Adil Yargılanma Hakkı


Adil Yargılanma Hakkı

Av. Mehmet KALAY

 

İlk gelişiminden bu yana insanoğlu sosyal bir varlık olmasının doğal sonucu olarak hem tabiatın tehlikelerine karşı ortak savunma güdüsünden dolayı, hem de birlikte yaşama ve neslin devamının gerekliliği neticesinde topluluk halinde yaşamaya başlamıştır. Toplu yaşamanın doğal bir sonucu olarak insanlar arasındaki ilişkilerde bir takım ahlaki ve vicdani kurallar belirmeye başlamıştır. Ahlaki ve vicdani kurallar, insanlığın ve sosyal gelişimin mertebe kaydetmesi ile birlikte sosyal ilişkileri düzenleme niteliğini kaybetmiş ve bu durum ilkel de olsa hukuk normlarının ortaya çıkması sonucunu doğurmuştur.
Zaman içinde, hukuk normlarını vazedecek, bu normların herkese uygulanmasını sağlayacak, hak ihlallerini ortadan kaldırarak bu normlara karşı gelenlerin etkin bir yaptırım gücüyle cezalandırılmasını sağlayacak bir erke, yani devlete ihtiyaç duyulmuştur. Ancak bu yaptırımı elinde bulunduran erk olan devletin, bu hakkı kullanırken kendisini oluşturan bireylerin hak ve özgürlüklerini tehdit etmesi ve sınırsız bir erki kullanıyor olması, savunmasız kalan bireyin korunması gerekliliğini ortaya koymuştur. Tarihsel gelişim içinde bireyin korunmasının, ancak, yasama, yürütme ve yargı erklerinin birbirinden ayrılarak bağımsızlaştırılması ve yargılama faaliyetinin etkin bir hukuki güvenceye ve aynı zamanda yaptırıma bağlanması ile sağlanabileceği anlaşılmıştır.


Zaman içinde, 1789 Fransız İhtilali ile daha da güçlenen klasik ulusalcı devlet anlayışı ve hukuk uygulamaları değişmeye başlamıştır. Özellikle İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra Avrupa’nın içine düştüğü durum yeni açılımları beraberinde getirmiştir. Bu tarihten sonra savaş sonunda ortaya çıkan ölümlerin ve yıkımların etkisinin büyük olması nedeniyle, Avrupa’da ve dünyada insan hakları konusunda yeni düzenleme yapma ihtiyacı hasıl olmuştur. İnsan hak ve hürriyetleri konusunda ilerleyici düzenlemeler yapılması, aynı zamanda bizim konumuz olan adil bir yargılamanın güvencelerini sağlamak bakımından da önem arz etmektedir. Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi ile başlayan bu süreç Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve Avrupa Birliği Temel Haklar Şartı’nın kabul edilmesiyle ivme kazanmıştır. Bu süreç, aşağıda konumuzu ilgilendiren bölümleri itibariyle açıklayacağımız gibi iç hukukumuz üzerindeki etkisi ve bazı yönleriyle yaptırımlara sahip olması nedeniyle (Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi) bizim için kayda değer bir nitelik arz etmektedir.
Tüm bu gelişmeler ışığında ve hukukun kaydettiği aşamalar sonunda etkin bir hukuk uygulamasının sağlanması için adil bir yargılamanın güvencelerinin olması ve bununla bağlantılı olarak savunma hakkının da etkin bir şekilde tüm baskı unsurlarından arındırılması ve yasal güvencelere bağlanmış olması gerekmektedir. Bu nedenle sunumumuzun başlığını da oluşturan kavramı (ve yeri geldiğinde bağlantılı olan savunma hakkını) incelemek ve değerlendirmek zorunluluğu doğmaktadır.
Adil yargılanma hakkı, soruşturma ve yargılama evresinde kişi hak ve hürriyetlerine bir halel gelmeden hakikatin ortaya çıkması bakımından vazgeçilmez kavramı teşkil etmektedir. Adil yargılanma hakkı bildiğimiz klasik yargılama şeklinin uygulanmaya başlaması ile kavramsallaşmakla beraber, “savunma hakkı” diğer temel hak ve hürriyetler ile birlikte kişinin, doğuştan sahip olduğu en temel korunması gereken hakkı ifade etmektedir. Adil yargılanma hakkı da evrensel ve yerel hukukta yargılamanın olmazsa olmaz koşullarından biri haline gelirken, savunma hakkı ile arasındaki temel fark savunma hakkının, “savunma” kavramının başlangıcından itibaren hukuk literatüründe yer almasıdır. İnsana doğuştan bahşedilmesi nedeniyle savunma hakkı dokunulmaz ve kutsal bir nitelik arz etmektedir. Bu temel ve dokunulmaz haklar yargılama ve yasallaşma sürecinde özellikle ülkemiz açısından yeterince uygulanamamış ve bu hakların ihlali neticesinde ortaya çıkacak hak ihlalleri için caydırıcı yaptırım müesseseleri oluşturulamamıştır.
Ayrıca diğer önemli bir husus, taraflar arasında “silah eşitliği” ya da “adil bir denge” sağlanmış olmasının başarılması şarttır. Bu, taraflardan her birine, karşı tarafla kıyaslandığında kendisi açısından önemli bir dezavantaj oluşturacak bir durum yaratmaksızın davasını sunma (kanıtları da dahil olmak üzere) konusunda makul bir fırsat tanınmış olması anlamına gelmektedir.1
1982 Anayasası, adil yargılanma hakkını 36. maddede
“Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.”
şeklinde düzenlemiştir.

ULUSLARARASI HUKUK  METİNLERİNDE VE  TÜRK HUKUKUNDA ADİL YARGILANMA VE  SAVUNMA HAKKI

Yukarıda genel çerçevesini çizdiğimiz adil yargılanma hakkının uluslararası hukuk metinlerinde ve Türk hukuk uygulamasındaki yerini aşağıda yasal ve hukuki dayanakları belirtilerek aktarılmaya çalışılacaktır. Burada her iki hukuk metninde konuyla ilgili madde içeriklerini aktarıp, uluslararası hukuktan ülkemiz hukukuna doğru bir sistematik izlenecektir.

İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi
Madde 11:
1. Kendisine bir suç yüklenen herkesin, savunması için gerekli olan tüm güvencelerin tanındığı bir açık yargılanmayla yasaya göre suçluluğu kanıtlanana değin suçsuz sayılma hakkı vardır.
2. Hiç kimse işlendiği sırada ulusal ya da uluslararası hukuka göre bir suç oluşturmayan herhangi bir eylem ya da kusurdan dolayı suçlu sayılamaz. Kimseye suçun işlendiği sırada uygulanabilecek olan cezadan daha ağır bir ceza verilemez.
 BM Siyasi ve  Medeni Haklar Sözleşmesi’nde  Adil Yargılanma Hakkı
Madde 14/5:
“Bir suçtan ötürü mahkum olan bir kimse, mahkumiyetinin ve aldığı cezanın daha yüksek bir yargı yeri tarafından hukuka göre incelenmesini isteme hakkına sahiptir.”
denilmektedir.

 Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi
Madde 6 : Adil Yargılanma Hakkı
1. Herkes, gerek medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili nizalar, gerek cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar konusunda karar verecek olan, yasayla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından davasının makul bir süre içinde, hakkaniyete uygun ve açık olarak görülmesini istemek hakkına sahiptir. Hüküm açık oturumda verilir; ancak, demokratik bir toplumda genel ahlak, kamu düzeni ve ulusal güvenlik yararına, küçüklerin korunması veya davaya taraf olanların özel hayatlarının gizliliği gerektirdiğinde, veya davanın açık oturumda görülmesinin adaletin selametine zarar verebileceği bazı özel durumlarda, mahkemenin zorunlu göreceği ölçüde, duruşmalar dava süresince tamamen veya kısmen basına ve dinleyicilere kapalı olarak sürdürülebilir.
2. Bir suç ile itham edilen herkes, suçluluğu yasal olarak sabit oluncaya kadar suçsuz sayılır.
3. Her sanık en azından aşağıdaki haklara sahiptir:
a) Kendisine yöneltilen suçlamanın niteliği ve nedeninden en kısa zamanda, anladığı bir dille ve ayrıntılı olarak haberdar edilmek;
b) Savunmasını hazırlamak için gerekli zamana ve kolaylıklara sahip olmak;
c) Kendi kendini savunmak veya kendi seçeceği bir savunmacının yardımından yararlanmak ve eğer savunmacı tutmak için mali olanaklardan yoksun bulunuyor ve adaletin selameti gerektiriyorsa, mahkemece görevlendirilecek bir avukatın para ödemeksizin yardımından yararlanabilmek;
d) İddia tanıklarını sorguya çekmek veya çektirmek, savunma tanıklarının da iddia tanıklarıyla aynı koşullar altında çağırılmasının ve dinlenmesinin sağlanmasını istemek;
e) Duruşmada kullanılan dili anlama dışı veya konuşma dışı takdirde bir tercümanın yardımından para ödemeksizin yararlanmak.

 AİHS’e Ek 7 Nolu Protokol
Madde 2/1:  Cezai konularda iki dereceli yargılanma hakkı
1) Bir mahkeme tarafından cezai bir suçtan mahkum edilen her kişi, mahkumiyet yada ceza hükmünü daha yüksek bir mahkemeye yeniden inceleme hakkını haiz olacaktır. Bu hakkın kullanılması, kullanılabilme gerekçeleri de dahil olmak üzere, yasayla düzenlenir.
2) Bu hakkın kullanılması, yasada düzenlenmiş haliyle önem derecesi düşük suçlar bakımından yada ilgilinin birinci derece mahkemesi olarak en yüksek mahkemede yargılandığı veya beraatını müteakip bunun temyiz edilmesi üzerine verilen mahkumiyet hallerinde istisnaya tabi tutulabilir.

 Avrupa Birliği Temel Haklar Şartı
Madde 47:  Etkili Hukuki Bir Yola Başvurma ve  Adil Yargılanma Hakkı
Birlik hukuku tarafından teminat altına alınmış hakları ve özgürlükleri ihlal eden herkes, bu maddede belirtilen şartlara uygun olarak bir mahkemede etkili bir hukuki yola başvurma hakkına sahiptir.
Herkes, daha önceden yasa ile temin edilmiş bağımsız ve tarafsız bir mahkemede makul bir süre içerisinde yapılacak adil ve kamuya açık bir duruşma yapılması hakkına sahiptir. Herkes, kendisine bilgi verilmesi, savunulması ve temsil edilmesi fırsatına sahip olmalıdır.
Gerekli imkanlara sahip olmayan herkese, bu yardımın adalete etkin bir şekilde ulaşılmasının sağlanması için gerekli olması koşulu ile hukuki yardım sağlanacaktır.2
Uluslararası metinlerden adil yargılanma hakkının detaylı olarak düzenlendiği tek belge olan Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, 6. maddenin 1. fıkrasında “Herkes, … bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından davasının makul bir süre içinde, hakkaniyete uygun ve açık olarak görülmesini istemek hakkına sahiptir.” hükmü ile hem adil yargılanma hakkını düzenlemiş, hem de adil yargılanma ile doğrudan bağlantılı olan savunma hakkını düzenlemiştir.
Adil yargılanma hakkı ile ilgili olarak Türk Hukuk tarihinde yürürlüğe giren anayasaların hiçbirinde düzenleme yapılmamıştır. Yürürlükte bulunan 1982 Anayasasının 36. maddesinde (Ek: 03.10.2001-4709/14 md.) 2001 yılında uyum yasaları çerçevesinde yapılan değişikle beraber adil yargılanma hakkı yüzeysel ve tek cümle olarak düzenlenmiştir.
Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin 10, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin Ek 7 nolu Protokolünün 2/1, Birleşmiş Milletler Kişisel ve Siyasal Haklar Sözleşmesi’nin 14/5 maddesinde Avrupa Birliği Temel Haklar Şartının 47. maddesinde adil yargılanma hakkı ile ilgili düzenlemeler yapılmıştır.
04.12.2004 tarihinde kabul edilen Ceza Muhakemesi Kanunun genel gerekçe kısmında kanunun kabul ediliş gerekçeleri sıralanırken aslında adil bir yargılamanın belki de şartları sayılmıştır.

 
Şöyle ki gerekçede;
“Adil, hakkaniyete uygun yargılanma hakkı”na saygılı olmak ve bunun gerektirdiği usul hükümlerine Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununda yer vermek, söz konusu dengenin, bireyin hak ve özgürlüklerine ilişkin kısmını karşılamaktadır: Kişinin, kanunun belirlediği, açıkça tanımladığı usullere göre itham edilebilmesi; güvencelere saygı göstererek yakalanabilmesi, gözaltında tutulabilmesi, tutuklanabilmesi; şüpheli veya sanığın aleyhindeki ithamları önceden bilmesi, savunmanın gerektirdiği bütün olanakların davanın tüm evre ve aşamalarında tanınması (sanık veya avukatın savunmasını hazırlamak için zorunlu vasıtalara ve zamana sahip kılınması, avukatın, müvekkili ile temas etmek ve dosyaya ulaşmak olanağının her evrede kabul edilmesi, sanık olmadan duruşma yapılıp hüküm verilememesi, susma hakkı kullanıldığında bunun şüpheli veya sanık aleyhinde sonuç meydana getirememesi, adlî işlemlere katılmak olanağı, zorunlu avukatlık ilkesinin mümkün olduğunca genişletilmesi ve diğerleri); silâhların eşitliğinin gerekli hükümlerle saptanması; suçsuzluk karinesi, susma hakkı, davanın bağımsız ve tarafsız, kanunla kurulmuş mahkemelerde alenen görülmesi ve makul bir süre içinde bitirilmesi; yakalama, adlî kontrol, tutuklama gibi önleyici tedbirlerin ancak çok sıkı koşullar altında ve itiraz hakları kabul edilerek uygulanabilmesi; tutuklamaya seçenek olarak adlî kontrolün kabulü; hukuka aykırı olarak elde edilen delil, iz, eser ve emarelerin hükümsüz sayılması, hazırlık evresinden kovuşturma evresine geçilirken bir orta evrenin kabulü ve diğerleri …”
denilerek ceza muhakemesinde olması gereken ve uygulanması gereken hususlar belirtilmiştir. Maalesef kanunun bir kısım içeriği ve uygulamadaki sorunlar genel gerekçede belirtilen hususlarla çelişki arz etmektedir.

Yine 26.9.2004 tarihinde kabul edilen Türk Ceza Kanununun “Adil yargılamayı etkilemeye teşebbüs” başlıklı 288. maddesinde:
“(1) Bir olayla ilgili olarak başlatılan soruşturma veya kovuşturma kesin hükümle sonuçlanıncaya kadar savcı, hâkim, mahkeme, bilirkişi veya tanıkları etkilemek amacıyla alenen sözlü veya yazılı beyanda bulunan kişi, altı aydan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(2) Bu suçun basın ve yayın yolu ile işlenmesi hâlinde verilecek ceza yarı oranında artırılır.”
denilerek adil yargılanma hakkının ihlaline yönelik müdahaleleri engelleme ve bunun aksi durumunda yaptırım getirmektedir.

288. maddenin gerekçesinde ise maddenin düzenlenme nedeni şöyle açıklanmaktadır:
“Madde, kesin bir yargı kararı verilmeden önce tanık¬ların beyanlarını veya bilirkişi mütalâalarını ve hüküm ve kararları etkile¬mek amacıyla baskıcı ve kötü niyetli yayınlar yapılmasını ve bunların açık¬lanmasını cezalandırmaktadır. Adalet cihazının yansızlığını sadece iktidar¬lara karşı koruyucu güvenceler yeterli değildir; kamuoyunda, “kapıları tu¬tanların” etkisinden de adaleti kurtarmak ve sükûnetle çalışılmasını sağla¬mak gereklidir.
Kitle iletişim araçlarıyla yürütülen ve “yargısız infaz” olarak tanımla¬nan uygulamalar dolayısıyla, bu hükme Tasarı metninde yer verilmiştir”

 ADİL BİR YARGILAMANIN GÜVENCELERİ3
 1. Adil Olma İlkesi
AİHS. 6. madde 1. paragraf, (ceza hukuku çerçevesindeki suçların ve medeni haklar ile yükümlülüklerin, makul bir süre içerisinde, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme huzurunda karara bağlanması için adil ve kamuya açık duruşma yapılması) hükmünü içermektedir. Bu hüküm hem yasal yollara başvuru hakkının bireye sağlanmasının güvence alınmasını getirmekte hem de yargı önüne gitmiş bir hukuki ilişkinin adil bir şekilde ve bireyin haklarına halel gelmeyecek titizlik ve sürede bitirilmesi gerektiği hususunun güvence altına almaktadır.
 2. Mahkemeye Başvurma Hakkı
Hakkı ihlal edilen herkes mahkemeye başvurabilmeli ve bununla ilgili engeller kaldırılmalıdır. Anayasa’nın 36. maddesi uyarınca herkes yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak hakkını arayabilir ve kendisini savunabilir. Hiçbir mahkeme görev ve yetkisi içindeki davaya bakmaktan kaçınamaz.4
 3. Kamuya Açık Duruşma ve Yargılama
6. madde, 1. paragrafta kamuya açık duruşma ve hükmün kamuya duyurulması hakkından bahsetmektedir. Duruşmanın kamuya açık olarak yapılması, davanın taraflarını, yargı yönetiminin kamu denetimi olmaksızın gizlilik içinde iş görmesi durumuna karşı korumaya alır. Bu durum kamunun mahkemelere olan güveninin sürmesini sağlar ve adalet yönetimini şeffaf kıldığından adil bir duruşma yapılması amacına ulaşılmasına katkıda bulunur ki bu da, demokratik bir toplumda temel güvencelerden biridir.5
 4. Yasal Dayanağı İle Bağımsız ve Tarafsız Hakim ya da Heyetin Oluşması
Gerek ceza ile ilgili davalarda, gerekse bunun dışındaki davalarda yine AİHS’in 6.maddesinin 1. fıkrası uyarınca, herhangi bir nedenle yargı yollarına başvurmuş bir kişinin savunma ya da hak arama hak ve hürriyetinin sağlanması açısından bağımsız ve tarafsız bir hakim ya da heyete ihtiyaç duyulduğu ve bunun sağlanması gerektiği aşikardır. Bunun sağlanması açısından hakimin davaya bakmasının yasak olduğu zamanlarda hakimin davaya bakmaktan imtina etmesi, hakimin reddi ile ilgili bir husus olduğunda da karşı tarafın hakimin reddini isteme hakkının olması bu güvencelerden kaynaklanmaktadır.
 5. Silahların Eşitliği
Adil denge anlamında silahların eşitliği, adaletin uzun süre önce kurumsallaşmış unsurlarından bir tanesidir. Bazen duruşmaların kanıtları sunma zorunluluğu ile bağlantısı kurulur. Tarafların her birine, davasını (kanıtlar dahil), muhalifi karşısında kendisine esaslı bir dezavantaj sağlamayan koşullarda sunmak için makul bir fırsat tanınacağını ima eder. Bu, ilke olarak bir ceza hukuku ya da medeni hukuk davasındaki taraflara, toplanan bütün kanıtlar ve dosyalanan bütün gözlemler hakkında bilgi sahibi olma ve yorum yapma fırsatı verilmesi anlamına gelir. Adaletin davada hazır bulunularak hakkıyla yerine getirildiği görüntüsünün sağlanması amacıyla, bu muhtevaya büyük önem atfedilmektedir.6 Silahların eşitliği başlığı altında bir yargılamada bulunması elzem olan bazı koşullar yer almaktadır:
a. Karşı Tarafın Hazırladığı Sunumları Alma ve Cevaplama Fırsatı
Davanın tersine döndürülebilir olması hakkı, bir ceza davasında hem savcılık makamına hem de savunmaya, diğer tarafça dosyalanmış gözlemler ve derlenmiş kanıtlar hakkında bilgi sahibi olma ve yorum yapma fırsatının verilmesi zorunluluğu anlamına gelmektedir.7
Ülkemiz hukukuna bakıldığında bu ilkenin yeterince uygulandığını düşünmek yersiz olur. Özellikle hazırlık soruşturmasında ve dahası son soruşturma safhasında sınırsız yetkilerle donatılmış olan iddia makamı konumundaki savcının sanık durumundaki tarafa yani savunmaya karşı bir üstünlük elde etmiş olduğu aşikardır. Burada yapılması gereken, daha önce de belirttiğimiz gibi savcının hakim ve mahkeme heyetinden hem işlevsel olarak hem de kurumsal olarak ayrılması, savunma makamının neredeyse sınırsız yetkili iddia makamına karşı eşit koşullarda söz sahibi kılınmasının sağlanmasıdır.
b. Lehine Kanıt İleri Sürme ya da  İsteme Hakkı
Bilgi ve belgeye ulaşmada taraflara ayrıcalık tanınmalı, iddia makamına tanınan lehte ve aleyhte kanıt ileri sürme ya da isteme hakkının eşit şartlar altında savunma tarafına da sağlanması gerekmektedir.
Taraflardan birinin iddialarına karşı diğer tarafın eşit ve etkili cevap verme hakkının verilmemesi ya da yeterince sağlanmaması hak ihlalini beraberinde getirmektedir.
c. Şahit Dinlenmesinde Taraflar Arasında Eşitliğin Sağlanmış Olması
6. maddenin 3. fıkrasının (d) bendinde; “İddia tanıklarını sorguya çekmek veya çektirmek, savunma tanıklarının da iddia tanıklarıyla aynı koşullar altında çağırılmasının ve dinlenmesinin sağlanmasını istemek” hükmünü içermektedir.
Hukuk uygulamamızda, savcının talebi ve isteğiyle dinlenen tanıkların savunma makamının gösterdiği tanıklara oranla daha fazla itibar gördüğü, hakimlerimizin de savcılarla hem kurumsal olarak hem de çalışma mesaisi nedeniyle daha yakın ilişki içinde olması, taraflar arasındaki sağlanması gereken eşitlik bakımından bazı uygulamalarda kafalarda soru işaretleri bırakmaktadır. (Özellikle devlet tarafını teşkil eden idarenin ya da idare görevlilerinin bir davada taraf olması durumunda ihlal söz konusu olmaktadır.)
d. Tarafların Bilgi ve Belgeye Ulaşmasında  Ayrım Yapılmaması
Taraflardan biri, duruşmanın yönetimindeki ya da bilgi ya da belgeye ulaşmadaki pozisyon avantajını kullandığı takdirde sorunlar çıkabilmektedir. Mamafih, devlet yetkililerinin olaya karıştığı durumlarda, bunlar bir ölçüye kadar kaçınılmazdır ve Avrupa Mahkemesi, başvuru sahibinin gerçekten etkilenip etkilenmediğine bakarak pragmatik bir tutum sergilemektedir. Örnekse; başsavcının yüksek mahkemeye görüşünün bildirmesi için bir zaman sınırının getirilmemiş olması olgusunun arkasında bir önyargı bulunmaktadır.
e. Her İki Tarafın Da Anlayabileceği Bir Dilde Yargılamanın Yapılması
Hem iddia tarafının hem de savunma tarafının anladığı dilde yargılamanın yapılması, davanın konusu ve niteliği ile ilgili bilgilerin net ve sağlıklı bir biçimde taraflara izahı gerekmektedir.
f. Savunma ve İddialar İçin Yeterli Süre ve  İmkan Tanınması
Özellikle ceza davalarında savcının iddia ve savlarını hiçbir süreyle bağlı olmaksızın ileri sürebilmesi, aynı olanaktan yoksun kalan savunma bakımından adaletsiz bir sonuç arz etmektedir.
g. Susma Hakkı
Ceza davalarında şüpheli ya da sanığın susma hakkından yararlandırılması gerekmekte olup, bu sanık ya da şüphelinin suçlu olduğu anlamına gelmemektedir, gelmemelidir de. Sanık, aynı zamanda hem kendi aleyhine hem de ailesi ve yakınları aleyhine beyanda bulunmaya zorlanmamalıdır.
Kişinin kendi aleyhine ifade vermemesi hakkına yönelik meşru kısıtlamalar olup olmadığı ile ilişkili olarak Avrupa Mahkemesi, Saunders davasında şirket dolandırıcılığı davasını karmaşıklığı ve hayati kamu çıkarlarını, suçlanan usul önlemleri de dahil olmak üzere uygulanan önlemleri haklı çıkardığı yolundaki hükümet argümanını reddetmiştir. Söz konusu hak, ceza davalarında ayrım güdülmeksizin uygulanmaktadır.8
h. Hukuka Aykırı Delillerin Sanık Aleyhine Kullanılmaması
Ceza davalarında deliller sanığın huzurunda mahkemeye sunulmalıdır. Hukuka aykırı olarak elde edilen deliller, sanık aleyhine kullanılmamalıdır.
• Özel hayatın gizliliği ihlal edilerek elde edilen deliller hukuka aykırıdır.,
• İnsanlık ve onur kırıcı işkence ile elde edilen deliller hukuka aykırıdır.
• Ajan provokatör ve gizli ajan kullanılarak elde edilen deliller hukuka aykırıdır.
• Duruşmada açıklanmayan ve yazılı olarak sunulan tanık beyanları delil olarak kabul edilemez.
1982 Anayasası’nın 38. maddesinin 6. fıkrasına göre, (Ek: 03.10.2001-4709/15 md.) Kanuna aykırı olarak elde edilmiş bulgular, delil olarak kabul edilemez.
Ayrıca CMK’nın 206. maddesinde şu hükümler yer almaktadır.
1. Sanığın sorguya çekilme¬sinden sonra delillerin ortaya konulmasına başla¬nır. Ancak, sanığın tebligata rağmen mazeretsiz olarak gelmemesi sebebiyle sorgusunun yapıla¬mamış olması, delillerin ortaya konulmasına engel olmaz. Ortaya konulan deliller, sonradan gelen sanığa bildirilir.
2. Ortaya konulması istenilen bir delil aşağıda yazılı hâllerde reddolunur:
a) Delil, kanuna aykırı olarak elde edilmişse,
b) Delil ile ispat edilmek istenilen olayın ka¬rara etkisi yoksa,
c) İstem, sadece davayı uzatmak maksadıyla yapılmışsa.
ı. Kararların Gerekçeli Olması
Yapılan yargılama sonunda verilecek hükmün gerekçeli olması gerekir. Gerekçe içeren kararlarda olayın tüm boyutlarıyla alınması ve şüpheye mahal vermeyecek açıklıkta tanımlanması, kamunun yargı kararlarına olan güvenini arttırır. Ayrıca Anayasanın 141/3 maddesi gereğince de kararların gerekçeli olması zorunludur.
 6. Makul Sürede Yargılanma Hakkı
Gerek ceza davalarında gerekse hukuk davalarında yargılamanın adil ve makul bir sürede bitmesi sonucunda gerçeğe ulaşma, aynı zamanda tarafların adalete olan inancını da şüpheye yer vermeyecek şekilde pekiştirecektir. Anayasanın 141. maddesinin 4. fıkrasında “Davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması, yargının görevidir.” denilmektedir. Her bir davanın taşıdığı koşullar farklı olduğundan, makul sürenin değerlendirilmesi hakim tarafından olayın özelliğine göre takdir edilecektir. “Gecikmiş adalet, adalet değildir.”
1. Mahkemelerden kaynaklanan nedenler
a) Davaların sayısının çok fazla olması, hakimlerin gereğinden fazla davaya bakması,
b) Bazı hakimlerin duruşmalara hazırlıksız çıkmaları,
c) Bazı hakimlerin eğitimlerinin yetersiz olması.
2. Taraflardan kaynaklanan nedenler
a) Tarafların delilleri zamanda vermemeleri,
b) Davayı kaybedeceğini anlayan tarafın, davayı uzatmak için usul kanunlarında verilen hakları suiistimal etmeleri,
c) Davaların avukatla takibi zorunlu olmadığından dava açılmasında ve yürütülmesinde görülen aksaklıklar,
3. Mahkeme dışı etkenler
a) yapması ve geç cevap vermesi,
b) Tanıkların ifade vermekten kaçınmaları,
c) Bilirkişilerin zamanında rapor düzenlememesi,
d) Güvenlik güçlerinin ihzar müzekkerelerini zamanında yerine getirememeleri,
e) Tebligatların zamanında yapılmaması ve tebligat usulsüzlükleri,
f) Resmi makam ve merciler tarafından, yargı mercilerince sorulan sorulara zamanında yanıt verilmemesi,
g) Yargı birliği olmadığından, davaların yargı yeri, görev ve yetki uyuşmazlıkları nedeniyle çözümlenememesi.
Açıklanan nedenlerle davalar uzamaktadır. Usul kanunlarının değiştirilmesi davaların görülmesini ne yazık ki istenen ölçüde hızlandıramamıştır. Bunu bir eğitim meselesi olarak görüyoruz. Gerek yargılayanların gerekse yargılananların eğitimi ve kültür seviyesi davaların süresini etkilemektedir.9

 7. Masumiyet Karinesi
Sözleşmenin 6. maddesinin 2. fıkrasında “Bir suç ile itham edilen herkes, suçluluğu yasal olarak sabit oluncaya kadar suçsuz sayılır.” hükmünü getirerek asıl olanın sanığın suçsuz kabul edilmesi gerektiğini ortaya koymuştur.
Anayasamızın da 38. maddesinin 3. fıkrası da “Suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar, kimse suçlu sayılamaz.” hükmünü içermektedir. Evrensel hukuk uygulamasında aksi ispatlanıncaya kadar şüpheden sanık yararlanır prensibi hakimdir. Hazırlık soruşturmasının gizli olması, duruşmalarda sanığın fotoğraflarının çekilmemesi ve video kaydının yapılmaması bu hakkı destekleyen ilkelerdir. Suçluluğu sabit olmayan sanığın uzun süre tutuklu kalması masumiyet karinesini kısıtlayacak ve tehlikeye düşürecek bir hal alırsa hak ihlalinin oluştuğunu kabul etmek gerekir.

 8. Sanığın Diğer Hakları (Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, Madde 6/3)
1. Ceza davalarında sanığın duruşmada bulunması hem hakkı hem de yükümlülüğüdür. Sanığın duruşmada savunması alınmadan karar verilemez.
2. Hukuk davalarında —velayet, vesayet, boşanma gibi davalar ayrık olmak üzere— tarafların duruşmada hazır bulunmaları zorunlu değildir.
3. Sanığa suçlamanın niteliği, suçlamanın nedenleri anladığı dilde bildirilmelidir.
4. Sanığa savunma hakkı tanınmalıdır. Savunma hakkı temel insan hakkı ve adil yargılanma hakkının en önemli öğelerinden biridir.
a) Savunmanın hazırlanabilmesi için sanığa yeterli zaman ve olanak tanınmalıdır.
b) Sanığa avukat tutma olanağı sağlanmalıdır.
c) Sanığın avukat tutmaya gücü yoksa kendisine adli yardım yoluyla devletçe avukat atanmalıdır.
d) Sanığın avukatıyla yargılamanın her aşamasında görüşmesi sağlanmalıdır.
5. Sanık duruşmada kullanılan dili anlamadığı taktirde kendisine ücretsiz tercüman sağlanmalıdır.
6. Tutuklanan sanığın yakınları haberdar edilmelidir.
7. Tutuklanan kişi en kısa sürede hakimin huzuruna çıkarılmalıdır.
8. Tutuklanan kişi üst mahkemeye itiraz edebilmelidir.
9. Ceza davalarında deliller sanığın huzurunda ve aleni olarak sunulmalıdır.
10. Sanığa temyiz hakkı tanınmalıdır.

 9. İki Dereceli Yargılanma Hakkı
Ceza mahkemesinde yargılanan ve mahkum edilen kişi yada diğer bir hukuki ilişkinin tarafı olarak hukuki ilişkinin konusu ile ilgili olarak hakkında hüküm verilmiş kişi daha yüksek bir mahkemede bu kararın incelenmesini isteyebilmelidir. İki kademeli ve daha üst yargı organları tarafından kararın bir kez daha incelenmesi olabilecek mevcut adli yanlışları minimum düzeye indirgemek amacındadır. Ülkemizde üst mercii olarak Yargıtay makamı bulunmasının yanında yeni yasa ile yerel mahkeme ile üst mahkeme arasında yer bulan ve yerel mahkeme kararlarının Yargıtay’a gitmeden incelenmesi olanağı sağlayacak olan ‘istinaf mahkemeleri’ makamı da kabul edilmiştir. Ancak hukukumuz içindeki hukuki ve fiili altyapı imkanları dikkate alındığında, bu kurumun işlevsellik kazanması zaman alacaktır.
 10. Haksız Yargılananlara Tazminat Hakkı
Haksız bir surette suçlanan ya da hakkında çeşitli koruma tedbiri uygulanan ya da hakkında dava açılan kişiler, uğradıkları maddi ya da manevi tüm zararlarını devletten tazmin etme hakkına sahiptirler.
 Kaynakça

Osman Arslan; ww.yargitay.gov.tr/basin/faaliyet-ler/diger_faaliyetler/kirikkale_uni. Htm
Mehmet Kalay; “AB Temel Haklar Şartı”, Birikimler I, Danışman Yay., İstanbul: 2003.
Karen Reid; Adil Bir Yargılamanın Güvenceleri, Scala Yayıncılık, İstanbul: 2000.

Reklamlar

8 responses to “Adil Yargılanma Hakkı

  1. Müzik Adina Herseyi Bulabileceginiz Gercek Müzisyenlerin Sitesi ; Md altyapi, md karaoke, playback, remix, nota, enstrümantel, md, albüm tanitimlari, midi, ritim ve daha bir çok alanda farklilik yaratan muzikkervani.blogspot.com özellikle Md Arsiviyle Müzik Sektöründe Yerini Almistir , md altyapi konusunda uzman kadrosu sayesinde aradiginiz en son md’leri bulabilir dilediginizce indirebilirsiniz,daha fazla zaman kaybetmeden sizleri muzikkervaniyiz.com’a bekliyoruz,gelin ücretsiz üye olun kaliteyi bizde yasayin.

  2. öne laaa

  3. bu yaşanmış hikayeyi hepimiz biliyoruz ama ayrıntılarını daha önce okumamıştım.
    Atatürk içinde bulunduğumuz durumu özetlercesine ders vermiş geçmişe ve geleceğe
    bu diyaloğu başbakanımıza okutmak lazım
    gerçi adamın içinde olacak
    içki içen insanın adaleti
    ağzından din iman eksik etmeyen insanın adaleti
    ben bilmiyordum diyemezsin
    burhan beyin dediği gibi sende sezar olmasaydın o zaman
    nedense Neyzen TEYFİK geldi şimdi aklıma

    Be Hey Dürzü

    Ne ararsin TANRI ile aramda!…
    Sen kimsin ki orucumu sorarsin?
    Hakikaten gözün yoksa haramda
    Basi açiga niye türban sorarsin?

    Raki, sarap içiyorsam sana ne.
    Yoksa sana bir zararim, içerim.
    Ikimiz de gelsek kildan köprüye,
    Ben dürüstsem sarhosken de geçerim

    Esir iken mümkün müdür ibadet?
    Yatip kalkip ATATÜRK’e dua et.
    Senin gibi dürzülerin yüzünden,
    Dininden de soguyacak bu millet

    Isgaldeki hali sakin unutma.
    ATATÜRK’e dil uzatma sebepsiz.
    Sen anandan yine çikardin amma
    Baban kimdi bilemezdin serefsiz.

    Neyzen TEVFİK

  4. İŞTE O MÜTHİŞ ANI

    Altlarında, Nuri Conker’in bir arkadaşının arabası vardı. Eylül sonu akşamı sonbaharın tadını çıkararak, Çekmece’ye doğru gidiyorlardı.

    Birden Atatürk’ün gözleri akşam güneşi altında çift süren bir köylüye takıldı. Yaşlı bir adamdı bu. Sapanının sapına iyice yapışmış, toprakları yavaş yavaş deviriyordu. Fakat çiftin bir yanında öküz, bir yanında merkep vardı. Eşit güçlerle çekilmediği için sapan yalpa yapıyordu.

    Atatürk şoföre durmasını söyledi.
    İndiler. Köylüye seslendi:
    “Kolay gelsin Ağa!..”

    Köylü bu sese başını çevirmeden karşılık verdi:
    “Kolay gelsin”
    “İşler nasıl Ağa? Bu yıl mahsülden yüzünüz güldü mü?”

    Köylü isteksiz konuştu:
    “Tanrı’nın gücüne gitmesin bey, bu yıl yufkaydı mahsül. Kabahatin acığı bizde, acığı yukarda! Biz geç davrandık, yukarısı da rahmeti esirgedi.”

    “Bakıyorum, sapanın bir yanında öküz, bir yanında merkep koşulu. Öküzün yok mu senin?”
    “Var olmasına vardı ya, hıdrellezde vergi memurları sattılar.”
    “Hiç vergi memurları köylünün üretim aracını satar mı? Olmaz böyle şey! Muhtara şikayet etseydin…”

    Köylü güldü:
    “Muhtar başında deel miydi memurun, a bey?”

    Atatürk dudaklarını dişleri arasında ezerek konuştu:
    “Kaymakama gitseydin.”

    Köylü iyice güldü.
    “Sen de benle gönül mü eyleyon beyim?” dedi.

    Atatürk konuşmayı sürdürdü.
    “E peki, İstanbul şuracıkta geleydin valiye anlataydın derdini… Onun işi bu değil mi?”

    Köylü Atatürk’ün saflığına inanmış iyiden iyiye gülüyordu. Konuşmanın tadını çıkardığı için keyiflenmişti de biraz.

    Kestirip attı:
    “Bırak şu sağarı Allasen, biz onun buralardan gelip geçtiğini çok gördük. Yakasına yapışsak acep derdimizi duyurabilir miyiz?”

    Atatürk sordu:
    “Adın ne senin Ağa?”

    “Halil… Köylük yerde sorsan, Halil Ağa derler…”

    “Demek varlıklısın?.. Ağa dediklerine göre.”

    “Acık çiftimiz- çubuğumuz varken adımız ağa’ya çıkmış.”

    “Peki Halil Ağa, bu senin işin beni bayağı meraklandırdı. Benim bildiğime göre, bir çiftçinin üretim aracı elinden alınmaz. Sen aldılar diyorsun. Hadi kaymakam şöyle, vali öyle diyelim; e peki bir başvekil İsmet Paşa var bilir misin?”

    “Bilmez olur muyum, beyim?”

    “Tamam öyleyse, hemen her hafta İstanbul’a geliyor. Florya Köşkü’ne iniyor. Köşk de şuracıkta. Bir gün kapıda bekleseydin de derdini dökseydin ona… Herhalde çaresini bulurdu.”

    “Sen benim konuşmamdan hoşlaştın, gönül eyliyorsun. Ama bak şimci, tutalım gittim vardım, beni o kapıya koymazlar ya…Tutalım ki kodular, koskoca İsmet Paşa’mızı göstertmezler ya. Tut ki gösterdiler ya ona halimi nasıl yanacağım hele; o sağarın sağarı! Heç işitmez beni…”

    Nuri Conker, lafa karışmak istedi, Atatürk bir hareketiyle onu durdurdu.

    “E peki, bakalım bu dediğime ne bulacaksın!” dedi

    “Atatürk koca yaz şuracıkta oturup duruyordu. Gitseydin, çıksaydın önüne, anlatsaydın halini. O da seni yüzüstü bırakacak değildi ya!..”

    Köylü iyice keyiflenmiş, gülüyordu.
    “Sen ne diyorsun bey?” dedi.

    “Mustafa Kemal Paşa Atatürk’ümüzün yüzünü görmek için Peygamber gücü gerek… Hem, tut ki gördük. Yiyip içmekten, işinden gücünden başını kaldırıp bizim öküzün arkasından mı seyirecek?..”

    Halil Ağa, sigarasının son nefesini ciğerlerine doldururken, Atatürk’ten yeni aldığı sigarayı da kulağının arkasına yerleştiriyor, çiftinin başına gitmeye hazırlanıyordu. Konuşacak bir şey de kalmamıştı. Atatürk köylünün omuzuna elini koyarak, “Senden hoşlandım Halil Ağa” dedi.

    “Bir gün köyüne de gelir, bir ayranını içerim. Açık yürekli bir
    vatandaşsın. Ama yine de sana söylüyorum, hakkını kimsede bırakma ara!..”

    Döndüler, arabaya bindiler. Halil Ağa, onları uğurladı.

    “Meraklanma beyim, evelallah heç kimse bizim hakkımıza el değdiremez. Fakat bu, Devlet Baba’ya borçtur. Ödenmesi gerek… Otomobil hareket etti. Atatürk’ün canı sıkılmıştı.

    “Bir uygun yerden dönelim, tadı kaçtı bu işin!..” dedi. Dönüş yolunda Atatürk konuşmuyor, sigara üstüne sigara yakıyordu. Yüzünde ince bir keder vardı.

    “Yahu çocuk, şu Halil Ağa’nın vergi borcundan öküzünü satmışız, merkeple çift sürüyor, hala da ‘Devlet Baba’ diyor. Ne mübarek millet, bu millet!..”

    Köşke döndüklerinde Atatürk yaverine emretti:

    “Şimdi” dedi: “İstanbul’da ne kadar bakan, milletvekili varsa hepsini telefonla bulacaksın!..

    Bu akşam kendilerini yemeğe bekliyorum. Ayrıca Vali Muhittin Üstündağ ile İsmet Paşa’yı bul, onlara da haber ver.”

    Yaver odadan çıktı. Atatürk, Nuri Conker’e döndü:

    “Şimdi sen de arabayla çıkıp o Halil Ağa’ya gideceksin. Ona benim kim olduğumu söyleme. Tüccar, zengin bir adam filan dersin. ‘Seni sevdi, sana öküz alıverecek’ diye bir şeyler söyle, kandır. Kuşkulandırmadan al getir buraya.”

    O akşam Atatürk’ün sofrasında Başbakan İsmet İnönü, bakanlar, milletvekilleri ve İstanbul Valisi Muhittin Üstündağ’dan oluşan yirmi beş konuk vardı.

    Atatürk, “Bu akşam soframıza efendimiz gelecek” dedi. “Kendisine nasıl davranacağınızı çok merak ediyorum.”

    Bir süre sonra içeri başyaver girdi ve Atatürk’ün kulağına bir şeyler söyledi.

    Atatürk “Buyursun!” dedi.

    Başyaver kapıyı açıp da Halil Ağa, gündüz konuştuğu beyin sofranın başında oturduğunu, yanı başında da İsmet Paşa’nın yer aldığını görünce, şaşkınlıktan dona kaldı. Dizlerinin bağı çözülmüştü. Atatürk onu görünce ayağa kalktı. Arkasından tüm konukları da ayağa kalktılar. Atatürk son konuğunu, “Hoş geldin Halil Ağa” diye karşıladıktan sonra kendisini sofradaki konuklarına tanıttı:

    “İşte beklediğimiz, Efendimiz” dedi.

    Nuri Conker, Halil Ağa’yı Atatürk’ün sağ başına oturttu, kendisi de yanındaki sandalyeye geçti. Atatürk, sofradakilere, o gün köşkten Conker’le birlikte nasıl kaçtığını, Halil Ağa’yı, bir yanında öküz, bir yanında merkeple çift sürerken nasıl gördüğünü, sigara yakmak bahanesiyle nasıl kendisi ile konuştuğunu ayrıntılı bir şekilde anlattıktan sonra şöyle dedi:

    “Şimdi gerisini Halil Ağa ile birlikte yanınızda tekrarlayacağız. Ben sorduklarımı baştan soracağım Halil Ağa da orada bana söylediklerini olduğu gibi tekrarlayacak.”

    Halil Ağa’ya döndü:

    “Bak beri, Halil Ağa” dedi. “Sen bu akşam benim baş misafirimsin. Senin açık sözlülüğünü pek çok beğendiğimi bugün söyledim. Konuşmamızdan sonra sana hiçbir zarar gelmeyecek. Öküzünü de alacağım. Ama şimdi ben tarlada sorduklarımı baştan soracağım, sen de orada söylediklerini aynen tekrarlayacaksın. İşte soruyorum:

    ‘Bakıyorum sapanın bir yanında öküz, bir yanında merkep koşulu. Öküzün yok mu senin?”

    Halil Ağa dudakları titreyerek Atatürk’ün ayağına kapanacak oldu. Atatürk önledi:
    “Yoo, bak böyle şey istemem. Soruyorum cevap ver.”

    Soru – cevap valiye kadar aynen tekrarlandı. Sofradakiler, soluk almadan konuşmayı izliyorlardı. Ürkütücü sorulara gelmişti sıra. Atatürk sordu:

    “Peki İstanbul şuracıkta, gideydin valiye, anlataydın derdini, onun işi bu değil mi?”

    Vali Muhittin Üstündağ, Hali Ağa’nın ancak iki metre ötesinden kendisine bakıyordu. Nasıl desin? Ter basmıştı iyice, işi savuşturmanın yoluna kaçtı:
    “Vali paşamızı biz görüp dururuz buralarda. Eteğine düşsek derdimizi duyurabilir miyiz ki…”

    “Olmadı bu, Halil Ağa… Bana dediğin gibi, dosdoğru…”

    “Böyle demedik mi beyim?..”
    “Ya, ben mi yanlış anladım?.. Dur soralım bakalım Nuri’ye. Nuri,böyle mi dedi bize Halil Ağa?”

    Nuri Conker karşılık verdi. “Hayır Paşam!..”

    “Gördün mü?.. Demek aklında yanlış kalmış. Hani bir şey dediydin sen, vali neden duymazmış?.. Aynen bana söylediğin gibi söyle.”

    Halil Ağa kekeleyerek konuştu:
    “Köylük yerinde bizim dilimiz sağar demeye alışmıştır, paşam” dedi. “Kusura kalma gayri…”

    Atatürk gülmeye başladı:
    “Diplomatsın ki, yaman diplomatsın, Halil Ağa… Ama şimdi diplomatlık sırası değil, doğruyu konuşacağız… Söyle bana, orada dediğin gibi…”

    Halil Ağa gözünü yumup, başını yere eğdi:
    “Şaşırmışım, ağzımdan yanlışlıkla ‘Bırak bu sağarı’ diye bir laf kaçırmışım…”

    Sofrada gülüşmeler başlamıştı.

    “Hadi buna da oldu diyelim. Geçelim gerisine:

    “E, peki bir Başvekil İsmet Paşa var, bilir misin?”

    Halil Ağa İsmet Paşa’nın yüzüne baktı ve gözlerini yere indirdi:
    “Şanlı İsmet Paşamız bilinmez olur mu hiç? O bugüne bugün…”

    Atatürk Halil Ağa’yı durdurdu.
    “Bırak şimdi övgüleri” dedi. “Ben lafın gerisini getireyim:

    Tamam öyleyse, hemen her hafta İstanbul’a geliyor, Florya Köşkü’ne iniyor, köşk de şuracıkta. Bir gün kapıda bekleseydin de derdini dökseydin ona. Herhalde
    bir çaresini bulurdu.”

    Halil Ağa yine kaçamak yanıt verdi:
    “Kapıya koymazlar ya bizi, koysalar da şanlı paşamıza öküzümüzü mü yanacağız!..”

    Atatürk’ün sesi iyice sertleşti:
    “Beni uğraştırma, Halil Ağa” dedi. “Erkek adam sözünü yalamaz. Ne dediysen, tıpkısını tekrarlayacaksın!..”

    Halil Ağa ürktü, toparlandı. Başını yine yere gömüp konuştu:
    “Şanlı Paşamıza da sağar dedikti ya…”

    “Yalnız sağar değil, ’sağarın sağarı’ değil miydi?”

    Halil Ağa yere eğik başını acıyla salladı:
    “Öyle dedikti paşam, doğrusun!..” diyebildi.

    Atatürk, İsmet Paşa konusunda daha fazla ısrar etmedi, sözü kendine getirdi.
    “Son soruyu sorayım şimdi” dedi. “Bunun da karşılığını ver, öküzünü al git.”

    “Koca yaz şuracıkta Atatürk oturmuyor mu? Gitseydin, çıksaydın önüne, anlatsaydın halini. O da seni yüzüstü bırakacak değildi ya?”

    “Hiç bırakır mı Aslan Paşam benim!.. Erip erişir de tarlama dek gelir, halimi dinler.”
    “Bırak bunları Halil Ağa, dediğini tekrarla.” Halil Ağa birden diklendi.

    Her şeyi göze almış insanların yiğitliği içinde doğruldu. Atatürk’ün gözlerinin içlerine bakarak konuştu.
    “İşte bunu demem Paşam” dedi. “Ağzıma ataş doldur, işte bunu demem!”

    Atatürk gülmeye başladı:
    “Zorlatacak bizi bu Halil Ağa, laf anlamıyor.” dedi. “Mustafa Kemal Paşa Atatürk’ümüzün yüzünü görmek için, Peygamber gücü gerek demiştin, yanılmıyorsam. ‘Görsem de, işinden gücünden, yiyip içmekten başını kaldıracak da bizim öküzün arkasından mı seğirtecek’ demiştin.” Halil Ağa’nın gözlerinden yaşlar inmeye başladı. Taş kesilmiş, duruyordu. Atatürk konuşmasını içtenlikle sürdürdü:

    “’Atatürk de işi içkiye vurmuş, sarhoşun biri’ demeye getirdin ya fazla üstelemeyeyim” dedi.

    “Şimdi bak beni dinle, Halil Ağa… Seni şu kadar üzmemin sebebi, şunu anlatmak içindi: Şu gördüğün altı bay hükümet… Yani, biri Başbakan, ötekiler de Bakan! Memlekete göz kulak olacak, işleri evirip çevirecekler diye bu makama getirilmişler. Bir kanun gerekti mi, bu baylar hemen
    sıvanırlar, İsviçre’den mi olur, İtalya’dan mı olur, Fransa’dan mı, velhasıl neredense, bir kanun buluştururlar, Türkçe’ye çevirtirler, sonra basıp imzayı gönderirler Büyük Millet Meclisi’ne… Bu Millet Meclisi dediğim, şu altı baştan senin yanına kadar olan beyler. Kanun bunlara gelir. Bunlar da ‘hükümet elbette incelemiş, gerekeni düşünmüştür, benim ayrıca zorlanmama gerek yok’ derler ve kaldırırlar parmaklarını, olur sana bir kanun!.. Ama sonra bir vergi memuru gelir, vergi borcundan Halil Ağa’nın öküzünü çeker, satar… Halil Ağa da tarlasını bir yanda merkep, bir yanda öküz, ırgalana ırgalana sürmeye çalışır. Ama üretim düşermiş, ekim zorlaşırmış, kimin umurunda… Sonra ben bunları görürüm, içim kan ağlar, işitirim, tasalanırım! E, hakça söyle bakalım şimdi Halil Ağa… Sen benim yerimde olsan, efkar dağıtmak için, bunları bu beylerle konuşmak için
    içmez misin? Ama sonra da Halil Ağa tutar, sana ’sarhoş’ der…”

    Halil Ağa’nın dili çözülmüştü:
    “Öyle diyen yok haşa!.. Dinden çıkmak gibidir… Buldun mu bunu, hacısı da içer, hocası da içer…”

    Atatürk sordu:
    “Peki sen de içer misin?”

    “Hiç bulunur da içilmez olur mu, Paşam?.. İçeriz ki, tıpkı şerbet gibi!..”

    Atatürk hizmet edenlere işaret etti, kadehleri doldurttu. Kendi kadehini Halil Ağa’ya uzattı:
    “Hadi bakalım Halil Ağa” dedi. “Sağlığına içelim.”

    Halil Ağa, “Koca Allah, benim ömrümden de sana pay düşürsün Paşam, sağlık düşürsün” dedikten sonra Halil Ağa, edeple başını kenara çevirdi, eline verilen kadehi bir yudumda boşaltıverdi. Yüzü kızarmış, gözleri parlıyordu. Ellerini dizlerinin üzerine koyarak Atatürk’e döndü:

    “Yunan’ı denize döktün Paşam, bayrağımızı başucumuza diktin. Benim gibi bir köylü parçasını sofrana alıp içirdin, sana duaya bilem dilim dönmez ki… Nideyim ben şimdi? Bırak ki oh paşam, ayağını öpem…”

    Halil Ağa Atatürk’ün ayağını öpmek için davranınca, Atatürk onu sıkıca tuttu ve bu hareketi yapmasını önledi. Halil Ağa bu kez, Atatürk’ün ellerine sarıldı, ellerini öpmeye başladı: “Bayrağımız gibi sen de başımızdan eksik olma inşallah! Sana her kim düşman ise, onun yeri senin ayağının altı olsun!.. Gayri bana izin, koca Paşam!..”

    “Yemek yemedin!..”

    “Yemek kolay… Meraklanır çocuklar, ben köyüme döneyim.”

    Atatürk Nuri Conker’e işaret etti.

    Conker kalkıp Halil Ağa’nın yanına geldi, kalktı Halil Ağa, önce Atatürk’ü, sonra sofradakileri selamlayıp kapıya doğru edeple geri geri çekildi. Kapı kapandığı zaman Atatürk sofradaki öteki konuklarına döndü:

    “Efendimizin halini gördünüz mü beyler?” dedi. “Devlet size böyle davransa, siz ne yaparsınız? Mübarek millet bu, adam millet bu… Şimdi bu adam milletin karşısında ‘adam olmak,’ bize düşüyor!..”

    Sofrada kesin bir sessizlik vardı. Kimse gözlerini Atatürk’ten
    ayıramıyordu:

    “Halil Ağa’nın öküzünü satıp, üretimini aksatan kanunu ya biz yaptık ya da bizim yaptığımız kanun yanlış yorumlanarak Halil Ağa’nın öküzünü satıyor. İkisi de bence birbirinden farksız… Böyle bir kanun yaptıksa, memleket çıkarlarına aykırıdır. Nasıl yaparız, nasıl yapmışız bunu? Eğer yaptığımız kanun doğru da, yorumlaması yanlış oluyorsa, o zaman sormak lazım. Hükümet nasıl bir yönetim içindedir? Sonra unutmayın ki, olay İstanbul’da geçiyor. Bunun Van’ı var, Bitlis’i var, kıyı bucak ilçesi var; acaba oralarda neler oluyor? Bu çark iyi dönmüyor beyefendiler!..”

    • teşekkür ederim. Hatırlattığınız için. Önemli bir alıntıdır.

      AIHS ‘de silahların eşitliği kuralı vardır. Ceza verirken, vergi alırken, dava açarken “kendini savunma hakkı” tanımanız gerekir.

      evet. haklısınız.

      “bu çark iyi dönmüyor.”

      Bizki dünya tarihinin en önemli bağımsızlık mücadelelerinden birisini kazandık. Hemde az buz değil, tüm emperyalist devletlere karşı bir devrim yaptık. Birlikte başardık.

      kazanmaya çalıştığımız, büyük bir şey değil.

      “adil yargılanma hakkı” istiyoruz.

      mücadelemiz budur.

      birlikte başaracağız.

      Cezaevinde volta atan kardeşlerimiz ve İstiklal caddesinde pop kalabalığın arasında avukatlarına ulaşmaya çalışan yakınları birlikte kazanacağız.

      evet. birlikte başaracağız.

      hepinize iyi pazarlar.

      • tarihi cesur insanlar yazmıştır
        bundan sonrada öyle olacaktır

        • adil yargılanma hakkı istiyoruz.

          —————————
          bir umudumuz sizdeydi sayın Kılıçdaroğlu.
          oysa son dönemde medyadaki demokrasi tartışmaları içinde hep sizi görmüştük,
          size bu tavrınızdan dolayı “gandi kemal” bile dedik
          umutlarımızı karartmayınız
          çek mağdurları ilginizi bekliyor

          insan haklarıyla insandır.

          insan hakları hemen şimdi

          Sayın Kemal KILIÇDAROĞLU ; küresel ve yerel çıkar odaklarının baskısı ile ezilen çek mağdurları yardım istiyor. Çek Mağdurları sizi bekliyor.

          Çek Mağdurları, Burhan İŞCAN ve Av. Rahmi OFLUOĞLU sizi ziyaret ettiklerinde konu ile ilgilenme sözü vermiştiniz.

          Sözünüzü tutmanızı bekliyoruz.

          —————————————-
          Sayın Adalet Komisyonu üyeleri,

          Çağdaş bir çek yasası gerekmektedir.

          Durumu bilgilerinize sunarız.

          Ahmet İyimaya Başkan , Adalet ve Kalkınma Partisi, Ankara
          Hakkı Köylü Başkanvekili , Adalet ve Kalkınma Partisi, Kastamonu
          Mehmet Emin Ekmen Sözcü , Adalet ve Kalkınma Partisi, Batman
          İlknur İnceöz Katip , Adalet ve Kalkınma Partisi, Aksaray
          Ahmet Aydın , Üye, Adalet ve Kalkınma Partisi, Adıyaman
          Zekeriya Aslan , Üye, Adalet ve Kalkınma Partisi, Afyonkarahisar
          Yılmaz Tunç , Üye, Adalet ve Kalkınma Partisi, Bartın
          Mehmet Tunçak , Üye, Adalet ve Kalkınma Partisi, Bursa
          Mehmet Salih Erdoğan , Üye, Adalet ve Kalkınma Partisi, Denizli
          Celal Erbay , Üye, Adalet ve Kalkınma Partisi, Düzce
          Veysi Kaynak , Üye, Adalet ve Kalkınma Partisi, Kahramanmaraş
          Ali Öztürk , Üye, Adalet ve Kalkınma Partisi, Konya
          İhsan Koca , Üye, Adalet ve Kalkınma Partisi, Malatya
          Mustafa Hamarat , Üye, Adalet ve Kalkınma Partisi, Ordu
          Yahya Akman , Üye, Adalet ve Kalkınma Partisi, Şanlıurfa
          Halil Ünlütepe , Üye, Cumhuriyet Halk Partisi, Afyonkarahisar
          Turgut Dibek , Üye, Cumhuriyet Halk Partisi, Kırklareli
          Ali Rıza Öztürk , Üye, Cumhuriyet Halk Partisi, Mersin
          Rahmi Güner , Üye, Cumhuriyet Halk Partisi, Ordu
          Ali İhsan Köktürk , Üye, Cumhuriyet Halk Partisi, Zonguldak
          Hamit Geylani , Üye, Demokratik Toplum Partisi, Hakkari
          Osman Ertuğrul , Üye, Milliyetci Hareket Partisi, Aksaray
          Metin Çobanoğlu , Üye, Milliyetci Hareket Partisi, Kırşehir
          Rıdvan Yalçın , Üye, Milliyetci Hareket Partisi, Ordu

          ———————————————–
          Sayın Anayasa Komisyonu üyeleri, sizlerden çağdaş bir çek yasası için çalışmalarınıza devam etmenizi rica ediyoruz.,

          Burhan Kuzu Başkan , Adalet ve Kalkınma Partisi, İstanbul
          Güldal Akşit Başkanvekili , Adalet ve Kalkınma Partisi, İstanbul
          Ayşe Nur Bahçekapılı Sözcü , Adalet ve Kalkınma Partisi, İstanbul
          Ayhan Sefer Üstün Katip , Adalet ve Kalkınma Partisi, Sakarya
          Mehmet Daniş , Üye, Adalet ve Kalkınma Partisi, Çanakkale
          Mahmut Durdu , Üye, Adalet ve Kalkınma Partisi, Gaziantep
          Hacı Hasan Sönmez , Üye, Adalet ve Kalkınma Partisi, Giresun
          Haydar Kemal Kurt , Üye, Adalet ve Kalkınma Partisi, Isparta
          Mevlüt Akgün , Üye, Adalet ve Kalkınma Partisi, Karaman
          Hasan Kara , Üye, Adalet ve Kalkınma Partisi, Kilis
          Hüsnü Tuna , Üye, Adalet ve Kalkınma Partisi, Konya
          İsmail Bilen , Üye, Adalet ve Kalkınma Partisi, Manisa
          Enver Yılmaz , Üye, Adalet ve Kalkınma Partisi, Ordu
          Suat Kılıç , Üye, Adalet ve Kalkınma Partisi, Samsun
          Mustafa Çetin , Üye, Adalet ve Kalkınma Partisi, Uşak
          Atila Emek , Üye, Cumhuriyet Halk Partisi, Antalya
          Mehmet Ali Özpolat , Üye, Cumhuriyet Halk Partisi, İstanbul
          Atilla Kart , Üye, Cumhuriyet Halk Partisi, Konya
          Şahin Mengü , Üye, Cumhuriyet Halk Partisi, Manisa
          İsa Gök , Üye, Cumhuriyet Halk Partisi, Mersin
          Aysel Tuğluk , Üye, Demokratik Toplum Partisi, Diyarbakır
          Süleyman Nevzat Korkmaz , Üye, Milliyetci Hareket Partisi, Isparta
          Faruk Bal , Üye, Milliyetci Hareket Partisi, Konya
          Behiç Çelik , Üye, Milliyetci Hareket Partisi, Mersin

          ————————————————

          Sayın İnsan Hakları İnceleme Komisyonu üyeleri,

          çek yasası nedeniyle insan hakları ihlalleri yaşanmaktadır. Çek yasasına katkılarınızı bekliyoruz.

          Mehmet Zafer Üskül Başkan , Adalet ve Kalkınma Partisi, Mersin
          Halide İncekara Başkanvekili , Adalet ve Kalkınma Partisi, İstanbul
          Mehmet Ekici Başkanvekili , Milliyetci Hareket Partisi, Yozgat
          Abdurrahman Kurt Sözcü , Adalet ve Kalkınma Partisi, Diyarbakır
          Ayşe Jale Ağırbaş Katip DSP İstanbul
          Ahmet Koca , Üye, Adalet ve Kalkınma Partisi, Afyonkarahisar
          Kazim Ataoğlu , Üye, Adalet ve Kalkınma Partisi, Bingöl
          Mehmet Ocakden , Üye, Adalet ve Kalkınma Partisi, Bursa
          Murat Yıldırım , Üye, Adalet ve Kalkınma Partisi, Çorum
          Mithat Ekici , Üye, Adalet ve Kalkınma Partisi, Denizli
          Mustafa Ataş , Üye, Adalet ve Kalkınma Partisi, İstanbul
          Erdal Kalkan , Üye, Adalet ve Kalkınma Partisi, İzmir
          Fatih Arıkan , Üye, Adalet ve Kalkınma Partisi, Kahramanmaraş
          Ahmet Gökhan Sarıçam , Üye, Adalet ve Kalkınma Partisi, Kırklareli
          Kerim Özkul , Üye, Adalet ve Kalkınma Partisi, Konya
          Cemal Yılmaz Demir , Üye, Adalet ve Kalkınma Partisi, Samsun
          Ali Rıza Ertemür , Üye, Cumhuriyet Halk Partisi, Denizli
          Çetin Soysal , Üye, Cumhuriyet Halk Partisi, İstanbul
          Ahmet Ersin , Üye, Cumhuriyet Halk Partisi, İzmir
          Malik Ecder Özdemir , Üye, Cumhuriyet Halk Partisi, Sivas
          Akın Birdal , Üye, Demokratik Toplum Partisi, Diyarbakır
          Şenol Bal , Üye, Milliyetci Hareket Partisi, İzmir
          Gürcan Dağdaş , Üye, Milliyetci Hareket Partisi, Kars

          ————————————————-

          Sayın Sanayi ve Ticaret komisyonu üyeleri,

          Türk Ticaret hayatı çek yasası aksaması nedeniyle darbe almaktadır. Bir hukuk depremi yaşanmaktadır.

          Soner Aksoy Başkan , Adalet ve Kalkınma Partisi, Kütahya
          Hasan Angı Başkanvekili , Adalet ve Kalkınma Partisi, Konya
          Mahmut Mücahit Fındıklı Sözcü , Adalet ve Kalkınma Partisi, Malatya
          Osman Coşkun Katip , Adalet ve Kalkınma Partisi, Yozgat
          Ahmet Edip Uğur , Üye, Adalet ve Kalkınma Partisi, Balıkesir
          Kutbettin Arzu , Üye, Adalet ve Kalkınma Partisi, Diyarbakır
          Metin Kaşıkoğlu , Üye, Adalet ve Kalkınma Partisi, Düzce
          İbrahim Halil Mazıcıoğlu , Üye, Adalet ve Kalkınma Partisi, Gaziantep
          İsmail Katmerci , Üye, Adalet ve Kalkınma Partisi, İzmir
          Eyüp Ayar , Üye, Adalet ve Kalkınma Partisi, Kocaeli
          Bayram Ali Bayramoğlu , Üye, Adalet ve Kalkınma Partisi, Rize
          Hasan Ali Çelik , Üye, Adalet ve Kalkınma Partisi, Sakarya
          Afif Demirkıran , Üye, Adalet ve Kalkınma Partisi, Siirt
          Mustafa Cumur , Üye, Adalet ve Kalkınma Partisi, Trabzon
          Kayhan Türkmenoğlu , Üye, Adalet ve Kalkınma Partisi, Van
          Fazlı Erdoğan , Üye, Adalet ve Kalkınma Partisi, Zonguldak
          Tacidar Seyhan , Üye, Cumhuriyet Halk Partisi, Adana
          Hüsnü Çöllü , Üye, Cumhuriyet Halk Partisi, Antalya
          Ergün Aydoğan , Üye, Cumhuriyet Halk Partisi, Balıkesir
          Mehmet Ali Susam , Üye, Cumhuriyet Halk Partisi, İzmir
          Mehmet Şevki Kulkuloğlu , Üye, Cumhuriyet Halk Partisi, Kayseri
          Mehmet Nezir Karabaş , Üye, Demokratik Toplum Partisi, Bitlis
          Yılmaz Tankut , Üye, Milliyetci Hareket Partisi, Adana
          Cemaleddin Uslu , Üye, Milliyetci Hareket Partisi, Edirne
          Alim Işık , Üye, Milliyetci Hareket Partisi, Kütahya

          ********

          Kemal KILIÇDAROĞLU, Sadullah ERGİN, Zafer ÇAĞLAYAN ve Ayşe ARMAN için açık mektup kampanyamıza destek veriniz. Çek yasası nedeniyle yaşanan insan hakları ihlallerinin durdurulmasını talep ediyoruz.

          ****

          Yaşasın tam bağımsız ve adil Türk Yargısı !
          Yaşasın tam bağımsız Türkiye !
          Yaşasın demokrasinin bekçisi, bağımsız Türkiye Büyük Millet Meclisi !

          insan haklarıyla insandır. İnsan hakları hemen şimdi !

          ***

          Bu bir “sivil direniş” dir. TC Anayasası ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinden doğan haklarımızın, örgütlü olarak kullanılmasından ibaretdir.
          Bu bir “yurttaş hareketi” dir. Benzerleri Türk tarihinde yaşanmıştır : Tramvaycılar grevi, İpek işcileri grevi, Paşabahçe grevi, Askeri mahkemelere direnen anneler, Bergama köylüleri direnişi

        • Mortgage yasa tasarısı konusunda CHPnin görüşleri nelerdir?
          Cuma, 04 Ağustos 2006 19:58
          Soru : 1. Mortgage yasa tasarısı konusunda CHP’nin görüşleri nelerdir? Tasarı bu haliyle Türkiye’de başarıyla uygulanıp konut sorununa çözüm olabilir mi?

          Yanıt : Mortgage sisteminin başarısı için bazı asgari koşulların oluşması gerektiği açıktır. Örneğin enflasyon oranının yüzde 5’lerin altına düşmesi ve bu düşüşün kalıcılığı gibi… Bunun yanında ekonomik istikrar ve uzun vadeli kredi kullanımında bankaların geleceği sağlıklı görmeleri de büyük önem taşımaktadır. Bugün ekonomide geldiğimiz noktada mortgage sistemi için uygun koşulların oluştuğunu söyleyebiliriz. Nitekim, bankaların konut alımında kullandırdıkları kredilerin faiz oranlarını düşürmeleri bu açıdan önemlidir. Ancak, TBMM’ye gönderilen tasarıda, mortgage sistemini uygulayan ülkelerde var olan bazı vergi avantajlarının bu tasarıda yer almadığını görüyoruz. Oysa mortgage sisteminin başarısı için bu vergi avantajının sağlanması gerekiyor. Bu yapılmadığı takdirde, sistemin uygulamada bekleneni vermeyeceği açıktır. Tasarının hazırlanması aşamasında, Sermaye Piyasası Kurulunun bu yöndeki haklı talepleri, Maliye Bakanlığınca görmezden gelinmiştir. Ama tasarı Plan ve Bütçe Komisyonunda görüşüldüğünde, bu dilekleri gündeme getireceğiz. Çünkü yurttaşın daha düşük bedelle konut edinmesinin yolunun açılması gerekiyor.

          Kaldı ki, mortgage sisteminde vergi avantajlarına karşı çıkan Maliye Bakanlığının, olayı çok dar bir pencereden gözlemlediği kanısındayım. Çünkü bu sistemi sağlıklı çalıştırabilirsek, inşaat sektöründeki kayıtdışına da ciddi önlemler getirebiliriz. Sanırım bu konuları önümüzdeki günlerde daha ayrıntılı tartışacağız…

          Soru : 2. Yabancılara mülk satışını kolaylaştıran yasanın Anayasa Mahkemesi’nce iptal edilmesiyle yasal bir boşluk doğdu. Yeni yasa ne zaman Meclisten geçecek? CHP’nin bu tasarıyla ilgili görüşleri nelerdir?

          Yanıt : Yabancılara taşınmaz satışı ile ilgili olarak yasa tasarısı Parlamentoya geldiğinde, bu tasarının bu şekliyle yasalaşmasının uygun olmayacağını, bunun içinde Anayasaya aykırılıkların bulunduğunu ısrarla dile getirdik. Ama maalesef, AKP Parlamentodaki oy çoğunluğuna dayanarak, eleştirilerimizi dikkate almadı ve tasarıyı yasalaştırdı. Aslında bu tutum, AKP’nin demokrasiyi nasıl ve ne şekilde yorumladığını gayet iyi gösteriyor. Bugün geldiğimiz noktada CHP’nin haklılığı Anayasa Mahkemesi kararlarıyla ortaya çıkmıştır. Tasarıda, hak ve özgürlükleri kısıtlamaya dönük düzenlemeler vardı. Yine tasarı da karşılıklılık (mütekabiliyet) ilkesine aykırı düzenlemeler vardı.

          Yeni yasa tasarısının ne zaman Parlamentoya geleceğini soruyorsunuz? Bunu muhalefet partisi olarak bizim bilme ve zamanlamasını belirleme konusunda olanağımız yok. Ancak yeni tasarının bürokratik aşamalarının büyük ölçüde tamamlandığını biliyorum. Umuyorum, Anayasa Mahkemesinin iptal gerekçeleri dikkate alınarak yeni bir tasarı hazırlanmıştır.

          CHP, yabancılara taşınmaz satışı ile ilgili olarak hukuka uygunluğu ön planda tutmaktadır. Anayasa Mahkemesinin iptal gerekçeleri gerçekten de üzerinde durulması gereken önemdedir. Bunların gözardı edilerek, özellikle de karşılıklılık ilkesi dikkate alınmaksızın yapılacak tüm düzenlemelere CHP karşıdır. Çünkü yabancı bir ülkenin Türk yurttaşlarına sağlamadığı olanağı, Türkiye Cumhuriyetinin bu yabancı ülkenin yurttaşlarına sağlaması doğru değildir. Kaldı ki, işin doğası gereği, uluslararası hukuk da karşılıklılık ülkesini gözetmemizi öngörür.

          Kemal KILIÇDAROĞLU – CHP İstanbul Milletvekili

Yorum yaparak destek olabilirsiniz

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s