Özgürlük ve Güvenlik Hakkı, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi Madde:5


                     MADDE 5
ÖZGÜRLÜK VE GÜVENLİK HAKKI

(AİHS m. 5, Anayasa m. 19, AİHS’e Ek 4. Protokol m. 3, ABA m. II-6)
1. Herkesin kişi özgürlüğüne ve güvenliğine hakkı vardır. Aşağıda belirtilen haller ve yasada belirlenen yollar dışında hiç kimse özgürlüğünden yoksun bırakılamaz.
a) Kişinin yetkili mahkeme tarafından mahkûm edilmesi üzerine usulüne uygun olarak hapsedilmesi;
b) Bir mahkeme tarafından, yasaya uygun olarak, verilen bir karara riayetsizlikten dolayı veya yasanın koyduğu bir yükümlülüğün yerine getirilmesini sağlamak için usulüne uygun olarak yakalanması veya tutulması;
c) Bir suç işlediği hakkında geçerli şüphe bulunan veya suç işlemesine ya da suçu işledikten sonra kaçmasına engel olmak zorunluluğu inancını doğuran makul nedenlerin bulunması dolayısıyla, bir kimsenin yetkili merci önüne çıkarılmak üzere yakalanması ve tutulması;
d) Bir küçüğün gözetim altında eğitimi için usulüne uygun olarak verilmiş bir karar gereği tutulu durumda bulundurulması veya kendisinin yetkili merci önüne çıkarılması için usulüne uygun olarak tutulması;
e) Bulaşıcı hastalık yayabilecek bir kimsenin, bir akıl hastasının, bir alkoliğin, uyuşturucu madde bağımlısı bir kişinin veya bir serserinin usulüne uygun olarak tutulması;
f) Bir kişinin usulüne aykırı surette ülkeye girmekten alıkonmasını veya kendisi hakkında sınır dışı etme ya da geri verme işleminin yürütülmekte olması nedeniyle usulüne uygun olarak yakalanması veya tutulması;
2. Yakalanan her kişiye, yakalama nedenleri ve kendisine yöneltilen her türlü suçlama en kısa zamanda ve anladığı bir dille bildirilir.
3. Bu maddenin 1.c fıkrasında öngörülen koşullar uyarınca yakalanan veya tutulu durumda bulunan herkes hemen bir yargıç veya adli görev yapmaya yasayla yetkili kılınmış diğer bir görevli önüne çıkarılır; kendisinin makul bir süre içinde yargılanmaya veya adli kovuşturma sırasında serbest bırakılmaya hakkı vardır. Salıverilme, ilgilinin duruşmada hazır bulunmasını sağlayacak bir teminata bağlanabilir.
4. Yakalama veya tutuklu durumda bulunma nedeniyle özgürlüğünden yoksun kılınan herkes, özgürlük kısıtlamasının yasaya uygunluğu hakkında kısa bir süre içinde karar vermesi ve yasaya aykırı görülmesi halinde kendisini serbest bırakması için bir mahkemeye başvurma hakkına sahiptir.
5. Bu madde hükümlerine aykırı olarak yapılmış bir yakalama veya tutulu kalma işleminin mağduru olan herkesin tazminat istemeye hakkı vardır.

Bu madde de 2 grup hüküm vardır.
Birisi “Kişi özgürlüğü ve güvenliğinin korunması”, diğeri “kişi özgürlüğü ve güvenliğini korumak için alınan önlemler” yani öngörülen “güvenceler” dir.
Özgürlük kavramı sınır tanımama eğilimindedir. Oysa bireylerin ve toplumların güven arayışları, özgürlüklerinin kısıtlanmasını zorunlu kılıyor. Hangi gerekçelerle olursa olsun, süngülerle, dikenli tellerle ya da çok renkli çiçeklerle de olsa oluşturulan engeller, özgürlüklerin bittiği sınırları gösterir. İşin içine kısıtlama girince, toplumsal yaşamın sürdürülebilmesi için, bu çelişkiler yumağını çözecek olan geleneksel anahtar, adalet beklentisinde odaklanıyor.
Kişi özgürlüğünün korunması diğer haklara göre başlıca iki nedenle diğer haklara göre öncelik taşıyor. Birinci neden yaşamsal etkinlikler, ancak özgürlük içinde uygulamaya konulabiliyor. Sözleşme’nin koruduğu haklara ulaşabilmesi için de kişinin özgür kalması gerekiyor. Örneğin anlatım ve örgütlenme özgürlüğü, özel yaşamın korunması, mülkiyet, eğitim, seçme ve seçilme hakları, iletişim ve dolaşım olanakları, özgürlük koşullarında gelişip çeşitlenebilmektedir.

İkinci neden, kişiyi özgürlüksüz bırakmanın içerdiği tehlikelerdir. İnsanlık, uygarlaşma doğrultusunda ne kadar yol alırsa alsın,  kişinin dört duvar arasına kapatılması “zindan” ve “zindancılık” anlayışını da birlikte getirmektedir. Tutuklu ya da hükümlü duygusal ve düşünsel varlığıyla dışlanmışlığın neden olduğu bir çöküş ortamına yuvarlanmaktadır. Kendi dışındaki etkenler daha da korku vericidir. Cezaevleri, tutuklu ve hükümlüler açısından her zaman güvenli ortamlar değildir. Öldürme, işkence, kötü muamele, cinsel taciz, zorla çalıştırma gibi Sözleşme’nin yasakladığı saldırı ve uygulamalar karşısında birey korumasız kalabilmektedir. Bu nedenledir ki, kişinin özgürlük ve güvenlik hakkı sözleşme ile güvence altına alınmıştır.
Komisyona göre özgürlük ve güvenlik deyimleri “bir bütün olarak alınıp anlaşılmalıdır, güvenlik kelimesi özgürlüğe yapılacak tüm keyfi müdahalelere karşı kişinin korunması hususunu ifade eder.”
Kişi özgürlüğü, bireyler açısından koşulsuz bir haktır. Buna “özgürlük karinesi” de denilmektedir. Daha yalın bir anlatımla, özgür kalabilmek için insan olmak yeterlidir.
Kişi özgürlüğünün keyfi sınırlamalara karşı korunması, gerek Anayasa m. 19 ve gerekse AİHS m. 5’te düzenlenmiştir. Bu düzenlemelerin amacı, bireyi, özgürlüğünün keyfi olarak sınırlanmasına karşı korumaktır. Bu güvence ise, mutlak bir hakkı ifade etmektedir. Zira ister özgür, ister (gözaltına alınan, tutuklanan veya hükümlü gibi) özgürlüğü kısıtlanmış herkes, bu haktan yararlanır ve kendi rızasıyla bu haktan vazgeçemez.
Güvenlik hakkı mutlak bir haktır. Kamu yararı gibi toplumsal nedenlerle de olsa, kişi güvenliği daraltılıp kısıtlamaz.

Burada öncelikle ne zaman “özgürlükten yoksun kılma” nın söz konusu olduğuna değinmemiz gerekir. Zira maddede salt fiziki hareket özgürlüğü korunmamaktadır.

Engel ve Diğerleri-Hollanda, 1976 kararında,
“Mahkemeye göre Sözleşme’nin 5. maddesinin 1. bendi, kişi özgürlüğünden söz ederken, kişinin nesnel özgürlüğünü vurgulamıştır. Bu kuralın amacı, hiç kimsenin keyfi olarak özgürlüğünden yoksun bırakılmamasını sağlamaktır. Kişinin özgürlüğünden yoksun bırakılıp bırakılmadığını belirlerken kalkış noktası, o kişinin içinde bulunduğu somut durum olup, tartışma konusu önlemin türü, süresi, etkileri ve uygulama biçimi gibi bütün etkenler göz önünde bulundurulmalıdır.”

kararı ile ihlalin tespitine yönelik yorumlarda geniş düşünülmesi gerektiği vurgulanmıştır.
Şu halde “Özgürlükten yoksun kılma” konusunda ölçü, ilgilinin somut olaydaki durumu olup, bunun için başvurulan tedbirin niteliği, süresi, etkileri ve tedbirin yerine getirilmesi göz önünde bulundurulmaktadır. Yer itibariyle özgürlüğün sınırlanması yanında, özgürlüğü sınırlamaya yönelik tedbirin süresi de, bu belirlemede göz önünde bulundurulur.
  Kısaca ilgilinin, “normal günlük yaşamını” sürdürmesini fiilen olanaksız kılan ve hareket özgürlüğünü büyük ölçüde sınırlayan her türlü işlem ve eylem bu kapsamda değerlendirilir.
Bu yüzden örneğin şartla salıverilen kişinin düzenli aralıklarla belli bir kuruma bilgi verme yükümlülüğü, yabancıların belirli bir bölgeye girmesinin yasaklanması, gece dışarı çıkma yasağı gibi işlemler “özgürlükten yoksun kılma” sayılmaz.

Yakalanan ve tutuklanan kişiye yönelik muamelelerin, kişi özgürlüğü çerçevesinde değil, işkence yasağı (m.3), özel yaşama saygı (m.8) ve düşünce özgürlüğü (m. 10) açısından ele alındığını bilmemiz gerekir.

Özellikle kamu düzeninin korunması için suçların kovuşturulup cezalandırılmasını sağlama zorunluluğu nedeniyle kişi özgürlüğü kısıtlanabilir. 
Anayasa m. 19/2’e temel oluşturan AİHS m.5/l’de özgürlükten yoksun kılmanın ancak kanunda gösterilen durumlara bağlı olduğu özellikle vurgulanmıştır. Devlet, gerek maddi ve gerekse muhakeme hukukuna ilişkin hükümlere uygun hareket etme yükümlülüğü altındadır.
Bunun için de, kişilerin özgürlüklerinden yoksun kılınması ile ilgili aranan gerekli koşulların yasayla açık biçimde ortaya konması ve uygulamanın da öngörülebilir olması gerekir.

Erkola/Hollanda 02 Eylül 1998 tarihli karar;
“Mahkeme, bu bağlamda, Özgürlükten mahrumiyet tedbiri alındığında, hukuki güvenlik şartına ilişkin genel ilkenin gözetilmesinin özellikle önemli olduğunu vurgular. Dolayısıyla iç hukukta özgürlükten mahrumiyete ilişkin şartların açıkça tanımlanmış olması ve kanunun uygulamasının öngörülebilir olması, Sözleşme’nin ortaya koyduğu “hukuka uygunluk” şartının yerine getirilmesi için esastır. Bu şart, tüm kanunların kişinin- gerekirse yasal yardım alarak -mevcut şartlarla makul ölçüde, herhangi bir fiilin sonuçlarını öngörmesini sağlayacak şekilde sarih olmasını gerektirir”

Duagoz/Yunanistan 06 Mart 2001 tarihli karar;
“ Sözleşme’nin 5/ maddesi öncelikle herhangi bir yakalama ya da alıkoymanın iç hukukta yasal dayanağı olma şartı getirdiğine işaret eder. Ancak bu madde hükümlerinde sadece iç hukuk hükümlerine atıfta bulunulmamaktadır; ulusal kanunların niteliği de Sözleşme’nin tüm Maddelerinin özünde bulunan hukukun üstünlüğü ilkesine uygun olmalıdır. Nitelikten kasıt, ulusal kanunların özgürlükten mahrumiyet tedbiri öngörüldüğü durumlarda, her tür keyfi uygulamadan kaçınabilmek için bu kanunların erişilebilir ve açık olmasıdır.”

AİHS m.5/1 kişilerin hangi nedenlerle özgürlüklerinin sınırlandırılabileceğini belirtmiştir.
Bunlardan ilki, yetkili mahkeme tarafından mahkûm edilmesi üzerine bir kimsenin usulüne uygun olarak hapsedilmesidir (m.5/1 a). Nitekim 5237 sayılı TCK m. 46 vd. kişi özgürlüğünün işlenen bir suç nedeniyle ortadan kaldırılmasının bir görünümü olarak hapis cezalarına yer vermektedir. Hapis cezasının infazı nedeniyle özgürlüğün sınırlandırılması ancak mahkeme tarafından verilen bir karara dayanarak mümkündür. 

Mahkemece verilen kararın sonradan hatalı olduğu ortaya çıkabilir. Bu durum, tek başına özgürlükten yoksun kılmanın hukuka aykırı sayılmasını gerektirmez. Ancak hatalı bir mahkeme kararına dayanarak özgürlüklerinden yoksun bırakılan kişilere AİHS’ne ek 7 no.lu Protokol m. 3, haksız yere mahkûm edilen kişilere tazminat ödenmesi yükümlülüğünü öngörmektedir. Her ne kadar söz konusu protokol, Türkiye tarafından onaylanmamış ise de; idare hukukunun genel ilkelerine dayanarak haksız yere mahkûm edilen kişilerin devletten tazminat talep etmeleri mümkündür.
Özgürlüğün sınırlandırılabileceği diğer bir durum, bir mahkeme tarafından yasaya uygun olarak verilen bir karara uymamaktan dolayı veya yasanın koyduğu bir yükümlülüğün yerine getirilmesini sağlamak için bir kimsenin usulüne uygun olarak yakalanması veya tutulmasıdır (AİHS m.5/1 b). Bunlar bir vergi yükümlülüğü veya kimliğini kanıtlama yükümlülüğü biçiminde de olabilir.
Suç işlediği hakkında geçerli şüphe bulunan veya suç işlemesine ya da suçu işledikten sonra kaçmasına engel olmak zorunluluğu inancını doğuran makul nedenlerin bulunması dolayısıyla, bir kimsenin yetkili merci önüne çıkarılmak üzere yakalanması ve tutulması özgürlüğün sınırlandırılabileceği diğer bir nedendir. (AİHS m.5/1 c)
Öncelikle alıkoyma tedbiri (yakalama ve tutuklama) ceza kovuşturmasının bir parçası olmalıdır.

Ciulla-İtalya 22. Şubat 1989 tarihli karar;
“ 5.maddenin c bendi hükmüne göre, özgürlükten mahrumiyet ancak ceza kovuşturması kapsamında karar verilebilir. Böyle olduğu bu bendin lafzından anlaşılmaktadır ve bu bent hükümleri bir bütün oluşturan aynı maddenin hem a bendi hem de 3. fıkrasıyla birlikte ( madde 5-1c + 5-1a, madde 5-1c + 5–3) değerlendirilmelidir.”

gerekçe çok açıktır. Ceza kovuşturması ile bağlantılı olmayan her tür alıkoyma, maddenin ihlalidir.
“Makul şüphe” olmalıdır.

Woch-Polonya 19 Ekim 200 tarihli karar;
“5. madde 1. fıkra c bendi, ileri sürülen olayların makul olarak, Ceza Kanununda suç teşkil eden fiillerin tanımladığı hükümler kapsamında değerlendirilmesi şartını getirmektedir. Dolayısıyla, alıkonulan kişi aleyhine ileri sürülen fiil ve bulgular eğer gerçekleştikleri tarihte bir suç teşkil etmiyorsa “makul şüphe”den söz etmek de mümkün olmayacaktır.”
Yakalama ya da alıkoyma, söz konusu kişinin suç işlediğine dair “geçerli(makul) şüphe”ye, ya da suç işlenmesine, ya da suç işledikten sonra kaçmasına engel olmak “zorunluluğu” inancını doğuran makul nedenlere dayalı olmalıdır. 

 

Fox, Campbel ve Hartley- Birleşik Krallık 30 Ağustos 1990 tarihli karar;
“Yakalama işleminin dayanması gereken şüphenin “makul” olma derecesi keyfi yakalama ve alıkoyma uygulamalarına karşı sağlanan güvencenin en önemli unsurudur. “Makul şüphe” kavramı ilgili kişinin suçu işlemiş olmasının mümkün bulunduğu hususunda tarafsız bir gözlemciyi ikna etmeye yetecek ölçüde yeterli bulgu ve bilgilerin bulunduğunu varsayar. Bununla birlikte, neyin “makul” addedilebileceği olaya ait koşulların tamamı değerlendirilerek yapılır. Bu bağlamda, terör suçları özel bir kategori oluşturmaktadır. “makul olma derecesi” her zaman adli suçlarda geçerli olan türde standartlara göre belirlenemeyebilir. Yine de terör suçlarının gerektirdiği şartlar, “makul olma” kavramının Sözleşme’nin 5. madde 1.fıkra c bendi hükümlerinde yer alan güvencenin özüne halel getirecek şekilde esnetilmesini haklı kılmaz. Davalı Devlet’in en azından yakalanan kişinin isnat edilen suçu işlediğine dair makul bir şüphe bulunduğuna dair Mahkeme’yi ikna edecek bazı bulgu ya da bilgileri ulusal kanunların makul şüphe aramadığı, ancak samimi şüphe gibi daha düşük bir sınır gerektiği hallerde gereklidir. Bay Foks ve Bayan Cabpbel’in her ikisinin de daha önce İRA bağlantılı terör eylemleri nedeniyle sabıkalarının bulunması her ne kadar bu şahısların terör suçu işlenmesiyle ilgili olarak haklarındaki şüpheyi güçlendirse de bu durum, benzer suçlardan mahkûmiyetlerinden yedi yıl sonra, 1986 yılında haklarında duyulan şüphenin yegâne dayanağını teşkil etmez. Bu nedenle başvuru sahiplerinin bu filleri gerçekleştirdiği konusunda tarafsız bir gözlemciyi ikna etmez.”

Mahkemeye göre adli suçlarda “tarafsız bir gözlemciyi ikna edecek makul şüphe” şarttır. Terör suçlar özel nitelikleri gereği “samimi (dürüst) şüphe” yeterlidir.

Kaçma olasılığı Lukanov/Bulgaristan 1997 kararında;
“Bu bentte gözetilen önlem nedenlerinden birisi de kaçma olasılığıdır. Başvuru konusu olayda kaçma olasılığı olmadığını” tespitle ihlal kararı vermiştir.
Gözaltına alma işleminin hukuka uygun bir süreçte gerçekleşmesi için,  kişiye yönelik uygulamaya karşı yetkili bir organa itiraz hakkının tanınması ve uygulanması gerekir.

K.F.- Almanya 27 Kasım 199 tarihli karar;
“5. maddenin 1. fıkra c bendi hükümlerinde belirtilen sebeplerden herhangi biri neticesinde yakalanan ve alıkonulan herkesin özgürlüğünden mahrumiyet durumunun incelenmesi ya da davanın esasına ilişkin bir karar vermek üzere derhal yargıç huzuruna çıkarılması yükümlülüğü getirilmiştir. 5. maddenin 1. fıkra c bendi hem de 3. fıkrası hükümlerinin açık ve doğal anlamı da budur.”

Kişi yukarıda belirtilen nedenlere dayanarak özgürlüğünden yoksun bırakıldığında, yani yakalama ve tutuklama için aranan bütün koşulların gerçekleşmesi nedeniyle yakalanan veya tutuklanan kişinin bazı hakları vardır. Bunlara uyulmaması da kişi özgürlüğünün ihlalini gündeme getirebilir.

AİHS’NİN 5 MADDE 2. FIKRASI
Yakalama ve tutuklama nedenlerinin ve isnadın sanığa en kısa zamanda bildirilmesi gereklidir.
Yeni CMK m.90/4’de de “Kolluk, yakalandığı sırada kaçmasını, kendisine veya başkalarına zarar vermesini önleyecek tedbirleri aldıktan sonra, yakalanan kişiye kanunî haklarını derhal bildirir.” hükmü yer almıştır. Ayrıca benzer düzenlemeler PVSK m.l3/5’te ve Yakalama, Gözaltına Alma ve İfade Yönetmeliği’nin 6/5. maddesinde de bulunmaktadır.
Verilecek bilginin içeriği ve şekli AİHM kararlarında tartışılmıştır.

Murray-Birleşik Krallık 28 Ekim 1994 tarihli karar;
“Yakalama işlemini gerçekleştiren yetkili Onbaşı D.’nin, Bayan Murray’a yakalama işleminin 1978 tarihli yasanın hangi maddesi kapsamında gerçekleştirildiği konusunda bilgi verdiği bilinmektedir. Tek başına değerlendirildi zaman, bu şekilde, yakalama işleminin hangi yasa hükümlerinden kaynaklandığının belirtilmiş olması, 5. madde 2. fıkra amaçları doğrultusunda yeterli değildir.”

 

Fox, Campbel ve Harley-Birleşik Krallık 30 Ağustos 1990 tarihli karar;
“Yakalanan herkesin hangi sebeple özgürlüğünden mahrum edildiğini öğrenmesi gerektiği şeklinde temel bir güvence bulunmaktadır. Bu hüküm,5, maddenin ihtiva etiği koruma anlayışının ayrılmaz parçasıdır. 2. fıkra hükümlerine göre, yakalanan herkese, basit, teknik olmayan ve anlayabileceği bir dille, yakalanmasına ilişkin temel hukuki ve fiili gerçeklerin bildirilmesi şartı getirilmiş, bu sayede de yakalanan kişi uygun gördüğü takdirde, aynı madde 5. madde 4. fıkra hükümleri çerçevesinde yakalanmasının hukuka uygunluğu konusunda bir mahkemeye başvurabilme imkânı sağlanmıştır.”

Görüldüğü üzere suç isnadı derhal, anlayacağı dilde ve açık şekilde bildirilmek zorundadır.

MADDE 5 FIKRA 3 YAKALANAN ŞÜPHELİ VEYA SANIĞIN HEMEN BİR HAKİM ÖNÜNE ÇIKARILMASI VE TUTUKLULUĞUN MAKUL SÜRE DEVAM ETMESİ,
Yakalanan veya tutuklanan herkes, hemen bir yargıç önüne çıkarılmalıdır; kişinin makul bir süre içinde yargılanmaya veya adli kovuşturma sırasında serbest bırakılmasını istemeye hakkı vardır. “Hemen” deyimi, her somut olayın özelliğine göre belirlenir. AİHM, dört günü aşan gözaltı süresini gereğinden uzun ve bu nedenle de, AİHS m.5’i ihlal eder nitelikte görmektedir. Bu nedenle, sanık sayısı ne kadar çok ve dava ne kadar karmaşık olursa olsun, yakalanan kişi en fazla 4 gün süreyle gözaltında tutulabilir.
Nitekim 5353 sayılı kanunla değişik CMK m. 91/1 uyarınca gözaltı süresi, oniki saati aşmayan yol süresi hariç yakalama anından itibaren yirmidört saati geçemez. Yine aynı kanun m. 91/3 uyarınca toplu olarak işlenen suçlarda, delillerin toplanmasındaki güçlük veya şüpheli sayısının çokluğu nedeniyle; Cumhuriyet savcısı gözaltı süresinin, her defasında bir günü geçmemek üzere, üç gün süreyle uzatılmasına yazılı olarak emir verebilir. Ancak eski DGMlik suç benzerlerinin düzenlendiği 250.madde kapsamına giren suçlar bakımından 24 saatlik süre 48 saat olarak uygulanır. Dört günlük toplam süre ise, yedi güne kadar uzatılabilir, fakat uzatma kararı vermeden önce hakimin bu kişiyi dinlemesi zorunluluğu getirilmiştir (m.251/5).

Brogan ve diğerleri-Birleşik Krallık 29 Kasım 1998 tarihli karar;

“İdarenin bireyin özgürlük hakkına müdahalesinin yargı denetimine tabi olması, keyfi muamele riskini asgari seviyeye çekmeye yönelik olarak madde 3. fıkrada getirilmiş olan güvencenin temel özelliğidir. Yargı denetimi, “Sözleşme’nin Dibace bölümünde açıkça belirtilen” demokratik bir toplumun” , “temel ilkelerinden” biri olan gerekli değişikliklerle ve “Sözleşme’nin tamamının ilham aldığı” hukukun üstünlüğü ilkesinden anlaşılmaktadır.”

Maddenin amacı açıkça bildirilmiş, Aquline-Malta 29 Nisan 1999 tarihli kararda da önemi açıklanmıştır.
“5. madde 1. fıkra c bendi ile bir bütün oluşturan 5. madde 3. fıkrada temel olarak, alıkoyma tedbiri makul olmaktan çıktığı anda kişinin bırakılması şartı getirilmiştir. Yakalanan bir kişinin adli bir makama erişebilmesi, 5. maddenin 3. fıkranın giriş bölümünde getirilen şartlara uygunluk teşkil etmek bakımından yeterli değildir. Bu fıkra hükümlerine göre yakalanan kişinin huzuruna çıkartıldığı adli merciin, kişinin alıkonulması “lehinde ve aleyhindeki koşulları belirlemesi” ve bu tür bir gerekçe bulunmadığı hallerde söz konusu kişiyi serbest bırakmasına ilişkin yükümlülüğü bulunmaktadır. Bir başka deyişle adli merciin alıkoyma şartlarını dikkate almasını gerektirmektedir.”

Görüldüğü üzere yargı denetimi şarttır. Bu denetim göstermelik olmamalıdır. Lehe ve aleyhe olan tüm deliller değerlendirilmeli ve buna göre karar gerekçelendirilmelidir.

EN KISA SÜRE (DERHAL, HEMEN)
Mahkeme Bragon ve diğerleri- İngiltere 1998 kararında “derhal” , “hemen” sözcüğünü yorumlamış ve 4 günü aşan soruşturmaların Sözleşme’ye aykırı olduğunu bildirmiştir.
“Fransızca metinde kullanılan “aussitöf” (hemen) ifadesi, aciliyet ihtiva eden sınırlayıcı bir anlam taşımakta olup her ne kadar 3. fıkra (madde5-3) çerçevesinde yapılacak değerlendirmede mevcut şartlar göz ardı edilmese de “hemen” (“promptnes” İngilizce metindeki karşılığı) kelimesinden anlaşılacak seviyesinin sınırlı olduğuna işaret etmektedir. “Hemen” ifadesi, her davanın özel şartları dikkate alınarak değerlendirilmelidir; ancak, davanın özel şartlarına atfedilen önem derecesi hiçbir zaman, Devlet’in alıkonulan kişiyi hemen salıvermek ya da adli merci huzuruna çıkartmak şeklindeki yükümlülüğünü ortadan kaldıracak şekilde 5. madde 3 fıkrada güvence altına alınan hakkın özüne halel getirecek biçimde olamaz.
Promtnes (hemen) şeklindeki yükümlüğün yorumlanmasında ve yerine getirilmesinde geçerli olacak esnekliğin kapsamı son derece sınırlıdır Mahkeme’nin görüşüne göre, Bay McFadden’in poliste dört gün altı saat bir süre ile belirtilen kesin sınırların dışına çıkmaktadır. Eğer davanın özel şartlarına atfedilen önem söz konusu şahsın yargıç ya da diğer adli merci huzuruna çıkarılmadan bu kadar uzun bir süre alıkonulmuş olmasına yol açar ise, “promtly” (hemen) ifadesi, sözcük anlamının kabul etmeyeceği denli geniş anlamda yorumlanmış olacaktır. Bu şekilde bir yorum Sözleşme’nin 5. madde 3. fıkrasında (madde 5-3) getirilen usule ilişkin bir güvencenin bireyin zararına olacak şekilde ciddi olarak zayıflatılmasına ve bu madde hükmü uyarınca koruma altına alınmış hakkın özüne halel getirecek neticelere yol açacaktır. Dolayısıyla Mahkeme, başvuru sahiplerinden hiçbirinin yakalanmalarını takip eden “hemen” bir adli merci huzuruna getirilmemiş veya “hemen” salıverilmemiş oldukları sonucuna varmıştır.”
Bu nedenle Türkiye azımsanmayacak sayıda kararla mahkûm edilmiştir. Demir, Cafer Cangöz, Dikme, Altay, Sakık ve diğerleri davaları gibi. Kararların hemen tümünde uzun gözaltı süreleri uygulanmış ve yargı denetimi gerçekleştirilmemiştir.

YAKALANAN KİŞİNİN YARGIÇ HUZURUNA ÇIKARTILMASI KENDİLİĞİNDEN GERÇEKLEŞMELİDİR
Kişinin “hemen” yargıç huzuruna çıkarılması yeterli değildir; bu usulün kendiliğinden devreye girmesi gerekir. Yasalarımızda bu hususta engelleyici bir hüküm yoksa da, hakkın kullanımının önemini açıkladığından dolayı karar gerekçesini görmekte fayda vardır. 

Apuilina-Malta 29 Nisan 1999 tarihli karar;
“Alıkoyma tedbirinin derhal yargı denetimine tabi olması yanı sıra, bu tür bir yargı denetiminin kendiliğinden gerçekleşmesi de gerekir. Yargı denetimi, alıkonulan kişinin başvuruda bulunması şartına bağlanamaz. Bu tür bir şart, yalnızca, alıkoyma tedbirinin hukuka uygunluğunun incelenmesine imkân verecek şekilde mahkemeye başvurma hakkına ilişkin olarak Sözleşmenin 5. madde 4. fıkrasında getirilen güvenceden farklı olarak 5. maddenin 3. fıkra hükümlerinde getirilen güvencenin özelliğini değiştirmekle kalmaz, aynı zamanda özgürlüğünden mahrum edilmesine yönelik bir tedbirin bağımsız yargı denetimine tabi olması yoluyla bireyin keyfi muameleye maruz kalmaya karşı korunmasını amaçlayan 5. madde 3. fıkrada getirilen güvencenin özüne zarar verir.”  

 

 MAKUL SÜREDE YARGILANMA HAKKI
Yakalanan kişinin makul süre içinde yargılanmaya hakkı vardır. Böylece tutuklama, “makul”, yani kabul edilebilir bir süre ile sınırlandırılmıştır. Bunun nedeni, tutuklamanın öne alınmış bir ceza değil, bir “koruma tedbiri” olmasıdır. Bu konuda AİHS her olay için geçerli soyut bir süre saptamış değildir. AİHM, önüne gelen her başvuruda somut olayın özelliklerini inceleyerek makul sürenin aşılıp aşılmadığını belirlemeye çalışmaktadır. Tutukluluk süresinin makul olup olmadığı konusunda esas alınan süre, “kişinin özgürlüğünün fiilen kısıtlandığı tarihte başlayıp ilk derece mahkemesinin esas hakkındaki kararı tarihinde biten dönem içinde yer alan tutukluluk süresidir”.

5271 sayılı CMK m. 102 uyarınca ağır ceza mahkemesinin görevine girmeyen işlerde tutukluluk süresi en çok altı aydır. Ancak, bu süre, zorunlu hallerde gerekçesi gösterilerek dört ay daha uzatılabilir. Buna karşılık ağır ceza mahkemesinin görevine giren işlerde, tutukluluk süresi en çok iki yıldır. Bu süre, zorunlu hallerde, gerekçesi gösterilerek uzatılabilir; uzatma süresi toplam üç yılı geçemez. Buna karşılık özel görevli ağır ceza mahkemelerinin görev alanına giren suçlar bakımından bu süreler iki kat olarak uygulanır (1 Nisan 2008 tarihinde yürürlüğe girecek). Bu durumda özel ağır ceza mahkemeleri bakımından tutukluluk 10 yıl kadar sürebilmektedir ki, böyle bir durum, AİHM’ye olası bir başvuru durumunda Türkiye açısından sıkıntı yaratacak bir konu olma özelliğini korumaktadır.
Sanığı, yargılama sonuçlanıncaya kadar suçsuz sayılacağı varsayımından yola çıkan Mahkeme, tutukluluğu gerekli kılan koşulların ortadan kalktığı anda sanığın derhal salıverilmesi gerektiği görüşündedir. Tutukluluk hali infaza dönüşmemelidir. Mahkeme uygun süreleri değerlendirirken, ilk tutuklama nedenlerinden başlayarak, salıverilme istemlerini, ulusal yargı yerlerinin bu istemle reddeden karar gerekçeleriyle birlikte ayrıntılı olarak incelemektedir.

Tutukluluğun uygun süreleri aştığı gerekçesiyle yapılacak başvurularda, sanığın yargılanmakta olduğu asıl davanın sonuçlanıp iç hukuk yollarının tüketilmesi gerekmez. Mahkeme, dava sonucunun beklemesi durumunda aşırı uzayan tutukluluğa karşı 5/3 maddenin getirdiği güvencelerin etkisiz ve anlamsız kalacağı yolundaki görüşünü, bu konudaki tüm kararlarında ısrarla belirtmektedir.
Hüküm verilene kadar sanık masuniyet karinesinden yararlandırılmalı, tutukluluk infaza dönmemelidir.

Neumaster-Avusturya 27 Haziran 1968 tarihli karar;
“Sanın gözaltına alınışından yargılanıncaya kadar geçen sürelerin makul olup olmadığı hususu, bu şahsın filen alıkonulmasıyla birlikte değerlendirilmelidir. Hüküm giyene kadar sanık masum addedilmeli ve söz konusu madde hükümleri çerçevesinde sanığın şartlı tahliyesi açısından alıkonulmasının makul olmaktan çıkması hali esas alınmalıdır.”

 

Erdem-Almanya 05 Temmuz 2001 tarihli karar;

“Bir davada tutukluluk halinin devamı, masuniyet karinesine rağmen, yalnızca kamu düzeni açısından gerçek bir ihtiyaç olduğuna dair bulguların Sözleşme’nin 5. maddesinde güvence altına alınan bireyin özgürlük hakkına saygı kuralının önüne geçtiği durumlarda haklı olacaktır.
Bir davada sanığın tutuklulukta geçirdi sürenin makul olma sınırlarını aşmamasını sağlamak aslen ulusal yargı mercilerinin görevidir. Yakalanan kişinin bir suç işlediğine dair şüphelenmek için makul sebeplerin devam ediyor olması durumu, tutukluluk halinin sürdürülmesi için olmazsa olmaz şartıdır; ancak, bir süre sonra bu da yeterli değildir. Mahkeme’nin bu noktada ulusal adli mercilerin benimsediği diğer gerekçelerin özgürlükleri mahrumiyet tedbirini haklı kılmaya devam edip etmediğini tespit etmesi gerekir. Bu gerekçelerin “önemli” ve “yeterli” bulunması halinde Mahkeme, yetkili ulusal mercilerin kovuşturmada “özel bir ihtimam” gösterip göstermediğini inceler.”

 

Görüldüğü üzere AİHM masuniyet karinesi gereği tutukluluk sürdürülmesi için objektif ve tutarlı gerekçe aramakta, kamusal zaruretleri de göz ardı etmemektedir.
Ulusal mahkemelerin serbest bırakmayı mümkün kılacak alternatif tedbirleri (kefalet, polis gözetimi gibi) dikkate alması gerekir.

Jablonski-Polonya 21 Aralık 2001 tarihli karar;
“Mahkeme 5. Madde 3.fıkra uyarınca, bir kişinin serbest bırakılmasına ya da alıkonulmasına karar verirken ulusal mercilerin, bu kişinin mahkemede hazır bulunmasını sağlamak için alternatif tedbirleri de dikkate alması gerektiğini müşahede etmiştir. Hatta bu madde hükümlerinde yalnızca “makul bir süre içine yargılanma ve adli kovuşturma esnasında serbest bırakılma” hakkına değil, aynı zamanda “salıverilmenin ilgilinin duruşmada hazır bulunmasını sağlayacak bir teminata bağlanabilecek” olduğuna da değinilmektedir.” 
Kaçma olasılığı yoksa sanık serbest bırakılmalıdır.

 

Neumaster-Avusturya 27 Haziran 1968 tarihli karar;
“Mahkeme başvurucunun tutukluluğunun devamı için gerekçe olarak gösterilen kaçma tehlikesinin bulunup bulunmadığını incelemiştir. Mahkeme’ye göre kaçma olasılığı sadece, sanığın karakteri, ahlaki durumu, evi, mesleği, aile bağları, kovuşturulduğu ülke bağlantıları gibi bu tehlikenin varlığını doğrulayan veya salıverilmesini gerektiren diğer etkenlere dayanır. Tutukluluk uzadıkça kaçma olasılığı azalır.

Mahkeme’ye göre başvurucu, kendisini kaçma düşüncesinden alıkoyacak nedenleri göstermiştir. Duruşmada dinlenen soruşturma yargıcının başvurucunun kaçacağına kişisel olarak inanmadığı söylemesi önemlidir. Bu koşullarda başvurucunun kaçma olasılığı, kefaletle salıverilme talebinin reddedilmesini gerektirecek kadar büyük değildir. Mahkeme’ye göre, önerilen parasal güvence sanığın duruşmaya gelmesini sağlamak için konulmuştur. Duruşmaya gelmemesi halinde ödediği kefaleti kaybedeceğinden, bu miktarın sanığı kaçmaktan caydıracak kadar olup olmadığı değerlendirmek için sanığın durumuna, mal varlığına ve bunu sağlayacak kişilerle olan ilişkisine bakılmalıdır. Olayda başvurucunun önerdiği kefalet miktarı kendisinin duruşmaya gelmesini sağlayacak miktarda iken yargısal organların bunu reddetmeleri yerinde değildir.”      

Kefalet miktarının tespitinde dikkat edilecek hususlar;

İwanscuk-Polonya 14 Kasım 2001 tarihli karar;
“Mahkeme içtihadı uyarınca, kefalet miktarının “aslen ilgili kişi, bu kişinin mal varlığı, bir başka deyişle, bu kişiyi mahkemeye gelmemesi halinde kayba uğrayacağı miktarın kaçmaya ilişkin bir istek duymaktan caydırmaya yetecek ölçüde bir teminat çerçevesine değerlendirilmesi gerektiği”ni vurgular.
Adli mercilerin kefaletle salıvermeye hazır olduklarını beyan ettikleri sanığın, tespit edilecek kefalet miktarına ilişkin olarak gerekirse kontrol edebilecek şekilde yeterli ve samimi bir şekilde bilgi temin etmesi gerekir.

 

Sözleşmenin 5. maddesinde güvence altına alınmış olan bireyin temel özgürlük hakkı söz konusu olduğunda yetkili mercilerin, uygun kefalet miktarını belirlemede sanığın tutukluluk halinin sürdürülmesinin gerekli olup olmadıklarını araştırdıkları kadar titizlik göstermesi gerekir.

Kefalet miktarı ve ödeme şekline ilişkin işlemlerin dört ay ondört gün gibi uzun bir zaman olması, bu süre zarfında kefalet miktarının yetkili merciler tarafından ödeme şeklinin defalarca değiştirilmiş ve hiçbir haklı gerekçe gösterilmemesi karşısında Sözleşme’nin 5/3 maddesi ihlal edilmiştir.”
Mahkeme tutukluluk halinin devamına ilişkin kararlarda gerekçeyi önemli bulmakta ve mutlaka makul bir gerekçe aramaktadır.

 

Labita-İtalya 06 Nisan 2000 tarihli karar;
“Ulusal mahkemeler, sanığın tehlikeli bir kişi olması, davanın karmaşıklığı ve soruşturma koşulları sebebiyle tanıklara baskı yapılabileceği ve delilleri değiştirebileceği riskine değinmişlerdir.
Mahkeme, ilgili kararlarda belirtilen gerekçelerin, en azından başlangıç olarak son derece genel gerekçeler olduğunu müşahede etmiştir. Adli merciler mahkûmları genel olarak değerlendirmiş ve suçun yalnızca soyut vasıflarına değinmişlerdir. İtibar edilen risklerin gerçekten mevcut olduğunu gösteren bir hususa işaret etmemişler ve sabıka kaydı bulunmayan ve mafya tipi bir örgütlenmede önemsiz bir görevi olduğu söylenen (savcı bu davada üç yıl hapis isteminde bulunmuştur) başvuru sahibinin tehlike arzettiğini kanıtlayamamışlardır. Ayrıca, başvuru sahibine yöneltilen suçlamaların zaman içinde güçlenmek yerine giderek zayıflayan delillere dayandığı gerçeği de hiçbir şekilde dikkate alınmamıştır.”

 

Sargın,Yağcı- Türkiye 1995 tarihli karar;
“Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi, tutuklama ve tutukluluk durumunun devamı hakkında karar verirken “delilleri karartma tehlikesi” gerekçesini ileri sürmüştür. Mahkeme’ye göre ise, inceleme konusu olayda, başvurucuların Türkiye’ye kendiliklerinden ve Türkiye Birleşik Komünist Partisi’ni kurmak amacıyla döndükleri, ayrıca bu amaçla ülkelerine dönen kişilerin bu davranışlarından dolayı haklarında dava açılacağını bilebilecek durumda olduklar göz önünde tutulmalıdır. Devlet Güvenlik Mahkemesi tutuklamaya veya tutukluluk durumunun devamına karar verirken, delilleri karartma tehlikesinin hangi olaydan kaynaklandığını belirtmemiştir. Kararda kullanılan “delillerin durumu” kavramı, suçluluk konusundaki kuvvetli kuşkunun devam etiği olarak anlaşılsa bile, tek başına tutukluluğun devamı için bir gerekçe sayılmamıştır. Mahkeme, haklı gerekçelere dayanmadığı halde tutukluluk süresinin uzatmanın, Sözleşmenin 5. Maddesinin 3.fıkrasını ihlal etiğine karar vermiştir.”

 

MADDE 5 FIKRA 4
ŞÜPHELİ VEYA SANIĞIN YAKALAMA VE TUTUKLAMANIN KANUNA UYGUNLUĞUNUN DENETİMİNİ SAĞLAMAK İÇİN YARGI YOLUNA BAŞVURMA HAKKI

AİHS m.5’te yakalama ve tutuklama işlemine karşı şüpheli veya sanığın yasa yollarına başvurma hakkı olduğu belirtilmiştir.
Nitekim 5271 sayılı CMK m. 91/4 uyarınca yakalama işlemine, gözaltına alma ve gözaltı süresinin uzatılmasına ilişkin Cumhuriyet savcısının yazılı emrine karşı, yakalanan kişi, müdafii veya yasal temsilcisi, eşi ya da birinci veya ikinci derecede kan hısımı, hemen serbest bırakılmayı sağlamak için sulh ceza hâkimine başvurabilir. Sulh ceza hâkimi incelemeyi evrak üzerinde yaparak derhâl ve nihayet yirmidört saat dolmadan başvuruyu sonuçlandırır. Yakalamanın veya gözaltına alma veya gözaltı süresini uzatmanın yerinde olduğu kanısına varılırsa başvuru reddedilir ya da yakalanan kişinin derhâl soruşturma evrakı ile Cumhuriyet Savcılığında hazır bulundurulmasına karar verilir. Yine CMK m. 101/5 uyarınca tutuklama kararına itiraz edilebileceği gibi, CMK m. 104 uyarınca şüpheli veya sanık da muhakemenin her aşamasında salıverilmesini talep edebilir.
Başvurunun incelenmesinde alıkoyma tedbirinin “hukuka uygunluğu”na bakılmalıdır.

 

Brogan ve diğerleri-İngiltere 29 Kasım 1998 tarihli karar;
“ Mahkeme’nin yerleşik içtihadına göre 4. fıkra çerçevesinde “hukuka uygunluk” kavramı, 1. fıkra hükümleri ile aynıdır. Bir “yakalama” ya da “alıkoyma” işleminin hukuka uygun olup olmadığı, yalnızca iç hukuk çerçevesinde değil, aynı zamanda Sözleşme metnine, bu metinde yer alan genel ilkelere ve 5. madenin 1. fıkrası hükümlerine göre izin verilen kısıtlamaların amacına göre değerlendirilmelidir. 5. Madde 4. fıkra uyarınca yakalanan ya da alıkonulan kişiler, özgürlüklerinden mahrum edilmelerinin Sözleşme anlamında “hukuka uygunluğa” temel teşkil eden usule ve esasa ilişkin koşulların dikkate alınacağı bir inceleme talep etme hakkına sahiptir. Bunun anlamı, mevcut davada başvuru sahiplerinin, yetkili bir mahkeme tarafından yalnızca 1984 tarihli yasanın 12. Bölümünde belirtilen usul şartlarına uygunluk bakımından değil, aynı zamanda yakalanmalarını haklı kılan şüphenin makul olup olmadığının ve yakalama ile neticelenen amacın ve bundan sonra alıkoyma uygulamasının meşruiyetinin de incelenmesi için başvuruda bulanma hakkına sahip olmaları gereğidir.”

 

Nikolova-Bulgaristan 25Mart 1999 tarihli karar;
“Ancak, başvuru sahibi, 14 Kasım 1995 tarihli başvurusunda kendisine isnat edilen suçların geçerliliği ve alıkonulmasına ilişkin gerekçelere itiraz eden önemli mülahazalar ileri sürmüştür. Başvuru sahibi somut olaylara atıfta bulunmuştur. Örneğin, kaçma ya da bu aylar boyunca soruşturmayı tıkama teşebbüsünde bulunmamış olduğu, zira kendisi aleyhine ceza davası açılacağının farkında olduğu, bir ailesi bulunduğu ve düzenli bir hayat sürmekte olduğunu belirtmiştir. Başvuru sahibi ayrıca, aleyhindeki delillerin zayıf olduğu ve kendisine isnat edilen suçların yalnızca denetçi raporuna dayandığını da ileri sürmüştür. Başvuru sahibi beyanında, kendisinin ya da kasiyerin büro anahtarını üzerinde bulunduran diğer altı kişinin kayıp meblağı zimmetine geçirmiş olduklarına dair suçlamayı destekleyecek hiçbir bulgunun mevcut olmadığını iddia etmiştir. Bölge Mahkemesi, 11 Aralık 1995 tarihli kararında muhtemelen başvuru sahibinin tutuklu alıkonulmasının hukuka uygun olup olmadığı meselesinde önemsiz addederek bu mülahazaların hiçbirini dikkate almamıştır.

 

Sözleşme anlamında “hukuka uygunluk”  açısından temel birtakım koşulların mevcudiyetinden şüphe duyulmasına yol açan somut bulguları önemsiz addedilmesi ya da göz ardı etmesi, bu madde hükümlerinde öngörülen güvencelerin esastan yoksun kalmasına neden olacaktır. Başvuru sahibinin 14 Kasım 1995 tarihli başvurusunda bu tür somut bulgular yer almaktaydı ve bu bulgular akla aykırı ya da ehemmiyetsiz değildi. Ancak Bölge Mahkemesi, Sözleşme’nin 5. madde 4. fıkrası uyarınca gerçekleştirilmesi gereken yargı denetimi kapsamını ve niteliklerini yerine getirmemiştir”

Assenov ve diğerleri-Bulgaristan 28 Ekim 1998 tarihi karar;
“ Sözleşmenin 5. madde 1 fıkra c bendi uyarınca alıkonulan bir kişi için duruşma yapılması gerekmektedir. Mahkemenin bu davada sözlü bir duruşma yapmaması neticesinde AİHM, Sözleşme’nin 5. madde 4. fıkra hükümlerinin ihlal edildiğini tespit etmiştir.”

 

 

Leitzow-Almanya 03 Şubat 2001 tarihli karar;
“Mahkeme, ceza soruşturmasının etkili bir şekilde gerçekleştirilmesi ihtiyacının bilincindedir; bu ihtiyaç gereği soruşturma esnasında toplanan bilgilerin bir bölümünün şüphelilerin delilleri tahrip etmesinin ve adaletin gerçekleşmesine zarar vermesinin önlenmesi amacıyla gizli tutulması da söz konusu olabilir. Ancak, bu meşru amaç, savunma haklarıyla ilgili önemli kısıtlamalar pahasına güdülemez. Dolayısıyla, bir kişinin alıkonulmasının hukukiliğinin tespitinde esas teşkil eden bilgilerin şüphelinin avukatına da uygun bir şekilde açıklanmasını gerektirir.”

Yakınlarına durumun haber verilmesi hakkı:
Bu hak da önemlidir. Çünkü 5-4. madde ancak bu suretle etkin bir işlev kazanacaktır.
5271 sayılı CMK m. 95/1 uyarınca şüpheli veya sanık yakalandığında, gözaltına alındığında veya gözaltı süresi uzatıldığında, Cumhuriyet savcısının emriyle bir yakınına veya belirlediği bir kişiye gecikmeksizin haber verilir. Bundan başka CMK m. 107 uyarınca tutuklamadan ve tutuklamanın uzatılmasına ilişkin her karardan tutuklunun bir yakınına veya belirlediği bir kişiye, hakimin kararıyla gecikmeksizin haber verilir. Ayrıca soruşturmanın amacını tehlikeye düşürmemek kaydıyla, tutuklunun tutuklamayı bir yakınına veya belirlediği bir kişiye bizzat bildirmesine de izin verilir.

MADDE 5 FIKRA 5
HAKSIZ YERE YAKALANAN VE TUTUKLANANLARA TAZMİNAT ÖDENMESİ HAKKI

AİHS m.5/5’e göre, 5. maddeye aykırı olarak yakalama ve gözaltına alma durumunda bunun mağduru olan kişiye tazminat ödenmesi söz konusu olabilmektedir.
Konu, 5271 sayılı CMK m. 141 vd.’de, AİHS m. 5/5 ile uyumlu olarak düzenlenmiştir. Bununla birlikte uygulamada sorun, hükmedilen maddi veya manevi tazminatın miktarı açısından ortaya çıkmaktadır. Anayasa m. 19/son’da haksız yakalanan ve tutuklananların uğradığı zararın, tazminat hukukunun genel prensiplerine göre, Devletçe ödeneceğinden söz edildiğinden, mahkemelerin başvuranın belgelediği maddi zararlar ile uğranılan manevi zararı karşılayacak şekilde davayı sonuçlandırması gerekir.
Bu konuda yapılacak son hatırlatma ise, AİHM’ne yapılacak başvurunun süresine ilişkin olacaktır. Gerek gözaltı ve gerekse tutuklamanın makul süreyi aştığı iddiasına dayalı olarak AİHM’ne yapılacak başvurunun süresi, dava sonunda değil, süre aşma olayının gerçekleştiği ve bu konuda iç hukuk yollarının tükendiği tarihten itibaren başlar. Bunu unutmamak gerekir.
Bilgiyi Paylaşan: Av. Can TEKİN

10 responses to “Özgürlük ve Güvenlik Hakkı, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi Madde:5

  1. sitenizi zaman buldukça takip ediyorum. teşekkürler

  2. KILIÇDAROĞLU’NDAN TİED’E ZİYARET
    ihsan tarafından yazıldı
    Cuma, 25 Eylül 2009 00:00
    -CHP GRUP BAŞKANVEKİLİ KILIÇDAROĞLU:

    -”TOPLUMA BASKIYLA BİR ŞEYLERİ HAZMETTİREMEZSİNİZ. BASKIYLA HAZMETTİRMEYE KALKARSANIZ O TOPLUM DEMOKRATİK TOPLUM OLMAZ”

    -”EMEKLİYİ İKİNCİ SINIF YURTTAŞ GÖRÜP, YARATILAN KATMA DEĞERDEN BİLE PAY VERMEYİ YASAL OLARAK YASAKLAYAN BİR SİYASAL İKTİDARA EMEKLİLERİN DUR) DEMESİ LAZIM”

    ANKARA (A.A) – 25.09.2009 – CHP Grup Başkanvekili Kemal Kılıçdaroğlu, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın demokratik açılıma ilişkin söylediği ”Hazmede hazmede, azmettire hazmettire bu süreci devam ettirmemiz lazım” sözlerine ilişkin olarak, ”Topluma baskıyla bir şeyleri hazmettiremezsiniz. Baskıyla hazmettirmeye kalkarsanız o toplum demokratik toplum olmaz” dedi.

    Kılıçdaroğlu, Türkiye İşçi Emeklileri Derneği (TİED) Genel Başkanı Kazım Ergün’ü derneğin genel merkezinde ziyaret etti. Görüşmenin ardından Kılıçdaroğlu ve Ergün basın açıklaması yaptı.

    TİED’in Türkiye’nin en büyük sivil toplum kuruluşlarından biri olduğunu belirten Kılıçdaroğlu, ”Sayın Ergün’e bayramda bir kart atmıştım. Oraya da bir not düşmüştüm, ‘Sesinizi biraz yükseltin’ diye. Fakat Başkan bu kartı almadan bazı medya kuruluşlarının eline geçmiş. Başkan ‘Biz bu kartı almadık’ dedi. Ben de ‘Kabul ederseniz ben geleyim medyanın önünde aynı şeyleri söyleyeyim’ dedim” sözleriyle ziyaret nedenini anlattı. Emeklilerin AK Parti iktidarı tarafından ikinci sınıf yurttaş durumuna getirildiğini savunan Kılıçdaroğlu, emeklilere milli gelir artışından pay verilmemesinin kanunla hükme bağlanmasını eleştirdi.

    Emekli aylıklarına yapılan yüzde 1,83’lük zammın ardından temel ihtiyaç maddelerine, suya, elektriğe, doğalgaza, akaryakıta da zam yapıldığını belirten Kılıçdaroğlu, şöyle konuştu:

    ”Emekli sesini çıkarmayacak mı? Hem emekliyi ikinci sınıf yurttaş konumuna getireceksiniz hem de emekliye verdiğiniz 1,83 zammı, yaptığınız yüzde 200, 300, 500 oranında zamlarla emeklinin cebinden çekip alacaksınız. Hastaneye giderken de ayrıca katkı payı ödemesini isteyeceksiniz. 9 milyon emekli…

    Sonuç, Türk-İş’in verilerinden yola çıkarak söylüyorum, 7 milyon 172 bin 983 işçi, çiftçi ve esnaf emeklisi açlık sınırının altında kaldı.

    Emeklilerin bilinçlenmesi, kendilerine bu zulmü reva gören iktidardan da bunun hesabını sorması gerekir. Bu nedenledir ki emeklilerimizin her zamandan daha fazla seslerini biraz daha gür çıkarmaları gerekiyor. Bu zamlardan sonra herhalde emeklilerin sesi de çıkamayacak diye endişeye kapıldım. O nedenle dedim ki (Sayın Başkan sesinizi biraz yükseltin).”

    Kılıçdaroğlu, ”yandaş medya kuruluşlarının bu sözlerini yayınlamayacağını” savunarak, ”Çünkü onlar gerçeği iktidarın gözünden görüyorlar. Gerçek farklıdır” dedi.

    Emekliye, işçiye, memura, alın teriyle geçinen kişilere katkı veren iktidarlara saygı duyacaklarını ifade eden Kılıçdaroğlu, ”Ama emekliyi ikinci sınıf yurttaş görüp, yaratılan katma değerden bile pay vermeyi yasal olarak yasaklayan bir siyasal iktidara emeklilerin (dur) demesi lazım. Bu nedenle emekli arkadaşlarımın seslerini biraz daha gür çıkarmaları gerekiyor” diye konuştu.

    -”MUHALEFETİ TEKER OLARAK GÖRÜYORLAR”-

    Kılıçdaroğlu, açıklamasının ardından basın mensuplarının gündeme ilişkin sorularını da yanıtladı.

    Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın, demokratik açılıma ilişkin söylediği ”Hazmede hazmede, hazmettire hazmettire bu süreci devam ettirmemiz lazım” sözlerinin hatırlatılması ve değerlendirmesinin sorulması üzerine Kılıçdaroğlu, bir ay önce ”Türkiye’nin süratle örtülü faşizme doğru gittiğini” söylediğini hatırlattı. Kılıçdaroğlu, şöyle konuştu:

    ”Medya üzerinde kurulan baskılar, toplumun yoksullaştırılması, demokrasi diye hukuk dışı yargılama sürecinin AKP destekli olarak götürülmesi gibi pek çok olay Türkiye’de büyük ölçüde demokrasinin askıya alındığını gösteriyor. Sayın Başbakan, söyleminde adeta bunu kanıtlıyor. ‘Hazmettire hazmettire, bastıra bastıra biz bunu yapacağız’ diyor. Hani bu Başbakan demokrattı, hani demokrasi istiyordu? Topluma baskıyla bir şeyleri hazmettiremezsiniz. Baskıyla hazmettirmeye kalkarsanız o toplum demokratik toplum olmaz. O rejimin adına da siyasal bilimciler faşizm diyor. Türkiye de bu sürece doğru gidiyor.

    Sayın Başbakan ya cama bakmadan konuştu veya camda bu yazılmadığı için içinden geleni söyledi. O içinden gelen de zaten düşündüğü şeydir. Sayın Başbakan demokrasiyi içine sindirmiş değil” dedi.

    Kılıçdaroğlu, Türkiye ile Ermenistan arasında parafe edilen protokolün TBMM’ye geleceğinin hatırlatılması üzerine, parafe edilen bir sözleşmenin parlamentoda nasıl görüşüleceğini merak ettiklerini söyledi. Siyasi parti liderlerinden ya da değişik çevrelerden en azından daha önce görüş alınabileceğini ifade eden Kılıçdaroğlu, ”Bu yapılmadı. Bir oldu-bitti ile her şey yönetilmek isteniyor. AKP, ‘Her şeyi en iyi ben bilirim, ben karar veririm’ diyor. Ama işine gelmediği, toplumsal tepki olduğu zaman da
    ‘Muhalefet de bize destek versin’ diyor. Yani muhalefeti yolda, arabada giderken bir teker olarak görüyor, algılıyor. Eğer bir yerde aksama olur tekerin biri patlarsa muhalefet gelip buraya destek versin diye” diye konuştu.

    -”BUGÜN DÜNYANIN SAYILI ZENGİN BAŞBAKANLARINDANSA…”-

    Başbakan Erdoğan’ın ABD’deki bir konuşmasında çocukluğunu anlattığının anımsatılması üzerine de Kılıçdaroğlu, şunları söyledi:

    ”Küçük Tayyip’e aynen katılıyorum. Ayakkabıları yırtık olan, Rize’nin bir köyünde, baba çok varlıklı değil. Bir anlamda benim çocukluğumu anlatan bir öyküydü. Belki de benim kuşağımdaki pek çok çocuğu anlatan bir öyküydü o. Ama o öykünün sahibi olan Başbakan, etrafı çift duvarlarla çevrili, Kısıklı’da kendisine yer yapmamalıydı. Eğer bir başbakan bugün dünyanın sayılı zengin başbakanlarından birisiyse o başbakan o konuşmayı da yapmamalıydı. Çünkü o konuşmanın sonucu bu soruları da gündeme getiriyor.”

    Kendisinin, Başbakan Erdoğan’dan çok daha uzun süre kamuda çalıştığını, çok daha yüksek ücretler aldığını söyleyen Kılıçdaroğlu, mal varlığını kendi internet sitesinde yayımlayabildiğini, kendisinin ya da çocuklarının hiçbir zaman değeri 1 milyon doları aşkın bir villanın sahibi olmadığını belirtti. Kılıçdaroğlu, ”O konuşmayı yapmasını bizim çocukluğumuzu hatırlatmasıyla beraber kendisi açısından bir talihsizlik olarak görüyorum” dedi.

    Kılıçdaroğlu, koruculuk sisteminin kaldırılmasıyla ilgili bir soruyu yanıtlarken de bu sistemin aşamalı olarak, sosyal yapıyı bozmadan kaldırılmasının parti programlarında yer aldığını vurgulayarak, AK Parti’nin bu sürece yaklaşmış olmasının kendilerini memnun edeceğini ifade etti.

    -”ANAYASAL HAK ÇİĞNENDİ”-

    TİED Genel Başkanı Ergün de Kılıçdaroğlu’nun Ramazan Bayramı dolayısıyla gönderdiği tebrik kartının kendilerine ulaşmadan haber olmasıyla ilgili sorular üzerine, ”Böyle bir tebrik almadık. Üzücü tarafı, bizim kurumumuza gelen bir tebriğin kurumumuza ulaşmadan bir başka yerde haber olarak çıkması. Bu, insanın anayasal hakkının çiğnendiği bir durum” dedi.

    Kılıçdaroğlu’nun, tebrik kartını posta yoluyla gönderdiğini söylemesi üzerine Ergün, ”Bunu kim yaptıysa hangi kişi, hangi postacı, hangi kurum yaptıysa çok yanlış” dedi.

    Kılıçdaroğlu da, ”Onu haber yapan medya benim ziyaretimi de hızlandırmış oldu. Onlara da teşekkür ediyoruz” dedi.

    (EÜN-NUR)
    25.09.2009 14:22:33

  3. çoooooooooooooooooooooooooooooooooook uzun kısa yazmıştım

  4. NIce piece of info. Really great! So, go on composing these fine

  5. NIce article. Really nice! But i think that you could give some more info on a couple of points. However, keep on developing your great site! 🙂

  6. Pretty cool post. I just stumbled upon your blog and wanted to say
    that I have really liked reading your blog posts. Anyway
    I’ll be subscribing to your blog and I hope you post again soon!

  7. Great post! I’ll subscribe right now wth my feedreader software!

  8. The best information i have found exactly here. Keep going Thank you

  9. Pretty cool post. I just stumbled upon your blog and wanted to say
    that I have really liked reading your blog posts. Anyway
    I’ll be subscribing to your blog and I hope you post again soon!

    • spam kötüdür.

      —————————
      bir umudumuz sizdeydi sayın Kılıçdaroğlu.
      oysa son dönemde medyadaki demokrasi tartışmaları içinde hep sizi görmüştük,
      size bu tavrınızdan dolayı “gandi kemal” bile dedik
      umutlarımızı karartmayınız
      çek mağdurları ilginizi bekliyor

      insan haklarıyla insandır.

      insan hakları hemen şimdi

      Sayın Kemal KILIÇDAROĞLU ; küresel ve yerel çıkar odaklarının baskısı ile ezilen çek mağdurları yardım istiyor. Çek Mağdurları sizi bekliyor.

      Çek Mağdurları, Burhan İŞCAN ve Av. Rahmi OFLUOĞLU sizi ziyaret ettiklerinde konu ile ilgilenme sözü vermiştiniz.

      Sözünüzü tutmanızı bekliyoruz.

      —————————————-
      Sayın Adalet Komisyonu üyeleri,

      Çağdaş bir çek yasası gerekmektedir.

      Durumu bilgilerinize sunarız.

      Ahmet İyimaya Başkan , Adalet ve Kalkınma Partisi, Ankara
      Hakkı Köylü Başkanvekili , Adalet ve Kalkınma Partisi, Kastamonu
      Mehmet Emin Ekmen Sözcü , Adalet ve Kalkınma Partisi, Batman
      İlknur İnceöz Katip , Adalet ve Kalkınma Partisi, Aksaray
      Ahmet Aydın , Üye, Adalet ve Kalkınma Partisi, Adıyaman
      Zekeriya Aslan , Üye, Adalet ve Kalkınma Partisi, Afyonkarahisar
      Yılmaz Tunç , Üye, Adalet ve Kalkınma Partisi, Bartın
      Mehmet Tunçak , Üye, Adalet ve Kalkınma Partisi, Bursa
      Mehmet Salih Erdoğan , Üye, Adalet ve Kalkınma Partisi, Denizli
      Celal Erbay , Üye, Adalet ve Kalkınma Partisi, Düzce
      Veysi Kaynak , Üye, Adalet ve Kalkınma Partisi, Kahramanmaraş
      Ali Öztürk , Üye, Adalet ve Kalkınma Partisi, Konya
      İhsan Koca , Üye, Adalet ve Kalkınma Partisi, Malatya
      Mustafa Hamarat , Üye, Adalet ve Kalkınma Partisi, Ordu
      Yahya Akman , Üye, Adalet ve Kalkınma Partisi, Şanlıurfa
      Halil Ünlütepe , Üye, Cumhuriyet Halk Partisi, Afyonkarahisar
      Turgut Dibek , Üye, Cumhuriyet Halk Partisi, Kırklareli
      Ali Rıza Öztürk , Üye, Cumhuriyet Halk Partisi, Mersin
      Rahmi Güner , Üye, Cumhuriyet Halk Partisi, Ordu
      Ali İhsan Köktürk , Üye, Cumhuriyet Halk Partisi, Zonguldak
      Hamit Geylani , Üye, Demokratik Toplum Partisi, Hakkari
      Osman Ertuğrul , Üye, Milliyetci Hareket Partisi, Aksaray
      Metin Çobanoğlu , Üye, Milliyetci Hareket Partisi, Kırşehir
      Rıdvan Yalçın , Üye, Milliyetci Hareket Partisi, Ordu

      ———————————————–
      Sayın Anayasa Komisyonu üyeleri, sizlerden çağdaş bir çek yasası için çalışmalarınıza devam etmenizi rica ediyoruz.,

      Burhan Kuzu Başkan , Adalet ve Kalkınma Partisi, İstanbul
      Güldal Akşit Başkanvekili , Adalet ve Kalkınma Partisi, İstanbul
      Ayşe Nur Bahçekapılı Sözcü , Adalet ve Kalkınma Partisi, İstanbul
      Ayhan Sefer Üstün Katip , Adalet ve Kalkınma Partisi, Sakarya
      Mehmet Daniş , Üye, Adalet ve Kalkınma Partisi, Çanakkale
      Mahmut Durdu , Üye, Adalet ve Kalkınma Partisi, Gaziantep
      Hacı Hasan Sönmez , Üye, Adalet ve Kalkınma Partisi, Giresun
      Haydar Kemal Kurt , Üye, Adalet ve Kalkınma Partisi, Isparta
      Mevlüt Akgün , Üye, Adalet ve Kalkınma Partisi, Karaman
      Hasan Kara , Üye, Adalet ve Kalkınma Partisi, Kilis
      Hüsnü Tuna , Üye, Adalet ve Kalkınma Partisi, Konya
      İsmail Bilen , Üye, Adalet ve Kalkınma Partisi, Manisa
      Enver Yılmaz , Üye, Adalet ve Kalkınma Partisi, Ordu
      Suat Kılıç , Üye, Adalet ve Kalkınma Partisi, Samsun
      Mustafa Çetin , Üye, Adalet ve Kalkınma Partisi, Uşak
      Atila Emek , Üye, Cumhuriyet Halk Partisi, Antalya
      Mehmet Ali Özpolat , Üye, Cumhuriyet Halk Partisi, İstanbul
      Atilla Kart , Üye, Cumhuriyet Halk Partisi, Konya
      Şahin Mengü , Üye, Cumhuriyet Halk Partisi, Manisa
      İsa Gök , Üye, Cumhuriyet Halk Partisi, Mersin
      Aysel Tuğluk , Üye, Demokratik Toplum Partisi, Diyarbakır
      Süleyman Nevzat Korkmaz , Üye, Milliyetci Hareket Partisi, Isparta
      Faruk Bal , Üye, Milliyetci Hareket Partisi, Konya
      Behiç Çelik , Üye, Milliyetci Hareket Partisi, Mersin

      ————————————————

      Sayın İnsan Hakları İnceleme Komisyonu üyeleri,

      çek yasası nedeniyle insan hakları ihlalleri yaşanmaktadır. Çek yasasına katkılarınızı bekliyoruz.

      Mehmet Zafer Üskül Başkan , Adalet ve Kalkınma Partisi, Mersin
      Halide İncekara Başkanvekili , Adalet ve Kalkınma Partisi, İstanbul
      Mehmet Ekici Başkanvekili , Milliyetci Hareket Partisi, Yozgat
      Abdurrahman Kurt Sözcü , Adalet ve Kalkınma Partisi, Diyarbakır
      Ayşe Jale Ağırbaş Katip DSP İstanbul
      Ahmet Koca , Üye, Adalet ve Kalkınma Partisi, Afyonkarahisar
      Kazim Ataoğlu , Üye, Adalet ve Kalkınma Partisi, Bingöl
      Mehmet Ocakden , Üye, Adalet ve Kalkınma Partisi, Bursa
      Murat Yıldırım , Üye, Adalet ve Kalkınma Partisi, Çorum
      Mithat Ekici , Üye, Adalet ve Kalkınma Partisi, Denizli
      Mustafa Ataş , Üye, Adalet ve Kalkınma Partisi, İstanbul
      Erdal Kalkan , Üye, Adalet ve Kalkınma Partisi, İzmir
      Fatih Arıkan , Üye, Adalet ve Kalkınma Partisi, Kahramanmaraş
      Ahmet Gökhan Sarıçam , Üye, Adalet ve Kalkınma Partisi, Kırklareli
      Kerim Özkul , Üye, Adalet ve Kalkınma Partisi, Konya
      Cemal Yılmaz Demir , Üye, Adalet ve Kalkınma Partisi, Samsun
      Ali Rıza Ertemür , Üye, Cumhuriyet Halk Partisi, Denizli
      Çetin Soysal , Üye, Cumhuriyet Halk Partisi, İstanbul
      Ahmet Ersin , Üye, Cumhuriyet Halk Partisi, İzmir
      Malik Ecder Özdemir , Üye, Cumhuriyet Halk Partisi, Sivas
      Akın Birdal , Üye, Demokratik Toplum Partisi, Diyarbakır
      Şenol Bal , Üye, Milliyetci Hareket Partisi, İzmir
      Gürcan Dağdaş , Üye, Milliyetci Hareket Partisi, Kars

      ————————————————-

      Sayın Sanayi ve Ticaret komisyonu üyeleri,

      Türk Ticaret hayatı çek yasası aksaması nedeniyle darbe almaktadır. Bir hukuk depremi yaşanmaktadır.

      Soner Aksoy Başkan , Adalet ve Kalkınma Partisi, Kütahya
      Hasan Angı Başkanvekili , Adalet ve Kalkınma Partisi, Konya
      Mahmut Mücahit Fındıklı Sözcü , Adalet ve Kalkınma Partisi, Malatya
      Osman Coşkun Katip , Adalet ve Kalkınma Partisi, Yozgat
      Ahmet Edip Uğur , Üye, Adalet ve Kalkınma Partisi, Balıkesir
      Kutbettin Arzu , Üye, Adalet ve Kalkınma Partisi, Diyarbakır
      Metin Kaşıkoğlu , Üye, Adalet ve Kalkınma Partisi, Düzce
      İbrahim Halil Mazıcıoğlu , Üye, Adalet ve Kalkınma Partisi, Gaziantep
      İsmail Katmerci , Üye, Adalet ve Kalkınma Partisi, İzmir
      Eyüp Ayar , Üye, Adalet ve Kalkınma Partisi, Kocaeli
      Bayram Ali Bayramoğlu , Üye, Adalet ve Kalkınma Partisi, Rize
      Hasan Ali Çelik , Üye, Adalet ve Kalkınma Partisi, Sakarya
      Afif Demirkıran , Üye, Adalet ve Kalkınma Partisi, Siirt
      Mustafa Cumur , Üye, Adalet ve Kalkınma Partisi, Trabzon
      Kayhan Türkmenoğlu , Üye, Adalet ve Kalkınma Partisi, Van
      Fazlı Erdoğan , Üye, Adalet ve Kalkınma Partisi, Zonguldak
      Tacidar Seyhan , Üye, Cumhuriyet Halk Partisi, Adana
      Hüsnü Çöllü , Üye, Cumhuriyet Halk Partisi, Antalya
      Ergün Aydoğan , Üye, Cumhuriyet Halk Partisi, Balıkesir
      Mehmet Ali Susam , Üye, Cumhuriyet Halk Partisi, İzmir
      Mehmet Şevki Kulkuloğlu , Üye, Cumhuriyet Halk Partisi, Kayseri
      Mehmet Nezir Karabaş , Üye, Demokratik Toplum Partisi, Bitlis
      Yılmaz Tankut , Üye, Milliyetci Hareket Partisi, Adana
      Cemaleddin Uslu , Üye, Milliyetci Hareket Partisi, Edirne
      Alim Işık , Üye, Milliyetci Hareket Partisi, Kütahya

      ********

      Kemal KILIÇDAROĞLU, Sadullah ERGİN, Zafer ÇAĞLAYAN ve Ayşe ARMAN için açık mektup kampanyamıza destek veriniz. Çek yasası nedeniyle yaşanan insan hakları ihlallerinin durdurulmasını talep ediyoruz.

      ****

      Yaşasın tam bağımsız ve adil Türk Yargısı !
      Yaşasın tam bağımsız Türkiye !
      Yaşasın demokrasinin bekçisi, bağımsız Türkiye Büyük Millet Meclisi !

      insan haklarıyla insandır. İnsan hakları hemen şimdi !

      ***

      Bu bir “sivil direniş” dir. TC Anayasası ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinden doğan haklarımızın, örgütlü olarak kullanılmasından ibaretdir.
      Bu bir “yurttaş hareketi” dir. Benzerleri Türk tarihinde yaşanmıştır : Tramvaycılar grevi, İpek işcileri grevi, Paşabahçe grevi, Askeri mahkemelere direnen anneler, Bergama köylüleri direnişi

Yorum yaparak destek olabilirsiniz

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s