Yengeç sepetinin kapağı olmaz. Hadi çek mağdurlarını cezalandıralım.


fatih-35

dünya’da tahmin edemeyeceğimiz kadar büyük değişiklikler oluyor. bizler malesef bunları takip etmekte zorlanıyoruz, çünkü ekonomik derdimiz çok büyük, psikolojimiz iyi değil, ailelerimiz dağılmış, hayat gittikçe pahalanıyor, gazete, dergi gibi yayınları bile alamıyor olabiliriz. ancak, interneti oluşturanlar sağolsun ki buradan pek çok bilgiye ulaşmak sevdiklerimiz ile haberleşmek mümkün.

dünya üzerinde neler oluyor: avrupa ekonomik olarak zorlanıyor, amerika kendisini tehdit eden krizi dünyanın değişik ülkelerine pas etti. ama zaten yaşlı nüfusa sahip olan avrupa bu ikinci dalgayı üzerinden atamayabilir. belki Türkiye’nin AB’ye girmemesi hayırlı olur diyebilir miyiz.

dünya bir satranç tahtası ile Türkiye bu tahtanın merkezindedir. bunu ben söylemiyorum, yıllarca önce Wall Street Journal’da bir ilanda görmüştüm. batı ile doğunun kesiştiği yerdedir. bu satranç tahtasının en önemli taşı enerjidir. enerjiye sahip olan gücü elinde tutuyor. ABD ikiz kuleleri bile bahane ederek, enerji (petrol) merkezlerine ulaşmak için bu ne kadar masraf yaptı. Halbuki enerji bizim çevremizde, Orta Asya Türk Cumh, Orta Doğu, Rusya… Hem petrol, hem doğalgaz…. Ülkemiz toprakları ayrıca çok verimli.. Peki elinde KARE AS’ı olan bir ülke bunları neden değerlendiremiyor. Çünkü, biz birbirimizle uğraşıyoruz…….. Sadece Orta Asya’nın, Orta Doğu’nun enerjisini Avrupa’ya taşısak ekonomimiz döner… Üreteceğimiz gıda malzemeleri ise fazlamız olur…. Sanayiyi hiç saymıorum bile… biz hala kaba kuvvetle işleri çözme peşindeyiz, askeri kuvvet, polis kuvveti, karşımızdaki bizi anlamıyorsa bak haaa…sonra buraya geliriz….hala işleri masa başında çözmeyi tam öğrenemedik…..dünyada söz sahibi olmak için bunu başarmamız gerekir….

bundan sonra ne olacak, dünyadaki değişim ne olacak, bizi nasıl etkileyecek… amerika hala sıkıntıda, avrupa’da kriz çanları ikinci defa ve daha güçlü çalıyor… Türkiye’de işler daha uzun vadeli, bizi de 2010′da daha büyük sıkıntılar bekliyor. zaten kredi kartı, çek, senet istatistikleri ortada, sokağa çıkıp dolaşmak yeter kiralık, satılık yerleri görmek yeterli aslında. bizde ekonominin yönetimi hala bizde değil, dünyada bankalar batarken, bizdeki bankalar çok yüksek kar açıklayıp eleman alıyorlar. peki eleman almaları hayırlarından mı.. bence “hayır” yüksek faiz, yüksek kar, daha az vergi ödemek için… bu normal mi, işte bütün sorun burada, bu normal değil…. bu bankaların artık çoğu yabancı, yani ülkede kredi verdikleri her işletmenin karına ortaklar ve bu karlar yurtdışına gidiyor…bu bir nevi kapütülasyonların geri gelmesi…

bankaların bu kadar karlı durumda iken, çek mağdurları ile uğraşması çok gerekli olmayabilir, yani insanları içeri attırmak onlara bir fayda kazandırmaz, onun yerine alacaklarını aciz sertifikası ile vergiden düşmek daha iyi olabilir. hükümet bu konuda daha uzlaşmacı olabilir. burada çek mağdurlarına karşı avukatlar daha etkililer, ancak yargıtay ve anayasa mah. yerel mahkemelere göre daha umut veririci..çünkü, farklı yerel mahkemeler kanunu farklı yorumlayıp aynı suçlar için farklı cezalar veriyorlar. bu kaosun boyutunu ortaya koyuyor. devlet ise bu cezaya devam etmekle aslında kendine zarar veriyor, çünkü cezaevindekilere bakmak zorunda. akıllı bir ekonomi yönetimi giderleri kısmaya bakar. ya herkesi içeri atacak ve bunlara bakmak için hem sürekli vergileri artıracak hem de 10 milyon kişiyi karşısına alacak, ya da farklı bir çözüm bulup cami duvarına işemekten vaz geçecek. bence çözümü seçim yatırımı olarak düşünüp bekletiyorsa, çok yanlış yapar, çünkü kimsenin haceti kalmadı artık….

Çevremizde ise, Orta Asya kapalı devletler gelirleri iyi, yani onlara pek bir şey olmaz. Orta Asya ile ilişkilerin geliştirilmesi bu dönemde iyi olabilir mi acaba, halihazırda ABD ve Avrupa kendi dertleri ile uğraşıyorken.. Orta Doğu ise fitil gibi, her an patlıyabilir. ABD orada tarihinin ikinci büyük yenilgisi aldı, enerji için itibarını kaybetti. Burada Türkiye için fırsatlar var, politik olarak kazandığımız başarılar ekonomik olarak da sürüdürülürse Orta Doğu’da ciddi kazanımlar yakalabilir miyiz…..Çin ile ilişkilerimiz gelişmek üzere iken birileri Uygur bölgesi’nde sorun çıkardılar ve yapılan girişimler sonuçsuz kaldı. Çünkü Türkiye Çin için iyi bir ortak olabilirdi, Avrupa’ya yakın, tarihten birbirimiz çok iyi tanıyoruz. Çin’in istediği bazı kaynaklara sahip…

Peki bu kadar sorunu bu dünya kaldırabilir mi…. Orta Doğu’da bir savaş çıkar mı…. Bu savaş nasıl bir savaş olur ve kimleri etkiler…. Türkiye’nin hiç bir savaşa girmeyeceği kesindir… Ama nasıl etkilenir…. Ama böyle bir savaşa hazır mıdır…

Diğer bir ihtimal, 2010′un çok sıkıntılı geçeceğidir. Türkiye’de ihracat azalacak mıdır, ekonomi zorlanacaktır mıdır, küçük işletmeler kapanacak mıdır, büyükler küçülecektir midir, işsizlik artacak mıdır, vergiler yükseltilecektir midir… icra, iflas işlemleri çok can yakacak mıdır……ülkede şu anda sadece çek mağduru olduğu için çalışamayan 1 milyon insan vardır, bunların çoğu da vasıflıdır… bu mağdurlara kim sahip çıkacaktır….

bu konuda belki bir başlık yapıp, hep birlikte değerlendirebiliriz belki de geleceğimizi şekillendirmekte aktif rol oynarız..

  • 2010 Şubat 7
    Ben

    Yengeç sepetinin kapağı olmaz.

    Sayın fatih-35, bizler mağduriyetimiz nedeniyle, önceliklerimizi yeniden belirledik. Kitap okuyamaz, Tv izleyemez, haber dinleyemez, sunu ve panellere katılamaz olduk.

    Arkadaş çevrelerimizden hatta ailelerimizden bile uzaklaşmak zorunda kaldık. çağımızda bilgiye ulaşmak, sosyal paylaşımlar, tartışmalar internet sayesinde daha bir kolay oldu. Bunun kötü yanları da asosyal ya da durağan kişilikler olarak karşımıza çıkmaktadır.

    Enerji, verimli toprak gibi argümanlar ülkemizde gerçekten oldukça fazla ancak bu argümanların kullanılması konusunda ise uygar ve kapitalist toplumlar, başladıkları günden bugüne kadar önce sanayi toplumu olunmasını bize öğütlediler, 70 li yıllar da “makina yapan makinaları üretmeliyiz” sloganı benimsetildi. Üretim yetmez üretimi yapacak olan makinaları yapmalısınız dediler.

    70 -80 yılları arasında çifti çubuğu bırakıp sanayiye yöneldik. Ağır sanayi hızlandı. Demir çelik, çimento gibi sektörlerini terk eden uygar ve kapitalist ülkeler bu sanayi makinalarını ülkemize sattılar.
    hepimizi bu işlere yönlendirdiler.

    Tarım ürünlerimiz ucuz fiyatlara alınarak, çiftçimizi yeni dönemde ürün yetiştirmemeye zorladılar.. Örnek mi istiyorsunuz? alın size örnek canlı şahidiyim. 70 li yıllarda Mersin de yaşayanlar bilir. Buğday gemileri yüklenir ve başta Amerika olmak üzere tüm avrupa ülkelerine gönderilirdi. Domates, biber, pamuk, yükleyen gemiler yine aynı ülkelere gönderilirdi.

    Bu arada o ülkelerden gelen gemiler de de sadece gübre olurdu. (Suni gübre) 80 li yıllarda durum yavaş yavaş değişti amerika’dan ve diğer avrupa ülkelerinden gelen gemiler de tohumlar gelmeye başladı.

    Gelen tohumlar kullanılmaya başlandı.. 90 lı yıllarda nedense Aynı gemiler Buğday başta olmak üzere diğer tarım ürünleriyle ülkemize gelmeye başladı..

    İstenilen oyun sergilenmeye başlanmıştı; üretimi kolay olan ve insanın salt yaşamı için gerekli olan beslenme ihtiyacını karşılayan temel ürünler uygar ülkeler tarafından ülkemize satılmaya başlanırken, ülkemizden üretimi insan sağlığı için zararlı olan demir çelik, çimento gibi ürünler satın alınmaya başlandı. Ucuz insan gücü gerekli olan otomobil fabrikaları ülkemize kurulmaya, marka ve Satış kısmı yine kendilerinde kalmak üzere üretimleri ülkemizde yaptırılmaya başlandı..

    Geldik 2000 li yıllara, Üretmeyen uygar avrupa ve Amerika ülkelerinin bankaları verdikleri kredilerin karşlığında aldığı teminatların enflasyonu dolayısıyla Dünya da ekonomik kriz başlayınca; ülkemiz de nasibini “teğet” olarak aldı..

    İlk önce, sermayesi kısıtlı olan, küçük sanayici ve üreticiler zarar gördü, İşçilik ücretlerini ödeyemedikleri için işçi çıkarmaya başladılar. İşsizlik ekonomimizi daha da zorladı. Satın alma gücü düştükçe küçük işletmeler ürün satamaz oldular.. “tavuk mu yumurtadan çıktı, yumurta mı tavuktan” teorisi cevabını buldu.

    Ülkemizde eksik olan insan haklarına, daha çok ihtiyaç olduğu bu dönemde, yargı siyasallaştırılmaya çalışıldıkça köşeye sıkıştı. Hatta bazı kararlarını hukuka uygun olmamasına karşın “ekonomik olarak sıkıntı doğar” gerekçesiyle yanlı olarak vermeye başladı.

    Dünyanın hiç bir yerinde olmayan “borca hapis” cezaları ekonomi bozulur gerekçesiyle verilmeye devam edildi.

    Biz mağdurların bir araya gelip, örgütlü bir şekilde mücadele etmemiz istenilmedi. ayrılıklar, küslükler, menfaat çatışmaları meydana geldi. mücadelemizde bizi bir araya getirerek güçlenmemizi sağlayacak dernek zar zor kuruldu.

    Bulunduğumuz çukurdan yukarı çıkmaya çalıştıkça, bizden olanlar yukarı çıkmak iteyenleri aşağı doğru çekmeye başladılar..

    Evet yengeç sepetinin kapağı olmaz. Çünkü sepet den yukarı çıkmak isteyen yengeçler diğer yengeçler tarafından aşağı doğru çekilirler..

    Sizce mağdurlar ve yengeçler arasındaki benzerlik nedir?

    buradan başlarsak umarım geleceğimizi şekillendirmek için ilk çekici taşa vurabiliriz diye düşünüyorum..

    Saygılarımla,

    • 2010 Şubat 7
      fatih-35

      çok doğru, çinliler bunu binlerce yıl önce keşfetmişler, içten çökertmeyi….

      sayın admin, bu konu için yeni bir başlık açıp oraya taşıyabilir misiniz.

Reklamlar

15 responses to “Yengeç sepetinin kapağı olmaz. Hadi çek mağdurlarını cezalandıralım.

  1. TEKEL işçileri nin mücadelesi; bizim hareketimizin mücadelemizin yoldaşı olmuştur.
    AKP nin işçilere arsa rantı için uyguladığı zulüm AKP nin sonunu getirecektir.
    AKP kendi dünya görüşünü sahiplenen iş adamları için bizleri yok etmiştir.
    Ordu komutanlarımızı, askerlerimizi sıradan suçlular gibi hapislere tıkmıştır.

    Çok suçludur çooooook.Hakettiği cevabıda bizden zamanı gelince alacaktır.

  2. iyi pazarlar.

    büyük resim: ülke borçlanıyor, kapütülasyonlar 2010 yaşanıyor. 80 yıl önceki resim tekrar gözler önüne geliyor. tarih hocaları öyle diyor. bizim sahip olamadığımız önemli bir insan, yurtdışında yaşamak zorunda ve yabancı istihbaratcılar bu adamı Türkiye’yi yönetmek için kullanabiliyorlar. stratejistleri böyle söylüyor.

    küçük resim: bizler artık çok sıkıldık, saracak yer arıyoruz, bulamazsak internette birbirimize sarıyoruz. 🙂 bence birbirimize sarmayalım, birbirimize sarılalım, bize sahip çıkanlara sarılalım….

  3. Sayın İşcan’ın son yazısını okuyunca, bir vehamet içersinde olduğunu sezdim. O nedenle de “yengeç sepetinin kapağı olmaz” başlığı altında yazmayı uygun gördüm.

    Kosiad derneği bir çek mağdurluğu derneğimidir? sanmıyorum en azından sağ tarafta gördüğünüz logosunun altında “KOSİAD dayanışma derneği” yazıyor. Beğenilir, ya da beğenilmez ama birliktelik adına kurulmuştur. Yeri gelmişken Kosiad’ın dernek ana sözleşmesi blogda yayınlanamaz mı? herkes okusun..

    Hükümet ve bazı muhalefetlerin yanlışlıklarını yakınen takip ediyoruz. Birisinin iyi dediğine diğeri kötü demektedir. Ortak nokta, milli menfaat gibi oluşumlar yok sayılmaktadır. Hukukun üstünlüğü tartışılır hale gelmiştir.

    “Kimdir onlar” bizlerin, sizlerin, onların seçtikleridir ya da destekledikleridir. – Nema, Nemalanmak – her şeyin üstünde tutulduğu sürece bir araya gelebilmek, birlik olabilmek nedense zorlaşmaktadır.

    Oysa ne kadar da kolaydır. Ortak amaç etrafında birleşebilmek, bir olabilmek, mücadele etmek, halbuki Sayın İşcan’ın da dediği gibi “ben yaparım, biz yaparız başka kimse yapamaz” görüşü bizleri yengeç sepetindeki yengeçler haline getirmektedir. Kapağı olmadığı halde sepetten çıkamıyoruz. Sırf yukarı çıkmak isteyene sarılıp, çıkmasına engel olduğumuz için..

    B.Franklin’in dediği gibi ” hayatın trajedisi şudur, çok çabuk yaşlanır ama çok geç akıllanırız”

  4. Hacettepe Üniversitesi Fen Fakültesi Dekanlığı, TEKEL işçilerine destek vermek için Beytepe Kampusu Öğretim Üyeleri kafeteryasında eylem yapan 96 öğrenciye hakkında soruşturma başlattı. Üniversite, bu soruşturmayla da yetinmedi ve öğrencileri velilerine bir yazıyla şikâyet etti. …

  5. dünya orduları ve zamanın hükümeti tarafından aranan bir adam, yanında bir kaç vatansever, tek başına, bir gemi ile, herşeyini hatta ailesindeki erkekleri bile Balkan Savaşı, 1nci Dünya Savaşı ve nicesinde kayıp etmiş bir halk, para yok, hasat az… bu halk bunu başarır… sadece bize yol gösterenlere inanalım, onlar ile mücadele edelim….

  6. tartışmanın özü basitdir. Dünya değişiyor. Türkiye değişiyor. Çek kanunu değişmiyor.

    Çek kanunundan gelen mağduriyetler kaldıralamıyor.

    • değiştirmenin bir yolunu bulmalıyız, o zaman…..
      “azimle ….. betonu bile deler” derler ……

      • Bkz. Tekel işçilerinin direnişi..

        Pek tabiki arkasında mali gücü ve yasalardan gelen hakları olan sendikalar var. Bunu küçümseyemeyiz.

        Ama tarihte tek kişilik bile mücadeleler vardır. Mevcut duruma göre yeni bir strateji belirleyebilir ve bir güç oluşturabilirsek neden olmasın?

      • sevgili fatih-35

        aynı şey karşı taraf içinde geçerli. ve adım adım sonuca yaklaşıyorlar, 5. maddeyi ve geçici maddeleri iptal ettirdikten sonra herkes yine köşe kapmaca oynayacak.

        çoooook fena yapacaklar, çooooook

Yorum yaparak destek olabilirsiniz

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s