Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Kararı,SALDUZ/Türkiye


Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Kararı
SALDUZ/Türkiye*

Başvuru No. 36391/02
Strazburg
27 Kasım 2008


USUL
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan 36391/02 no’lu davanın nedeni T.C. vatandaşı Yusuf Salduz’un (“başvuran”) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (“AİHM”) 8 Ağustos 2002 tarihinde İnsan Haklarının ve Temel Özgürlüklerinin Korunmasına İlişkin Sözleşme’nin (“AİHS”) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvurudur.
Başvuran özellikle, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı’nın yazılı görüşünün kendisine bildirilmemesi ve gözaltındayken avukat yardımından yoksun bırakılması nedeniyle savunma hakkının ihlal edildiğinden şikayetçi olmuştur. Şikayetleriyle ilgili olarak AİHS’nin 6/1 ve 6/3 (c) maddelerine dayanmıştır.
Başvuru AİHM’nin İkinci Dairesine gönderilmiştir (Mahkeme İç Tüzüğü’nün 52/1 maddesi). Daire başvuruyu 28 Mart 2006 tarihinde, kısmen kabuledilemez bulmuştur.
AİHM İkinci Dairesi 26 Nisan 2007 tarihli kararında (“Heyet Kararı”), oybirliğiyle, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı’nın yazılı görüşünün bildirilmemesi nedeniyle AİHS’nin 6/1 maddesinin ihlal edildiğine ve beşe karşı iki oyla, başvuranın gözaltındayken avukat yardımından yoksun bırakılması nedeniyle AİHS’nin 6/3 (c) maddesinin ihlal edildiğine karar vermiştir.
Başvuran 20 Temmuz 2007 tarihinde davanın Büyük Daire’ye gönderilmesini talep etmiştir (AİHS’nin 43. maddesi). Başvuranın talebi kabul edilmiş ve 19 Mart 2008 tarihinde Strazburg İnsan Hakları Binası’nda açık duruşma görülmüştür (Mahkeme İç Tüzüğü’nün 59/3 maddesi).

OLAYLAR
I. DAVANIN KOŞULLARI

2 Şubat 1984 doğumlu başvuran İzmir’de ikamet etmektedir.

A. Başvuranın yakalanıp tutuklanması

Başvuran, 29 Mayıs 2001 tarihinde saat 22.15 sularında, İzmir Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şubesi’nde görevli polis memurları tarafından, yasadışı terör örgütü PKK (Kürdistan İşçi Partisi) yandaşlarının düzenlediği bir gösteriye katıldığı şüphesiyle gözaltına alınmıştır. Başvuran ayrıca 26 Nisan 2001 tarihinde Bornova’da bir köprüye yasadışı pankart asmakla suçlanmıştır.
Başvuran 30 Mayıs 2001 tarihinde saat 00.30 sularında Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne götürülmüş, burada doktor muayenesinden geçirilmiştir. Muayene sonucunda çıkan raporda, vücudundan kötü muamele emaresine rastlanmadığı belirtilmiştir.

* Dışişleri Bakanlığı Çok Taraflı Siyasî İşler Genel Müdürlüğü tarafından Türkçe’ye çevrilmiş olup, gayrıresmî tercümedir.

Bunun  ardından başvuran, saat 01.00 sularında Terörle Mücadele Şubesi’nde avukatı olmaksızın sorgulanmıştır. İmzaladığı ve gözaltına alınan kişinin haklarını ifade eden belgeye göre, başvuran, kendisine yöneltilen suçlardan ve sessiz kalma hakkından haberdar edilmiştir. Başvuran ifadesinde, HADEP’in (Halkın Demokrasi Partisi) gençlik kollarında çalıştığını itiraf etmiştir. Bornova Bölge Ofisi gençlik kollarında çalışan pek çok kişinin isimlerini vermiştir. Gençlik kolları basın – yayın sorumlu yardımcısı olduğunu ve Osmangazi bölgesi çevresinden sorumlu olduğunu ifade etmiştir. Ayrıca işinin bir kısmının gençlik kolunun diğer üyelerine görev paylaştırmak olduğunu ifade etmiştir. HADEP’in 29 Mayıs 2001 tarihinde PKK’nin cezaevinde bulunan lideri için düzenlediği gösteriye katıldığını itiraf etmiştir. Gösteriye altmış kadar kişinin katıldığını, grubun Öcalan ve PKK lehine sloganlar attığını ifade etmiştir. Başvuran olay yerinde yakalanmıştır. Ayrıca 26 Nisan 2001 tarihinde köprüye asılan bir pankarta “Yaşasın lider Apo” yazdığını da itiraf etmiştir. Polis başvuranın el yazısı örneklerini almış, incelenmek üzere polis laboratuarına göndermiştir.
İzmir Kriminal Polis Laboratuarı 1 Haziran 2001 tarihinde başvuranın el yazısını pankarttaki ile karşılaştırıp bir rapor yazmıştır. Raporda, başvuranın el yazısının belirli özelliklerinin pankarttaki el yazısıyla benzerlikler göstermesine karşın, pankarttaki el yazısının gerçekten ona ait olup olmadığının belirlenemediği sonucuna varılmıştır.
Başvuran 1 Haziran 2001 tarihinde saat 23.45 sularında yine doktor muayenesinden geçmiş, doktor başvuranın vücudunda kötü muamele emaresine rastlanmadığını kaydetmiştir.
Başvuran aynı tarihte önce Cumhuriyet Savcısı, ardından sorgu hakimi huzuruna çıkarılmıştır. Başvuran Cumhuriyet Savcısı’na hiçbir siyasi partiye üye olmadığını, ancak HADEP’in belirli etkinliklerinde yer aldığını açıklamıştır. Yasadışı pankart yaptığını veya 29 Mayıs 2001 tarihindeki gösteriye katıldığını kabul etmemiştir. Polis tarafından gözaltına alındığı sırada arkadaşını ziyaret etmek üzere Doğanlar yakınlarında olduğunu ifade etmiştir. Başvuran ayrıca sorgu hakimine verdiği ifadede polise verdiği ifadeyi geri almış, o ifadenin baskı altında alındığını iddia etmiştir. Gözaltındayken dövüldüğünü ve hakarete uğradığını öne sürmüştür. Herhangi yasadışı bir faaliyete katıldığını kabul etmemiş, 29 Mayıs 2001 tarihinde arkadaşını ziyaret etmek üzere Doğanlar tarafına gittiğini, slogan atan gruba dahil olmadığını belirtmiştir. Sorgulama bittikten sonra, sorgulama hakimi, başvuranın suçlandığı suçun niteliği ile delil durumunu göz önünde bulundurarak, başvuranın tutuklanmasına karar vermiştir. Ardından başvurana avukata erişim hakkı tanınmıştır.
B. Yargılama
İzmir Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı, 11 Temmuz 2001 tarihinde, İzmir Devlet Güvenlik Mahkemesi’ne, başvuranı ve diğer sekiz sanığı, Türk Ceza Kanunu’nun 169. maddesi ile Terörle Mücadele Kanunu’nun (3713 Sayılı Kanun) 5. maddesi kapsamında suç teşkil eden, PKK’ye yardım ve yataklık yapmakla suçlayan bir iddianame sunmuştur.
Devlet Güvenlik Mahkemesi 16 Temmuz 2001 tarihinde bir hazırlık duruşması yapmıştır. Başvuranın tutuklu olarak yargılanmasının devamına ve sanıklara savunmalarını hazırlamaları için çağrıda bulunulmasına karar verilmiştir.
Devlet Güvenlik Mahkemesi 28 Ağustos 2001 tarihinde başvuran ve avukatının da hazır bulunduğu ilk duruşmayı yapmıştır. Duruşmada başvuran dinlenmiş, başvuran ise kendisine yöneltilen suçlamaları reddetmiştir. Ayrıca polisteki ifadesini de reddetmiş, bu ifadenin baskı altında alındığını iddia etmiştir. Gözaltındayken polis memurlarının kendisinden pankartta yazan sözcüklerin aynılarını yazmasını istediklerini ifade etmiştir. Ayrıca 29 Mayıs 2001 tarihinde meydana gelen olaylara tanık olduğunu, ancak iddia edildiği gibi gösteriye katılmadığını da ifade etmiştir. Özcan ismindeki arkadaşını ziyaret etmek için orada olduğunu belirtmiştir. Ayrıca 26 Mayıs 2001 tarihinde bir köprüye yasadışı pankart astığını da inkar etmiştir.
25 Ekim 2001 tarihinde yapılan bir sonraki duruşmada, başvuran ve avukatı hazır bulunmuşlardır. Mahkeme diğer sanıkları da dinlemiş, bu sanıklar 29 Mayıs 2001 tarihinde düzenlenen yasadışı gösteriye katılmadıklarını belirtmişler, daha önce verdikleri ifadeleri geri almışlardır. İddia makamı başvuranın Türk Ceza Kanunu’nun 169. maddesi uyarınca cezalandırılmasını istemiş, başvuranın avukatı ise başvuranın savunmasını sunabilmesi için süre talep etmiştir.
Başvuran 5 Aralık 2001 tarihinde savunmasını sunmuş, hakkındaki suçlamaları reddetmiş ve tahliyesini talep etmiştir. İzmir Devlet Güvenlik Mahkemesi aynı tarihte verdiği kararla sanıklardan beşini beraat ettirmiş, başvuran ve diğer üç kişiyi ise üzerlerine atılı suçlardan mahkûm etmiştir. Başvuran dört yıl altı ay hapis cezasına çarptırılmış, ancak suç tarihinde reşit olmadığı için cezası iki buçuk aya indirilmiştir.
DGM, başvuranı, polise, savcıya ve sorgu hakimine verdiği ifadeleri göz önünde bulundurarak mahkûm etmiştir. Aynı zamanda diğer sanıkların savcıya verdikleri ‘kendilerini 29 Mayıs 2001 tarihindeki gösteriye katılmaya başvuranın ikna ettiği’ şeklindeki ifadeyi de dikkate almıştır. Mahkeme, diğer sanıkların, başvuranın gösteriyi düzenlemekle görevli olduğu ifadesini de göz önünde bulundurmuştur. Başvuranın el yazısı ile pankarttaki yazının karşılaştırmasına ilişkin bilirkişi raporu ile yakalama tutanağında başvuranın göstericiler arasında gösterilmesi de dikkate alınmıştır.
C. Temyiz
Başvuranın avukatı 2 Ocak 2002 tarihinde İzmir Devlet Güvenlik Mahkemesi kararına itiraz etmiş, dilekçesinde, birinci derece mahkemesinde görülen davanın adil olmadığı ve mahkemenin delilleri uygun bir şekilde değerlendirmediğini savunarak AİHS’nin 5. ve 6. maddelerinin ihlal edildiğini iddia etmiştir.
Yargıtay Başsavcısı 27 Mart 2002 tarihinde Yargıtay 9. Dairesine, Devlet Güvenlik Mahkemesi kararının onanması gerektiği yönünde görüş bildirmiş, ancak bu görüş başvuran ya da temsilcisine tebliğ edilmemiştir.
Yargıtay 9. Dairesi 10 Haziran 2002 tarihinde İzmir Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin gerekçe ve değerlendirmelerini onayarak başvuranın itirazını reddetmiştir.

HUKUK
I. AİHS’NİN 6. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI

A. Gözaltında avukata erişim
Başvuran, gözaltındayken avukata erişimine izin verilmediğinden AİHS’nin 6/3 maddesine dayanarak savunma haklarının ihlal edildiğini iddia etmiştir.
1. Daire’nin kararı
Daire, 26 Nisan 2007 tarihli kararında AİHS’nin 6/3 (c) maddesinin ihlal edilmediğine hükmetmiştir. Bu bağlamda başvuranın birinci derece ve temyiz yargılamasında avukat tarafından temsil edildiğine ve mahkûmiyetin tek dayanağının başvuranın polise verdiği ifade olmadığına işaret etmiştir. Daireye göre başvuranın, iddia makamının iddialarına, kendisini onlar karşısında önemli bir dezavantajda bırakmayacak koşullar altında itiraz etme imkânı bulunmaktaydı. Daire aynı zamanda İzmir Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin başvuran hakkında hüküm verirken başvuranın yakalandığı koşullar, pankart üzerindeki el yazısına ilişkin bilirkişi raporu ve tanık ifadelerini dikkate almış olduğunu kaydetmiştir. Yukarıdakiler ışığında gözaltı süresince adli yardım alamamasının başvuranın adil yargılanmasına halel getirmediğine karar vermiştir.
2. Tarafların görüşleri
(a) Başvuran

Başvuran Dairenin AİHS’nin 6/3 (c) maddesi ile ilgili ihlal tespit etmeme gerekçelerine itiraz etmiştir. Gözaltında avukata erişimin temel haklardan biri olduğunu belirtmiş, aleyhine kullanılan tüm delillerin avukat hakkından mahrum bırakıldığı ön soruşturma aşamasında elde edildiğini hatırlatmıştır. Bu noktada kendisi hakkında mahkûmiyet kararı alınmasına karşın, suçlu olduğunu kanıtlayan delil bulunmadığını savunmuştur. Ayrıca gözaltında kötü muameleye uğradığını ve polisteki ifadesini baskı altında imzaladığını iddia etmiştir. Savcı ve  sorgu hakimi önünde ve duruşmalarda reddetmiş olmasına rağmen, başvuranın polise verdiği ifade İzmir Devlet Güvenlik Mahkemesi tarafından kullanılmıştır. Başvuran ayrıca olay tarihinde reşit olmadığını ve daha önce sabıka kaydı bulunmadığını vurgulamıştır. İfadesinde, hakkında yapılan ciddi suçlamalar ışığında, adli yardım eksikliğinin adil yargılanma hakkını ihlal ettiğini savunmuştur. Ayrıca Hükümetin adli yardım yapılmamasını haklı çıkaracak herhangi geçerli bir neden sunmadığını savunmuştur.
(b) Hükümet
Hükümet, Daire’nin AİHS’nin 6/3 (c) maddesinin ihlal edilmediği yönündeki kararının Büyük Daire tarafından onanmasını talep etmiştir. İlk olarak ilgili mevzuatta 2005 yılında değişiklik yapıldığını ifade etmiş, ayrıca başvuranın avukata erişimine getirilen kısıtlamanın AİHS’nin 6. maddesine göre adil yargılanma hakkını ihlal etmediği görüşünü savunmuştur. Hükümet, AİHS içtihadına dayanarak (özellikle Imbrioscia – İsviçre, A Serisi, no. 275; John Murray – İngiltere, Raporlar 1996-I; Averill – İngiltere, no. 36408/97; Magee – İngiltere, no. 28135/95 ve Brennan – İngiltere, no. 39846/98) yargılamanın adil olup olmadığı değerlendirilirken yargılamanın tamamının göz önünde bulundurulması gerektiğini savunmuştur. Buna göre başvuranın İzmir DGM ve Yargıtay önünde bir avukat tarafından temsil edilmiş olması nedeniyle adil yargılanma hakkı ihlal edilmemiştir. Hükümet ayrıca AİHM’nin, poliste verilen ifadelerin mahkûmiyeti destekleyen tek kanıt olmaması nedeniyle gözaltında adli yardım eksikliğinin AİHS’nin 6. maddesine ihlal teşkil etmediğine kanaatle benzer şikâyetleri dayanaktan yoksun bularak reddettiği Türkiye aleyhine açılmış bazı davalara atıfta bulunmuştur (Saraç – Türkiye, no. 35841/97; Yurtsever – Türkiye, no. 42086/02; Uçma ve Uçma – Türkiye, no. 15071/03; Ahmet Yavuz – Türkiye, no. 38827/02 ve Yıldız ve Sönmez – Türkiye, no. 3543/03 ve 3557/03).
Somut dava olaylarına ilişkin olarak Hükümet, gözaltına alındığında sessiz kalma hakkının başvurana hatırlatıldığını ve müteakip cezai kovuşturmada avukatının iddia makamının iddialarına itiraz etme imkânı bulduğunu savunmuştur. Hükümet, ayrıca, başvuranın polise verdiği ifadenin mahkum edilmesi için tek dayanak olmadığını vurgulamıştır.
3. AİHM’nin değerlendirilmesi
(a) Bu davaya uygulanabilir olan genel ilkeler

AİHM, 6. maddenin asıl amacının, cezai kovuşturma sözkonusu olduğunda, “cezai alandaki suçlamalar” konusunda karar vermeye ehil bir “mahkeme” tarafından adil bir yargılama yapılmasını sağlamak olsa da, bunun 6. maddenin hazırlık soruşturmasına uygulanamayacağı anlamına gelmediğini hatırlatır. Dolayısıyla, bir yargılamanın adilliğinin soruşturmanın ilk safhalarında 6. madde hükümlerine uygun hareket edilmemesi nedeniyle ciddi derecede zarara uğratılması söz konusuysa, 6. madde ve özellikle bu maddenin 3. fıkrası, yargılama öncesi durumlar için de geçerli olabilir (Imbrioscia, yukarıda kaydedilen). AİHM’nin önceki kararlarında tespit ettiği üzere, AİHS’nin 6. maddesinin 3(c) paragrafında belirtilen hak, 1. paragrafta yer alan ceza davalarında adil yargılanma kavramının unsurlarından birini teşkil eder (Imbrioscia, yukarıda kaydedilen).
AİHM, ayrıca, mutlak olmamakla birlikte, cezai bir suçla itham edilen herkesin, gerekiyorsa resmi olarak görevlendirilen bir avukat tarafından etkili bir şekilde savunulması hakkının adil yargılanmanın temel özelliklerinden birisi olduğunu hatırlatır (Poitrimo – Fransa ve Demebukov – Bulgaristan, no. 68020/01). Bununla birlikte, AİHS’nin 6. maddesinin 3(c) fıkrası, bu hakkın uygulama şeklini belirtmez. Dolayısıyla, Sözleşmeye Taraf Devletler, kendi adli sistemlerinde bu hakkın korunması şartıyla, istedikleri uygulama yolunu seçebilirler. AİHM’nin tek görevi, devletin seçtiği yöntemin adil yargılanmanın gerekleriyle  uyumlu olup olmadığını belirlemektedir. Bu bakımdan, AİHS’nin amacının “teorik veya hayali hakları değil uygulanabilir ve etkili hakları” güvence altına almak olduğu ve avukat tayin edilmesinin tek başına sanığa yapılacak adli yardımın etkili olmasını garanti etmediği unutulmamalıdır (Imbrioscia, yukarıda kaydedilen).
(*)Yerel mevzuat,  sanığın soruşturmanın ilk evrelerindeki tutumunu dikkate alabilir ki bu  cezai yargılamanın ileriki aşamalarında savunma açısından belirleyici olur. Bu tür durumlarda, 6. madde, soruşturmanın ilk evrelerinden itibaren sanığın avukat yardımından yararlanmasına izin verilmesini öngörmektedir. Ancak, haklı sebeplerden ötürü bu hakkın sınırlamalara maruz kalabileceği düşünülmektedir. Her durumda, sınırlamanın haklı sebeplere dayanıp dayanmadığı, eğer haklı sebeplere dayanıyorsa, dava sürecinin bütününe bakıldığında sanığı adil yargılama hakkından mahrum edip etmediği (bazı durumlarda sınırlama haklı bir sebebe dayansa bile sanığı adil yargılanma hakkından mahrum edebilir) sorulmalıdır (John Murray, yukarıda kaydedilen; Brennan, yukarıda kaydedilen ve Magee, yukarıda kaydedilen).
Sanığı makamların haksız uygulamalarından korumak amacını güden ve adil yargılanma kavramının özünü oluşturan, yukarıdaki paragrafta altı çizilen, bu ilkeler genel olarak kabul edilen uluslararası insan hakları standartları ile de örtüşmektedir. Bu ilkeler, ayrıca, adli hataların önlenmesine ve sorgulamayı veya iddia makamı ile sanık arasında silahların eşitliğinin sağlanması ilkesi başta olmak üzere 6. maddenin amaçlarının gerçekleştirilmesine katkıda bulunmaktadır.
Bu bakımdan, AİHM, cezai yargılama öncesi yapılan soruşturma evresinin öneminin altını çizmektedir; çünkü, bu aşamada

elde edilen deliller, yargılama sırasında sözkonusu suçun hangi çerçeve kapsamında ele alınacağını belirlemektedir (Can – Avusturya, no. 9300/81). Aynı zamanda, özellikle delillerin toplanması ve kullanılması aşaması sözkonusu olduğunda cezai yargılamaya ilişkin mevzuat giderek daha karmaşık hale geldiğinden dolayı, sanık kovuşturmanın bu aşamasında kendisini savunmasız bir durumda bulur. Birçok durumda, bu savunmasızlık, görevi diğer hususlar meyanında sanığın kendini suçlamaya karşı korunma hakkının yerine getirilmesini sağlamak olan bir avukatın yardımı ile gereği gibi telafi edilebilir. Bu hak esasen, iddia makamının, sanığın arzusu hilafına baskı ve zorlama metodları ile elde edilen delilleri kullanmadan, iddialarını ispat etmeye çalışmasını öngörmektedir. (Jalloh – Almanya, no. 54810/00 ve Kolu – Türkiye, no. 35811/97). Bir kovuşturmanın kendini suçlamama imtiyazının özünü yok edip etmediğini değerlendirirken AİHM’nin özel bir ihtimamla dikkate aldığı usul güvencelerinden  birisi kovuşturmanın ilk aşamalarında avukat erişiminin sağlanıp sağlanmadığıdır.  (mutadis mutandis, Jalloh, yukarıda kaydedilen). AİHM, bu bağlamda, tutuklunun avukat yardımı almasının kötü muameleye karşı temel bir koruma olduğunu vurgulayan İÖK’nin tavsiyelerini not etmektedir. Bu hakkın kullanımına getirilecek sınırlandırmalar çok açık bir şekilde tanımlanmalı ve zaman sınırlamasına tabi tutulmalıdır. En ağır cezanın verilmesi durumu ile karşı karşıya olunduğunda demokratik toplumlarda adil yargılanma hakkına en üst düzeyde özen gösterildiğinden, ağır suçlamalar sözkonusu olduğunda bu ilkelere özellikle uyulmalıdır.
AİHM, bu anlatılanlara dayanarak, adil yargılanma hakkının yeterince “uygulanabilir ve etkili” olabilmesi için, 6. maddenin 1. paragrafı uyarınca, kural olarak, her davanın kendine has koşulları ışığında bu hakkın kısıtlanması için zorunlu sebepler olmadıkça, şüpheliye,  polis tarafından ilk kez sorgulanmasından itibaren avukata erişim hakkı sağlanmasının gerekli olduğu görüşündedir. Avukat erişiminin sağlanmamasına istisnai olarak zorunlu sebeplerin gerekçe gösterilmesi durumunda bile, böylesi bir kısıtlama, gerekçesi ne olursa olsun,  sanığın 6. madde tarafından güvence altına alınan haklarına halel getirmemelidir (mutatis mutandis, Magee, yukarıda kaydedilen). Avukat erişimi sağlanmayan sanığa polis soruşturması sırasında suçlayıcı ifadeler kullanılması durumunda, prensip olarak, sanığın haklarına telafi edilemeyecek şekilde zarar gelir.
(b) Yukarıdaki ilkelerin sözkonusu davaya uygulanması
Sözkonusu davada, 3842 sayılı Kanun’un 31. maddesi uyarınca, başvuran Devlet Güvenlik Mahkemelerinin yetki alanına giren suçlardan birini işlemekle itham edildiği için gözaltı sırasında avukata erişim hakkı kısıtlanmıştır. Bunun sonucunda, başvuran, polise, Cumhuriyet Savcısı’na ve sorgu hakimine ifade verirken avukata erişim hakkından yararlanmamıştır. Dolayısıyla, başvurana avukata erişim hakkının sağlanmamasına gerekçe olarak, yalnızca bu durumun ilgili yasal hükümlerce sistematik olarak öngördüğünün belirtilmiştir. Bu haliyle zaten, yukarıda (*) işaretli paragrafta ifade edildiği üzere  6. maddede öngörülen şartlar yerine getirilmemiştir.
AİHM, ayrıca, başvuranın tutuklanmasından sonra avukata erişiminin olduğunu gözlemlemektedir. Cezai kovuşturma sırasında, başvuranın kendi adına tanıklar çağırıp davacı tarafın iddialarına itiraz etme imkanı bulunmaktaydı. Ayrıca, başvuranın hem duruşma hem temyiz sırasında sürekli olarak polise verdiği ifadeleri inkar ettiği kaydedilmektedir. Bununla birlikte, başvuranın 1 Haziran 2001 tarihinde sorgu hakimi huzuruna çıkmasından önce soruşturmanın büyük bir kısmının tamamlanmış olduğu dava dosyasından anlaşılmaktadır. Ayrıca, İzmir Devlet Güvenlik Mahkemesi, davanın esasını incelemeden önce, başvuranın gözaltındayken vermiş olduğu ifadelerin kabuledilebilirliği konusunu değerlendirmemiş, aksine, başvuranın doğruluğunu inkar etmesine rağmen polise verilen bu ifadeleri mahkumiyeti için esas kanıt olarak kullanmıştır. AİHM, bu bağlamda, İzmir Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin başvuranın mahkumiyetine karar verirken, polise vermiş olduğu ifadeleri doğrulamak için elindeki delilleri kullandığını gözlemlemektedir. Bu deliller arasında, 1 Haziran 2001 tarihli bilirkişi raporu ile diğer sanıkların polise ve Cumhuriyet Savcısı’na verdikleri ifadeler yer almaktadır. AİHM, ilk derece mahkemesinin kararında bahsi geçen bilirkişi raporunda, pankarttaki el yazısının başvurana ait olup olmadığının belirlenemeyeceğinin vurgulanması nedeniyle, raporun başvuranın lehine olduğunu kaydetmektedir. Polise ve Cumhuriyet Savcısı’na verdikleri ifadelerde başvuran aleyhine tanıklık eden diğer sanıkların duruşmada ifadelerini geri çekmeleri ve gösteriye katıldıklarını inkar etmeleri de dikkat çekici unsurlardır.
Dolayısıyla, sözkonusu davada, başvuranın polise verdiği ifadenin mahkumiyetine kullanılması nedeniyle, başvuranın avukata erişim hakkına getirilen kısıtlamalardan etkilendiği şüphe götürmez bir gerçektir. Ne sonradan sağlanan avukat yardımı ne müteakip kovuşturmanın çekişmeli niteliği gözaltı sırasında yapılan hataları telafi edebilir. Ancak, başvuranın polis gözetiminde tutulduğu sırada avukata erişememesinin, müteakip yargılama üzerinde etkisi bulunduğu hususunda spekülasyonda bulunmak Mahkeme’nin görevi değildir.
AİHM ayrıca ne AİHS’nin 6. maddesinin lafzının ne özünün, kişinin adil yargılanma hakkından, kendi isteği ile, açıkça veya zımnen vazgeçmesini engellemediğini hatırlatır (bkz. Kwiatkowska – İtalya (karar), no. 52868/99). Ancak, yargılamaya müdahil olma hakkından vazgeçmenin AİHS bağlamında kabuledilebilir olması için, kişinin bu haktan vazgeçtiği tartışmasız bir şekilde tespit edilmeli ve bu haktan vazgeçmesine mütenasip asgari güvenceler sağlanmalıdır (bkz. Sejdovic – İtalya [BD], no. 56581/00 ve Colozza – İtalya). Bu nedenle, mevcut davada, başvurana sessiz kalma hakkının hatırlatılmış olduğu iddiası dayanak olarak alınamaz.

Son olarak, AİHM davanın özel unsurlarından birinin de başvuranın yaşı olduğunu kaydeder. Gözaltında reşit olmayan kişilere sağlanan adli yardıma ilişkin uluslararası hukuk esaslarını göz önüne alan AİHM, gözaltına alınan kişinin reşit olmaması durumunda, avukata erişim sağlanmasının önemini vurgular.

Bununla birlikte, mevcut davada, daha önce belirtildiği gibi avukat erişimine getirilen kısıtlama sistematiktir ve devlet güvenlik mahkemelerinin yetki alanı kapsamındaki bir suçtan gözaltında tutulan herkese, yaşlarından bağımsız olarak uygulanmıştır.

Kısaca, başvuran duruşmada ve müteakiben temyiz aşamasında aleyhinde kullanılan delillere itiraz etme fırsatı bulmuş olsa da, polis tarafından gözaltında tutulduğu sırada avukatının olmaması, savunma haklarını telafi edilemeyecek şekilde etkilemiştir.

c) Sonuç

Yukarıda kaydedilenleri göz önüne alan AİHM, mevcut davada AİHS’nin 6. maddesinin 3c) paragrafının 1. paragrafı ile bağlantılı olarak ihlal edildiği sonucuna varır.

B. Yargıtay Başsavcısı’nın yazılı görüşünün tebliğ edilmemesi

Başvuran, Yargıtay Başsavcısı’nın yazılı görüşünün kendisine tebliğ edilmediğinden şikayetçi olmuştur. Bu hususta, şikayetini AİHS’nin 6/1 maddesine dayandırmıştır.

1. Daire’nin kararı

Daire, 26 Nisan 2007 tarihli kararında, bu hususta yerleşik içtihadı ışığında, Yargıtay Başsavcısı’nın yazılı görüşünün başvurana tebliğ edilmemesinin, çekişmeli yargılanma hakkını ihlal ettiği kanısına varmıştır. Bu nedenle, AİHS’nin 6/1 maddesinin ihlal edildiği sonucuna varmıştır.

2. Tarafların görüşleri

Taraflar, bu hususta başka görüş sunmamıştır.

3. AİHM’nin değerlendirmesi

AİHM, Daire’nin sunduğu sebeplerden ötürü, başvuranın çekişmeli yargılanma hakkının ihlal edildiği kanısına varmıştır. Bu nedenle, AİHS’nin 6/1 maddesi ihlal edilmiştir.

II. AİHS’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI

AİHS’nin 41. maddesine göre:
“Mahkeme işbu Sözleşme ve protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, hakkaniyete uygun bir surette, zarar gören tarafın adil tazminine hükmeder.”
A. Tazminat
1. Tarafların görüşleri
Başvuran, maddi tazminat olarak 5,000 Euro ve manevi tazminat olarak da 10,000 Euro talep etmiştir.
Hükümet, talep edilen meblağların, aşırı ve kabuledilemez olduğunu iddia etmiştir.
2. Daire’nin kararı
Daire, taleplerine gerekçe göstermediği için başvurana maddi tazminat ödenmemesine karar vermiştir. İhlal başvurusunun, başvuranın maruz kaldığı manevi zarar için yeterli tazmin teşkil ettiği kanaatindedir.
3. AİHM’nin değerlendirmesi
AİHM, 6/1 maddenin ihlali için en uygun telafi biçiminin, başvuranı, bu madde ihlal edilmeseydi bulunabileceği duruma getirmeyi mümkün olduğunca temin etmek olduğunu yineler (bkz. Teteriny – Rusya, no. 11931/03; Jeličić/Bosna-Hersek, no. 41183/02 ve Mehmet ve Suna Yiğit – Türkiye, no. 52658/99). AİHM, bu ilkenin, mevcut davada da uygulandığı sonucuna varmıştır. Sonuç olarak, ihlalinin telafisi için en uygun yolun, talep ettiği takdirde başvuranın AİHS’nin 6/1 maddesi gereklerine uygun olarak yeniden yargılanması olacağı kanısındadır (bkz., mutatis mutandis, Gençel – Türkiye, no. 53431/99).
Manevi tazminatın kalan kısmı olarak başvurana, hakkaniyet temelinde, 2,000 Euro ödenmesine karar vermiştir.
B. Yargılama masraf ve giderleri
1. Tarafların görüşleri
Başvuran, taleplerine gerekçe olarak hiçbir belge sunmadan, yerel davalarda ve AİHM önünde görülen davalarda yaptığı masraf ve harcamalar için 3,500 Euro talep etmiştir. Başvuranın, daha önce Daire önünde yaptığı talebi değiştirmediği; ancak Büyük Daire önünde yaptığı harcamalar için adli yardım talebinde bulunduğu kaydedilmelidir.
Hükümet, dayanaksız olduğunu ileri sürerek talebe itiraz etmiştir.
2. Daire’nin kararı
Daire, başvurana yargılama masraf ve giderleri için 1,000 Euro ödenmesine karar vermiştir.
3. AİHM’nin değerlendirmesi
AİHM, başvuranın Büyük Daire yargılamalarında yaptığı masraf ve harcamalar için adli yardım alma olanağına sahip olduğunu gözlemler. Sonuç olarak, yapılan masraf ve harcamalar, yalnızca ulusal mahkemeler ve Daire önündeki yargılamalarda yapılanları içermektedir.

AİHM’nin yerleşik içtihadına göre, gerçekten gerekli oldukları için yapıldıkları ve meblağlarının makul olduğu tespit edilmedikçe, 41. madde uyarınca yargılama ve masraf giderleri ödenmez.  Ayrıca, yasal harcamalar ancak tespit edilen ihlale bağlı olduklarının tespit edilmesi halinde telafi edilebilir (bkz., diğer hususlar meyanında, Beyeler – İtalya (adil tazmin) [BD], no. 33202/96, 27 ve Şahin – Almanya [BD], no. 30943/96).

Yukarıda belirtilenler ışığında, AİHM, başvurana Daire’nin kararına uygun olarak başvurana yargılama masraf ve giderleri olarak 1000 Euro ödenmesine karar vermiştir.

C. Gecikme Faizi

AİHM, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz oranına üç puanlık bir artışın ekleneceğini belirtmektedir.

BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AİHM OYBİRLİĞİYLE

1. Polis tarafından gözaltında tutulduğu sırada başvuranın adli yardım alamaması hususunda AİHS’nin 6. maddesinin 3c) paragrafının 1. paragrafı ile bağlantılı olarak ihlal edildiğine;

2. Yargıtay Başsavcısı’nın yazılı görüşünün başvurana tebliğ edilmemesi hususunda AİHS’nin 6/1 maddesinin ihlal edildiğine;

3. (a) AİHS’nin 44. maddesinin 2. paragrafı gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Yeni Türk Lirasına çevrilmek üzere Savunmacı Devlet tarafından başvurana aşağıda kaydedilen meblağların ödenmesine;

(i) Manevi tazminat olarak 2,000 Euro (iki bin Euro) ve ödenebilecek her tür vergi;
(ii) Yargılama masraf ve giderleri için 1000 Euro (bin Euro) ve başvurana uygulanabilecek her tür vergi;

(b)Yukarıda belirtilen üç aylık sürenin sona erdiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan marjinal kredi kolaylığı oranının üç puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına;

4.   Adil tatmine ilişkin diğer taleplerin reddedilmesine;

KARAR VERMİŞTİR.

İşbu karar İngilizce olarak hazırlanmış ve AİHM İç Tüzüğü’nün 77. maddesinin 2. ve 3. paragrafları gereğince 27 Kasım 2008 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.

Reklamlar

2 responses to “Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Kararı,SALDUZ/Türkiye

  1. Kemal KILIÇDAROĞLU ‘na açık mektup yazıyoruz. Yaşasın tam bağımsız ve adil Türk Yargısı ! Yaşasın demokrasinin beşiği olan tam bağımsız Türkiye Büyük Millet Meclisi !

    ******

    Adalet komisyonun sayın üyeleri;

    Görüşmekte olduğunuz çek kanundan hapis cezasının ve hapis cezasına yol açabilecek düzenlemlerin çıkartın lütfen. yuvalar yıkılmasın. hapis yatarak borç ödenmez.

    Ahmet İyimaya Başkan AK Parti Ankara
    Hakkı Köylü Başkanvekili AK Parti Kastamonu
    Mehmet Emin Ekmen Sözcü AK Parti Batman
    İlknur İnceöz Katip AK Parti Aksaray
    Ahmet Aydın Üye AK Parti Adıyaman
    Zekeriya Aslan Üye AK Parti Afyonkarahisar
    Yılmaz Tunç Üye AK Parti Bartın
    Mehmet Tunçak Üye AK Parti Bursa
    Mehmet Salih Erdoğan Üye AK Parti Denizli
    Celal Erbay Üye AK Parti Düzce
    Veysi Kaynak Üye AK Parti Kahramanmaraş
    Ali Öztürk Üye AK Parti Konya
    İhsan Koca Üye AK Parti Malatya
    Mustafa Hamarat Üye AK Parti Ordu
    Yahya Akman Üye AK Parti Şanlıurfa
    Halil Ünlütepe Üye CHP Afyonkarahisar
    Turgut Dibek Üye CHP Kırklareli
    Ali Rıza Öztürk Üye CHP Mersin
    Rahmi Güner Üye CHP Ordu
    Ali İhsan Köktürk Üye CHP Zonguldak
    Hamit Geylani Üye DTP Hakkari
    Osman Ertuğrul Üye MHP Aksaray
    Metin Çobanoğlu Üye MHP Kırşehir
    Rıdvan Yalçın Üye MHP Ordu

    *****

    Avrupa Birliği uyum komisyonu’ nun sayın üyeleri,

    görüşmekte olduğunuz çek kanundan hapis cezasının ve hapis cezasına yol açabilecek düzenlemlerin çıkartın, lütfen. yuvalar yılkılmasın. hapis yatarak borç ödenmez.

    Yaşar Yakış Başkan AK Parti Düzce
    Lutfi Elvan Başkanvekili AK Parti Karaman
    Onur Başaran Öymen Başkanvekili CHP Bursa
    Fazilet Dağcı Çığlık Sözcü AK Parti Erzurum
    Osman Çakır Katip MHP Samsun
    Afif Demirkıran Üye AK Parti Siirt
    Burhan Kayatürk Üye AK Parti Ankara
    Yusuf Ziya İrbeç Üye AK Parti Antalya
    Cevdet Yılmaz Üye AK Parti Bingöl
    İbrahim Kavaz Üye AK Parti Erzurum
    Mustafa Öztürk Üye AK Parti Hatay
    Mehmet Sait Dilek Üye AK Parti Isparta
    Mehmet Beyazıt Denizolgun Üye AK Parti İstanbul
    Taha Aksoy Üye AK Parti İzmir
    Musa Sıvacıoğlu Üye AK Parti Kastamonu
    İsmail Hakkı Biçer Üye AK PartiKütahya
    Cüneyt Yüksel Üye AK Parti Mardin
    Çağla Aktemur Özyavuz Üye AK Parti Şanlıurfa
    Nevingaye Erbatur Üye CHP Adana
    Mustafa Şükrü Elekdağ Üye CHP İstanbul
    Algan Hacaloğlu Üye CHP İstanbul
    Osman Coşkunoğlu Üye CHP Uşak
    Ahmet Kenan Tanrıkulu Üye MHP İzmir
    Mithat Melen Üye MHP İstanbul
    Bengi Yıldız Üye DTP Batman
    Hüseyin Pazarcı

    ******

    Ayşe ARMAN, Zafer ÇAĞLAYAN ve Kemal KILIÇDAROĞLU ‘na Türkiye’de yaşanan bu hukuk depremi ile ilgilenmeleri için mektup yazıyoruz. Desteğinizi bekliyoruz.

    https://karsiliksizcek.wordpress.com/2009/08/17/kemal-kilicdaroglu-cek-magdurlarinin-sesini-duyunuz/

    *********

    • Mahkum ve tutuklular, VARDİYALI UYUYOR

      Ceza infaz sisteminin değişmesiyle cezaevlerinde mahkûmların daha fazla süre kalmaya başlaması yer sorununu artırdı.

      Hürriyet gazetesinde Saygı Öztürk’ün haberine göre; Yaklaşık 75 bin yatak kapasiteli cezaevlerinde mahkûm ve tutuklu sayısı 115 bine yaklaşınca, birçok cezaevinde “vardiyalı uyku” dönemine geçildi. Koridorlarda bile yatacak yer kalmayan cezaevlerinde, mahkûm ve tutukluların bir bölümü uyurken, bir bölümü onların uyanmasını bekliyor. 2007’de TBMM Şiddet Araştırma Komisyonu adına cezaevlerini inceleyen, Hayat Boyu Eğitim Gelişim Derneği’nin Genel Başkanı Adem Solak, 7 bölgede, 17 cezaevinde araştırma yaptıklarını belirtti. Bu kapsamda cezaevi sorunlarıyla ilgili mahkûmlara anketler uyguladıklarını anlatan Solak, cezaevlerinde mahkûm ve tutuklu sayısının kapasitenin çok üstüne çıkmasının beraberinde büyük sorunlar getirdiğini aktardı.

      Birlikte yatıyorlar

      Bazı cezaevlerinde yatak ve yer yokluğu yüzünden aynı yatağı iki mahkûmun paylaştığını belirten Solak, dolaştıkları cezaevleri arasında Bursa, Eskişehir, Konya, Diyarbakır, Şanlıurfa, Mardin, Elazığ, Bergama’nın bulunduğunu belirtti ve sözlerini şöyle sürdürdü:
      “Mahkûm fazlalığı yüzünden sıkıntı olmayan hemen hiçbir cezaevi yok. Örneğin 550 kapasiteli Bursa Cezaevinde, mahkûm sayısı bin 500 civarında. Bırakın adım atmayı, nefes alacak yer yok. O yüzden de birçok cezaevinde mahkûmlar idare ile görüşüp kendilerine göre çözüm yolları bulmuşlar. Bunlar arasında vardiyalı uyku da yer alıyor.”

      Solak, halen 700 bin kişi hakkında yakala emri bulunduğunu, bunların tutuklanması halinde cezaevlerinin durumunun artık düşünülemez hale geleceğini söyledi. Solak, halen bir kişilik odada 10 kişinin kaldığı cezaevi olduğuna dikkat çekti. Solak’a göre mahkûm sayısının fazlalığı, cezaevlerinin yetersizliği karşısında Adalet Bakanlığının eli, kolu bağlı.

      Evet, ciddi bir yer sorunu var

      ADALET Bakanı Sadullah Ergin de, cezaevlerindeki sıkışıklığı, “Maalesef doğru” diyerek kabul etti; ancak çözüm için çalıştıklarını da ekledi. Ergin, Hürriyet’in, “Cezaevlerinde vardiyalı uyku dönemine geçildi” başlığı üzerine şu değerlendirmeyi yaptı: “Tabii başlık sizin tercihiniz; ama yanlış da denemez. Maalesef şöyle doğru. Cezaevlerimizin kapasitesi 75-80 bin civarında. Bugün ise 113 bin 500 tutuklu ve hükümlü var. O nedenle ciddi bir yer sorunu yaşanıyor. Tabii bunda en önemli etken ceza infaz sistemini değiştirmiş olmamızdır. Eskiden 100 gün ceza alan 40 gün yatıyordu. Yapılan düzenlemeyle bu süre 67 güne çıktı. Bunun yarattığı ciddi kapasite sorunu var. Sorunu aşmak için çok hızlı çalışıyoruz. Yeni cezaevlerini bitirmek üzereyiz, en kısa sürede açmaya çalışıyoruz.”

      Rahşan affıyla mahkûm azalmıştı

      KAMUOYUNDA “Rahşan Affı” olarak bilinen 22 Aralık 2000’de yürürlüğe giren “Şartla Salıverme, Dava ve Cezaların Ertelenmesi’ne Dair Kanun”dan önce cezaevlerinde mahkûm sayısı 73 bine çıktı. Yasadan toplam 23 bin kişi yararlandı ve cezaevlerinde önemli ölçüde rahatlama sağlandı. Mahkûm sayısı 50 bin civarına indi. Ceza indiriminden yararlananlardan o dönem yeniden suç işleyenlerin sayısı da 672 kişi olarak belirlendi ve bu yasadan yararlananların yüzde 2’sinin de altında kaldı. Ancak mahkûm sayısında daha sonra yeniden artış oldu.

      Yeni Türk Ceza Kanunu’nun yürürlüğe girdiği 2005 Haziran’ında, cezaevindeki mahkûm sayısı da 75 bin olarak belirlendi. Yeni kanun da “af” niteliğinde düzenlemeler içerdiği için tahliyeler başladı. Cezaevlerindeki tutuklu ve hükümlü sayısı 52 bine indi. Tahliye edilenlerin çoğu hırsızlık ve gasp benzeri suç işleyenler arasından çıktı. Ancak 2005 Haziran’ında yürürlüğe giren yeni Türk Ceza Kanunu ardından, tahliye edilenlerin yeniden suça karıştılar. Onların dönmesiyle birlikte cezaevleri yeniden hızla dolmaya başladı.

Yorum yaparak destek olabilirsiniz

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s