Ceza Yargılamasında Mahkeme Önünde Temsil


 

Konu : Ceza Yargılamasında Mahkeme Önünde Temsil(Son Soruşturma)
Seminer veren : Av. Saadet Kayaalp (İzmir Barosu)
Katılımcılar : Çeşitli barolardan 30  ceza avukatı.
Süre : 3 saat

 

Ön Bilgiler……………………………………………………………………………………………………………………… 1

Bilgi Notu: Adil Yargılanma Hakkının Bir Unsuru Olarak Mahkeme Önünde Temsil… 3

I. Ceza Yargılamasında Avukat: Sorunlar ve Öneriler…………………………………………….. 3

II. Mahkeme Önünde Temsil İç Hukuk Temelleri……………………………………………………. 4

III. Adil Yargılanma Hakkının Unsurları…………………………………………………………………. 5

IV. AİHS md 6(1) – 6(3)(c) Anlamında Mahkeme Önünde Temsil…………………………. 6

– Pratik Çalışma: Sanığın Bulunmadığı Duruşmada Avukatla Temsili………………. 7

– Pratik Çalışma: Avukat ataması yetmez; etkili temsil gerekir…………………………… 8

 

 

ÖN BİLGİLER

 

 

Amaç

 

Bu seminerin amacı, konu ceza yargılaması ile sınırlı olduğundan ceza yargılamasında bir savunma hakkı olarak mahkeme önünde temsil konusunu, özellikle Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin standartları ile ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin kararları ışığında katılımcılara sunmak ve böylece sanığın mahkeme önünde etkili bir biçimde temsil edilmesinin yollarını aramaktır. Ayrıca Anayasa md.90 gereği bir iç hukuk normu olan Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin Türk Mahkemelerinde bir argüman olarak kullanılmasını yaygınlaştırmaktır.

 

Hazırlık

 

Bu seminer çalışması için, öncelikle Ceza Yargılaması iç hukuk düzenlemeleri, 3842 sayılı Caza Muhakemeleri Usul Yasası ilgili hükümleri üzerine değişik kaynaklardan doktrin ve içtihatlar dahil bir araştırma yapılmıştır. Daha sonra çalışma uygulayıcılara yönelik olduğundan deneyimli avukatlarla ve ceza yargıçları ile savcılarla görüşülerek mahkeme önündeki temsil konusunda uygulamada karşılaşılan sorunlar tespit edilmiştir. Mahkeme önünde temsil konusuyla ilgili bir bilgi notu ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin konuyla ilgili kararlarından derlenmiş iki pratik çalışma hazırlanmıştır.

 

Seminer Planı

 

Bu seminer çalışması, iki bölüm halinde düşünülmüştür. Birinci bölümde, hazırlanan bilgi notu çerçevesinde uygulamada karşılaşılan sorunların bir dökümünün yapılması öngörülmüştür. Adil Yargılama Hakkı ve Son Soruşturma geniş bir konu olduğundan bu bölüm temsile ilişkin “duruşma yapılması-duruşmalı yargılanma hakkı “ile sınırlanmıştır. Katılımcılarla Üst Derece mahkemelerinde duruşma yapılması ve duruşmasız yargılama yapılan haller üzerine bir tartışma yapılması planlanmıştır. İkinci bölümde ise, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve Mahkemenin içtihatları çerçevesinde avukatların nasıl daha fazla etkili olabileceği konusunda tartışma yapılması tasarlanmıştır.

 BİLGİ NOTU : ADİL YARGILANMA HAKKININ BİR UNSURU OLARAK MAHKEME ÖNÜNDE TEMSİL

I.Ceza Yargılamasında Avukat : Sorunlar ve Öneriler

Mahkeme önünde temsil, sanığa tanınmış savunma hakkının en önemli unsurlarından biridir. Bu konu özellikle duruşmalı  yargılama yapılması sonucunu doğurmaktadır. Mahkeme önünde temsil, kamu davasının açılması kararı ile başlayıp, duruşma hazırlığı ve duruşma evresini içine alan, adına son soruşturma da denilen yargılamanın kesin hükümle sonuçlanmasına kadar sürer.

Sanığın kim tarafından temsil edilebileceği, sanığın temsilini üstlenen avukatın, hak ve yükümlülüklerinin neler olduğu temsil hakkının sınırları Anayasa ve CMUK dahil  ilgili usul yasalarında düzenlenmiştir. Ancak sorun daha çok uygulamada bu hakkın etkin olarak kullanılması noktasında toplanmaktadır.

Ben konuya giriş olması açısından, ceza yargılamasında avukatın rolü üzerine bazı tespitler yapmak ve önerilerde bulunmak istiyorum. Bu amaçla çalışmamı hazırlanırken birçok meslektaşımla ceza yargılamasında avukatın rolü üzerine görüş alışverişinde bulundum. Yaptığım tespitleri şöyle özetleyebilirim: Ceza avukatlarının temel problemlerinin başında, duruşmalarda sanığı temsil ederken, yargılama sürecine etkili bir biçimde müdahale edememeleri gelmektedir. Bunun yasadan ve adli pratikten kaynaklanan pek çok sebebi bulunmaktadır. Avukatların özgüvenlerinin yetersizliği  de bu sebeplerden birini oluşturmaktadır. Ceza yargılaması hukukunda savunma ve temsil güvencelere bağlanmış bir anayasal hak olmasına rağmen, adli pratiğin savunmanın etkisini ve rolünü değiştirdiğini görmekteyiz. Bizler gibi uygulayıcı olan yargıç ve savcılar da, savunma hakkının içeriği üzerine yeterince düşünmemekte ve önemsememektedirler. Bunun sonucu olarak yargılamada temsil zaman zaman sadece usul hükümlerinin uygulanması bakımından bir formalite olarak yerine getirilmektedir. Bu durum bazen duruşmada yargıcın, sürati sağlamak amacıyla sanık müdafiine söz vermeden, onun ağzından bazı talepleri zapta geçirtmesine kadar varabilmektedir. Sistem bu şekilde savunmayı dışlayan bir mantık üzerine oturtulmaktadır. Bu durumda özellikle DGM ve Ağır Ceza Mahkemelerinin kapsamına giren suçlara ilişkin davalarda avukatlar kendilerini duruşma salonunda işlevsiz hissetmektedir. Böyle bir süreçte avukatlar da duruşmaları yeterince önemsememekte, yargılama sürecine etkili olamayacağının inancıyla gerekli özeni göstermemektedir.

Avukat mahkeme önünde temsil görevini yerine getirirken, öncelikle psikolojik olarak savunma hakkını özümsemeli ve kendisinin yargılama sürecinde etkili olacağına inanmalıdır. Öte yandan temsilin ve savunmanın etkili olarak yapılabilmesi için avukatın ulusal ve uluslararası hukuk mevzuatına ve içtihatlara vakıf olması, doktrini takip edebilmesi, bilgilerini sürekli yenileyebilmesi gerekmektedir. Bu alandaki bilgisi ve bunu kullanma becerisi avukatın ve savunmanın rolünü ve yargılama sürecindeki etkisini güçlendirecektir. Ulusal veya uluslararası yargı organları önünde ileri süreceği tezler ve bu tezlerin kabul edilmesi ile oluşacak içtihatlar aracılığı ile sadece müvekkilinin haklarının korunmasını değil, aynı zamanda hukukun gelişmesini sağlamış olacaktır.

O halde avukatın müdafilik görevine başladığı anda suç isnadını ve dosyayı dikkatli bir biçimde incelemesi, ceza usul hükümleri ile insan hakları standartlarına aykırılık bulunup bulunmadığını sınaması ve aykırılıkları ulusal makamlar önünde ileri sürerek giderilmesini ya da tazminini sağlamaya çalışması gerekmektedir. Avukat yargılama boyunca, iç hukuk hükümleri ve ulusal mahkeme kararları ile AİHM içtihatlarından yararlanarak dava mahkemesi önünde sanık lehine tartışma açılmasını sağlamalıdır.

 

II.Mahkeme Önünde Temsil : İç Hukuk Temelleri

Anayasa md.19      Kişi Özgürlüğü ve güvenliği  – makul sürede yargılama      yapılmasını isteme hakkı.

Anayasa md.36      Mahkemeye Başvurma Hakkı,

Anayasa md.37      Doğal Yargıç ilkesi,

Anayasa md.38      Masumiyet Karinesi

Anayasa md.141    Aleni Duruşma ve Gerekçeli Karar Hakkı

Anayasa md.142    Kanunla kurulmuş Mahkemeler tarafından yargılama  yapılması  haklarını hüküm altına almıştır.

 

       Bu haklarını kullanabilmek için kişinin kendisinin veya temsilcisinin yargılamada hazır olması gerekir.

 Yargılama süresinde sanığın kendi kendini veya  bir müdafii ile temsili, duruşmalı yargılanma hakkı 3842 sayılı Ceza Muhakemeleri Kanunu md. 135, md.136, md.143, md.144 ,md. 219 ile md . 223 vd. maddelerinde düzenlenmiştir.

 

CMUK md.l36       Sanığın müdafi seçimi

CMUK md.137       Kimlerin Müdafi olabileceği

CMUK md.138       Sanığın ücretsiz müdafii yardımından yararlanma hakkı

(Bu hak İfade Alma Gözaltı Yönetmeliği gereği 18 yaşın altındaki sanıklar için mutlaktır)

CMUK md.143      Müdafiin dava dosyasını inceleme ve suret alma hakkı.

CMUK md.144      Sanığın müdafii ile görüşme hakkı.

CMUK md. 219     Duruşmaya Ara Verilmemesi,

CMUK md. 254     Duruşmanın Doğrudan Doğruya Olma İlkesi

CMUK md.243      Sözlülük ilkesini

CMUK md.223    Sanığın Yokluğunda yargılama yapılamayacağı ile yüzyüzelik  İlkelerini  benimseyip hüküm altına almıştır.

 

CMUK md.223 de sanığın yokluğunda duruşma yapılamayacağı  hükme bağlanmış ancak 224, 225 ve 226 maddelerinde gıyapta yargılama yapılabilecek haller düzenlenmiştir.

Bu noktada iç hukukumuzda da esas olan duruşmalı yargılanma hakkıdır. AİHS md.6 gereği ve AİHM içtihatları uyarınca da açık ve sanığın hazır olduğu duruşma esas gıyapta yargılama yapılması ise bir istisnadır. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihatlarında “açık duruşma ve sanığın bu duruşmalara katılma hakkı olmalıdır, 6.maddenin c bendi savunmanın mahkeme önünde uygun surette temsili sağlanmadan yargılamayı ilke olarak yasaklamaktadır” yorumu yer almaktadır. İç hukukta sorun gıyapta yargılama hükümleri ile duruşmasız yargılama yapılan hallerde çıkmaktadır.

Şöyle ki Ceza Kararnamesi ile yapılan yargılamalarda, 3005 sayılı yasanın uygulanmasında, 466 sayılı yasa gereği Haksız Tutuklama Tazminatlı davalarında duruşma yapılmamaktadır. AİHM içtihatlarındaki değerlendirmeler ise duruşmasız yargılama yapılmasını “yargılamayı gayri adil kılar”ifadesi ile adil yargılamanın ihlali olduğu yönündedir.

AİHM’nin Zana -Türkiye kararı duruşmada bulunma hakkı bakımından önemlidir. Bu davada İnsan Hakları Avrupa  Mahkemesi sanığın sorgusunun CMUK md.226 gereği talimatla yapılmış olmasını  adil yargılamanın ihlali olarak değerlendirmiştir. İç hukukta da  sanığın sorgusunun talimatla yapılmış olması kararın bozulması yönünde sonuçlar doğurmaktadır. Ancak md.226 yanında bunu  mutlak bir bozma sebebi olarak  telakki etmek zordur. Yargıtay bir suçtan tutuklu bulunan sanık hakkında sorgunun talimatla yapılmış olmasını savunma hakkını kısıtlayan bir bozma sebebi olarak değerlendirmekte ancak başka suçlardan da tutuklu sanıklar hakkında duruşmada bulunma hakkını aynı kategoride değerlendirmemektedir.

(19/02/1990 gün 376/27 CGK Kararı) CMUK md.216 tanık ve bilirkişilerin naip hakim ve istinabe yoluyla dinlenebileceği.

Bu hüküm gereği tanık ve bilirkişiler naip hakim ve istinabe sureti ile dinlenmektedir. Ancak vicdani delil sistemi gereği Zana –Türkiye kararı da dikkate alındığında hükme esas olabilecek en önemli delillerin istinabe suretiyle değerlendirilmesi adil yargılamanın ihlali olarak değerlendirilmelidir.

III. Adil Yargılanma Hakkının Unsurları

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6. maddesi Adil yargılanma hakkı kenar başlığını taşımaktadır. Bu maddenin birinci fıkrasında “cezai olan” ve “cezai olmayan” her türlü yargılamaya uygulanabilecek haklara, ikinci fıkrasında masumiyet karinesine ve üçüncü fıkrasında “asgari sanık hakları”na yer verilmektedir. Bu maddenin uygulanabilmesi için iç hukuktaki uyuşmazlığın “kişisel hakla veya yükümlülüklerle” ya da “suç isnadının karara bağlanması”yla ilgili olması ön koşuldur. Sözleşmenin 6. maddesindeki haklar, AİHM içtihatları doğrultusunda şöyle sıralanabilir.

Madde 6(1):

  • Mahkeme hakkı
  • Mahkemeye başvurma hakkı
  • Uyuşmazlığın esası hakkında karar hakkı
  • Mahkeme kararlarının icra edilmesini sağlama hakkı
  • Hukuken kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkemede yargılanma hakkı
  • Makul sürede yargılanma hakkı
  • Adil muhakeme hakkı (hakkaniyet uygun yargılanma hakkı)
  • Duruşmalı yargılanma hakkı
  • Silahlarda eşitlik ilkesi
  • Muhalifli yargılanma ilkesi
  • Delil kurallarına ilişkin haklar:
  • Hukuka aykırı yoldan elde edilen delillerle hüküm kurulmaması hakkı
  • Delillere ulaşma hakkı
  • Delil sunma hakkı
  • Delilleri duruşmada tartışma hakkı
  • Aleni yargılanma hakkı
  • Aleni karar hakkı

 

Madde 6(2):

  • Masum sayılma hakkı

 

Madde 6(3): Asgari sanık hakları:

(a) bendi: suç isnadının niteliği ve sebepleri konusunda bilgilenme hakkı

(b) bendi: savunma hazırlamak için yeterli zaman ve kolaylıklara sahip olma hakkı

(c) bendi: kendini bizzat veya seçeceği bir avukatla savunma ve ücretsiz hukuki yardım alabilme hakkı

(d) bendi: aleyhe olan tanıkları sorguya çekme veya çektirme, lehe olan tanıkları aynı koşullarda dinletme hakkı

(e) bendi: çevirmeden ücretsiz yargılanma hakkı

 

AİHM’ye göre Sözleşmenin 6(3). maddesindeki haklar, yine aynı maddenin birinci fıkrasının içindeki “adil muhakeme hakkı”nın (right to a fair hearing) sadece bazı özel yönleridir. Bir başka deyişle, üçüncü fıkrada yer almayan sanık haklarına bir müdahale olduğu taktirde, birinci fıkradaki adil muhakeme hakkının ihlal edildiğini ileri sürmek mümkündür. Bu nedenle üçüncü fıkra ile birinci fıkradaki adil muhakeme hakkını birlikte düşünmek gerekir.

IV. AİHS md 6(1) – 6(3)(c) Anlamında Mahkeme Önünde Temsil 

Mahkeme önünde temsil, Sözleşmenin 6(3)(c) maddesindeki sanığın avukatla savunma hakkını kullanmasıdır. AİHM, avukatla savunma hakkını sadece son soruşturma dönemi için değil, ama ileride sanığı aleyhine sonuçlar çıkarılabilecek hallerde, Sözleşmenin 6(1). maddesindeki “adil muhakeme hakkı”na (fair hearing) dayanarak, ilk soruşturma dönemi için de öngörmektedir. Bizim konumuz, son soruşturma (yargılama) aşamasında avukatla savunma hakkının kullanılması olarak mahkeme önünde temsille sınırlıdır.

Sözleşmenin 6(3)(c) maddesi üç hakkı güvence altına alır: Sanığın kendini savunma hakkı,bunu yapmak istemiyorsa kendi seçtiği avukatı atama hakkı,bunun için mali imkanları yetersiz ve adaletin yerine gelmesi gereği bir avukatın ücretsiz yardımından yararlanma .

AİHS 6(3)(c) gereği yasal temsil hakkı sadece davayla sınırlı değil davadan önceki aşamalarda da geçerli bir haktır. Ancak bu hak sanığa bu konuda sınırsız bir olanak sağlamaz.

6. madde hükümleri kural olarak yargılamanın her derecesinde uygulanmaktadır. Bu nedenle sanığın mahkeme önünde bizzat bulunması ya da temsili hakkına  kural olarak istinaf ve temyiz yargılamalarında da riayet edilmelidir. Bununla birlikte bu hak istinaf ve temyiz derecelerinde araştırma konusu olan o mahkemenin yetkileri ve kararın ne şekilde değişebileceği ihtimalidir.

 Bir avukatla savunma hakkı, sanığın yargılamanın bütünü içinde fiilen ve gerçekten bir avukatın yardımından gerektiği şekilde yararlanmasını ifade eder. AİHM Tripodi – İtalya kararında, temyiz duruşmasına mazeret gönderen avukatın duruşmaya katılamamış olması sebebiyle başvurucunun adil yargılanma hakkının ihlal edilmediğine karar verilmiştir.

Avukatla savunma hakkı md.6/3-c bağlamında önemli olan sanığın yargılamanın bir aşamasında değil yargılamanın bütünü içinde  fiilen ve gerçekten bir avukatın yardımından gerektiği şekilde yararlanmasıdır.

İç hukukta bir üst derece mahkemesi olan Yargıtay’da duruşma yapılması mutlak bir zorunluluk değildir. Ayrıca tutuklu sanığın Yargıtay’da yapılan duruşmalara katılma hakkı yoktur.AİHS.md.6 gereği her iki yasal düzenleme ve uygulama da adil yargılamanın ihlalidir.

Mahkemece tayin olunan avukat konusunda sanık genel olarak bir seçim ve tercih hakkına sahip değil ise de savunma “teorik ve hayali”değil “gerçek ve etkili” olmak zorunda bulunduğundan görevin gerektiği gibi yerine getirilmediği hallerde mahkemenin duruma müdahale etmesi ya da yeni bir müdafii tayin etmesi gerekmektedir.

 

İlgili İçtihatlar: Artico v.İtalya ,13/5/1980-Pakelli v.İtalya,25/3/1983-Kamasinski v. Avusturya,19/12/1989-Monnel ve Morris v.B.K.,2/3/1987,Granger ve B.K.28/3/1990-Tripodi v .İtalya 22/2/1994-Imbrioscia v. İsviçre 24/11/1993 –Can v. Avusturya 12/7/1984 – Poitrimol v.Fransa,27/11/1993)

 

– Pratik Çalışma: Sanığın Bulunmadığı Duruşmada Avukatla Temsili 

 

AİHM KARARI: Poitrimol – Fransa; 23.11.1993Başvurucu ile eşi arasındaki boşanma davasında, ulusal mahkeme tarafından eşlerin boşanmalarına, iki çocuğun velayetinin annede kalmasına karar verilmiştir.Başvurucu şahsi irtibat hakkını kullanırken çocuklarıyla birlikte ülkeden ayrılmış ve Türkiye’ye gelmiştir. Başvurucu çocuklarının kendi yanında kalması için başvurmuş, yargıç başvurucunun en geç üç ay içinde ülkeye geri dönmesi halinde anneyle birlikte babaya da bu hakkı tanımış, aksi halde çocukların anne yanında kalmaya devam edeceğini bildirmiştir. Başvurucu verilen süre içinde ülkeye geri dönmemiştir.

Başvurucunun eşi çocukların geri getirmemiş olması nedeniyle başvurucuyu şikayet etmiştir. Başvurucu, kendisi hakkında açılan davada duruşmadan vareste tutulmasını istemiş, bu izin verilmiş, davada iki avukat tarafından temsil edilmiştir. Başvurucunun avukatları başvurucu ve çocuklarının istinabe yoluyla dinlenmesini istemişlerdir. Tarafların huzurunda yapıldığı belirtilen yargılama sonunda mahkeme başvurucuyu gıyabında bir yıl hapis cezasına mahkum etmiş ve tutuklanmasına karar vermiştir.

Başvurucunun avukatı ve savcılık karara üst mahkemede itiraz etmişler, başvurucunun üst mahkeme önündeki duruşmaya gelmesi istenmiş, ancak başvurucu bu duruşmaya da gelmemiştir. Avukatlar başvurucunun gıyabında yargılamanın yapılmasını istedikleri halde, üst mahkeme başvurucunun davet edilmesine ve başvurucunun huzuruyla yargılamanın yapılmasına karar vermiştir. Başvurucu bu duruşmaya gelmemiştir. Başvurucunun avukatının başvurucuyu davada temsil etme talebi de reddedilmiş ve ilk derece mahkemesinin kararı onanmıştır.

Başvurucunun Temyiz Mahkemesine yaptığı başvuru, hakkında tutuklama kararı bulunan ve duruşmaya gelmeyen kişinin avukatı vasıtasıyla temsil edilme hakkı bulunmadığı gerekçesiyle reddedilmiştir.

Başvurucu İnsan Hakları Avrupa Komisyonu’na başvurarak adil yargılanma hakkının ve avukatı aracılığıyla savunma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

MAHKEME

Madde 6(1) > Madde 6(3)(c): Mahkemeye göre yargılamada temsil edilme hakkı, adil yargılanma hakkını bir unsurudur. Sanığın kendisini daha sonra dinleyecek üst derece mahkemesinin maddi ve hukuki noktalar üzerinde yeninden karar verebilecek olması halinde, bu sanığın ilk derece mahkemesinde gıyabında yargılanması kural olarak Sözleşmeye aykırı değildir. Bu haktan feragatin koşulsuz olması ve sanığın haklarını güvence altına almış bulunması halinde mümkün olabilir. Olayda başvurucu açıkça birinci ve ikinci derecedeki yargılamalara katılmamak ve fakat avukatla temsil edilmek istemiştir. Sanığın duruşmada bulunmaması, mutlak olmayan ancak temel bir hak olan hukuki temsil hakkını ortadan kaldırmaz. Bir ceza davasında sanığın bulunması doğruluğun test edilmesi bakımından büyük bir öneme sahiptir; sanığın duruşmada bulunmaması halinde kendisine hukuken temsil edilme hakkı verilmemesi, savunma hakkının önemi ve demokratik toplumdaki hukukun üstünlüğü ilkesi göz önüne alındığında orantısız bir müdahaledir. Bu nedenle, avukatla savunma hakkı bakımından adil muhakeme hakkı ihlal edilmiştir.

 

– Pratik Çalışma: Avukat ataması yetmez; etkili temsil gerekir 

 

AİHM KARARI: Artico – İtalya; 13.05.1980Başvurucunun mahkumiyetleri ve itirazları: Muhasebeci olan başvurucu 27 Ocak 1965 tarihli kararla, Mayıs-Haziran 1964 tarihleri arasında işlediği basit dolandırıcılık suçundan 18 ay, 6 Ekim 1970 tarihli kararla dolandırıcılıkta tekerrür ve karşılıksız çek kullanma suçlarından 11 ay hapis cezasına ve çeşitli para cezalarına mahkum edilmiştir.[8]Başvurucu bu kararları 28 Ocak 1965 ve 11 Aralık 1970 tarihlerinde temyiz etmiştir. Başvurucunun temyizi kendisinin yokluğunda görüşülmüş ve 16 Aralık 1969 ile 17 Nisan 1971 tarihlerinde reddedilmiştir.[8]

Başvurucu hakkındaki cezaların infaz edilebilmesi için 11 Ekim ve 13 Kasım 1971 tarihlerinde tutuklama müzekkereleri çıkarılmıştır. Bu müzekkereler 8 Aralıkta başka bir suçtan tutuklu bulunan başvurucuya 22 Aralık 1971 tarihinde tebliğ edilmiştir.[8]

Hapiste bulunan başvurucu, 25/26 Aralık 1971 tarihinde her iki tutuklama kararları temyiz etmiştir. Başvurucu, ceza mahkemesinin verdiği hükümlerden habersiz olduğunu ve nedenle kararların bozulması gerektiğini belirtmiştir. Bu temyiz başvurularının temel nedeni, başvurucunun  yokluğunda yargılanmış olmasıdır. Bu başvurularda çeşitli belgelerin başvurucu bulunamadığı için yapılan tebligat usullerine de itiraz edilmiştir.[9]

Ceza mahkemesi 6 Mart 1972 tarihinde verdiği iki kararla, bu temyiz taleplerini, temyizden geçmiş kararlara karşı yapıldığı gerekçesiyle reddetmiş ve yetki nedeniyle bu temyiz taleplerini Temyiz mahkemesine göndermiştir.[9]

Başvurucu 14/15 Mart 1972 tarihinde Temyiz Mahkemesine gönderdiği dilekçede ayrıca, tutuklama kararlarına konu olan suçların yedi buçuk yıllık zamanaşımına girdiği için kararların bozulmasını istemiştir. Başsavcılığın 3 ve 10 Temmuz 1973 tarihli mütalaalarında zamanaşımı sorununa değinilmeden, diğer temyiz sebeplerinin reddedilmesi istenmiştir. Temyiz mahkemesi 12 Kasım 1973’te usule aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle temyizi reddetmiştir.[10]

Başvurucu 1975 yılında Temyiz Mahkemesine kanuni zamanaşımı dolmasıyla ilgili olarak bir kez daha başvurmuştur. Temyiz mahkemesi 5 Ağustos 1975 tarihli kararında sadece bazı suçlardan zamanaşımının dolduğunu belirterek, ceza mahkemesinin kararının bozulmasına karar vermiştir. Ancak Temyiz Mahkemesi başvurucunun salıverilmesi talebini, tutukluluğun incelenmekte olan suçlardan kaynakladığı kanıtlanmadığı için reddetmiştir.[11]

Ne var ki başvurucu 23 Ağustos 1975 tarihinde savcılık kararıyla salıverilmiştir. Savcı, Temyiz Mahkemesinin 5 Ağustos tarihli kararına atıfta bulunarak, çeşitli suçlardan çekilmesi gereken süreyi iki yıl sekiz ay olarak yeniden hesaplamış ve  başvurucu 8 Aralık 1971 tarihinden itibaren hapiste dolduğuna göre 7 Ağustos 1974 günü salıverilmesi gerektiği sonucuna varmıştır.[12]

Haksız yere hapis yattığı gerekçesiyle başvurucunun açtığı tazminat davası, süresinde açılmadığı için 4 Kasım 1977 tarihinde Temyiz Mahkemesi tarafından reddedilmiştir.[12]

Savcı tarafından 15 Mart 1978 tarihinde verilen bir kararda, başvurucunun başka bazı suçlardan yatması gereken hapislik süresi yeniden hesaplanmış ve 8 Ağustos 1974 ile 23 Ağustos 1975 tarihleri arasında haksız yere yatmış olduğu hapislik süresi düşülmüştür.[12]

Başvurucunun ücretsiz adli yardım talebi: Başvurucu İlk Derece Mahkemesi önündeki yargılamalar sırasında kendi seçtiği avukatıyla temsil edilmiştir. Başvurucu 10 Mart 1972 tarihli Temyiz Mahkemesine başvurusunda, ücretsiz hukuki yardım talebinde bulunmuştur. Bu talep Temyiz Mahkemesi ikinci ceza dairesi başkanı tarafından 8 Ağustos 1972 tarihinde kabul edilmiş ve kendisine Della Roca adlı avukat tayin edilmiştir.[14]

Başvurucu 4 Eylülde daire başkanına ve savcılığa yazarak, atanan avukatın kendisiyle görüşmediğini ve etkili bir hukuki yardım için gereken tedbirlerin alınmasını istemiştir. Öte yandan avukat Della Roca başvurucuya yazdığı 8 Eylül tarihli mektubunda, avukat olarak atandığını tatil dönüşünde öğrendiğini, ancak işlerinin yoğunluğu nedeniyle bunu kabul edemeyeceğini belirterek, kedisine yardımcı olabilecek bir başka avukatın adını vermiştir. Başvurucu Della Roca’ya 10 Ekim tarihli yanıtında, bunu mahkemeye bildirmesini istemiştir. Avukat Della Roca başvurucuya yazdığı 18 Ekim tarihli mektubunda, 17 Ekim’de de daire başkanına gönderdiği yazıyla, sağlık nedenleriyle başvurucunun avukatlığını üstlenemeyeceğini bildirdiğini belirtmiştir.[14]

Başvurucu 30 Ocak 1973’te Temyiz Mahkemesi daire başkanına ve Başsavcılığa yazarak, Della Roca’nın yerine yeni avukat atanmasını istemiş ve Roca’nın kendisine gönderdiği yazıların kopyasını eklemiştir. Temyiz Mahkemesi Yazı İşleri Müdürlüğünün 26 Şubatta başvurucuya verdiği yanıtta, adli yardımdan atanan avukatın kanunen bu atamayı reddetme hakkı bulunmadığı için Della Roca’nın hala kendisinin avukatı olduğu bildirilmiştir. Başvurucu 6 Martta Başsavcılığa gönderdiği yazıda, çeşitli kanuni metinlere atıfta bulunarak, avukat Della Roca hakkında ceza ve disiplin soruşturması isteyerek şikayette bulunmuş ve onun yerine yeni bir avukat atanmasını talep etmiştir. Bu şikayet üzerine her hangi bir işlem yapılmamış, başvurucunun mektubu mahkeme başkanına iletilmiştir.[14]

Başvurucu 12 Mart’ta Temyiz Mahkemesi başkanına yazdığı yazıda, kendisine hukuki yardım verilmediğini belirtmiş ve olaya müdahale etmesini istemiştir. Temyiz Mahkemesinden 4 Mayıs tarihli telgraf yanıtında, avukat Della Roca’nın yerine yeni avukat atanmadığı ve itirazların henüz Başsavcılıkta incelenmekte olduğu bildirilmiştir. Üç gün sonra başvurucu hala kendisine başka bir avukatın atanmamasından şikayetçi olmuş; 6 Haziranda aynı şekilde yanıt verilmiştir. Başvurucu 19 Haziranda Temyiz Mahkemesi Başsavcılığına yazdığı yazıda, bu durumun savunma bakımından ciddi sonuçları olacağını belirtmiş ve bir kez daha kendisine yeni bir avukat tayin edilmesini istemiştir.[14]

Temyiz Mahkemesi Yazı İşleri Müdürlüğünden 25 Eylülde avukat Della Roca’ya yapılan tebligatta, davanın 12 Kasım 1973 tarihinde görüleceği bildirilmiştir. Başvurucunun mektubu üzerine yazı işlerinden kendisine verilen yanıtta duruşma günü belirtilmiş ve kendisine yeni bir avukat atanmadığı bildirilmiştir. Başvurucu ikinci daire başkanına yazdığı 6 Ekim tarihli mektupta, daha önceki yazışmalara dikkat çekmiş, avukat Della Roca’nın tutumundan ve yetkili makamların tavrından şikayet etmiş ve bir kez daha kendisine yeni bir avukat atanmasını istemiştir. Başvurucu son kez 2 Kasımda daire başkanına yazarak, savunma haklarının ihlal edildiğini belirtmiş ve duruşmanın ertelenmesini istemiştir. Ne var ki bu yazı 20 Aralık tarihine kadar mahkemeye ulaşmamıştır. Başvurucunun temyiz başvurusu daha önce 12 Kasımda reddedilmiştir.[15]

Başvurucu İnsan Hakları Avrupa Komisyonu’na başvurarak haksız yere tutuklu kaldığı için Sözleşme’nin 5. maddesinin birinci fıkrasının, Temyiz Mahkemesi önündeki yargılama sırasında kendisine hukuki yardım yoluyla avukat atanmamış olması nedeniyle Sözleşme’nin 6. maddesinin üçüncü fıkrasının (c) bendinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Komisyon birinci şikayeti, iç hukuk yolları tüketilmediğini için reddetmiş, ikinci şikayet bakımından Sözleşme’nin 6. maddesinin üçüncü fıkrasının (c) bendinin ihlal edildiği sonucuna varmıştır.

Mahkeme

Madde 6(3)(c): Başvurucu, olayda Sözleşme’nin 6. maddesinin üçüncü fıkrasının (c) bendinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Komisyon bu iddiayı kabul etmiş, Hükümet ise karşı çıkmıştır.[31]

Mahkeme’ye göre Sözleşme’nin 6. maddesinin üçüncü fıkrası, birinci fıkradaki genel ilkenin özel hallere uygulanmasına ilişkin bir liste içermektedir. Tüketici sayıda olmayan bu liste, ceza muhakemesinde adil yargılama kavramının belirli yönlerini yansıtmaktadır. Üçüncü fıkraya uygunluk denetimi yapılırken, bu denetimin amacı unutulmamalı ve kökeninden soyutlanmamalıdır.[32]

Mahkeme’ye göre Sözleşme’nin 6. maddesinin üçüncü fıkrasının (c) bendi, etkili bir savunmayı kişinin bizzat veya bir avukat aracılığıyla yapma hakkını güvence altına almakta, bazı durumlarda Devletin ücretsiz hukuki yardım sağlama yükümlülüğünü öngörerek bu hakkı güçlendirmiş bulunmaktadır.[33]

Başvurucu ücretsiz hukuki yardım alma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Hükümet ise adli yardım amacıyla bir avukat atayarak bu yükümlülüğünü yerine getirdiğini, bundan sonra meydana gelen gelişmelerin Devletin sorumluluğuna girmediğini savunmuştur. Hükümete göre, ikinci ceza dairesi başkanı tarafından başvurucuya avukat olarak atanan Della Roca her ne kadar bu görevi üstlenmemiş ise de, başvurucunun avukatı kalmaya devam etmiştir; başvurucu ise başka bir avukatın atanmamasından şikayetçi olmuştur ki bu, güvence altına alınmamış bir hakkı talep etmek anlamına gelmektedir.[33]

Mahkeme’ye göre Sözleşme, hakları teorik veya hayali olarak değil ve fakat pratik ve etkili bir biçimde güvence altına almayı amaçlamıştır; bu durum, demokratik bir toplumda öncelikli yer verilen adil yargılanma hakkından türeyen savunma hakları bakımından özellikle geçerlidir. Komisyon temsilcisinin doğru bir biçimde vurguladığı gibi, Sözleşme’nin 6. maddesinin üçüncü fıkrasının (c) bendi ‘atamadan’ değil ‘yardımdan’ söz etmektedir. Sadece avukat atama, yardımı etkili kılmaz; çünkü adli yardım amacıyla atanmış avukat ölebilir, veya ağır hastalanabilir, bu süre içinde görev yapması engellenebilir veya kendisi görevden kaçınabilir. Kamu makamlarına haber verilmesi halinde bu makamlar ya avukatı değiştirmeli veya görevini yerine getirmeye zorlamalıdırlar. Hükümetin (c) bendine ilişkin yorumunun kabul edilmesi halinde ücretsiz hukuki yardım anlamsız hale gelebilir.[33]

Olayda başvurucu hiç bir biçimde avukat Della Roca’nın hizmetinden yararlanamamıştır. Daha hemen başlangıçta avukat başvurucu için çalışmayacağını bildirmiştir; önce işlerinin yoğunluğunu, daha sonra da sağlık durumunu mazeret olarak göstermiştir. Mahkeme bu mazeretlerin gerçekliğini araştırmak durumunda değildir. Mahkeme’ye göre başvurucu Temyiz Mahkemesi önünde etkili bir hukuki yardım alamamış; mahkeme başkanının 8 Ağustos 1972 tarihli kararı, ölü bir karar olarak kalmıştır.[33]

Sözleşme’nin 6.maddesinin üçüncü fıkrasının (c) bendi ücretsiz hukuki yardım alma hakkını iki koşula bağlamıştır. Birincisi, hakkında suç isnadı bulunan bir kimsenin avukata ödeme yapabilecek yeterli imkanı bulunmaması, ikincisi adaletin yararının gerektirmesidir. Hükümet birinci koşul bakımından itirazda bulunmamış, ancak ikinci koşulun olayda bulunmadığını belirtmiştir. Hükümetin iddiasına göre Temyiz Mahkemesi önündeki yargılamanın konusu, başvurucunun kendi seçtiği avukatının yardımını alarak Aralık 1971 de gösterdiği temyiz sebeplerinin içinde kristalize olmuştur. Hükümete göre, mahkemeye celp tebligatıyla ilgili usulsüzlük iddiaları o denli basittir ki, savcı bunların temelsiz olduğuna dair Temmuz 1973’te itirazda bulunmuştur. Bu nedenle avukatın oynayabileceği rol, Temyiz Mahkemesinin verebileceği kararların tebligatını almakla sınırlı kalacaktır.[34]

Komisyon temsilcisine göre Hükümetin bu savunması, ikinci ceza dairesi başkanının başvurucuya avukat atamış olmasıyla çelişmektedir. Başvurucu 10 Mart 1972 tarihinde kendisine avukat atanmasını isteği halde, aylar sonra 8 Ağustos 1972’de avukat atanabilmiştir. Bu arada başvurucu 14-15 Mart tarihlerinde kendisi oturup diğer argümanlarına yer verdiği dilekçesini Temyiz Mahkemesine göndermiştir. Bununla birlikte daire başkanı adaletin yararının gerektirdiğini düşünerek başvurucuya adli yardımdan avukat tayin etmiştir.[34]

Mahkeme’ye göre adaletin yararı, etkili bir hukuki yardım sağlanmasını gerektirir. Yazılı usulün son derece önemli olduğu İtalyan Temyiz Mahkemesi önündeki yargılama 8 Ağustos 1972 tarihine kadar sonuçlanmamıştır. Nitelikli bir avukat, başvurucu tarafından ileri sürülen sebepleri açıklığa kavuşturabilirdir; özellikle zamanaşımı konusunun önemini vurgulayabilirdi. Ayrıca sadece bir avukat, Temyiz Mahkemesinin duruşma yapmasını isteyerek, söz konusu sorunun tartışılmasını sağlayabilirdi.[34]

Hükümete göre Sözleşme’nin 6(3)(c) maddesinin ihlal edilebilmesi için, hukuki yardım alamamanın, hakkında suç isnadı bulunan kişiye fiilen zarar vermiş olması gerekir.[35]

Mahkeme’ye göre, eğer Della Roca’nın yerine yeni bir avukat atanmış olsaydı, zamanaşımı itirazında bulunacağını ve bu avukatın Temyiz Mahkemesini bu konuda ikna edebileceğini hiç bir kuşkuya yer bırakmadan kanıtlamak mümkün değildir. Bununla birlikte olayın şartları içinde bunun gerçekleşebileceğini söylemek mümkündür. Her şeyden öte Sözleşme’nin 6 (3) (c) maddesi, Hükümetin iddia ettiği zararın kanıtlamasını gerekmez. Bu şartın bulunması gerektiğini savunan bir yorum, söz konusu hükmü büyük ölçüde özünden yoksun bırakacaktır. Daha genel olarak, zarar doğmamış olsa bile bir ihlalin varlığını savunmak mümkündür; zarar sadece 50. maddeyle ilgili bir durumdur.[35]

Hükümet başvurucuyu, Della Roca’nın tavsiye ettiği diğer avukata başvurmamış olması nedeniyle; ayrıca zamanaşımı konusunu ya hemen Aralık 1971’de temyiz etmeyerek veya yeterli açıklıkta belirtmeyerek Temyiz Mahkemesinin dikkatine getirmemiş olması nedeniyle eleştirmiştir.[36]

Mahkeme’ye göre aslında ikinci eleştiri, avukat atanmasının kaçınılmaz olduğunu teyid etmektedir. Birinci eleştiriyi incelemeye gerek yoktur; çünkü başvurucu Della Roca’nın tavsiyesine uymuş olsaydı, ücretsiz hukuk yardım alma hakkından yararlanmaktan yoksun kalacaktı.[36]

Mahkeme’ye göre başvurucu, durumu düzeltmek için ısrarlı davranmıştır: şikayetlerini ve temsil edilememe durumun bir çok kez atanmış avukatına ve Temyiz Mahkemesine bildirmiştir. Kabul edilmelidir ki, adli yardımdan atanmış avukatın her türlü kusuru için devlet sorumlu görülemez; ancak olayın özel şartları içinde, başvurucunun bu hakkını etkili bir şekilde kullanması için gerekli tedbirleri almak yetkili İtalyan makamlarına düşen bir görevdir. Yetkili makamlar iki şeyden birini yapabilirlerdi: ya Della Roca’nın yerine bir avukat tayin etmek veya mümkünse kendisinin yükümlüğünü yerine getirmesini sağlamak. Sözleşme burada İtalyan makamlarının aktif bir tutum içinde olmalarını gerektirdiği halde, kendileri pasif kalarak üçüncü bir yolu seçmişlerdir.[36]

Bu nedenlerle Mahkeme olayda, ücretsiz hukuki yardım alma hakkının ihlal edildiği sonucunu varmıştır.

6 responses to “Ceza Yargılamasında Mahkeme Önünde Temsil

  1. EKONOMI DE GÜC BIRLIGI

    AKP ACIK MEKTUP

  2. EKONOMI DE GÜC BIRLIGI

    YESIL SERMAYELI HOLDINGLER BORSAYA NE ZAMAN GIRECEK

    • amca sen nereyi aramıştın burası mağdurlar semti holding sahipleri filan uğramaz buralara
      kim dediyse yanlış demiş sana

      • bu saate güldürme bizi. aslında çok ihtiyacımız var gülmeye.selam

        • Çek Yasası ile adil yargılanma ve savunma hakkı ihlal edilmektedir.

          —————————
          bir umudumuz sizdeydi sayın Kılıçdaroğlu.
          oysa son dönemde medyadaki demokrasi tartışmaları içinde hep sizi görmüştük,
          size bu tavrınızdan dolayı “gandi kemal” bile dedik
          umutlarımızı karartmayınız
          çek mağdurları ilginizi bekliyor

          insan haklarıyla insandır.

          insan hakları hemen şimdi

          Sayın Kemal KILIÇDAROĞLU ; küresel ve yerel çıkar odaklarının baskısı ile ezilen çek mağdurları yardım istiyor. Çek Mağdurları sizi bekliyor.

          Çek Mağdurları, Burhan İŞCAN ve Av. Rahmi OFLUOĞLU sizi ziyaret ettiklerinde konu ile ilgilenme sözü vermiştiniz.

          Sözünüzü tutmanızı bekliyoruz.

          —————————————-
          Sayın Adalet Komisyonu üyeleri,

          Çağdaş bir çek yasası gerekmektedir.

          Durumu bilgilerinize sunarız.

          Ahmet İyimaya Başkan , Adalet ve Kalkınma Partisi, Ankara
          Hakkı Köylü Başkanvekili , Adalet ve Kalkınma Partisi, Kastamonu
          Mehmet Emin Ekmen Sözcü , Adalet ve Kalkınma Partisi, Batman
          İlknur İnceöz Katip , Adalet ve Kalkınma Partisi, Aksaray
          Ahmet Aydın , Üye, Adalet ve Kalkınma Partisi, Adıyaman
          Zekeriya Aslan , Üye, Adalet ve Kalkınma Partisi, Afyonkarahisar
          Yılmaz Tunç , Üye, Adalet ve Kalkınma Partisi, Bartın
          Mehmet Tunçak , Üye, Adalet ve Kalkınma Partisi, Bursa
          Mehmet Salih Erdoğan , Üye, Adalet ve Kalkınma Partisi, Denizli
          Celal Erbay , Üye, Adalet ve Kalkınma Partisi, Düzce
          Veysi Kaynak , Üye, Adalet ve Kalkınma Partisi, Kahramanmaraş
          Ali Öztürk , Üye, Adalet ve Kalkınma Partisi, Konya
          İhsan Koca , Üye, Adalet ve Kalkınma Partisi, Malatya
          Mustafa Hamarat , Üye, Adalet ve Kalkınma Partisi, Ordu
          Yahya Akman , Üye, Adalet ve Kalkınma Partisi, Şanlıurfa
          Halil Ünlütepe , Üye, Cumhuriyet Halk Partisi, Afyonkarahisar
          Turgut Dibek , Üye, Cumhuriyet Halk Partisi, Kırklareli
          Ali Rıza Öztürk , Üye, Cumhuriyet Halk Partisi, Mersin
          Rahmi Güner , Üye, Cumhuriyet Halk Partisi, Ordu
          Ali İhsan Köktürk , Üye, Cumhuriyet Halk Partisi, Zonguldak
          Hamit Geylani , Üye, Demokratik Toplum Partisi, Hakkari
          Osman Ertuğrul , Üye, Milliyetci Hareket Partisi, Aksaray
          Metin Çobanoğlu , Üye, Milliyetci Hareket Partisi, Kırşehir
          Rıdvan Yalçın , Üye, Milliyetci Hareket Partisi, Ordu

          ———————————————–
          Sayın Anayasa Komisyonu üyeleri, sizlerden çağdaş bir çek yasası için çalışmalarınıza devam etmenizi rica ediyoruz.,

          Burhan Kuzu Başkan , Adalet ve Kalkınma Partisi, İstanbul
          Güldal Akşit Başkanvekili , Adalet ve Kalkınma Partisi, İstanbul
          Ayşe Nur Bahçekapılı Sözcü , Adalet ve Kalkınma Partisi, İstanbul
          Ayhan Sefer Üstün Katip , Adalet ve Kalkınma Partisi, Sakarya
          Mehmet Daniş , Üye, Adalet ve Kalkınma Partisi, Çanakkale
          Mahmut Durdu , Üye, Adalet ve Kalkınma Partisi, Gaziantep
          Hacı Hasan Sönmez , Üye, Adalet ve Kalkınma Partisi, Giresun
          Haydar Kemal Kurt , Üye, Adalet ve Kalkınma Partisi, Isparta
          Mevlüt Akgün , Üye, Adalet ve Kalkınma Partisi, Karaman
          Hasan Kara , Üye, Adalet ve Kalkınma Partisi, Kilis
          Hüsnü Tuna , Üye, Adalet ve Kalkınma Partisi, Konya
          İsmail Bilen , Üye, Adalet ve Kalkınma Partisi, Manisa
          Enver Yılmaz , Üye, Adalet ve Kalkınma Partisi, Ordu
          Suat Kılıç , Üye, Adalet ve Kalkınma Partisi, Samsun
          Mustafa Çetin , Üye, Adalet ve Kalkınma Partisi, Uşak
          Atila Emek , Üye, Cumhuriyet Halk Partisi, Antalya
          Mehmet Ali Özpolat , Üye, Cumhuriyet Halk Partisi, İstanbul
          Atilla Kart , Üye, Cumhuriyet Halk Partisi, Konya
          Şahin Mengü , Üye, Cumhuriyet Halk Partisi, Manisa
          İsa Gök , Üye, Cumhuriyet Halk Partisi, Mersin
          Aysel Tuğluk , Üye, Demokratik Toplum Partisi, Diyarbakır
          Süleyman Nevzat Korkmaz , Üye, Milliyetci Hareket Partisi, Isparta
          Faruk Bal , Üye, Milliyetci Hareket Partisi, Konya
          Behiç Çelik , Üye, Milliyetci Hareket Partisi, Mersin

          ————————————————

          Sayın İnsan Hakları İnceleme Komisyonu üyeleri,

          çek yasası nedeniyle insan hakları ihlalleri yaşanmaktadır. Çek yasasına katkılarınızı bekliyoruz.

          Mehmet Zafer Üskül Başkan , Adalet ve Kalkınma Partisi, Mersin
          Halide İncekara Başkanvekili , Adalet ve Kalkınma Partisi, İstanbul
          Mehmet Ekici Başkanvekili , Milliyetci Hareket Partisi, Yozgat
          Abdurrahman Kurt Sözcü , Adalet ve Kalkınma Partisi, Diyarbakır
          Ayşe Jale Ağırbaş Katip DSP İstanbul
          Ahmet Koca , Üye, Adalet ve Kalkınma Partisi, Afyonkarahisar
          Kazim Ataoğlu , Üye, Adalet ve Kalkınma Partisi, Bingöl
          Mehmet Ocakden , Üye, Adalet ve Kalkınma Partisi, Bursa
          Murat Yıldırım , Üye, Adalet ve Kalkınma Partisi, Çorum
          Mithat Ekici , Üye, Adalet ve Kalkınma Partisi, Denizli
          Mustafa Ataş , Üye, Adalet ve Kalkınma Partisi, İstanbul
          Erdal Kalkan , Üye, Adalet ve Kalkınma Partisi, İzmir
          Fatih Arıkan , Üye, Adalet ve Kalkınma Partisi, Kahramanmaraş
          Ahmet Gökhan Sarıçam , Üye, Adalet ve Kalkınma Partisi, Kırklareli
          Kerim Özkul , Üye, Adalet ve Kalkınma Partisi, Konya
          Cemal Yılmaz Demir , Üye, Adalet ve Kalkınma Partisi, Samsun
          Ali Rıza Ertemür , Üye, Cumhuriyet Halk Partisi, Denizli
          Çetin Soysal , Üye, Cumhuriyet Halk Partisi, İstanbul
          Ahmet Ersin , Üye, Cumhuriyet Halk Partisi, İzmir
          Malik Ecder Özdemir , Üye, Cumhuriyet Halk Partisi, Sivas
          Akın Birdal , Üye, Demokratik Toplum Partisi, Diyarbakır
          Şenol Bal , Üye, Milliyetci Hareket Partisi, İzmir
          Gürcan Dağdaş , Üye, Milliyetci Hareket Partisi, Kars

          ————————————————-

          Sayın Sanayi ve Ticaret komisyonu üyeleri,

          Türk Ticaret hayatı çek yasası aksaması nedeniyle darbe almaktadır. Bir hukuk depremi yaşanmaktadır.

          Soner Aksoy Başkan , Adalet ve Kalkınma Partisi, Kütahya
          Hasan Angı Başkanvekili , Adalet ve Kalkınma Partisi, Konya
          Mahmut Mücahit Fındıklı Sözcü , Adalet ve Kalkınma Partisi, Malatya
          Osman Coşkun Katip , Adalet ve Kalkınma Partisi, Yozgat
          Ahmet Edip Uğur , Üye, Adalet ve Kalkınma Partisi, Balıkesir
          Kutbettin Arzu , Üye, Adalet ve Kalkınma Partisi, Diyarbakır
          Metin Kaşıkoğlu , Üye, Adalet ve Kalkınma Partisi, Düzce
          İbrahim Halil Mazıcıoğlu , Üye, Adalet ve Kalkınma Partisi, Gaziantep
          İsmail Katmerci , Üye, Adalet ve Kalkınma Partisi, İzmir
          Eyüp Ayar , Üye, Adalet ve Kalkınma Partisi, Kocaeli
          Bayram Ali Bayramoğlu , Üye, Adalet ve Kalkınma Partisi, Rize
          Hasan Ali Çelik , Üye, Adalet ve Kalkınma Partisi, Sakarya
          Afif Demirkıran , Üye, Adalet ve Kalkınma Partisi, Siirt
          Mustafa Cumur , Üye, Adalet ve Kalkınma Partisi, Trabzon
          Kayhan Türkmenoğlu , Üye, Adalet ve Kalkınma Partisi, Van
          Fazlı Erdoğan , Üye, Adalet ve Kalkınma Partisi, Zonguldak
          Tacidar Seyhan , Üye, Cumhuriyet Halk Partisi, Adana
          Hüsnü Çöllü , Üye, Cumhuriyet Halk Partisi, Antalya
          Ergün Aydoğan , Üye, Cumhuriyet Halk Partisi, Balıkesir
          Mehmet Ali Susam , Üye, Cumhuriyet Halk Partisi, İzmir
          Mehmet Şevki Kulkuloğlu , Üye, Cumhuriyet Halk Partisi, Kayseri
          Mehmet Nezir Karabaş , Üye, Demokratik Toplum Partisi, Bitlis
          Yılmaz Tankut , Üye, Milliyetci Hareket Partisi, Adana
          Cemaleddin Uslu , Üye, Milliyetci Hareket Partisi, Edirne
          Alim Işık , Üye, Milliyetci Hareket Partisi, Kütahya

          ********

          Kemal KILIÇDAROĞLU, Sadullah ERGİN, Zafer ÇAĞLAYAN ve Ayşe ARMAN için açık mektup kampanyamıza destek veriniz. Çek yasası nedeniyle yaşanan insan hakları ihlallerinin durdurulmasını talep ediyoruz.

          ****

          Yaşasın tam bağımsız ve adil Türk Yargısı !
          Yaşasın tam bağımsız Türkiye !
          Yaşasın demokrasinin bekçisi, bağımsız Türkiye Büyük Millet Meclisi !

          insan haklarıyla insandır. İnsan hakları hemen şimdi !

          ***

          Bu bir “sivil direniş” dir. TC Anayasası ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinden doğan haklarımızın, örgütlü olarak kullanılmasından ibaretdir.
          Bu bir “yurttaş hareketi” dir. Benzerleri Türk tarihinde yaşanmıştır : Tramvaycılar grevi, İpek işcileri grevi, Paşabahçe grevi, Askeri mahkemelere direnen anneler, Bergama köylüleri direnişi

          *

        • Mortgage yasa tasarısı konusunda CHPnin görüşleri nelerdir?
          Cuma, 04 Ağustos 2006 19:58
          Soru : 1. Mortgage yasa tasarısı konusunda CHP’nin görüşleri nelerdir? Tasarı bu haliyle Türkiye’de başarıyla uygulanıp konut sorununa çözüm olabilir mi?

          Yanıt : Mortgage sisteminin başarısı için bazı asgari koşulların oluşması gerektiği açıktır. Örneğin enflasyon oranının yüzde 5’lerin altına düşmesi ve bu düşüşün kalıcılığı gibi… Bunun yanında ekonomik istikrar ve uzun vadeli kredi kullanımında bankaların geleceği sağlıklı görmeleri de büyük önem taşımaktadır. Bugün ekonomide geldiğimiz noktada mortgage sistemi için uygun koşulların oluştuğunu söyleyebiliriz. Nitekim, bankaların konut alımında kullandırdıkları kredilerin faiz oranlarını düşürmeleri bu açıdan önemlidir. Ancak, TBMM’ye gönderilen tasarıda, mortgage sistemini uygulayan ülkelerde var olan bazı vergi avantajlarının bu tasarıda yer almadığını görüyoruz. Oysa mortgage sisteminin başarısı için bu vergi avantajının sağlanması gerekiyor. Bu yapılmadığı takdirde, sistemin uygulamada bekleneni vermeyeceği açıktır. Tasarının hazırlanması aşamasında, Sermaye Piyasası Kurulunun bu yöndeki haklı talepleri, Maliye Bakanlığınca görmezden gelinmiştir. Ama tasarı Plan ve Bütçe Komisyonunda görüşüldüğünde, bu dilekleri gündeme getireceğiz. Çünkü yurttaşın daha düşük bedelle konut edinmesinin yolunun açılması gerekiyor.

          Kaldı ki, mortgage sisteminde vergi avantajlarına karşı çıkan Maliye Bakanlığının, olayı çok dar bir pencereden gözlemlediği kanısındayım. Çünkü bu sistemi sağlıklı çalıştırabilirsek, inşaat sektöründeki kayıtdışına da ciddi önlemler getirebiliriz. Sanırım bu konuları önümüzdeki günlerde daha ayrıntılı tartışacağız…

          Soru : 2. Yabancılara mülk satışını kolaylaştıran yasanın Anayasa Mahkemesi’nce iptal edilmesiyle yasal bir boşluk doğdu. Yeni yasa ne zaman Meclisten geçecek? CHP’nin bu tasarıyla ilgili görüşleri nelerdir?

          Yanıt : Yabancılara taşınmaz satışı ile ilgili olarak yasa tasarısı Parlamentoya geldiğinde, bu tasarının bu şekliyle yasalaşmasının uygun olmayacağını, bunun içinde Anayasaya aykırılıkların bulunduğunu ısrarla dile getirdik. Ama maalesef, AKP Parlamentodaki oy çoğunluğuna dayanarak, eleştirilerimizi dikkate almadı ve tasarıyı yasalaştırdı. Aslında bu tutum, AKP’nin demokrasiyi nasıl ve ne şekilde yorumladığını gayet iyi gösteriyor. Bugün geldiğimiz noktada CHP’nin haklılığı Anayasa Mahkemesi kararlarıyla ortaya çıkmıştır. Tasarıda, hak ve özgürlükleri kısıtlamaya dönük düzenlemeler vardı. Yine tasarı da karşılıklılık (mütekabiliyet) ilkesine aykırı düzenlemeler vardı.

          Yeni yasa tasarısının ne zaman Parlamentoya geleceğini soruyorsunuz? Bunu muhalefet partisi olarak bizim bilme ve zamanlamasını belirleme konusunda olanağımız yok. Ancak yeni tasarının bürokratik aşamalarının büyük ölçüde tamamlandığını biliyorum. Umuyorum, Anayasa Mahkemesinin iptal gerekçeleri dikkate alınarak yeni bir tasarı hazırlanmıştır.

          CHP, yabancılara taşınmaz satışı ile ilgili olarak hukuka uygunluğu ön planda tutmaktadır. Anayasa Mahkemesinin iptal gerekçeleri gerçekten de üzerinde durulması gereken önemdedir. Bunların gözardı edilerek, özellikle de karşılıklılık ilkesi dikkate alınmaksızın yapılacak tüm düzenlemelere CHP karşıdır. Çünkü yabancı bir ülkenin Türk yurttaşlarına sağlamadığı olanağı, Türkiye Cumhuriyetinin bu yabancı ülkenin yurttaşlarına sağlaması doğru değildir. Kaldı ki, işin doğası gereği, uluslararası hukuk da karşılıklılık ülkesini gözetmemizi öngörür.

          Kemal KILIÇDAROĞLU – CHP İstanbul Milletvekili

Yorum yaparak destek olabilirsiniz

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s