“Çeklerde af ” dolandırıcılık nasıl önlenmelidir ?


Günümüzde uygulanan çek kanunu ile yeni çek kanun tasarısı arasındaki farkı bazı noktalarda belirleme açısından; özellikle piyasada çok sık yaşanılan bir karşılıksız çek ile dolandırıcılık hadisesi örneği vermek istiyorum. Hem de tacir olarak görünerek.
Şahıs basit usul bir işyeri açar ve daha sonra bu işyeri için tacir olarak gider ve bankada hesap açar. Bu hesaba da 10.000–15.000 TL gibi bir miktar para yatırır. Göstermelik iş yapar bir süre. Bankadan mal alabilmek için çek ihtiyaç duyduğunu belirterek çek talep eder. Tabii bankada bir süre parası durduğu için sicil de temiz olduğu için çek defterine kavuşur. Sonra bu çeklere belirli tutarlar yatırarak çevresindeki insanlara tahsil ettirir. Ve artık bankada ödenmiş çek sicili oluşmuştur. Çok iyi müşteriler sınıfına adım atmıştır. Sonra bankadan bu sefer şehir dışına mal almaya gideceğini ve 2 adet çek defterine ihtiyaç duyduğunu söyleyerek bankadan bu 2 çek defterini alır. Ve tabii ki final ulaştık. Şahıs çek defterleri ile beraber, o adresten kaybolur. Artık bu çek ile kimlerden mal alır, kimler hangi ümitlerle müşteri kazandığını zannederek çek vadesinde gerçeği anlar, artık bunu Allah bilir. Kime nasip kime kısmet demişler. Şimdi diyeceksiniz ki kim sorumsuzca satış yaparsa ona kısmet. Ama bu sorumsuz diye düşündüğümüz firmalardan biri(aslında geneli) çeki almadan önce çalıştığı bankaya çek yaprağı üzerindeki bilgileri vererek bankadan istihbarat almış. Çıkan istihbarat, şahısın ödenmemiş çeki olmadığını, aksine yakın zamanda da farklı miktarlarda çok sayıda çek ödemesi yaptığını öğrenmiş. Ve biliyoruz ki bu yapılabilecek tek istihbarattır. Tabii ki sizin müşterilerinizi araştırmak için kurduğunuz bir istihbarat departmanı yoksa.
Bilmeyenler veya ticari faaliyetten uzak olanlar bunun bu kadar kolay olabileceğine inanmaya bilir. Ama bu iş gerçekten bu kadar kolay. Ve maalesef yeni tasarı ile bu faaliyete engel olunabilecek tek bir nokta yok. Eskisinin bu olayda yaptırımı ne ise yeni tasarının da o olacak. Ve olan zavallı bankalarımıza olacak. Piyasadan milyarlarca Türk Lirası dolandırılmasından daha da kötü olan, bankalarımızın çek yaprağı başına 430 TL, yeni tasarı ile 470 TL gibi çok büyük bir kayıp yaşaması. Siz boş verin piyasadan ve esnafın cebinden çıkan milyarlarca Türk Lirasını. Esnaf kendine bir çare bulur kurtulur. Azalmış sermayesi ile çeklerini ödemeye çalışır. Ödeyemezse, bankadan alır. Bankadan alamazsa, faktöring kurumlarında çek bozdurur. Onu da yapamazsa, tefeciden ister. Ve bunlardan biri veya bir kaçını yaptıktan sonra, bütün malı mülkü borçlarını örtemez duruma gelir. Ve son perde de, ben bu aileyi ortada bırakmak istemem der, hepsini öldürür ve en sonunda intihar eder. Bakın kurtardı işte esnafımız kendini, sonsuz refaha erdi. Acaba bu olay oluşurken, bunun silsilesi ile kaç kişi bu refaha erişti. Aman çok şükür Allahtan bankalarımıza bir şey olmadı. Onlar olmasa ne olurdu halimiz. Acaba buraya kadar okuyanlardan kaç kişi bu konunun bir senaryodan ibaret olmadığını, bugün yaşananlar olduğuna inanıyor veya yaşanıldığını biliyor.
Şimdi gelin bir de İngiltere de bulunan duruma bakalım. Oranın vatandaşı için bankacılık sektöründe iki ayrı hesap türü var. Biri Tasarruf hesabı (Saving Account), diğeri Vadesiz hesap (Current Account). Tasarruf hesabı açmak diğer hesabı açmaya nazaran daha kolaydır. Tasarruf hesabı, genelde çocuk yaştakilere, yaşlılara ve çalışmayanlara açılan, hiç bir kredibilitesi ve özelliği olmayan hesaptır. Size sadece hesabınızdan para çekebilmeniz için bir bankamatik kartı verilir. Hesabınıza para yatırır, her ay hesabınızda işleyen para için faiz alır ve istediğiniz zaman bankamatik kartınızla hesabınızdaki paranın bir kısmını veya tamamını çekersiniz.
Ve konumuzu asıl ilgilendiren diğer hesap, yani Vadesiz hesaba bakalım. Vadesiz hesap açmak biraz daha zordur. Bu hesabın en önemli özelliği, bankanın sizi kredibiliteli müşteri olarak görmesidir. Bir kaç ay sonra hesabınız işlemeye başlayınca bankadan kişisel kredi hatta ev kredisi dahi çekebilirsiniz. Banka hesap açılır açılmaz size çek garanti kartı (ki bu kart ile yazacağınız çeklerin karşılıkları garanti edilmektedir), kredi kartı, çek karnesi vermektedir. Yani banka size eğer çek defteri veriyor ise bunun sorumluluğunu üzerine alıyor. Ve bizim şanssız dürüst esnafımızın ve sanayicimizin yaşadığını maalesef yaşamıyor. Çünkü artık çekler in karşılıklarıyla ilgili sorun büyük oranda ortadan kalkıyor.
Şu anda Türkiye de bu tür hadiselerden dolayı, ekonomik daralma ile beraber bu tür durumlarda bulunmaktadır. Yıllarca dürüst ticaret yapmış esnafımız ve sanayicimiz, bu gün gerek mevcut ekonomik şartlar, gerekse bu tür dolandırıcılık hadise si ile piyasanın daralmasından ötürü çeklerini ödeyememiş durumu düşmüştür. Ve maalesef dolandırıcılar bulunamazken, dürüst esnafımızın ve sanayicimizin adresi bulunabildiği için yargılanarak para cezasına çarptırılmaktadır. Zaten durumu olmadığı için çekini ödeyemeyen esnaf ve sanayicimiz, bu çek bedeli ile beraber cezayı da ödeyemediği için hapis cezası almaktadır. Gelişi güzel çek dağıtan bankalarımız, sadece çek yaprağı başına 430 TL ödeyerek sorumluluktan kurtulmaktadır. Eğer burada bir ticari ve ekonomik faaliyet var ise bu adaletsizliğin düzenlenmesi gerekmektedir. Ve bankaların sorumsuzca çek vermelerine engel veren düzenlemeler yapılarak, İngiltere de olduğu gibi çek defteri verdiği müşterisine kefil olmalıdır. Böylece ticarete daha yapıcı ve süreklilik verebilen bir ortam yaratılmalıdır.
Umarım Türkiye’nin önünü açabilmek ve sosyal düzenimizi geliştirme uğruna bu kadar çaba sarf eden AK Parti hükümeti,bu konuda da banka lobilerinden etkilenmeyerek ufku görerek gerekli düzenlemeleri yapmalıdır.

“karşılıksız çek ve yasal düzenlemeler” blogunda yayınlanan kullanıcı yorumlarındandır.

Reklamlar

6 responses to ““Çeklerde af ” dolandırıcılık nasıl önlenmelidir ?

  1. ” çek kullanarak dolandırıcılık yapmak” cezalar ne kadar ağırlaşırsa ağırlaşsın yapılacaktır.

    çözüm sapla-samanı ayırabilmektedir.

    çözüm borca hapisi kaldırmaktadır.

  2. Biz
    burada dürüst Ticaret insanlarından söz ediyoruz.Siz dolanırıcılardan söz ediyorsunuz.
    Çekte vade kalkarsa ;çek yazıldığı zaman bankadan yazılı teyid kodu alınır çekin üzerine günlük teyid kodu yazılırsa çekten dolayı dolandırıcılığın şartları oluşmaz.Bizlerde ticaret adamı vasfımıza helal getirmrmiş oluruz.
    Bizim amacımız ekonomik suçların cezasının ekonomik olmasıdır.
    Saygılarımla

  3. çek’ in ödenmemesi doğrudan dolandırıcılık olarak yorumlanmalıdır. A ncak böyle yorumlanırsa borca hapis tartışmaları ortadan kalkacaktır.

    dolandırıcılık tanımı netdir. borcunu ödeyememek bir dolandırıcılık değildir.

    • karşılıksız çek suçlarında kasıt unsuru aranmalıdır. Bu Türk Ceza Kanunun bir gereğidir.

      Kemal KILIÇDAROĞLU ‘na açık mektup yazıyoruz. Yaşasın tam bağımsız ve adil Türk Yargısı ! Yaşasın demokrasinin beşiği olan tam bağımsız Türkiye Büyük Millet Meclisi !

      ******

      Adalet komisyonun sayın üyeleri;

      Görüşmekte olduğunuz çek kanundan hapis cezasının ve hapis cezasına yol açabilecek düzenlemlerin çıkartın lütfen. yuvalar yıkılmasın. hapis yatarak borç ödenmez.

      Ahmet İyimaya Başkan AK Parti Ankara
      Hakkı Köylü Başkanvekili AK Parti Kastamonu
      Mehmet Emin Ekmen Sözcü AK Parti Batman
      İlknur İnceöz Katip AK Parti Aksaray
      Ahmet Aydın Üye AK Parti Adıyaman
      Zekeriya Aslan Üye AK Parti Afyonkarahisar
      Yılmaz Tunç Üye AK Parti Bartın
      Mehmet Tunçak Üye AK Parti Bursa
      Mehmet Salih Erdoğan Üye AK Parti Denizli
      Celal Erbay Üye AK Parti Düzce
      Veysi Kaynak Üye AK Parti Kahramanmaraş
      Ali Öztürk Üye AK Parti Konya
      İhsan Koca Üye AK Parti Malatya
      Mustafa Hamarat Üye AK Parti Ordu
      Yahya Akman Üye AK Parti Şanlıurfa
      Halil Ünlütepe Üye CHP Afyonkarahisar
      Turgut Dibek Üye CHP Kırklareli
      Ali Rıza Öztürk Üye CHP Mersin
      Rahmi Güner Üye CHP Ordu
      Ali İhsan Köktürk Üye CHP Zonguldak
      Hamit Geylani Üye DTP Hakkari
      Osman Ertuğrul Üye MHP Aksaray
      Metin Çobanoğlu Üye MHP Kırşehir
      Rıdvan Yalçın Üye MHP Ordu

      *****

      Avrupa Birliği uyum komisyonu’ nun sayın üyeleri,

      görüşmekte olduğunuz çek kanundan hapis cezasının ve hapis cezasına yol açabilecek düzenlemlerin çıkartın, lütfen. yuvalar yılkılmasın. hapis yatarak borç ödenmez.

      Yaşar Yakış Başkan AK Parti Düzce
      Lutfi Elvan Başkanvekili AK Parti Karaman
      Onur Başaran Öymen Başkanvekili CHP Bursa
      Fazilet Dağcı Çığlık Sözcü AK Parti Erzurum
      Osman Çakır Katip MHP Samsun
      Afif Demirkıran Üye AK Parti Siirt
      Burhan Kayatürk Üye AK Parti Ankara
      Yusuf Ziya İrbeç Üye AK Parti Antalya
      Cevdet Yılmaz Üye AK Parti Bingöl
      İbrahim Kavaz Üye AK Parti Erzurum
      Mustafa Öztürk Üye AK Parti Hatay
      Mehmet Sait Dilek Üye AK Parti Isparta
      Mehmet Beyazıt Denizolgun Üye AK Parti İstanbul
      Taha Aksoy Üye AK Parti İzmir
      Musa Sıvacıoğlu Üye AK Parti Kastamonu
      İsmail Hakkı Biçer Üye AK PartiKütahya
      Cüneyt Yüksel Üye AK Parti Mardin
      Çağla Aktemur Özyavuz Üye AK Parti Şanlıurfa
      Nevingaye Erbatur Üye CHP Adana
      Mustafa Şükrü Elekdağ Üye CHP İstanbul
      Algan Hacaloğlu Üye CHP İstanbul
      Osman Coşkunoğlu Üye CHP Uşak
      Ahmet Kenan Tanrıkulu Üye MHP İzmir
      Mithat Melen Üye MHP İstanbul
      Bengi Yıldız Üye DTP Batman
      Hüseyin Pazarcı

      ******

      Ayşe ARMAN, Zafer ÇAĞLAYAN ve Kemal KILIÇDAROĞLU ‘na Türkiye’de yaşanan bu hukuk depremi ile ilgilenmeleri için mektup yazıyoruz. Desteğinizi bekliyoruz.

      https://karsiliksizcek.wordpress.com/2009/08/17/kemal-kilicdaroglu-cek-magdurlarinin-sesini-duyunuz/

      • Ertuğrul Özkök ve Ayşe Arman bunları da denesin
        16 Temmuz 2009 17:04

        Doğan Grubu yazarlarından Ayşe Arman ve arkadaşı, tesettür kıyafet giyip İstanbul sosyetesinin eğlence yeri Reina’ya girmeyi denemiş ama girememiş. “Karşı mahalle” olan Fatih semtine ve mütedeyyin kesimlerin tatil yaptığı bazı yerlere de çeşitli kıyafetlerle girmişler. Onları da denemişler. Hanımefendi karşılaştıklarını dalga geçerek yayınladı. Güya mahalle baskısının ne olduğunu ispat ederek, mahalle baskısı sosyoloğu olan genel yayın yönetmenini haklı çıkarmaya çalışıyor.

        Kullanılan yöntem, aslında gazetecilik mesleği açısından mantıklı bir yöntem sayılabilir. Tabi aradığınızı söylediğiniz şeyi gerçekten bulmak istiyorsanız.. maksat gerçeği bulmak değil de maskaralık ve çarpıtma yapmak olunca hangi yolu denerseniz deneyin gerçeği bulamazsınız. Dolayısıyla Ayşe Arman’ın yaptığı maskaralıktan öte gidemedi. Gerçi Ayşe Arman’ın bir tek amacı var. Gündemde kalmak. Yazıları muhteva bakımından bir anlam taşımayınca, bazen soyunarak bazen çarşafa girerek kendinden söz ettiriyor. Şimdi biz de ister istemez onun arzu ettiğini yapmış oluyoruz. Ama olsun.

        Sosyolog Genel Yayın Yönetmeni Ertuğrul Özkök, mahalle baskısını gerçekten görmek istiyorsa, her türlü lüks tüketimin kışkırtıcı biçimde teşvik edildiği ülkede önce 550 lira aylık ücretle bir ay yaşamayı denesin.

        Kadınların taktığı peruğa kafayı takan Ertuğrul Özkök, yüzüne gerçekçi bir takma sakal takarak orduevinde görev yapan bir tanıdığını ziyarete gitsin. İçeri girmeyi denesin.

        Ertuğrul Özkök, kendisinin cumhurbaşkanı seçildiğini ama eşi başörtülü diye kendisinin başkomutan olmasına rağmen diğer komutanlarca kabullenilmek istenmediğini tahayyül etsin.

        Ertuğrul Özkök, kendisinin subay veya astsubay olduğunu ama dini vecibelerini, inançlarının gereğini yerine getirdi diye ordudan atıldığını düşünsün.

        Ertuğrul Özkök, ordu mensubu olduğunu düşünsün ve eşinin başı örtülü diye kendisinin ordudan ihraç edildiğini ve iade-i itibar için tüm hukuki yolların kapalı olduğunu, askerlik mesleği dışında bile herhangi bir iş bulamadığını düşünsün.

        ***

        Ayşe arman ve onun gibi düşünenler ise, bir gün askerin yemin törenine başı örtülü olarak gidip, “kardeşinin yemin töreninde yer almak istediğini” söyleyip yemin edilen askeri mahalle girmeyi denesin.

        Ayşe Arman, denemesi mümkün değil ama milletvekili seçildiğini ve doğal olarak TBMM genel kuruluna girmek istediğini fakat kendisinin sadece düşüncesi ve başörtüsü sebebiyle TBMM genel kurulundan karga tulumba dışarı atıldığını, arkasından da gözü dönmüş bir savcı tarafından gece yarısı evinin basıldığını düşünsün. Sonra da milletvekilliği hakkından mahrum edildiğini..

        Ayşe Arman başını örtsün ve en yakın bir üniversite kampusüne bir öğrenci olarak girmeyi denesin. Nasıl karşılandığını anlasın..

        Ayşe Arman bir an için üniversiteyi bitirdiğini ve fakülte birincisi olduğunu ikinci, üçüncü ve daha geride dereceye girenler ödüllendirilirken kendisinin sahneye bile çıkarılmadığını, ya da sahneye çıkmış olsa bile bir terörist gibi ağzının kapatılarak yaka paça dışarı atıldığını, ödüllendirilmek bir yana hakaret edildiğini düşünsün.. bütün bunların tek sebebi ise başındaki örtü olsun..

        Ayşe Arman, ailesi veya kendisi istediği için devam etiği imam hatip lisesi’ni birincilikle bitirdiğini, iki milyona yakın öğrencinin katıldığı sınavda Türkiye ikincisi olduğunu, hukuk fakültesi istemesine rağmen adaletsizce kesilen puanlar nedeniyle arzu etmediği tek okula mahkum edildiğini düşünsün.

        Bir belediye başkanı, milletvekili ya da bürokratın başörtülü eşi olarak 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı’nda subaylarla yan yana protokolde yer almayı denesin.

        Ayşe Arman, eşinin cumhurbaşkanı olduğunu ama kendisinin başörtüsü sebebiyle komutanların, kocasının cumhurbaşkanlığını kabullenmek istemediklerini düşünsün.

        Bütün bu denemeler ve yapılacak muhakemeler sonucunda Ertuğrul Özkök ve Ayşe Arman, tüm ilkel düşüncelerini ve ön yargılarını bir yana bırakıp değerlendirmelerine rağmen, karşılaştıklarından mutlu ve huzurlu iseler, laik-demokratik bir ülkede bunların normal bir uygulama olduğunu kabul edebiliyorlarsa biz de susalım, Ertuğrul Özkök ve Ayşe Arman gibi düşünelim.

        Yok. Ayşe Arman ve Ertuğrul Özkök kendi aralarında tiyatro yapmak ve milleti eğlendirmek istiyorlarsa şaklabanlığı ve gazeteciği bırakıp adam gibi tiyatro yapsınlar. Biz de bilet alıp onları saygı ile dinleyelim.

      • Başbuğ ve Ergin’den PKK’nin geleceği
        28.08.2009 – 06:30
        Genelkurmay Başkanı Org. Başbuğ, PKK üyelerini teslim olmaya ve Türk adaletine güvenmeye çağırdı. Adalet Bakanı Ergin ise Kürt açılımı kapsamında belli unsurlara yönelik düzenleme yapmayacaklarını söyledi.
        Zafer Haftası kutlamalarına katılmak üzere Afyon’a giden Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ, gazetecilerin terörle mücadele raporu hakkındaki soruları üzerine bazı açıklamalar yaptı.

        Başbuğ: Gelin teslim olun
        Temmuz ayında 14 PKK üyesinin teslim olduğunu, bunların on ikisinin adli soruşturma ya da tutuksuz yargılama neticesinde serbest bırakıldığını, ikisinin mahkemeye sevk edildiğini belirten Başbuğ, “Baştan beri söylediğimiz de bu zaten. Türk adaletine güvenin. Her zaman söylüyoruz, gelin Türk adaletine teslim olun” dedi.

        Adalet Bakanı Sadullah Ergin de dün çeşitli konuların yanı sıra Kürt açılımı ile ilgili açıklamalarda bulundu. Kabine revizyonuyla Bakanlık koltuğuna oturan Ergin, NTV’ye verdiği röportajda teslim olan PKK’lılar ile ilgili soruları yanıtladı.

        Belli unsurlara yönelik düzenleme yapmayız
        “Demokrasi açılımı ya da Kürt açılımı ile, burada sizin bakanlığınızı da ilgilendiren çok önemli bir düzenleme gündeme gelebilecek. Açılım kapsamında teröre bulaşmamış eylemlere bulaşmamış teröristlerin dağdan indirilmesini kolaylaştıracak bir yasal düzenleme gündeme gelebilecek. Buna gerek var mıdır? İlk etapta yapılabilir mi ya da TCK’nın ilgili maddesi zaten bunun için yeterli mi?” şeklindeki soruyu yanıtlayan Ergin, söz konusu sürecin “Kürt açılımı değil demokratik açılım” olduğunu söyleyerek söze başladı.

        Bundan dolayı sürecin sadece Kürtleri ilgilendirmediğini ve sadece belli unsurları kapsayan bir çalışma yapmadıklarını vurgulayan Ergin, amaçlarının her gelişmiş demokraside olduğu gibi Türkiye’deki 72 milyon vatandaşın kendini hür ve rahat hissetmesini sağlayacak tedbirleri almak olduğunu söyledi.

        Ergin, “Kendini farklı şekilde kültürel anlamda hisseden insanımız kendi kültürünü kendi inanışlarını geleneklerini kendi kutsallarını özgürce yaşayabilmeli bunu ifade edebilmeli. Herkesin kendini birinci sınıf vatandaş hissetmesini sağlamak ve sağlatmak bunu hissettirmek, devletin görevidir. Yoksa etnik anlamda bir gruba bir sınıfa ayrıcalıklı bir düzenleme söz konusu değil böyle bir çalışmamız yok” diye konuştu.

        Ergin’in “teröristler” ile ilgili soruya Kürt halkı ve etnisite üzerinden yanıt vermesi gözden kaçmadı.
        (soL – Haber Merkezi)

        https://karsiliksizcek.wordpress.com/2009/11/04/cek-kanunu-yoktur/

Yorum yaparak destek olabilirsiniz

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s