepimiz biliyoruz
          peki bize mi özel bu davranşlar
          hayır herkeze peki neden biz bu durumdayız
          bozuk düzene ayak uyduramadığımızdan
          saflığımızdan dolandırıcı yerine koyulduk
          dolandırıcı gibi cezalandırıldık
          şener şenin filmindeki gibi sonradan dönmekte var işin içinde
          namusluymuş namussuz dedirtmekte
          seçim her zaman sizin elinizde sonuçta
          yanlış yapanlara yanlışla cevap verdikten sonra onlardan ne farkımız var
          ben onlar gibi olmadım
          allah göstermesin
          istesemde olamam zaten

      • HİÇBİR MAHKEME, ÇEKİ KARŞILIKSIZ ÇIKAN TÜCCARIN BAĞLI OLDUĞU VERGİ DAİRELERİNDEN, KAÇ YILDIR BU İŞİ YAPIYOR, DEVLETE NEKADAR VERGİ ÖDEMİŞ, KAÇ KİŞİ ÇALIŞTIRIYOR DİYE SORMUYOR. DİREK SAHTEKAR, DOLANDIRICI DAMGASI YÜZÜNE YAPIŞTIRILIYOR. İŞİ BOZULAN, ESNAFIN DÜŞTÜĞÜ BU DURUM ONUR KIRICIDIR.
        DÜZENLEMEDEKİ AMAÇ, DEVLETİN MAĞDUR OLAN BORÇLUDAN HAPİS TEHDİDİYLE PARA ALMASI OLMAMALIDIR. BU, ALACAKLININ MAĞDURİYETİNİ DE GİDERMEZ. ÖNCE ESNAFIN TİCARİ KARİYERİ, ŞEREFİ, ONURU KURTARILMALIDIR. MADEM Kİ ÇEK TACİR İNSANLARIN ÖDEME ARACIDIR, SORUN HER İKİ TARAFINDA SORUNUDUR, DEVLETİN ARADAN KİŞİNİN ÖZGÜRLÜĞÜ KARŞILIĞINDA PARA İSTEMESİ DAHADA VAHİMDİR.

        TÜRKİYEDE EKONOMİNİN DÜZELMESİ İÇİN, ÖNCE FİNANS SEKTÖRÜNÜN KUCAĞINDAKİ VATANDAŞINI KURTAR. YOKSA HİÇBİRŞEY DÜZELMEZ BU ÜLKEDE. HAYATI KARARMIŞ, GELECEKTEN UMUDU OLMAYAN, BOŞ BOŞ BAKAN, EVİNDEKİ EŞYASINI HACZETTİRDİĞİNİZ, AİLE DÜZENİN BOZDUĞUNUZ, İNSANLARA BİR SORUN BAKALIM, ONLAR NE DİYOR.
        Demokrasi millete kabahat bulan bir rejimin adı değildir. Demokrasi milletin hatasını araştıran bir rejim de değildir.
        ADALETİ EŞİT PAYLAŞTIRMAKTIR…..

    • var olmaz mı.ama kendileri şimdi müsait değiller.geçici bir süre çevrimdışı durumdalar.müsait olunca yönlendireyim size.

  13. selçuk
    Haziran 18, 2009, 8:38 am üzerinde
    arkadaşlar….
    çokta korkmanıza gerek yok…

    sonunu düşünen kahraman olamaz.

    3-5 günlük cezadanmı korkuyorsunuz
    herkes şairliğe başlamış..
    biraz cesaretli olun…

    yalvarırcasına hikayeler yazmışsınız..

    sizin utanmanız veya çekinmeniz
    hiç bir şeyi değiştirmez…
    korkmanızda hiçbir şeyi değiştirmez..

    bu ülke böyle…

    işimize gelirse…

    yazılanı yaşamaya devam………………

    benden bütün genç kızlara selam…

  14. arkadaşlar….
    çokta korkmanıza gerek yok…

    sonunu düşünen kahraman olamaz.

    3-5 günlük cezadanmı korkuyorsunuz
    herkes şairliğe başlamış..
    biraz cesaretli olun…

    yalvarırcasına hikayeler yazmışsınız..

    sizin utanmanız veya çekinmeniz
    hiç bir şeyi değiştirmez…
    korkmanızda hiçbir şeyi değiştirmez..

    bu ülke böyle…

    işimize gelirse…

    yazılanı yaşamaya devam………………

    benden bütün genç kızlara selam…

  15. HAYATINI UÇURTMANIN KANADINDA YAŞAYAN UÇURUMUN KENARINDA BEKLEMEZ

    Beden’i mapusa da, mezara’da gömseler ruh a vurulmaz zincirler ruh esir olmadıkça bedene
    var git de gördüğün yer bana döndüğün yer olacağını bile bile anlamak istememen ya asıl beni kahreden
    sorarım o zaman bir parça yasak elma cennetten daha tatlı gelmedimi aslımıza
    yaşamak yaşanmışı tekrar etmek değil her ne pahasına
    yaşamak yaşanmamışlığa dair olanı bir adım öteye taşımak
    yaşamak bedel ödemek,öderkende geriye dönüp bakmamak demek
    öyleyse boşver,koyver arkana bakmadan yol ver özgürlüğe yürü ama yolun sonununa gelipte
    uçurumun ucuna bırakırken esaretini sakın düşünme biran
    arkanda sana uzanan el bıraktığın esaretinden başkası olmayacak hiçbir zaman
    BORN OF ONE JULY
    1 TEMMUZDA BİTTİĞİMİZ YERDEN TEKRAR DOĞALIM
    TAKSİM DE TOPLUCA TESLİM OLALIM

    • KOYNUMDA TAPPULU KALDI BU ACI
      SIMDI NERDEN BULAM BUNA ILACI
      GÖZLERINE KARSI ZAYIFMI OLAM
      SAKLAMAYA GELMEZ SEVDA SANCISI

      UYKUM FIRARI GECEM FIRARI BEN FIRARI BU SATTE
      ÖLÜM BIR SOLUK BIR NEFES KADAR YAKIN OLMUS ENSEMDE.

      YÜREKLI OLSUN GERCEKTEN OLSUN SEVDAMIZIN TÜRKÜSÜ HIC BOZULMASIN HIC CÖZÜLMESIN GÖZLERININ BÜYÜSÜ.

      GELDE ÖLDÜRME BU DERDI CEFAYI
      UZAKLIK YIKARMI BÖYLE SEVDAYI
      KARLI DAGLAR KURSA TAS BARIKATI
      FIRTINAYLA YIKAR GELIRIM SANA

      UYKUM FIRARI GECEM FIRARI BEN FIRARI BU SATTE
      ÖLÜM BIR SOLUK BIR NEFES KADAR YAKIN OLMUS ENSEMDE.

      YÜREKLI OLSUN GERCEKTEN OLSUN SEVDAMIZIN TÜRKÜSÜ
      HIC BOZULMASIN HIC CÖZÜLMESIN GÖZLERININ BÜYÜSÜ.

      BAZEN FIRAR OLMAK IYIDIR.BAZEN KACMAK GUZELDIR.HIC KIMSEYI DUYMAMAK ISITMEMEK INADINA BURDAYIM AMA BULAMAZSINIZ BENI DEMEK SAYIN AB OYLE ULU ORTA AL BENI AL DEMEK SANA KOLAY GELIYOR SANIRIM.ARKADAKILER NE OLACAK……

      • helal sana firari hakan kardeşim.biz kahraman olmaya çalışsak sonunu düşünmeden teslim olalım. amacımız kahramanlık değil,özgürlük.yıkılanları düzeltmek yeniden yapmak.özgür olunca kahraman da olunur zaten.teşekkürler

      • bakın al beni değil demek istenen zaen eger istediğimiz sayıya ulaşırsak bizi kimse alamaz

        • tamda budur işte.

          Satrancın iki büyük ustasına hayrandım. Yıllarımı onların kitaplarını okuyarak geçirdim 😦

          Nimzowitch derki.
          Durumunu geliştir. Pozisyonunu iyileştir. Sen hata yapmazsan, pozisyonunu iyileştirmeye devam edersen RAKİP HATA YAPAR.

          Petrosyan derki. Rakibin senden güçlü ise TEHDİT İCRADAN ETKİLİDİR.

          Geldiğimiz durumda. Bilinçli ya da bilinçsiz hatalar yapıldı. Bunları açıkladık. Artık 3167 sanıklarının cezaları kuşkulu hale gelmiştir. Bunda hemfikiriz.

          Kaybedecek bir şeyi kalmamış insanların artık kanun önüdeki konumu MAĞDUR ‘dur.

          Birlikte davranmak, etkiyi arttıracaktır. İcra olursa : büyükten büyük, küçük küçük kopacaktır.

          Durumu tekrar analiz etmeye çalışıyorum. Herkes yerini belli etmiştir.

          Güçlü olan ne yaparsa, etkili olacaktır. Mağdurlar ne yaparsa etkili olacaktır. Onu bulmak gerekiyor.

          yarın gün içerisinde belli olacaktır.

      • anlamak istemiyorsanız anlamayın
        ben tek başına yada birkaçkişi gidip teslim olalım demiyorum.
        önce bir mail adresinde birleşelim
        sayımızı bir görelim
        yüzbini aşarsak ki
        rakamlar yalan değilse aşarız
        bu şekilde teslim olmak
        hapse girmek anlamına gelmiyor
        bu işi bitirmek anlamına geliyor
        neden anlamak istemiyorsunuz
        hangi medyaya haber yapın
        hangi millet vekiline derdimizi anlayın
        hangi yargıtaya kararı açıklayın
        diye yalvarmamız gerekecek o zaman
        hepsi birden yarışacak
        bu işi ben çözdüm demek için
        çünkü o zaman sanal değil
        gerçek olacağız
        kimse imkar edemiyecek
        dediklerime geliceksiniz ama iş işten geçicek
        bu bloglar kapatılacak
        tek tek toplanacağız
        sesimizi duyan olmayacak
        allah hepinizin gönlüne göre versin

    • evet evet bencede bunu yapalım ama tolu teslim olma töreni en mantıklısı yeterki organize olalım eegr 650 bin firari varsa en az yarısı toplanalım bu sayının ve dünyaya ses getirecek bir eylemle teslim olalım elelrimiz abşımzıın üstünde işet o zaman bizi artık stadyumamı koyarlar nereye koyarlar nasıl bakarlar devlet düşünsün en az yarısı olalım ama bu sayının 300 bin kişi mesela devletin ahngi güvenlik güçelri bizi alıp ereye koysunlar ben bunu daha öncede söeldim ve hala savunuyorum

      • Teslim olalım diyorsunuz ya …:)))
        Kafanızda canlandırmanız için bazı örnekler ..
        :)))

        Ali Sami Yen : 24,000 kişi kapasite
        Şükrü Saracoğlu : 50,530 kişi kapasite
        İnönü Stadı : 32,145 kişi kapasite
        ____________________________
        TOPLAM : 106,675 kişi
        (kaynak vikipedi)

        ve bunlar gibi 5 ADET daha lazım ….:)))))

        TÜRKİYE DEĞİL DÜNYA KARIŞIR ..BÖYLE BİR TESLİM OLMADA :=))

        sadece büyüklükleri verdim …yorum sizin :)))

        • Örneklere devam :)))
          Hep onlarmı gülecek ya …biraz da biz gülelim …
          :)))

          600,000 davada ortalama herkesin 5 çeki olduğunu var sayarsak gercekci bir ifade ile

          120,000 şahıs olur …bunlardan 20,000 kişininde adli cezayı ödediğini var sayalım ….

          100,000 kişinin Taksim den nakli için
          bildiğimiz şehirlerarası yolcu otobüslerinden 2174 adet gerekiyor ..:))))
          ( beher otobüs 46 kişilik )
          ayrıca 100,000 kişiye her öğünde bir adet ekmek verilse sadece günlük 300,000 ediyor …
          yaz aylarındayız malum …bir insan ortalama 3 litre su içiyor ..günlük 300,000 litre su lazım….
          diğer örnek ve yorumları sizlere bırakıyorum
          :)))))))))))

        • tamam işte bırakın istanbul yakımlarıda biz çıkana kadar ya maç yapamsın yada taraftar almasın biz izleriz 😀

  16. sevgili admin;
    ilk mesaj benden olsun.

    senin de dediğin gibi
    insanlar kırgın, umutsuz, ve utanıyorlar.
    atalet içindeler..
    güvenlerini kaybetmişler.
    hayatla olan bağları kopma noktasına gelmiş.

    ve haklıyken bile, o hakkı teslim etmeyenlerin nasıl denge hesapları yaptıklarını gördükçe güvenlerini daha da kaybediyorlar.

    bazen gerilimler oluyor, bazen yanlış sözler söyleniyor belki.
    ama sana söylenebilecek tek sözümüz şükran sözleri olabilir.

    sana ne kadar teşekkür etsek azdır.
    bu mücadelede öncü bayrağı taşıyor ve insanlar için umut oluyorsun.

    selamlar..

    bir şiir de benden gelsin büyük ustadan..:)

    (…)
    belki bu halimin
    fizyolojik, psikolojik filan izahı vardır.
    belki de sebep buna
    bana aylardır
    kendi sesimden başka insan sesi duyurmayan
    bu demirli pencere
    bu toprak testi
    bu dört duvardır…
    (…)
    Nazım Hikmet

    • TUZLA TERSANELERİNDEKİ ÖLÜMLER ve BAŞBAKANIN SAKLADIĞI GERÇEKLER…
      Cuma, 20 Haziran 2008 00:00
      TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ CUMHURİYET HALK PARTİSİ Grup Başkanlığı

      İSTANBUL MİLLETVEKİLİ VE CHP GRUP BAŞKANVEKİLİ KEMAL KILIÇDAROĞLU’NUN TUZLA TERSANELERİ KONUSUNDA DÜZENLEDİĞİ BASIN TOPLANTISI (20.6.2008)

      TUZLA TERSANELERİNDEKİ ÖLÜMLER ve BAŞBAKANIN SAKLADIĞI GERÇEKLER…

      Sayın Başbakan, 98 işçinin yaşamını yitirmesinin ardından en nihayet Tuzla’da önlem almanın gereğinden söz etti…

      Sayın Başbakan Tuzla tersanesini helikopterle havadan denetledikten sonra Dolmabahçe Sarayında tersane sektörü temsilcileriyle bir araya geldi…

      Sayın Başbakan bu görüşmede şunları söylüyor… “Burada yapılacak değerlendirme ve müzakere sonucunda, birlikte sorunlara çözüm bulmak mecburiyetindeyiz”…

      Bunun olması için öncelikle ayırım yapılmaksızın tüm tarafların dinlenmesi gerekiyor. Sayın Başbakan sıkıştığında “herkesi kucaklayacağından, ayırımcılık yapmadığından” söz ediyor. Peki, 98 işçinin yaşamını yitirdiği bir bölgede sendikal faaliyet gösteren Limter İş Sendikası niçin bu toplantıya çağrılmamıştır?

      Çünkü Sayın Başbakanın gerçekleri görmeye niyeti yoktur. Kendisine farklı çözümler öneren düşüncelere tahammülü yoktur. Çünkü Sayın Başbakan “eylem demokratı değil, söylem demokratıdır.” Yani kağıt üstünde demokrattır… Gerçekte ise aykırı hiçbir düşünceye tahammülü yoktur…

      Günaydın Sayın Başbakan…

      98 işçi ölürken duyarsız mıydınız?

      Sayın Başbakan iş kazası sonucu ölümleri de adeta meşru – olağan görüyor… Sayın Başbakan diyor ki, “iş kazalarına bağlı ölüm ve yaralanma olayları dünyanın her yerinde olabiliyor.” Bu demektir ki, Tuzladaki ölümler olağandır ve dünyanın her yerinde olan iş kazası ölümleridir…

      Sayın Başbakan acaba 98 iş kazası sonucu ölümün olduğu dünyada bir başka tersane gösterebilir mi?

      Sayın Başbakan yine AKP Hükümetini eleştirilerden uzak tutmak için Başbakan gibi değil de bir muhalefet lideri gibi konuşmaktadır. Sayın Başbakan diyor ki, “Tuzlada 47 tersane var. Bunların içinden ruhsatlı olanların sayısı, parmaklarımızın sayısını geçmeyecek kadardır.”

      Sayın Başbakana sormak gerekiyor…

      Bu tersaneler Ruhsatsız olarak başka bir ülkede mi faaliyette bulunuyorlar?

      Siz 6 yıldır bu ülkede Başbakan değil misiniz?

      Bu tersanelerin ruhsatsız çalışmasına sizin Hükümetiniz göz yummuyor mu?

      Başbakansanız, ruhsatsız çalışmanın suç olduğunu birileri size söylemiyor mu?

      98 işçi yaşamını yitirdi siz hala önlem almıyor, önlem almaktan söz ediyorsunuz…

      AKP Hükümetinin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Sayın Faruk Çelik, 18 Mayıs 2008’de yaptığı açıklamada, aynen şöyle diyor…

      “20 tersane olması gereken yerde 50 tersane olursa ve bu şekilde ruhsatlandırılırsa o karmaşa içinde ne yazık ki bu üzücü olaylar cereyan etmeye devam edecek.” diyor…

      Sayın Bakan son derece önemli bir konuya dikkat çekiyor ve Tersanenin yoğunluğunun ölümcül kazaları artırdığını ve önlem alınmazsa ölümlerin devam edeceğini söylüyor…

      Peki, Tuzla’da bu yoğunluğa kim izin verdi?

      Gemi İnşa Sanayicileri Tuzla Tersanesi büyütülürken herhangi bir uyarı yapmadılar mı?

      •Gemi İnşa Sanayicileri Birliği ilk uyarıyı 2004 yılında yapmıştır. Yazıyı gereği için iki Bakanlığa, bilgi için de 6 kuruluşa göndermiştir…(Ek:1)

      •AKP Hükümeti bu uyarıyı dinlememiş ve bildiğini okumuştur… (Ek 2 ve 3)

      •Gemi İnşa Sanayicileri Birliği son uyarıyı da 2007 yılında yapma ihtiyacını duymuştur. (Ek 4)

      Tuzla’daki ölümlerin sorumlusu AKP’dir…

      Sayın Başbakan “önce insan” diyorsa, dönüp ölümlere ortam hazırlayan yazışmalara ve birlikte toplantı yaptığı Bakanlara bir sorsun… Gerçeği daha iyi görecektir…Sayın Başbakan, Dolmabahçe toplantısında “İnsan hayatını ilgilendiren hiçbir soruna duyarsız kalmamız mümkün değildir” diyor. CHP Tuzla’ya ilk heyeti Ekim-2007 tarihinde gönderdi. O tarihten bu yana defalarca bölgeye gidildi ve taraflarla görüşüldü… Bugüne kadar 98 işçi yaşamını yitirdi… Ve en nihayet Sayın Başbakan “insan hayatını ilgilendiren hiçbir soruna duyarsız kalmayacağını” 19 Haziran 2008’de açıklıyor…

Yorum yaparak destek olabilirsiniz

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s