Çek kanunu ve anayasa mahkemesi yolları


ANAYASA MAHKEMESİ BAŞKANLIĞINA

(Yürürlüğü Durdurma İstemlidir)

DAVACI (İptal İsteminde Bulunan) ……….. : Anamuhalefet Partisi olan Cumhuriyet Halk Partisi’nin TBMM Grubu adına Grup Başkanvekilleri; Hakkı Suha OKAY (Ankara) ve Kemal KILIÇDAROĞLU (İstanbul).(Yetki belgesi ilişiktedir)
İPTALİ İSTENEN KANUN ……………………… : 14.12.2009 tarihli ve 5941 sayılı Çek Kanununun;

1) 5 inci maddesinin birinci fıkrasının birinci ve ikinci cümleleri,

2) 5 inci maddesinin ikinci fıkrasının ikinci cümlesi,

3) 5 inci maddesinin üçüncü fıkrasının ikinci cümlesi,

4) 5 inci maddesinin dördüncü fıkrasındaki “gerçek ve” ibaresi,

5) 5 inci maddesinin dokuzuncu fıkrası,

6) 5 inci maddesinin onbirinci fıkrası,

7) 6 ncı maddesi,

8) 7 nci maddesi,

9) Geçici madde 1’in üçüncü ve dördüncü fıkraları.

DAVA KONUSU …………………………………… : 14.12.2009 tarihli ve 5941 sayılı Çek Kanununun;

1) 5 inci maddesinin birinci fıkrasının birinci ve ikinci cümlelerinin,

2) 5 inci maddesinin ikinci fıkrasının ikinci cümlesinin,

3) 5 inci maddesinin üçüncü fıkrasının ikinci cümlesinin,

4) 5 inci maddesinin dördüncü fıkrasındaki “gerçek ve” ibaresinin,

5) 5 inci maddesinin dokuzuncu fıkrasının,

6) 5 inci maddesinin onbirinci fıkrasının,

7) 6 ncı maddesinin,

8) 7 nci maddesinin,

9) Geçici madde 1’in üçüncü ve dördüncü fıkralarının,

iptallerine ve iptal davası sonuçlanıncaya kadar yürürlüklerinin durdurulmasına karar verilmesi istemi.

İPTALİ İSTENEN KANUNUN YAYIM TARİHİ …. : 14.12.2009 tarihli ve 5941 sayılı Çek Kanunu, 20.12.2009 tarih ve 27438 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanmıştır.

I. OLAY

14.12.2009 tarihli ve 5941 sayılı Çek Kanunu 20.12.2009 tarihli ve 27438 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.

Bu Yasa’da Anayasaya aykırı kurallara yer verildiğinden, bu kuralların iptalleri için, iptal davası sonuçlanıncaya kadar yürürlüklerinin durdurulması da istenerek Anayasa Mahkemesi’ne iptal davası açılması zorunlu görülmüştür.

Aşağıda önce 14.12.2009 tarihli ve 5941 sayılı Çek Kanununun iptali istenen hükümlerine yer verildikten sonra, iptali istenen bu hükümlerle ilgili olarak Anayasaya aykırılık gerekçeleri açıklanmıştır.

II. İPTALİ İSTENEN HÜKÜMLER

1) 14.12.2009 Tarihli ve 5941 Sayılı Çek Kanununun 5 inci Maddesinin Birinci Fıkrasının Birinci ve İkinci Cümleleri

14.12.2009 tarihli ve 5941 sayılı Kanunun 5 inci maddesinin iptali istenen cümleleri de içeren birinci fıkrası aynen şöyledir:

“(1) Üzerinde yazılı bulunan düzenleme tarihine göre kanunî ibraz süresi içinde ibrazında, çekle ilgili olarak karşılıksızdır işlemi yapılmasına sebebiyet veren kişi hakkında, hamilin şikâyeti üzerine, her bir çekle ilgili olarak, binbeşyüz güne kadar adlî para cezasına hükmolunur. Ancak, hükmedilecek adlî para cezası, çek bedelinin karşılıksız kalan miktarından az olamaz. Mahkeme ayrıca, çek düzenleme ve çek hesabı açma yasağına; bu yasağın bulunması hâlinde, çek düzenleme ve çek hesabı açma yasağının devamına hükmeder. Bu davalar, çekin tahsil için bankaya ibraz edildiği veya çek hesabının açıldığı banka şubesinin bulunduğu yer ya da hesap sahibinin yahut şikâyetçinin yerleşim yeri mahkemesinde görülür.”

İptali istenen “Üzerinde yazılı bulunan düzenleme tarihine göre kanunî ibraz süresi içinde ibrazında, çekle ilgili olarak karşılıksızdır işlemi yapılmasına sebebiyet veren kişi hakkında, hamilin şikâyeti üzerine, her bir çekle ilgili olarak, binbeşyüz güne kadar adlî para cezasına hükmolunur. Ancak, hükmedilecek adlî para cezası, çek bedelinin karşılıksız kalan miktarından az olamaz.” cümleleridir.

2) 14.12.2009 Tarihli ve 5941 Sayılı Çek Kanununun 5 inci Maddesinin İkinci Fıkrasının İkinci Cümlesi

14.12.2009 tarihli ve 5941 sayılı Kanunun 5 inci maddesinin iptali istenen cümleyi de içeren ikinci fıkrası aynen şöyledir;

“(2) Birinci fıkra hükmüne göre çek karşılığını ilgili banka hesabında bulundurmakla yükümlü olan kişi, çek hesabı sahibidir. Çek hesabı sahibinin tüzel kişi olması hâlinde, bu tüzel kişinin malî işlerini yürütmekle görevlendirilen yönetim organının üyesi, böyle bir belirleme yapılmamışsa yönetim organını oluşturan gerçek kişi veya kişiler, çek karşılığını ilgili banka hesabında bulundurmakla yükümlüdür.

İptali istenen “Çek hesabı sahibinin tüzel kişi olması hâlinde, bu tüzel kişinin malî işlerini yürütmekle görevlendirilen yönetim organının üyesi, böyle bir belirleme yapılmamışsa yönetim organını oluşturan gerçek kişi veya kişiler, çek karşılığını ilgili banka hesabında bulundurmakla yükümlüdür.“ cümlesidir.

3) 14.12.2009 Tarihli ve 5941 Sayılı Çek Kanununun 5 inci Maddesinin Üçüncü Fıkrasının İkinci Cümlesi

14.12.2009 tarihli ve 5941 sayılı Kanunun 5 inci maddesinin iptali istenen cümleyi de içeren üçüncü fıkrası aynen şöyledir;

“(3) Çek hesabı sahibi gerçek kişi, kendisi adına çek düzenlemek üzere bir başkasını temsilci veya vekil olarak tayin edemez. Gerçek kişinin temsilcisi veya vekili olarak çek düzenlenmesi hâlinde, bu çekten dolayı hukukî ve cezaî sorumluluk çek hesabı sahibine aittir.

İptali istenen “Gerçek kişinin temsilcisi veya vekili olarak çek düzenlenmesi hâlinde, bu çekten dolayı hukukî ve cezaî sorumluluk çek hesabı sahibine aittir.” cümlesidir,

4) 14.12.2009 Tarihli ve 5941 Sayılı Çek Kanununun 5 inci Maddesinin Dördüncü Fıkrasındaki “gerçek ve” İbaresi

14.12.2009 tarihli ve 5941 sayılı Kanunun 5 inci maddesinin iptali istenen ibareyi de içeren dördüncü fıkrası aynen şöyledir;

“(4) Karşılıksız çek düzenleyen, adına karşılıksız çek düzenlenen ve ileri düzenleme tarihli çek üzerinde yazılı tarihe göre kanunî ibraz süresi içinde ibrazında, karşılığını ilgili banka hesabında bulundurmayan gerçek ve tüzel kişi hakkında, soruşturma evresinde Cumhuriyet savcısının talebi üzerine, sulh ceza hâkimi tarafından, kovuşturma evresinde resen mahkeme tarafından, karşılıksız çıkan her bir çekle ilgili olarak, çek düzenleme ve çek hesabı açma yasağı kararı verilir.”

İptali istenen “gerçek ve” ibaresidir.

5) 14.12.2009 Tarihli ve 5941 Sayılı Çek Kanununun 5 inci Maddesinin Dokuzuncu Fıkrası

14.12.2009 tarihli ve 5941 sayılı Çek Kanunun 5 inci maddesinin dokuzuncu fıkrası aynen şöyledir:

“(9) Karşılıksız kalan bir çekle ilgili olarak yapılan soruşturma veya kovuşturma neticesinde;

a) Cumhuriyet savcısı tarafından kovuşturmaya yer olmadığına,

b) Mahkeme tarafından, beraat, ceza verilmesine yer olmadığı, davanın düşmesi veya davanın reddine,

karar verilmesi hâlinde, aynı kararda, çek düzenleme ve çek hesabı açma yasağının kaldırılmasına da karar verilir. Bu karar, kesinleşmesi hâlinde, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasına sekizinci fıkradaki usullere göre bildirilir ve ilân olunur.”

6) 14.12.2009 Tarihli ve 5941 Sayılı Çek Kanununun 5 inci Maddesinin Onbirinci Fıkrası

14.12.2009 tarihli ve 5941 sayılı Çek Kanunun 5 inci maddesinin onbirinci fıkrası aynen şöyledir:

“(11) Birinci fıkrada tanımlanan suç nedeniyle kamu davasının açılmasının ertelenmesine, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına, ön ödemeye ve 04.12.2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 297 nci maddesinin üçüncü fıkrasındaki tebliğnamenin tebliğine ilişkin hükümler uygulanmaz.”

7) 14.12.2009 Tarihli ve 5941 Sayılı Çek Kanununun 6 ncı Maddesi

14.12.2009 tarihli ve 5941 sayılı Çek Kanunun “Etkin Pişmanlık ve Yasak Kararının Kaldırılması” başlıklı 6 ncı maddesi aynen şöyledir:

“(1) Karşılıksız kalan çek bedelini, üzerinde yazılı bulunan düzenleme tarihine göre kanunî ibraz tarihinden itibaren işleyecek 3095 sayılı Kanuna göre ticarî işlerde temerrüt faiz oranı üzerinden hesaplanacak faizi ile birlikte tamamen ödeyen kişi hakkında;

a) Soruşturma aşamasında Cumhuriyet savcısı tarafından kovuşturmaya yer olmadığına,

b) Kovuşturma aşamasında mahkeme tarafından davanın düşmesine,

c) Mahkûmiyet hükmünün kesinleşmesinden sonra mahkeme tarafından hükmün bütün sonuçlarıyla ortadan kaldırılmasına,

karar verilir.

(2) Şikâyetten vazgeçme hâlinde de birinci fıkra hükmü uygulanır.

(3) Kişi, mahkûm olduğu adlî para cezası tamamen infaz edildikten veya bu cezayı ödemediği için hakkında hapis uygulanıp serbest bırakıldıktan itibaren üç yıl ve her hâlde yasağın konulduğu tarihten itibaren on yıl geçtikten sonra, hükmü veren mahkemeden çek düzenleme ve çek hesabı açma yasağının kaldırılmasını isteyebilir; mahkemenin vereceği karara itiraz edebilir. Çek düzenleme ve çek hesabı açma yasağının kaldırılmasına ilişkin karar kesinleştiğinde, yasağın kaldırıldığı, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasına 5 inci maddenin sekizinci fıkrasındaki usullere göre bildirilir ve ilân olunur.“

8) 14.12.2009 Tarihli ve 5941 Sayılı Çek Kanununun 7 nci Maddesi

14.12.2009 tarihli ve 5941 sayılı Çek Kanunun “Diğer Ceza Hükümleri” başlıklı 7 nci maddesi aynen şöyledir:

“(1) Tacirin ticarî işletmesiyle ilgili iş ve işlemlerinde, tacir olmayan kişinin çek defterini kullanarak çek düzenleyen ve düzenleten kişi altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(2) Tacir olmayan kişiye tacir kişiye verilmesi gereken çek defteri veren banka görevlisi hakkında elli günden yüzelli güne kadar adlî para cezasına hükmolunur.

(3) 2 nci maddenin üçüncü fıkrasındaki yükümlülüğe aykırı olarak bankaya gerçek dışı beyanda bulunan kişi, üç aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Beyanname almadan veya beyannameye rağmen, hakkında çek düzenleme ve çek hesabı açma yasağı bulunan kişiye veya bu kişinin yönetim organında görev yaptığı veya temsilcisi ya da imza yetkilisi olduğu tüzel kişiye çek defteri veren banka görevlileri elli günden yüzelli güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılır.

(4) Kısmen veya tamamen karşılığı bulunmayan çekle ilgili olarak, talebe rağmen, karşılıksızdır işlemi yapmayan banka görevlisi, şikâyet üzerine bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(5) Karşılığı tahsil edilmek üzere bankaya ibraz edilen çekin karşılığının hesapta mevcut olmasına rağmen, hamile ödemede bulunmayan ya da bankanın kanunen ödemekle yükümlü olduğu miktarı hamile ödemeyen banka görevlisi, şikâyet üzerine bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(6) Hakkında çek düzenleme ve çek hesabı açma yasağı kararı verilmiş olan kişi, buna rağmen çek düzenlerse, fiil daha ağır cezayı gerektiren başka bir suç oluşturmadığı takdirde, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(7) Hakkında çek düzenleme ve çek hesabı açma yasağı kararı verilmiş olan kişi adına çek hesabı açan banka görevlisi, üç aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(8) Çek defteri basmaya veya bastırmaya kanunen yetkili kılınanlar dışında çek defteri basanlar ve bastıranlar iki yıldan beş yıla kadar hapis ve binbeşyüz güne kadar adlî para cezasıyla cezalandırılır.

(9) Hamiline çek defteri yaprağını kullanmadan hamiline çek düzenleyen kişi, bu aykırılığı içeren her bir çekle ilgili olarak, bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(10) 2 nci maddenin, sağlanması ve saklanması gereken bilgi ve belgelere ilişkin hükmüne aykırı hareket edilmesi veya çekin karşılıksız çıkması dolayısıyla hamili tarafından talep edilmesi üzerine düzenleyicinin banka kayıtlarındaki adreslerinin kendisine verilmemesi hâlinde, ilgili bankaya Cumhuriyet savcısı tarafından beşyüz Türk Lirasından beşbin Türk Lirasına kadar idarî para cezası verilir.”

9) 14.12.2009 Tarihli ve 5941 Sayılı Çek Kanununun Geçici Madde 1’inin Üçüncü ve Dördüncü Fıkraları

14.12.2009 tarihli ve 5941 sayılı Çek Kanununun “Geçiş Hükümleri” başlıklı Geçici Madde 1’inin üçüncü ve dördüncü fıkraları aynen şöyledir:

“(3) Bankaların müşterilerine verdikleri eski çek defterleriyle ilgili olarak, 3167 sayılı Kanun hükümlerinin uygulanmasına devam olunur. 26.09.2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 7 nci maddesi hükmü saklıdır.

(4) Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihe kadar 3167 sayılı Kanunun 16 ncı maddesinde tanımlanan suçtan dolayı açılmış olan davalar bakımından asliye ceza mahkemesinin görevi devam eder.”

III. GEREKÇE

1) 14.12.2009 Tarihli ve 5941 Sayılı Çek Kanununun 5 inci Maddesinin Birinci Fıkrasının Birinci ve İkinci Cümlelerinin Anayasaya Aykırılığı

14.12.2009 tarihli ve 5941 sayılı Çek Kanununun 5 inci maddesinin birinci fıkrasının iptali istenen birinci ve ikinci cümlelerinde, “Üzerinde yazılı bulunan düzenleme tarihine göre kanunî ibraz süresi içinde ibrazında, çekle ilgili olarak karşılıksızdır işlemi yapılmasına sebebiyet veren kişi hakkında, hamilin şikâyeti üzerine, her bir çekle ilgili olarak, binbeşyüz güne kadar adlî para cezasına hükmolunur. Ancak, hükmedilecek adlî para cezası, çek bedelinin karşılıksız kalan miktarından az olamaz.” denilmek suretiyle yalnızca sözleşmeden doğan yükümlülüklere aykırılık nedeniyle özgürlüğün kısıtlanması yasağı (borç için hapis yasağı) getiren Anayasanın 38 inci maddesine aykırı bir düzenleme yapılmıştır.

“Hiç kimse, yalnızca sözleşmeden doğan bir yükümlülüğü yerine getirmemesinden dolayı özgürlüğünden alıkonulamaz” kuralı, 4709 Sayılı Kanunun 15 inci maddesinin son fıkrası ile Anayasamızın 38 inci maddesine eklenmiştir. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine Ek 4 No’lu Protokolün 1 inci maddesinden aynen alınmış olan bu kural, bir kimsenin yalnızca sözleşmeden doğan bir yükümlülüğünü yerine getiremediği için özgürlüğünden yoksun bırakılamayacağı, bunun insan özgürlüğüne ve onuruna aykırı olacağı düşüncesine dayanmaktadır.

Borç için hapis yasağının Anayasaya eklenmesiyle birlikte, mevzuatımızda yer alan bazı suçların bu hükme aykırı hale gelip gelmediği tartışılmaya başlamış, bu tartışmalara sebep olan suçlardan biri ve belki en çok gündemde kalanı, 3167 sayılı Çek Kanununda bağımsız bir suç olarak düzenlenen karşılıksız çek keşide etme suçu ve bu suç karşılığında uzun süre uygulanmış olan hapis cezası olmuştur. Söz konusu Anayasa değişikliğinden sonra, 3167 Sayılı Kanunda da bu hükme paralel olarak bir değişiklik yapılması gerektiği yönünde görüşler ortaya atılmıştır. Hatta, Çek Kanununun yürürlüğe girdiği ilk günlerden itibaren, karşılıksız çekin hapis cezası ile cezalandırılması eleştirilmiş ve bu yaptırımla, ceza hukukunda çağdışı kalmış bulunan borç için borçlunun hapsi sistemine geri dönüldüğü haklı olarak ileri sürülmüştür. Gerçekten, Çek Kanunu, temelde özel hukuk alanında karşılıksız çek keşide etmekten kaynaklanan bir borcu, eylemi, dolandırıcılık ve benzeri bir suç da oluşturmayan, keşidecinin sırf çekten doğan borcunu ödemesini sağlamak için özgürlüğü bağlayıcı ceza yaptırımı öngören bir hüküm getirmiştir. Bundan sonra 4814 Sayılı Kanunla ekonomik suça ekonomik ceza ilkesi gerekçe gösterilerek, suç karşılığında öngörülen hapis cezası, suçu ilk kez işleyenler bakımından kaldırılmış ve çek bedeli kadar adli para cezası verilmesi ve tekerrür halinde hapis cezası öngörülmüştür. Bu defa 14.12.2009 tarih ve 5941 sayılı Çek Kanunu ile tekerrür halinde hapis cezası uygulanması kaldırılmış, ancak iptali istenen kurallar ile adli para cezası verilmesi öngörülmüştür.

Ancak, Türk Ceza Kanununun 52 nci maddesinin birinci fıkrasında belirtilen usule göre tayin olunacak bir miktar paranın Devlet Hazinesine ödenmesi olan adli para cezası, ödeme emrine rağmen ödenmediği takdirde 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanunun “Adli Para Cezasının İnfazı” başlıklı 106 ncı maddesi uyarınca hapse çevrildiğinden iptali istenen kurallar, borç için hapis yasağını öngören Anayasanın 38 inci maddesi ile bağdaşmamaktadır.

Bu arada karşılıksız çek keşide etmek suçu ile ilgili açılan davada, 3167 sayılı Yasa’nın 16 ncı maddesinin birinci fıkrasının Anayasaya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme iptali için Anayasa Mahkemesi’ne başvurmuştur.

Anayasa Mahkemesi 11.12.2002 tarihli ve E.2002/165, K.2002/195 sayılı Kararında; çeklerin sözleşme olmadığını, bu nedenle, sözleşmeden doğan borçların yerine getirilmemesi nedeni ile hapis cezası verilemeyeceğini emreden Anayasanın 38 inci maddesi dışında kaldığını ve karşılıksız çeke hapis cezasının doğru olduğunu oyçokluğu ile açıklamıştır. Anayasa Mahkemesi’nin bu kararının gerekçesinde aynen;

“Türk Ticaret Kanunu’nda kambiyo senetleri arasında düzenlenen çek, temel ilişkide bir sözleşmenin bulunup bulunmamasından bağımsız olarak, kambiyo hukukuna özgü borç doğuran özel bir havaledir. Hatır senetlerinde olduğu gibi, taraflar arasında herhangi bir sözleşme ilişkisinin bulunmadığı veya temelde yer alan sözleşmenin geçersiz olduğu durumlarda çek, başlı başına borç kaynağı biçiminde ortaya çıkabilmektedir. Ayrıca, haksız fiil veya sebepsiz zenginleşmeden kaynaklanan bir borç için dahi çek keşide edilebilmektedir. Çeki elinde bulunduran hamil, keşideci ile lehdar arasındaki temel ilişkiden kaynaklanan bir alacağı değil, doğrudan doğruya çekten doğan bir hakkı iktisap etmektedir. O halde, çek ilişkisi bizzat sözleşme olmadığı gibi, çekin temelinde her zaman bir sözleşme bulunması da zorunlu değildir. Temelde bir sözleşme ilişkisinin bulunduğu durumlarda ise, çekte bu ilişkiden bağımsız ve sözleşme olarak nitelendirilemeyecek bir kambiyo taahhüdü söz konusudur. Borçlu, temel ilişki ne olursa olsun borcunu ödemek için çek kullandığında, asıl borç ilişkisi dışında kambiyo ilişkisi doğmaktadır.

İtiraz konusu kuralın, Anayasanın 38 inci maddesinin sekizinci fıkrası kapsamında değerlendirilebilmesi için ilişkinin yalnızca sözleşmeden doğması ve borcun yerine getirilememesi gerekmektedir. Oysa çek temelde sözleşmeden bağımsız olarak kambiyo hukukuna özgü borç doğuran özel bir havaledir.

Bu nedenlerle kural, Anayasanın 38 inci maddesinin sekizinci fıkrasına aykırı değildir.”

denilmiştir. Ancak, Anayasa Mahkemesi’nin bu kararı isabetli ve yerinde değildir. Şöyle ki;

A) Çeklerin birer havale ve sözleşme senedi olduğunu (dolayısıyla ilişkinin sözleşmeden doğduğu) çeşitli yasa hükümleri ile düzenlenmiştir:

a) Çekler dahil kıymetli evrakı tarif eden Türk Ticaret Kanunun 557 nci maddesi, “Kıymetli evrak ÖYLE SENETLERDİR KI, bunlarda mündemiç olan hak senetten ayrı olarak dermeyan edilemediği gibi başkalarına da devredilemez.”
şeklinde olup, çekin SENET olduğu açıkça hükme bağlamaktadır.

b) Çekin sekil şartlarını düzenleyen Türk Ticaret Kanunun 692 nci maddesinin 2 nci bendine göre çek, “Kayıtsız ve şartsız muayyen bir bedelin ödenmesi için HAVALE” dir.

c) Borçlar Kanunun 457 nci maddesine göre de; “HAVALE BİR AKİTTİR” sözleşmedir.

d) Türk Ticaret Kanununun 694 üncü maddesi hükmü de çeklerin HAVALE SENEDI olduğunu tekrarlamıştır

e) Hususî ve resmî evrakta sahtekarlık suçlarını cezalandıran Türk Ceza Kanunu’nun 349 uncu maddesinin ikinci bendi de, TTK. m. 557 gereğince çekleri de kapsayan “Emre veya hamile yazılı olarak tanzim edilen KAMBIYO SENETLERİ” ni daha ağır cezalara tabi tutmuş ve ÇEKLERİ de SENET VE SÖZLESME saymıştır.

f) “KAMBIYO SENETLERI (ÇEK, POLIÇE VE EMRE MUHARRER SENET) HAKKINDAKİ HUSUSİ TAKİP USULLERİ” ni düzenleyen İcra ve İflas Kanununun 167 – 176 hükümleri de çekleri senet ve sözleşme saymış ve özel bir icra takip usulüne tabi tutmuştur.

g) 57 maddeden oluşan 1931 tarihli Milletler Yeknesak Çek Kanunu (Loi Uniforme Concernant le Cheque) de 1 inci ve 3 üncü maddelerinde çekin bir banka üzerine yazılan özel bir havale sözleşmesi olduğunu açıklamıştır.

B) Çeklerin birer havale ve sözleşme senedi olduğu doktrinde de ağırlıklı olarak kabul edilmiştir.

HAYRI DOMANIÇ de, 1990 YAYIMI KIYMETLI EVRAK HUKUKU adli kitabının 529 uncu sahifesinde: ”Çek, münhasıran bir bankaya hitaben yazılabilen, kanuni şekil şartlarına tabi, kıymetli evrakta madut ve sadece nakde taalluk edebilen hususî bir HAVALE SENEDİDİR.” şeklinde bir tarif yapmış, çekin bir senet ve sözleşme olduğunu belirtmiştir.

Ord. Prof. Dr. Halil ARSLANLI’da 1960 yayımı “Ticari Senetler” adlı eserinde ÇEKİN BİR HAVALE SÖZLEŞMESİ ÜRÜNÜ olduğunu belirtmiştir.

Prof. Dr. Reha POROY ile Prof. Dr. Hamdi YASAMAN’in müşterek eseri KIYMETLI EVRAK HUKUKU adli kitap da, çekler bir havale ve senet olarak tarif edilmiştir.

Ziraat Bankasının, 1988 yayımı “Tevdiat ve Banka Hizmetleri Mevzuatı” adlı kitapçığının 1 ve 2 nci sayfalarında da çek, bir havale ve senet olarak tarif edilmiştir.

Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulunun 14.12.1992 tarihli ve E.1992/1, K.1992/5 sayılı kararında da (R.G. 06.05.1993, sa.21573) “Çek, Türk Ticaret Kanunu’na göre kıymetli evrak mahiyetinde bir kambiyo senedidir ve hukuki niteliği itibariyle bir havaledir. Bu havalenin yazılı şekilde yapılması, belli şekil şartlarını içermesi ve kayıtsız şartsız bir ödeme yetkisi biçiminde olması gerekir.” denilerek çek’in bir havale ve sözleşme senedi olduğu açıkça belirtilmiştir.

Özetle, çek’in sözleşme niteliğinde bir havale ve senet olduğu yasanın, yargının ve doktrinin ortak görüşüdür.

Bir kimsenin diğer bir kimseye çek vermesinde amaç:

– çek lehtarına olan bir borcun ödenmesi veya,

– çek lehtarına bir miktar paranın borç verilmesi veya,

– çek lehtarının ileride teslim etmeyi taahhüt ettiği mal ve hizmetlerden doğacak borçların karşılanması,

gibi hukukî sebeplere dayalı ve yönelik olabilir.

“Borcun sebebini ihtiva etmemiş olsa bile borç ikrarı muteberdir.” şeklindeki Borçlar Kanununun 17 nci maddesine dayalı tüm bu hukuki sebepler de yazılı veya sözlü sözleşmelere dayalıdır. Dolaysıyla binbeşyüz güne kadar adlî para cezasını ve hükmedilecek adlî para cezasının çek bedelinin karşılıksız kalan miktarından az olamayacağını öngören ve sonuçta ödeme emrine rağmen ödenmediği takdirde hapis cezası getiren iptali istenen kurallar, Anayasanın 38 inci maddesinde yer alan ve “Hiç kimse, yalnızca sözleşmeden doğan yükümlülüğü yerine getirememesinden dolayı özgürlüğünden alıkonulamaz.” diyen emredici kuralın kapsamındadır.

Yukarıda etraflıca açıklandığı üzere çek; borç sebebini ihtiva etmemiş olsa bile muteber bir borç ikrarına muhtevi bir havale ve sözleşme senedi olduğundan, bu sözleşmeden doğan yükümlülüğünü getirmeyen kimse (çekle ilgili olarak karşılıksızdır işlemi yapılmasına sebebiyet veren kişi) özgürlüğünden alıkonulamayacağından, iptali istenen kurallar, Anayasanın 38 inci maddesine aykırıdır.

Diğer taraftan, 14.12.2009 tarihli ve 5941 sayılı Çek Kanununun 5 inci maddesinin birinci fıkrasının iptali istenen birinci ve ikinci cümleleri, Anayasanın 90 ıncı maddesine de aykırıdır.

İnsan Hakları ve Ana Hürriyetlerinin Korunmasına dair Avrupa sözleşmesi’ne Ek Birinci Protokol’de tanınmış Bulunan Haklardan ve Özgürlüklerden Başka Haklar ve Özgürlükler Tanıyan 4 Numaralı Protokol, 16 Eylül 1963 tarihinde Strasbourg’da imzaya açılmış ve 7 nci madde uygun olarak 2 Mayıs 1968 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Türkiye 4 Numaralı Protokol’ü 19 Ekim 1992’de imzalamış ve 23 Şubat 1994 tarihinde onaylamıştır. 3975 sayılı Onay Kanunu 26 Şubat 1994 gün ve 21861 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanmış, ancak Türkiye onay tarihinin üzerinden 15 yıl geçmiş olmasına karşın henüz onay belgesini Avrupa Konseyi genel sekreterine tevdi etmemiştir.

Prof. Dr. Mehmet Semih Gemalmaz, “İnsan Hakları Belgeleri” kitabında (Boğaziçi Üniversitesi Yayınevi, İstanbul, 2003) onay belgesinin tevdi edilmemesiyle ilgili olarak “Bu durumun hukuksal ve siyasal açıdan makul ve kabul edilebilir bir yönü bulunmamaktadır. Üstelik ilgili (Uygun Bulma) kanun ve onun içeriğini teşkil eden protokol metni RG’de yayımlandığına göre bu metin aslında iç hukuk bakımından yürürlüğe girmiştir ve uygulanması mümkün, daha doğrusu gerekli bulunmaktadır. Daha açık deyişle, bu belgede düzenlenen haklar, iç hukukun bir parçasıdır ve bundan doğabilecek uluslararası yükümlülükten bağımsız olarak, iç hukukta sonuçlarını doğurmak durumundadır.” (s.145 – 146) değerlendirmesini yapmıştır. Gemalmaz, bu konuyu 24.06.2003 tarihli Cumhuriyet gazetesinde yayınlanan makalesinde de işlemiştir.

Anayasanın 90 ıncı maddesinde, usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası andlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler taşımaları halinde andlaşmaya uyulacağının ifade edildiği göz önünde tutulduğunda, iç hukuk bakımından yürürlüğe giren milletlerarası andlaşmaya aykırı bir düzenlemenin Anayasanın 90 ıncı maddesi ile çeliştiğini de söylemek gerekmektedir.

Öte yandan iptali istenen kuralların, Anayasanın 2 nci maddesinde öngörülen hukuk devleti ilkesinin, <<yasaların kamu yararına dayanması>> ögesi ile bağdaştırılması da mümkün değildir. Bir hukuk devletinde, devlet erki kullanılarak yapılan tüm kamu işlemlerinin nihaî amacının “kamu yararı” olması gerekir. Bu gereklilik, kamu yararını, yasama organının takdir yetkisi için de bir sınır konumuna getirir.

“Anayasanın 2 nci maddesinde belirtilen hukuk devleti, her eylem ve işlemi hukuka uygun olan, her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, Anayasaya aykırı durum ve tutumları benimseyen, hukuku tüm devlet organlarına egemen kılan, yasaların üstünde Anayasanın ve yasakoyucunun da bozamayacağı temel hukuk ilkeleri bulunduğu bilincinde olan devlettir. Yasaların kamu yararına dayanması gereği kuşkusuz hukuk devletinin temel değerlerinden birini oluşturmaktadır” (Anayasa Mahkemesi’nin 28.01.2004 tarihli ve E.2003/86, K.2004/6 sayılı kararı).

Karşılıksız çek keşide etmenin bağımsız bir suç olarak düzenlenmesinin en önemli sonucu; karşılıksız çek keşidesini azaltmayıp tam aksine artırdığıdır. Karşılıksız çek keşide etme suçunun olmadığı zamanlarda çek’i yalnızca alelade bir ödeme aracı olarak gören ve kurulan ticari ilişki kapsamında ödemelerin çekle yapılmasını kabul edip etmemekte dikkatli davranan hamilin, karşılıksız çek keşide etme suçunun varlığı nedeniyle oluşan yapay güven ortamı nedeniyle, kendisine yapılacak ödemelerde çek’i çok daha kolay kabul edebilmesi ve böylelikle kötü niyetli keşideciler tarafından, deyim yerindeyse çok daha aldatılabilir hale gelmesidir. Böyle bir durumun ise, kamu yararına dayandığını söylemenin mümkün olamayacağı çok açıktır.

Tarihsel süreç içinde önce doğrudan hapis cezası daha sonra da ödenmeyince hapis cezasına dönüşen adli para cezası sistemi ile karşılıksız çek keşide etme engellenememiş, tersine artan bir seyir izlemiştir. Adalet Bakanı Sadullah Ergin’in, MHP Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın soru önergesine (Ek.1) verdiği yanıt da (Ek2), Adli Sicil ve İstatistik Genel Müdürlüğü ile Bilgi İşlem Dairesi Başkanlığı’na ait istatistiklere dayanarak verdiği bilgilere göre; 1994 yılında 180 bin 656 dava açılırken 196 bin 494 kişi yargılandı. 1995 yılında 138 bin 165 dava açılırken yargılanan kişi sayısı 150 bin 123 oldu. 1996 yılında 152 bin 29 dava açılırken bu davalarda 162 bin 867 kişi hakim karşısına çıktı. 1998 yılında 262 bin dava açıldı ve 199 bin 810 kişi yargılandı. 1999 yılında açılan 320 bin 320 davada 337 bin 69 kişi yargılanırken 2000 yılında 262 bin 611 dava açıldı ve yargılanan kişi sayısı 281 bin 881 oldu. 2001 yılında ise açılan dava sayısı yeniden artarak 307 bin 381’e ulaştı ve bu davalarda 327 bin 306 kişi yargılandı. 2002 yılında 177 bin 910 dava açıldı, 191 bin 40 kişi yargılandı. 2003 yılında açılan dava sayısı 131 bin 790’a düşerken yargılanan kişi sayısı da 142 bin 543 oldu. 2004 yılında açılan 123 bin 587 davada 136 bin 502 kişi hakim karşısına çıktı. 2005 yılında 97 bin 275’e gerileyen çek davalarında 112 bin 116 kişi yargılandı. 2006 yılında yeniden artış eğilimi gösteren davalarda 128 bin 653 kişi yargılandı ve 115 bin 76 dava açıldı. 2007 yılında ise 142 bin 174 davada 158 bin 632 kişi yargılandı. 2008 yılında da ceza mahkemelerinde açılan dava sayısı 211bin 363 olurken bu davalarda 312 bin 516 kişi yargılandı. 2009’un ilk altı ayında karşılıksız çek nedeniyle ceza mahkemelerinde 159 bin 774 dava açıldı. Bu davalarda 221 bin 755 kişi hakim karşısına çıktı. 2009’un altı ayında çek davaları nedeniyle bin 461 kişi hapse girdi. Bunlardan 5’ini çekle ilgili ihtara ve yasaklamaya uymama, 67’sini Çekle ödemelerin düzenlenmesi ve Çek Hamillerinin Korunması Hakkındaki Kanuna muhalefet, diğerlerini de karşılıksız çek keşide etme suçu oluşturdu.

Ülkemizin ve Yargının çok daha önemli ve öncelikli sorunlarının bulunmasına karşın, birçok Cumhuriyet Savcısı ve Hakimin zamanını bu suçlara ayırmak zorunda kalmasının kamu yararı ile bağdaştırılamayacağı kuşkusuzdur. Nitekim, Yargıtay Birinci Başkanlığının TBMM Adalet Komisyonu Başkanlığına gönderdiği 05.06.2009 tarih ve C.02.0.YBB.0.07/2009/3785-1074 sayılı yazıda da “Çek Kanunu Tasarısı’na” ilişkin Yargıtay’ın görüşü açıklanmış ve Yargıtay Başkanlığı’nın Öncelikli ve Birinci Önerisi;

“Karşılıksız çek suçları gerçek ve tüzel kişilerin ticari ilişkilerinden kaynaklanan ve edimin yerine getirilmesine yönelik yaptırımları içermektedir. Bir ticari ilişkiden kaynaklı borcun yerine getirilmemesi ve suç olarak tanımlanması mümkün görülmemektedir. Suç genel teorisindeki sorumluluk esaslarına aykırı bir şekilde suç tipi tarif edilmektedir. Karşılıksız çıkan çek nedeniyle milyonlarca şikayet ve soruşturma sonucu kamu davası açılmaktadır. Bu durum Cumhuriyet savcılarının ve mahkemelerin ağır iş yükü altında kalmasına sebebiyet vermektedir.

Bu nedenle, çekin karşılıksız çıkması ile ilgili sorumluluk; suç olmaktan çıkarılarak, idari para cezasını ve/veya idari tedbiri gerektiren bir kabahat olarak düzenlenmelidir.”

şeklinde açıklanmıştır (Ek.3).

C) İptal başvurumuz, Anayasanın 152 nci maddesindeki yasaklama süresine tabi değildir.

Anayasanın 152 nci maddesinin son fıkrası “Anayasa Mahkemesinin işin esasına girerek verdiği red kararının Resmi Gazetede yayımlanmasından sonra on yıl geçmedikçe aynı kanun hükmünün Anayasaya aykırılığı iddiasıyla tekrar başvuruda bulunulamaz” hükmüne amirdir.

Anayasa Mahkemesinin yukarıda açıklanan 11.12.2002 tarihli ve E.2002/165, K.2002/195 sayılı Kararı, 19.3.1985 günlü, 3167 sayılı “Çekle Ödemelerin Düzenlenmesi ve Çek Hamillerinin Korunması Hakkında Kanun”un 16. maddesinin birinci fıkrasının “…İbraz süresi içinde veya üzerinde yazılı keşide tarihinden önce, 4 üncü maddeye göre ibraz edildiğinde, yeterli karşılığı bulunmaması sebebiyle kısmen de olsa ödenmeyen çeki keşide eden kişiler bir yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılırlar.” kuralına ilişkindir.

İşbu iptal başvurumuz ise, 14.12.2009 Tarihli ve 5941 Sayılı Çek Kanununun 5 inci maddesinin birinci fıkrasının birinci ve ikinci cümlelerinin “Üzerinde yazılı bulunan düzenleme tarihine göre kanunî ibraz süresi içinde ibrazında, çekle ilgili olarak karşılıksızdır işlemi yapılmasına sebebiyet veren kişi hakkında, hamilin şikâyeti üzerine, her bir çekle ilgili olarak, binbeşyüz güne kadar adlî para cezasına hükmolunur. Ancak, hükmedilecek adlî para cezası, çek bedelinin karşılıksız kalan miktarından az olamaz.” kuralına ilişkin, diğer bir anlatımla farklı bir Yasa’nın farklı bir kuralı hakkındadır.

Diğer taraftan, 7.5.2004 tarih ve 5170 sayılı Kanunun 7 nci maddesi ile Anayasasının 90 ıncı maddesinin son fıkrasına “Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası andlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası andlaşma hükümleri esas alınır” cümlesi eklenerek başvurumuzun dayanakların birini oluşturan Anayasanın 90 ıncı maddesinin değişikliğe uğradığı da gözetildiğinde, söz konusu kuralların iptal için başvuruda bulunulabileceğimiz kuşkusuzdur.

Açıklanan nedenlerle, 14.12.2009 tarihli ve 5941 sayılı Çek Kanununun 5 inci maddesinin birinci fıkrasının birinci ve ikinci cümleleri, Anayasanın 2 nci, 38 inci ve 90 ıncı maddelerine aykırı olup, iptali gerekmektedir.

2) 14.12.2009 Tarihli ve 5941 Sayılı Çek Kanununun 5 inci Maddesinin İkinci Fıkrasının İkinci Cümlesinin Anayasaya Aykırılığı

5941 Sayılı Yasanın 5 inci maddesinin birinci fıkrasından çekle ilgili olarak karşılıksız işlemi yapılmasına neden olmak fiilinin cezalandırılmasının öngörüldüğü birinci fıkradan anlaşılmaktadır.

Bu fıkrada eylemin failini belirlemek, tanımlamak çok geniş kapsamlı olarak yapıldığından, aynı maddenin ikinci fıkrasında failin tanımlanması ihtiyacı hissedilmiş; hesap sahibinin birinci fıkrada tanımlanan fiili işleyecek kişi olduğu varsayılarak fail saptanmıştır. İptali istenen cümle ile hesap sahibi tüzel kişiyse ve eğer yönetim organı tarafından bir kişi bu konuda görevlendirilmişse o kişi, eğer görevlendirme yapılmamışsa yönetim organını oluşturan kişi veya kişilerin tamamı eylemden dolayı Ceza Hukuku açısından sorumlu tutulmuştur. Bu düzenleme sonucu tüzel kişilerde yönetim organı üyesi olan kişilerin, suça konu eylemi işlememesi ve hatta suça konu eylemden haberi olmaması halinde bile cezai hükümle karşılaşması mümkün olmuştur.

Böyle bir kuralın cezaların şahsiliği prensibi ile bağdaştırılması mümkün değildir. Anayasanın “Suç ve cezalara ilişkin esaslar” kenar başlıklı 38 inci maddesinin yedinci fıkrasında, “Ceza sorumluluğu şahsidir” hükmü yer almaktadır. Anayasanın bu hükmü gereğince bir kişi, sadece kendisine ait kusurlu fiilinden sorumlu tutulabilir. Bir kimsenin işlemediği bir fiilden dolayı cezalandırılmaması, diğer bir ifadeyle başkasının fiilinden sorumlu tutulmaması Anayasanın 38 inci maddesinin yedinci fıkrası gereğidir. Bu ilkeye göre, asli ve feri failden başka kişilerin bir suç sebebiyle cezalandırılmaları olanaklı değildir.

Kişiye ceza verme hakkının özünü adaletle sınırlandırılmış toplumsal yarar düşüncesi oluşturur. Bunun doğal sonucu olarak kanun koyucu bir düzenlemeye giderken kamu yararını en az kişi yararı kadar düşünmek ve gözetmek ve aralarında adaletli bir denge kurmak zorundadır. Suç işleyen kişileri cezalandırmak böylece bozulan düzeni iade etmek hukuk devletinin başta gelen ödevlerindendir.

Anayasa ile de güvence altına alınan evrensel bir ceza hukuku normu olan şahsilik ilkesinin korunması için kanun koyucu suçludan başkasına ceza öngören kanun yapmamak ya da bu tür düzenlemeleri kanunlardan çıkartmakla görevlidir

Açıklanan nedenlerle 14.12.2009 tarihli ve 5941 sayılı Çek Kanununun 5 inci maddesinin ikinci fıkrasının ikinci cümlesi, Anayasanın 38 inci maddesine aykırı olup, iptali gerekmektedir.

3) 14.12.2009 Tarihli ve 5941 Sayılı Çek Kanununun 5 inci Maddesinin Üçüncü Fıkrasının İkinci Cümlesinin Anayasaya Aykırılığı

14.12.2009 tarihli ve 5941 sayılı Kanunun 5 inci maddesinin üçüncü fıkrasının birinci fıkrasında “Çek hesabı sahibi gerçek kişi, kendisi adına çek düzenlemek üzere bir başkasını temsilci veya vekil olarak tayin edemez.” denilmiştir. Bu hükmün anlamı, çek sahibi gerçek kişi adına vekaleten çek keşide edilemeyeceği, yani çek keşidesi için vekalet verilemeyeceği, diğer bir anlatımla çek keşidesi için verilen vekalet yetkisinin geçersiz olduğudur. Hal böyle iken, iptali istenen cümlede “Gerçek kişinin temsilcisi veya vekili olarak çek düzenlenmesi hâlinde, bu çekten dolayı hukukî ve cezaî sorumluluk çek hesabı sahibine aittir.” denilmek suretiyle hukuken geçersiz olan bir hukuki ilişkiye (vekalet sözleşmesine) dayandırılan çek keşidesinden, çek hesabı sahibi hukuken ve cezaen sorumlu tutulmuştur.

Borçlar Yasası’nın 388 inci maddesi gereğince vekilin kambiyo taahhüdünde bulunabilmesi için özel yetkiyi haiz olması gerektiği gibi, ticari vekilin böyle bir taahhüt altına girmesi de aynı kanunun 453 üncü maddesinde özel yetkinin bulunması koşuluna bağlanmıştır. Durum böyle olmasına ve birinci fıkra hükmü ile de vekaleten çek keşidesi yasaklanmış olmasına karşın, vekaleten çek keşide edeni değil çek hesabı sahibinin hukuki ve cezai sorumluluğuna gidilmesini öngören iptali istenen kuralın, Hukukun Temel İlkelerine ve ceza kurallarına ters düştüğü ve dolayısıyla Anayasanın 2 nci maddesine de aykırı olacağı kuşkusuzdur.

Açıklanan nedenlerle, 14.12.2009 tarihli ve 5941 sayılı Çek Kanunun 5 inci maddesinin üçüncü fıkrasının ikinci cümlesi Anayasanın 2 nci maddesine aykırı olup, iptali gerekmektedir.

4) 14.12.2009 Tarihli ve 5941 Sayılı Çek Kanununun 5 inci Maddesinin Dördüncü Fıkrasındaki “gerçek ve” İbaresinin Anayasaya Aykırılığı

5941 sayılı Yasa’nın 5 inci maddesinin dördüncü fıkrasında, adına karşılıksız çek düzenlenen ve ileri düzenleme tarihli çek üzerinde yazılı tarihe göre kanunî ibraz süresi içinde ibrazında, karşılığını ilgili banka hesabında bulundurmayan gerçek ve tüzel kişi hakkında emniyet tedbiri olarak çek düzenleme ve çek hesabı açma yasağı kararı verilmesi öngörülmüştür.

Vekaleten çek keşidesi yasaklanmış olmasına karşın, vekaleten çek keşide edeni değil çek hesabı sahibinin hukuki ve cezai sorumluluğuna gidilmesini öngören 5941 sayılı Çek Kanunun 5 inci maddesinin üçüncü fıkrasının ikinci cümlesi yukarıda (2) numaralı başlık altından belirtilen nedenlerle Anayasanın 2 nci maddesine aykırı olduğundan, adına vekaleten çek keşide edilen gerçek kişi hakkında emniyet tedbiri uygulanmasını öngören iptali istenen kural da, aynı nedenlerle Anayasaya aykırıdır.

Bu nedenle, 14.12.2009 tarihli ve 5941 sayılı Çek Kanunun 5 inci maddesinin dördüncü fıkrasındaki “gerçek ve” ibaresi Anayasanın 2 nci maddesine aykırı olup, iptali gerekmektedir.

5) 14.12.2009 Tarihli ve 5941 Sayılı Çek Kanununun 5 inci Maddesinin Dokuzuncu Fıkrasının Anayasaya Aykırılığı

14.12.2009 tarihli ve 5941 sayılı Çek Kanunun 5 inci maddesinin dokuzuncu fıkrasında, karşılıksız çekle ilgili olarak yapılan soruşturma veya kovuşturmaya ilişkin düzenlemeler yapılmıştır.

2949 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 29 uncu maddesinin ikinci fıkrasında, Yasa’nın belirli kurallarının iptali, diğer kurallarının veya tümünün uygulanmaması sonucunu doğuruyorsa, bunların da Anayasa Mahkemesi’nce iptaline karar verilebileceği öngörülmektedir.

14.12.2009 tarihli ve 5941 sayılı Çek Kanununun 5 inci maddesinin birinci fıkrasının birinci ve ikinci cümlelerinin yukarıda (1) numaralı başlık altında belirtilen nedenlerle iptali halinde, 5 inci maddesinin dokuzuncu fıkrasının da uygulanma olanağı kalmayacağından, 2949 sayılı Yasa’nın 29 uncu maddesinin ikinci fıkrası gereğince iptali gerekir.

6) 14.12.2009 Tarihli ve 5941 Sayılı Çek Kanununun 5 inci Maddesinin Onbirinci Fıkrasının Anayasaya Aykırılığı

14.12.2009 tarihli ve 5941 sayılı Çek Kanunun 5 inci maddesinin onbirinci fıkrasında birinci fıkrada tanımlanan suça ilişkin kamu davasıyla ilgili düzenlemelere yer verilmiştir.

2949 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 29 uncu maddesinin ikinci fıkrasında, Yasa’nın belirli kurallarının iptali, diğer kurallarının veya tümünün uygulanmaması sonucunu doğuruyorsa, bunların da Anayasa Mahkemesi’nce iptaline karar verilebileceği öngörülmektedir.

14.12.2009 tarihli ve 5941 sayılı Çek Kanununun 5 inci maddesinin birinci fıkrasının birinci ve ikinci cümlelerinin yukarıda (1) numaralı başlık altında belirtilen nedenlerle iptali halinde, 5 inci maddenin onbirinci fıkrasının da uygulanma olanağı kalmayacağından, 2949 sayılı Yasa’nın 29 uncu maddesinin ikinci fıkrası gereğince iptali gerekir.

7) 14.12.2009 Tarihli ve 5941 Sayılı Çek Kanununun 6 ncı Maddesinin Anayasaya Aykırılığı

14.12.2009 tarihli ve 5941 sayılı Çek Kanunun 6 ncı maddesinde, adli para cezası ve bu cezanın ödenmemesi halinde hapis cezası ile müeyyidelendirilen karşılıksız çek keşide etmek suçu ile ilgili soruşturma, kovuşturma ve mahkumiyet gibi yargılama evlerine ilişkin düzenlemelere yer verilmiştir.

2949 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 29 uncu maddesinin ikinci fıkrasında, Yasa’nın belirli kurallarının iptali, diğer kurallarının veya tümünün uygulanmaması sonucunu doğuruyorsa, bunların da Anayasa Mahkemesi’nce iptaline karar verilebileceği öngörülmektedir.

14.12.2009 tarihli ve 5941 sayılı Çek Kanununun 5 inci maddesinin birinci fıkrasının birinci ve ikinci cümlelerinin yukarıda (1) numaralı başlık altında belirtilen nedenlerle iptali halinde, 6 ncı maddenin de uygulanma olanağı kalmayacağından, 2949 sayılı Yasa’nın 29 uncu maddesinin ikinci fıkrası gereğince iptali gerekir.

8) 14.12.2009 Tarihli ve 5941 Sayılı Çek Kanununun 7 nci Maddesinin Anayasaya Aykırılığı

14.12.2009 tarihli ve 5941 sayılı Çek Kanunun “Diğer ceza hükümleri başlıklı” 7 nci maddesinde, karşılıksız çek keşidesiyle ilgili olarak bir kısım fiiller için çeşitli hapis ve adli para cezaları öngörüldüğünden, iptali istenen bu kural da, yukarıda (1) numaralı başlık altında belirtilen nedenlerle bu madde de, Anayasanın 2 nci, 38 inci ve 90 ıncı maddelerine aykırı olup, iptali gerekir.

9) 14.12.2009 Tarihli ve 5941 Sayılı Çek Kanununun Geçici Madde 1’inin Üçüncü ve Dördüncü Fıkralarının Anayasaya Aykırılığı

14.12.2009 tarihli ve 5941 sayılı Çek Kanununun Geçici Madde 1’inin üçüncü ve dördüncü fıkralarında, bu Yasa’nın 9 uncu maddesi ile yürürlükten kaldırılan 3167 sayılı Kanun hükümlerinin bankaların müşterilerine verdikleri eski çek defterleriyle ilgili olarak, uygulanmasına devam olunacağı ve bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihe kadar 3167 sayılı Kanunun 16 ncı maddesinde tanımlanan suçtan dolayı açılmış olan davalar bakımından da asliye ceza mahkemesinin görevinin devam edeceği öngörülmüştür.

3167 sayılı Yasa’nın 16 ncı maddesinde karşılıksız çek keşide etme fiili için çek bedeli kadar ağır para cezası verilmesi, bu suçtan mükerrirlere de, bir yıldan beş yıla kadar hapis cezası verilmesi öngörülmüştür.

Bankaların müşterilerine verdikleri eski çek defterleriyle ilgili olarak, uygulanmasına devam olunacağı öngören üçüncü fıkra hükmünün, Anayasanın 38 inci maddesinin “Hiç kimse, yalnızca sözleşmeden doğan bir yükümlülüğü yerine getirmemesinden dolayı özgürlüğünden alıkonulamaz” hükmü ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine Ek 4 No’lu Protokolün 1 inci maddesi ile çeliştiği açıktır.

Bu nedenle iptali istenen üçüncü fıkra hükmü yukarıda (1) numaralı başlık altında etraflıca belirtilen nedenlerle Anayasanın 2 nci, 38 inci ve 90 ıncı maddelerine aykırı olduğundan iptali gerekir.

3167 sayılı Kanunun 16 ncı maddesinde tanımlanan suçtan dolayı açılmış olan davalar bakımından da asliye ceza mahkemesinin görevinin devam edeceğini öngören dördüncü fıkranın da, üçüncü fıkranın iptali halinde uygulama olanağının kalmayacağı açıktır ve dolayısıyla bu fıkranın da 2949 sayılı Yasa’nın 29 uncu maddesinin ikinci fıkrası gereğince iptali gerekir.

IV. YÜRÜRLÜĞÜ DURDURMA İSTEMİNİN GEREKÇESİ

İptali istenen kurallar, anayasa hükümlerine açıkça aykırı olduğu gibi, Hukukun Temel İlkelerine ve evrensel ceza kurallarına ters düştükleri için uygulanmaları halinde sonradan giderilmesi güç ya da olanaksız durum ve zararların doğabileceği açıktır.

Öte yandan, Anayasal düzenin en kısa sürede hukuka aykırı kurallardan arındırılması, hukuk devleti sayılmanın da gereğidir. Anayasaya aykırılığın sürdürülmesinin, bir hukuk devletinde subjektif yararların üstünde, özenle korunması gereken hukukun üstünlüğü ilkesini de zedeleyeceği kuşkusuzdur. Hukukun üstünlüğü ilkesinin sağlanamadığı bir düzende, kişi hak ve özgürlükleri güvence altında sayılamayacağından, bu ilkenin zedelenmesinin hukuk devleti yönünden giderilmesi olanaksız durum ve zararlara yol açacağında duraksama bulunmamaktadır.

Bu zarar ve durumların doğmasını önlemek amacıyla, Anayasaya açıkça aykırı olan iptali istenen kuralların, iptal davası sonuçlanıncaya kadar yürürlüklerinin de durdurulması istenerek Anayasa Mahkemesine dava açılmıştır.

V. SONUÇ VE İSTEM

Yukarıda açıklanan gerekçelerle, 14.12.2009 tarihli ve 5941 sayılı Çek Kanununun;

1) 5 inci maddesinin birinci fıkrasının birinci ve ikinci cümlelerinin, Anayasanın 2 nci, 38 inci ve 90 ıncı maddelerine aykırı olduklarından,

2) 5 inci maddesinin ikinci fıkrasının ikinci cümlesinin, Anayasanın 38 inci maddesine aykırı olduğundan,

3) 5 inci maddesinin üçüncü fıkrasının ikinci cümlesinin, Anayasanın 2 nci maddesine aykırı olduğundan,

4) 5 inci maddesinin dördüncü fıkrasındaki “gerçek ve” ibaresinin, Anayasanın 2 nci maddesine aykırı olduğundan,

5) 5 inci maddesinin dokuzuncu fıkrasının, 2949 sayılı Yasa’nın 29 uncu maddesinin ikinci fıkrası gereğince,

6) 5 inci maddesinin onbirinci fıkrasının, 2949 sayılı Yasa’nın 29 uncu maddesinin ikinci fıkrası gereğince,

7) 6 ncı maddesinin 2949 sayılı Yasa’nın 29 uncu maddesinin ikinci fıkrası gereğince,

8) 7 nci maddesinin Anayasanın 2 nci, 38 inci ve 90 ıncı maddelerine aykırı olduğundan,

9) Geçici madde 1’in;

a – Üçüncü fıkrasının Anayasanın 2 nci, 38 inci ve 90 ıncı maddelerine aykırı olduğundan,

b – Dördüncü fıkrasının 2949 sayılı Yasa’nın 29 uncu maddesinin ikinci fıkrası gereğince,

iptallerine ve uygulanmaları halinde giderilmesi güç ya da olanaksız zarar ve durumlar doğacağı için, iptal davası sonuçlanıncaya kadar yürürlüklerinin durdurulmasına karar verilmesine ilişkin istemimizi saygı ile arz ederiz.

Hakkı Suha OKAYAnkara Milletvekili

Grup Başkanvekili

Kemal KILIÇDAROĞLUİstanbul Milletvekili

Grup Başkanvekili

EKİ :   1- 25.05.2009 tarihli Soru Önergesi.

2- Adalet Bakanlığı’nın 31.07.2009 tarihli ve B.03.0.KGM.0.00.00.03/

1646/3808 sayılı cevap yazısı.

3- Yargıtay Birinci 05.06.2009 tarih ve C.02.0.YBB.0.07/2009/3785-1074

sayılı yazısı.

Av. Rahmi OFLUOĞLU blogdan alıntıdır.

Reklamlar

15 responses to “Çek kanunu ve anayasa mahkemesi yolları

  1. BİLGİNİZE SUNUYORUM;

    T.C.

    ANAYASA MAHKEMESİ BAŞKANLIĞI

    Genel Sekreterliği

    Sayı : C.01.0.BHK.622-01/
    1/2/2010

    Konu :

    Sayın Burhan İşcan,

    Sonuca ulaşmayan davalarla ilgili olarak Mahkememizin Web http://www.anayasa.gov.tr sitesinden Veriler-İstatistikler linkinden incelenmekte olan dosyalar başlığına; sonuca ulaşmış davalar için Web sitemizin Kararlar Bilgi Bankasına girerek gerekli bilgilere ulaşabilirsiniz.Söz konusu davanın ne zaman sonuçlanacağına dair herhangi bir tarih vermemiz söz konusu değildir.

    Bilginizi rica ederim.

    Anayasa Mahkemesi

    Genel Sekreterliği

    Genel Sekreter Yardımcısı

    İsmet YAĞCI

    Ayrıntılı bilgi için irtibat :

    Emine AYDOĞDU

    Basın ve Halkla İlişkiler Müdürü

    bilgi@anayasa.gov.tr

    Tel:(312) 463 73 00/7424

    ——————————————————————————–

    ANAYASA MAHKEMESİ
    BİLGİ EDİNME BAŞVURU FORMU
    (Gerçek Kişiler İçin)

    Ek-1

    Başvuru sahibinin adı
    ve soyadı:
    BURHAN İŞCAN

    Oturma yeri veya iş
    adresi: ESKİŞEHİR

    Türkiye Cumhuriyeti Kimlik No:

    (Elektronik ortamda yapılacak başvurular için doldurulması zorunludur.)

    ***********

    Başvuruya hangi yolla cevap almak istersiniz?

    Yazılı

    Elektronik

    X

    Elektronik posta adresi:

    (Elektronik ortamda yapılacak başvurular için doldurulması zorunludur.)

    İmzası:

    4982 sayılı Bilgi Edinme hakkı Kanunu gereğince istediğim bilgi veya belgeler aşağıda belirtilmiştir.
    Gereğini arz ederim.

    İstenen bilgi veya belgeler.

    (Not: Ayrılan bölümdeki boşluk yetmediği takdirde, başvuru için boş sayfa/ sayfalar kullanılabilir.)

    9 2009/28 Hatay 1. Asliye Ceza Mahkemesi 19.3.1985 günlü, 3167 sayılı Çekle Ödemelerin Düzenlenmesi ve Çek Hamillerinin Korunması Hakkında Kanun’un 26.2.2003 günlü, 4814 sayılı Yasa’nın 14. maddesiyle değiştirilen 16. maddesinin ikinci fıkrasının “Ayrıca yetkili temsilci tarafından yararına çek keşide edilen hesap sahibi gerçek kişi hakkında da bu fıkra hükmü uygulanır.” biçimindeki son tümcesinin iptaline karar verilmesi istemi. İlk – Esasının İncelenmesine SON DURUM HAKKINDA BİLGİ EDİNMEK İSTİYORUM. Saygılarımla Burhan İŞCAN

    İncelenmekte olan dosyalar Anayasa Mahkemesinde incelemesi devam eden henüz karara bağlanmayan tüm davaları (Yüce Divan, Yüce Divan Değişik İşler, Siyasi Parti Kapatma, Siyasi Parti İhtar, Değişik İşler, İptal Davası ve İtiraz Başvurusu) içeren liste

    YAZI İŞLERİ MÜDÜRLÜĞÜ
    ELDE MEVCUT İŞLER
    (09.02.2010 TARİHİ İTİBARİYLE)

    AÇIKLAMA

     “Elde Mevcut İşler” ibaresi şu anda Anayasa Mahkemesi’nde devam eden henüz karara bağlanmayan tüm davaları (Yüce Divan, Yüce Divan Değişik İşler, Siyasi Parti Kapatma, Siyasi Parti İhtar, Değişik İşler, İptal Davası ve İtiraz Başvurusu) ifade etmektedir.
     “İncelemede” ibaresi davanın incelenmesinin karar verilmek üzere halen devam ettiğini ifade etmektedir.
     “Görüşme günü belirlenecek” ibaresi davanın raportörce esas raporunun yazıldığını, Heyetçe görüşülüp karar verilmek üzere gündemde beklediğini ifade etmektedir.
     “Esas İncelemede” ibaresi davanın ilk incelenmesinin tamamlanıp davanın karar verilmek üzere esas incelemeye geçtiğini ancak, dava hakkında raportörü tarafından henüz esas inceleme raporunun yazılmadığını ifade etmektedir.
     “İlk İncelemede” ibaresi davanın raportöre verildiğini ancak, henüz ilk inceleme raporunun Heyetçe görüşülmediğini ifade etmektedir.
     “Yürürlüğü Durdurma hakkında karar verildi” ibaresi gelen davanın yürürlüğü durdurma istemli olduğunu, o dava hakkında yürürlüğü durdurma istemi hakkında olumlu veya olumsuz karar verildiğini, ancak, esas hakkında incelemenin halen sürmekte olduğunu ifade etmektedir.

    Not: Burada bulunan mevcut bilgiler her ayın ilk haftasında bir kere yenilenmektedir. İptal ve itiraz davaları hakkında daha geniş bilgiyi http://www.anayasa.gov.tr internet sitesinden Veriler-İstatikler bölümüne girip Son 10 yılda yapılan başvurular bölümünden öğrenebilirsiniz.

    77. 1 Hatay 1. Asliye Ceza Mahkemesi 2009/28 19.3.1985 günlü, 3167 sayılı Çekle Ödemelerin Düzenlenmesi ve Çek Hamillerinin Korunması Hakkında Kanun’un 26.2.2003 günlü, 4814 sayılı Yasa’nın 14. maddesiyle değiştirilen 16. maddesinin ikinci fıkrasının “Ayrıca yetkili temsilci tarafından yararına çek keşide edilen hesap sahibi gerçek kişi hakkında da bu fıkra hükmü uygulanır.” biçimindeki son tümcesi. Esas İncelemede
    7.5.2009

  2. Sayın HUKUKCU;
    “sayın işcan, ben bu yasa yapıldığından sonra okuyanlar bilir defakto olduğunu yazdım yani geçerlliliği tartışılacak”
    YANILIYORSUNUZ.
    Yasa geçerlidir. Kurallara uygundur. 5941 le birlikte ceza yasamızda olan ve sanık lehine de ifadeler kapsayan 1. maddeden 75. maddeye kadar bütün maddeler yasada uygulama alanı bulmuştur.
    SİZ HALA VADELİ ÇEK KONUSUNDASINIZ. bu yasalarımızda yok. yargıtayın önerisini göz önüne alın. Hükümet her zamanki gibi arkadan dolandı ve puanı kaptı.

    “ve AnayasaMahkemesinin önüne gideleceğini bununla birlikte ,geçici hükümler olacağını ve”
    Bu yüzden Anayasa Mahkemsinden bozma kararı kesinlikle çıkmaz.

    tam anlamı ile beraatler olmayacağını
    Tam anlamıyla beraatler olacak. Yeniden yargılanmalar söz konusu. Yargıtayın iptal gerekcesine bakın. “5941 SAYILI YASAYLA SUÇUN ŞEKLİ VE NEVİ DEĞİŞTİĞİNDEN” bu ne demek?
    KIYMETLİ EVRAKTA Mücerretlik hadisesi başka bir konu, siz bunu başka bir konu içinde yorumlamaktasınınız
    bunu bu konu içinde yorumlayan sizsiniz.

    FAYDA SAĞLAYACAK TEK ŞEY ŞUDUR

    TEPKİ ETKİYİ SAĞLAR.
    5941 İLE SUÇUN ŞEKLİ VENEVİ DEĞİŞTİ ifadesi çok önemli.
    Yargıtay bize çok önemli bir koz veriyor.

    Yukarda da söylediğim gibi beratlar davamızın haklılığını ortaya çıkaracak. AİHM önünde büyük bir koz yakaladık.

    ANCAK;
    DAHA ÖNCE YAPILMASI GEREKEN ŞU.
    HÜKÜMETE YAPILAN HAKSIZLIĞI TAZMİN ET DEMEK

    SAYGILARIMLA

  3. Sayın Hukukcu;

    Ben Sayın İyimaya’dan hiç bir şey öğrenmedim. Ne öğrendiysem, kendi araştırmama bilgi edinme iştahıma bağlı.Benim desturum şudur “ÖNEMLİ OLAN BİLGİ DEĞİL, ÖNEMLİ OLAN İLGİDİR.” . Bu desturla hareket ettim. Beni çek mağdurluğu konusunda harekete geçiren şey şu oldu (daha önce çok ifade ettim.) gazeteci Muharrem SARIKAYA nın Adalet Alt Komisyon Başkanı Sn. Hakkı Köylü ile röportajı. Bu röportajda açıkca yargıya baskı yapıldığı beyan ediliyordu. Merak ettim bende gittim birinci ağızlardan hakikati öğrendim.
    Sayın İyimaya İntikal Maddelerini sadece andı. Benim ilgimi çekti araştırdım.
    GARANTİLİ ÇEK MEVZUUNA GELİNCE;
    2005 YILINDA ÇIKAN CEZA YASASI ugulamaya konulduğu anda bunu söyleseydiniz o günkü şartlarda evet derdim.
    ANCAK ŞİMDİ FARKLI BİR DURUM VAR.
    Her yazımda üstüne basa basa yazıyorum. ÇEK EKONOMİNİN BİR ENSTRÜMANIDIR.EKONOMİ İLE ÇOK YAKINDAN İLGİSİ VAR.
    durum böyle olunca ekonomide ki gidişata çok iyi bakmanız gerekir. 2007-2013 9.kalkınma planı devrede. Bu konu mali disiplini gösteriyor.
    ayrıca 2008 de başlayan ve 2013 de biteceği belli olan cari açığın kapatılması ve dış borç ödeme gayreti var. Hükümet bu çerçevede sıkıntılı. Borcun borçla kapatılması zarureti var. Ancak; tekrar iktidar olabilmek için küresel seçkinlerle kurty dalaşı yapması gerekiyor. Yani bağımlılıkta avantaj yakalamak istiyor. Bunun için Sn. Babacan uyanıklık yaptı. Yurt dışına kaçırılan Paraları tekrar çekmek için VARLIK BARIŞI yasası yaptırdı. Bununla IMF e rest çekildi. IMF i kendi kurallarımıza göre borç vermesi için zorladık.

    Hükümet dış borç yerine iç borcu tercih etti. Dış yatırımcıya satılan bankaları can simidi olarak gördü. Dış yatırımcının bizim bankalrımıza olan iştahı dünya faizlerinin çok üstünde faizlerle çalışmaları. Ancak hükümetin iç borca yönelmesi için faizlerin dış faizlerden düşük olması gerekir. HÜKÜMET FAİZ DÜŞÜRÜYOR.
    BUNU NASIL BAŞARIYOR. Krediye olan talebi azaltmak gerekirki, bankaların tek müşterisi olsun. Bankalarla istediği gibi anlaşsın. Başta bu mümkün değildi.
    Fakat sistem yolsuzluk ekonomisi politikaları üzerine olunca mümkün oldu. Nasıl?
    Ceza Yasası uygulamaya girince çek yasasının da bu yasaya uyarlanması gerekiyordu. Beklemeye bırakıldı önce 2006 sonu, sonra 2008 sonu beklenildi. Bu beklenti 5941 gibi dandik bir yasa için değildi tabiki.
    AF BEKLENTİSİ İLE KARŞILIKSIZ ÇEK MİKTARINI ARTIRIP TOPLUMUN BÜYÜK BİR KISMINI KÖTÜ BORÇ ÖDEME SİCİLLİSİ YAPMAK. gaye bu. Ufacık borçlar için kredi kartından dolayı bir çok kişi sicillendi. Ve çekler için milyonlar. REEL SEKTÖRDE KREDİ KİME LAZIM. TABİ Kİ TÜCCARA VE SANAYİCİYE. KULLANABİLİYORLAR MI? bunlar kullansa hükümet parayı nerden bulacak. Bakın ticaret odaları IMF ile anlaşma olsun diye niye sıkıştırıyorlar. BÜTÜN BUNLAR FAİZ POLİTİKASI VE DÜŞÜK FAİZLE HÜKÜMETİN BANKALARIN TEK MÜŞTERİSİ OLAMSI İÇİN TEZGAH.
    Bu durumda GARANTİLİ ÇEK kavramına bir bakalım. Bankalar niye bunu istiyor? B ankalar faizler düştükce yeni kazanç kapısı arıyor. Bakın ATM krizi niye çıktı? Kredi kartı aidatları. 1 TL UNUTULMUŞ HESABA İŞLETME GİDERİ TALEBİ vs vs. Bu bankaların faizleri hortlatmak için istedikleri bir şey. 5941 yasası tartışılırken MHP grubu önerge verdi. Sayın Şandır kalktı sizin talebinize benzer bir talepte bulundu. Bankalar borcun ödenmesi için yeniden yapılandırma çerçevesinde kredi versin.

    Bu şartlar altında bu hükümetten istenir mi?
    EKONOMİ ARZ VE TALEP DENGESİ ÜZERİNE KURULUDUR. tüccarın ve sanayicinin talebi belli sıcak para, ya da kredi. ARZ VARMI? hÜKÜMETİN VAZİFESİ ARZI GERÇEKLEŞTİRMEK. ANCAK DIŞ BORÇTAN KENDİNİ KURTARAMIYOR Kİ. EN BÜYÜK TALEPKAR HÜKÜMET.
    BU DURUMDA SİZİN AYAK BAĞI OLMANIZI İSTERMİ?
    GÖRÜYORSUNUZ YA BÜTÜN BUNLARI BANA TABİ Kİ SAYIN İYİMAYA ANLATAMAZ.
    ANCAK DEVAMLI SAYIN BABACANI ADRES GÖSTERMESİ BENİ BU ÇALIŞMAYA İTTİ.

    Bakın; Özal rahmetli dünya bankasından ve İmf DEN PARA DİLENMEYE GİDİNCE kendisine, TÜRKİYE DİNAMİKLERİNİ ATEŞLEMESİ VE KENDİ YAĞINLA KAVRULMASI İÇİN TAVSİYELERDE BULUNULDU. Niye yaptılar bunu. Dost acı söyler, biz söyledik diye. Mantıkları şu. Türkler nasılsa bunları uygulamaz. Fakat rahmetli öyle yapmadı ve GAP Projesini başlattı. Küresel seçkinlerde daha fazlasına müsade etmedi.

    SAYIN İYİMAYA DA BİZE ÖYLE YAPTI. nasılsa bunlar beceremez diye ip uçları verdi. Bizler beceremedik. Her önerisinigöz göre göre teptik.

    GARANTİLİ ÇEK olursa ne olur? BU garantiyi verecek banka ararsınız. Hiç bir banka DÜŞÜK FAİZ VE YÜKSEK RİSK le çalışmaz. Sigorta da aynı anlamda. Tefecilerin yerini resmi tefeciler olan sigorta şirketleri alır. Bankaların verdikleri her krediyi sigortalamaları niçindir? Bundan bankaların avantajları nelerdir?

    KISACASI DOSTUM BU AHVAL VE ŞERAİT İÇİNDE OLMAZ.

    ÇÜNKÜ OLMASI GEREKEN VE İSTENEN BİLE OLMADI?

    YA İLERİ VADE ÇEKE MÜSADE EDİLMEYECEK, YA DA BU MEYANDA ÇEK GEREKİYORSA KARŞILIKSIZ KALMASI SUÇ OLMAKTAN ÇIKARILACAKTI.

    YANİ; ADLİ PARA CEZASI YERİNİ İDARİ PARA CEZASINA BIRAKACAKTI.

    NİYE OLMADI?

    İstanbul Ticaret Odası Başkanı izah ediyor. Kısa vadede olmaz. ödemeler dengesi bozulur.

    Çeke güven kalmayınca; ya yerine aynı değerde başka bir enstrüman bulacaksınız, ki faizleri yukarı çeker. Yada ucuz kredi bulacaksınız. Bu sonuncusu kosgep kredi ağını genişletme adında ağır ağır konuluyor. Piyasların nabzı ölçülerek.

    Hükümet tekel işcilerine ne diyor? 10 bin lira sermaye bulan iş kuruyor. Kurun da görün ananızın ağlamasını. Bakkal amcaya da sen işi büyüt diyor. bu iki yüzlülük değil mi?

    Türkiye’nin borç oranı Avrupa ortalamasının altına düştü, milli gelir patladı, borsa coştu, dolar krize rağmen artmıyor! Bütün bunlar aldatmaca. öyleyse “vatandaşın durumu” neden daha iyi değil. Neden “veriler” ile “sokaklar” birbirini tutmuyor?

    “Ekonomik modellemede kaynaksız kazanç örneklemesinin nesiller boyunca yarattığı ekonomik-sosyal bozukluktan. YOLSUZLUK EKONOMİSİ POLİTİKALARI UYGULAMALARININ SONUCUNDAN”

    “Ekonomik-sosyal gerçeklere” dayandığı iddia edilen modern dünya sistemleri, bu tip “bozulmalar” yüzünden “adil sonuçlar” üretmez. “İdeal sistemi” mümkün kılacak olan, ekonomik çemberin çevresinde bulunan etki-tepki mekanizmalarının diğer ucu olan alt sistemlerin sağlıklı çalışmasıdır.

    Türkiye’de merkez kitle partisi olduğu düşünülen-planlanan AK Parti’nin “bu tip ihlallere”, oy aldığı bölgelerde “yoğun bile olsa” kesinlikle izin vermemesi gerekirdi.

    MAALLESEF OLAN OLDU. Umarım anlatabidim.

    SAYGILARIMLA
    Burhan İŞCAN

  4. TÜRK MİLLETİ ADINA

    T.C.
    İZMİR
    26. ASLİYE CEZA MAHKEMESİ

    DOSYA NO: 2009/1042

    ANAYASA MAHKEMESİ’NE İPTAL BAŞVURUSU

    https://karsiliksizcek.wordpress.com/2010/02/10/cek-kanunu-icin-yerel-mahkemeden-iptal-istegi/

  5. DOSTLARIM;
    Sayın Hukukcu YANILMANIZIN NEDENİ ŞUDUR.(Bu hususu vaktiyle söylemiştim.)
    KANUNLAR İHTİLAFI KURALLARI
    1-Hukuk kurallarının bir bölümü belirli olay ve ilişkileri doğrudan doğruya ele alarak bizzat düzenler bu tür kurallara maddi hukuk kuralları denir
    2. Medeni hukuka ait kurallar, örneğin, evlat edinmenin hangi şartlar altında ve hangi şekil kurallarına bağlı olarak yapılabileceğini ve evlat edinme işleminin gerçekleşmesi ile ne gibi hukuki sonuçların doğacağını tayin eder.

    3-Hukuk kurallarının diğer bir bölümü ise, belirli bir olay veya hukuki ilişkiyi ele alıp bizzat düzenlemek yerine bu düzenlemeyi yapmaya hangi hukuk kurallarının yetkili olduğunu belirtmekle yetinir. Bunlar uygulanacak hukuku gösteren kurallardır. Eğer uygulanacak hukuku gösteren kural hukuki ihtilafta bu ihtilaf ile ilişkili birden fazla hukuk düzeni arasında hangisinin yetkili olduğunu belirtmekte ise KANUNLAR İHTİLAFI KURALINDAN bahsedilir. Hukuki ihtilafı ele alıp düzenlemeye yetkili sayılacak hukuk düzenleri arasında yetki çatışması olmaktadır.

    4-Yürürlük bakımından aynı zaman içerisinde yer almayan, fakat birbirini takip eden hukuk düzenleri arasında bir seçim söz konusu olduğunda, İNTİKAL HÜKÜMLERİNDEN veya zamanlararası (intertemporal) ihtilaf hukukundan bahsedilir

    Kısaca, kanunlar ihtilafı kuralları hükme bağlanması gereken belirli bir olay veya hukuki ilişkide uygulanma imkanı olan birden çok hukuk düzeninin hangisinin uygulanacağını belirler.

    ÇEKTE KANUNLAR İHTİLAFI

    Yabancılık unsuru taşıyan her hukuki ilişkide ortaya çıkabilen kanunlar ihtilafı (conflict of laws – conflits de lois), çekle ilgili hukuki ilişkilerde de ortaya çıkabilmektedir. Bu sebeple yasa koyucular çekle ilişkili düzenlemelerine, çekte ortaya çıkan kanunlar ihtilafını düzenleyen hükümler koyma ihtiyacını duymuşlardır.

    Hukukumuzda da Ticaret Kanunu’nun, Kıymetli Evrak kitabında beşinci ayırım olarak 731 – 735. maddelerde çekle ilgili kanunlar ihtilafı kuralları düzenlenmiş bulunmaktadır. Ticaret Kanunu’nun bu maddeleri, İsviçre Borçlar Kanunu’nun kıymetli evrak başlıklı beşinci bölümünde, nama, hamiline veya emre yazılı senetler başlıklı otuzüçüncü başlıkta, çek başlıklı beşinci kısım altında kanunlar ihtilafı başlığı altında düzenlenen 1138 – 1142. maddelere tekabül etmektedir

    Çekte kanunlar ihtilafının düzenlenmesi ile ilgili en önemli ve İsviçre Borçlar Kanunu’nun yukarıda belirttiğimiz düzenlemesine kaynaklık eden uluslararası düzenleme, 19 Mart 1931 tarihinde Cenevre’de imzalanmış bulunan “Çekle İlgili Bazı Kanunlar İhtilafı Meselelerinin Halline Dair Konvansiyon”dur. 19 madde ve bir Protokolden oluşan bu konvansiyon ile çekle ilgili kanunlar ihtilafı meselelerine çözüm getirilmek istenmiştir. Türkiye bu konvansiyona taraf değildir. Ama Ticaret Kanunu’nun ilgili hükümleri İsviçre Borçlar hukukundan alındığı için, konvansiyon hükümleri ile Türk hukuku uyumludur.

    Konvansiyon Hükümleri

    Türk Ticaret Yasası’ında çeklere ilişkin olarak kanunlar ihtilafı kuralları 731 – 735. maddeler arasında düzenlenmiştir. Fakat bu düzenleme Türk hukukundaki kıymetli evraka ilişkin tek düzenleme değildir. Poliçelere ilişkin olarak da Türk Ticaret Kanunu’nun 678 – 687. maddelerinde kanunlar ihtilafı kuralları düzenlenmiştir ve çeklere ilişkin bazı hükümlerde poliçelere ilişkin hükümlere atıflar yapılmaktadır. Ayrıca TTK’nun 730. maddesinin 1. fıkrasının 21. bendinde ehliyete, poliçe ve bonolara ilişkin hakların muhafazası için lüzumlu muamelelere ilişkin kanunlar ihtilaflarına dair 678, 680 ve 681. maddelerin çekler hakkında da uygulanacağı düzenlenmiştir.

    Bu hükümler sadece ortada bir çek var ise uygulama alanı bulacaklardır. Ortada bir çek yoksa hangi hukukun uygulanacağı Milletlerarası Özel Hukuk ve Uusl Hukuku hakkında Kanun hükümlerine göre tespit edilecektir.[6]

    Türk Ticaret Kanunu’nun 731 – 735. maddeleri arasında veya poliçelere ilişkin 678 – 687. maddeler arasında düzenlenmemiş olan hususlarda ise Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun (MÖHUK) uygulanacaktır. Örneğin Türk Ticaret Kanunu ne milletlerarası yetkili mahkemeyi ne de yabancı mahkeme kararlarının tanınmasını düzenlemiştir. İşte bu gibi hususlarda MÖHUK uygulanacaktır.

    Şimdi TTK’da düzenlenen hükümlere bakalım.

    A – Ehliyete ilişkin 731. madde hükmü
    B – Şekil ve müddetlere ilişkin 732. madde hükmü
    C – Taahhütlerin hükümlerine ilişkin 733, 734 ve 735. madde hükümleri

    Türk Ticaret Kanunu çekteki taahhütlerin hükümlerini, keşide yeri kanunu, ödeme yeri kanunu ve ikametgah kanunu olarak üçlü bir ayırım şeklinde düzenlemiştir.

    İbraz süresi.

    Ödeme yeeri hukuku ibraz süresi, yani çekin ödenmek üzere muhataba ibraz edilebileceği sürenin tayini bakımında yetkilidir. Örneğin çek Türkiye’de ödenecekse TTK 708. madde geçerli olacaktır. Fazlasıyla gecikmiş bir ibraz halinde, müracaat haklarının kaybedilip kaybedilmeyeceği ise, müracaat borçlusunun senedi imzaladığı yer hukukuna göre belli olacaktır (TTK 733)[10]

    Çekin; kabul, tasdik, teyid ve vize edilip edilmeyeceği ve bu kayıtların ne gibi sonuçlar doğuracağı.
    Hamilin kısmen ödemeyi isteyebilip isteyemeyeceği ve böyle bir ödemeyi kabule mecbur olup olmadığı
    Çekin çizilip çizilmeyeceği veya “hesaba geçirilecektir” kaydını veya buna denk bir tabiri ihtiva edip edemeyeceği ve bu çizginin veya bu kaydın yahut ona denk olan tabirin ne gibi sonuçlar doğuracağı.

    Doktrinde, ödeme yeri hukukunun, maddede ifade edilen kayıtların caiz bulunup bulunmadığını, şeklen geçerli olup olmadıklarını ve ne gibi hukuki sonuçlar yaratacaklarını tespit ettiği belirtilmektedir. Kanımca 734/b.5. madde bu kayıtlaırn şekline uygulanamaz. Çünkü TTK 732. maddenin 1. fıkrası ile çekte şekle ilişkin olarak uygulanacak hukuk, çekteki taahhütlerin imza edilmiş olduğu yer hukukudur. Fakat TTK 732 f.1 c.2 ile ödeme yeri hukukunun belirlediği şekillere riayetin de kafi olduğunu belirtmek gerekir. Yani her iki maddeyi de uygulayarak aynı sonuca varılabilir. Fakat bizce çizgili çek veya hesaba geçirilecektir ibarelerinin yer aldığı çekin şekli için 734/b.5 değil 732/f.1 uygulanmalıdır.

    Çekin karşılığı üzerinde hamilin özel haklarının bulunup bulunmadığı ve bu hakların mahiyetinin ne olduğu
    Keşidecinin çekten cayıp cayamayacağı veya çekin ödenmesine itiraz edebilip edemeyeceği
    Çekin kaybedilmesi veya çalınması halinde alınacak tedbirler
    Cirantalara, keşideciye ve diğer çek borçlularına karşı olan müracaat haklarının korunması için bir protesto veya buna denk bir tesbit yapmanın gerekli olup olmadığı

    Bir bağlama kuralı olarak ödeme yeri denildiğinde, muhatabın çeki ödeyeceği yer esas alınmalıdır, yoksa müracaat borçlularınınki değil

    İŞTE BU SEBEPLER ÇEKİ DİĞER KIYMETLİ EVRAKTAN AYIRIR.
    Bahsi geçen mücerritlik ilkesi; kanunlar ihtilafı dolayısıyla, diğer kıymetli evraktan farklılık teşgil eder.

    5941 NOLU YASADA; KAST UNSURU İNCELENİRKEN EN ÇOK DİKKAT EDİLMESİ GEREKEN ŞEY “YASA KOYUCUNUN MURADI” DIR.

    Yargıtay Başkanının önerisini hatırlayınız. Çekte yukarda bahsettiğim temel kurallardan dolayı ne önermişti.

    1-ileri vade çek uygulamasına son veren bir düzenleme

    2-bu mümkün olmayacaksa (zira hukuk ve ekonomi ayrı kulvarlardadır. çek sorunu bu kulvarları aynı çizgide birleştirir.) ileri tarihli çekin karşılıksız kalması suç olmaktan çıksın.

    YASA KOYUCUNUN ÖNCÜLÜ HÜKÜMET OLDUĞUNA GÖRE HÜKÜMETİN STRATEJİSİNE İYİ BAKMAK LAZIM.

    1-Hükümet; tüm erklere baskı yapmakta, otoriter yapı kurmakta ve “ben yaptım oldu” kabul edin demektedir. Demokrasiye aykırı dediğinizde ise öyle bir şey yok, muhalefet bize destek vermiyor demektedir. TÜRKİYE MAALLESEF DAYATMALAR CUMHURİYETİ OLMUŞTUR.
    2-HÜKÜMET ZAMANDAN NEMALANMAKTADIR. zaruret hasıl oluncaya kadar sorunları bekletmektedir. Bunun için sık sık gündem değişmektedir.

    İŞTE 5941 BU AMAÇLADIR. ZAMANDAN NEMALANMAK.

    ESAS ÇEK YASASI NERDE? TİCARET YASASINDA.

    Küresel rekabette sınırları zorlayan ve hızlı bir dönüşüm sürecindeki Türk iş dünyasının daha şeffaf kurumsal yönetim ilkeleriyle çalışması Türk işletmelerinin küresel rekabet gücünü artırmasında büyük öneme sahiptir. Dünya ekonomisi ile entegre olma, yüksek ve sürdürülebilir büyüme oranları ile ekonomik istikrarın sürekli kılınması hedefi doğrultusunda; şeffaflık ve hesap verebilirlik ilkeleri üzerine kurulu olan yeni Türk Ticaret Kanunu Tasarısı’nın (“Tasarı”) yasalaşmasıyla toplumun tüm paydaşlarının bilgiye erişebilirliği ve çıkarlarının korunması da sağlanacaktır.

    TASARI 2005 YILINDA HAZIRLANDI. 2008 YILINDA MECLİSE SUNULDU. SÖZDE 2009 DA ÇIKACAKTI. HÜKÜMET MUHALEFETİ BAHANE ETTİ YASA GÖRÜŞMESİ MECLİSTE ASKIYA ALINDI.

    NEDEN?

    2009 YILI VE 2013 YILI İTİBARİYLE DIŞ BORÇ ÖDEME PLANI
    Merkez Bankası’nın verilerine göre Kamu, 4-13 Ocak tarihleri arasında 114.9 milyon dolarlık dış borç ödemesi yaptı. Bunun 22 milyon doları Hazine, 2.38’i Merkez Bankası, 90.6 milyon doları diğer kamu kesimi tarafından yapılan borç ödemelerinden oluştu. IMF’ye yönelik olarak anılan dönemde herhangi bir ödeme gerçekleştirilmedi.

    Kamunun 2009 yılında gerçekleştirdiği toplam borç ödemesi ise bir önceki yıla göre yüzde 25.4 azalışla 11 milyar 724.2 milyon dolar olarak gerçekleşmişti. Bunun 8 milyar 742 milyon dolarını Hazine, 466.5 milyon dolarını Merkez Bankası yaptı. Diğer kamu kesimi 1 milyar 570.1 milyon dolarlık dış borç ödemesinde bulunurken, IMF’ye 861.4 milyon dolarlık ödeme yapıldı. 2008 yılında kamu, 15 milyar 727.5 milyon dolarlık dış borç ödemesinde bulunmuştu.

    2009’da en büyük dış borç ödemesi Haziran’da gerçekleşmişti VE 2013 E KADAR ÖDEMELER YOĞUN.
    HÜKÜMET DIŞ BORÇ ÖDEMELERİNİ NASIL YAPIYOR?
    DEVLET GELİRLERİ İLE Kİ CARİ AÇIK ÇOK FAZLA İLAVE BORÇLA.

    Borç nerden alınacak. Ya IMF veya DÜNYA Bankasından Y ada iç borçlanmadan. İç boprçlanma deyince akla kim gelir? Bankalar.

    HÜKÜMETİN ÇEK SORUNDA MURADI ZARURET SON ANA GELİNCE ZARURETE UYGUN OLANI YAPARIZ. ŞİMDİLİK 5941 LE BU YAPILDI. YENİ TTK YA KADAR GEÇERLİ.

    YENİ TEMEL YASA TTK ÇIKINCA SORUN YİNE UYUM ŞEKLİNDE GÜNDEME GELECEK.

    BU DURUMDA YARGITAYIN İKİ ÖNERİSİNDEN BİRİ MUTLAK YAPILACAK.
    YA POST DATE ÇEK YASAKLANACAK. YADA POSTDATE ÇEK YASASI ÇIKACAK.işte bu durumda kast söz konusu olacak.”“;yani nedemek istiyorum mahkemeye her çıkan çekinin kasıtlı yazılmadığını bir şekle uyduracaktır işte ” burda sizin dediğiniz gerçekleşecek. ADLİ PARA CEZASI YERİNİ İDARİ PARA CEZASINA BIRAKACAK.

    ÇÜNKÜ YENİ TİCARET YASASI AVRUPA BİRLİĞİ NORMLARINA GÖRE HAZIRLANIYOR.

    • sayın işcan, ben bu yasa yapıldığından sonra okuyanlar bilir defakto olduğunu yazdım yani geçerlliliği tartışılacak ve AnayasaMahkemesinin önüne gideleceğini bununla birlikte ,geçici hükümler olacağını ve tam anlamı ile beraatler olmayacağını KIYMETLİ EVRAKTA Mücerretlik hadisesi başka bir konu, siz bunu başka bir konu içinde yorumlamaktasınınız Bun konuları bir tarafa bıraksakta şu garanti fonu hakkında iyimayadan neler öğrendiniz bunları bize anlatsanız bence bunlar daha büyük faydalar sağlayacak

  6. aylarca yazdık, söyledik, hepsine ayrı ayrı mail attım.
    hiç birisi haberimiz yoktu, bilmiyorduk diyemez.

    meclisin binlerce saatini boşa harcadılar.

    çocuklarımın ekmek parasından keserek ödediğim vergilerin bir kuruşunu bile bunlara helal etmiyorum.

    yazıklar olsun

  7. Acil demokrasi kast taksir kombinasyonu nedir? sen bunu bilmiyorsun ama tutturmuşsun şekli suç falan yine bir şeyler anlatmaya çalışıyorsun, pes insaf, cümlelerini bir bakalım
    “30 12 2008 gibi sebeplerden ötürü çekini ödemeyen kişi ödememe kastıyla hareket etmemiştir” canım kardeşim öğrenmişsin bir laf ,aynı şeyleri söylüyorsun ,senin bu söylediğin şeyler hukukta izafi olmayan şeyler bunu aklı başında bir hukukçu kabul etmez , hataların çok, o sebeple bazı şeyleride göremiyorsun. Bir defa evrak hukukunda şekli bir suç yok bunu öğren, canım kardeşim, sen çek açısından kastın tarifini yapmaz isen bunu hangi hukukçu kabul eder ; çek neden ve niçin verilir? Sen bunu anlayamamışsın sana göre verilen çek sanki ödenmeme gibi bir sebepte borçlu alacağından vazgeçmelidir bir defa canım kardeşim senedin ödenmemesi çekte dahil bir sebebe dayalı olması kıymetli evrakı bağlamaz bunun için Avrupa yasalarında neden acaba kimseye bir sözleşmeye müteakip özgürlüğünden alı konulamaz ilkesi getirilmiştir . senin şuanda savunduğun kast ilkesi ancak zamanla mahkemede insanları cezaevlerine sokar ; Avrupa’ya göre ise iflaz eden bir kişi veya kurumların sorumluluğu vardır ,onlar bir sözleşmeye dayalıdır bu sözleşme sorumluluğunca kişinin malı ,dükkanı veya ticari ilişkileri sigortalıdır, eğer bir hileli iflaz kasti bir ödememe varsa zaten bu bizim yasalarımızda da var hileli iflas gibi bu ayrı bapta ele alınır ,sanırım seninle anlaşamıyoruz; çünkü hala ,hala kastın tanımı var demektesin ama bunun çek açısından nasıl ele alınıp baretler verilecek bunu belirtmeden kendine göre yorumlar yapmaktasın.

    “aksine bu sebepleri yokken çekini ödemeyen kişi kasten çekini ödememiştir.”ben çok kişi gördüm öyle defalarca çekini ödemiş ama son çeklerini riske atan veya birilerine hatır çeki veren veya bir şekilde almış olduğu mallarla başkaların borcunu ödeyen yani başka borçlanmalarla diğer borçları kapatan veya bu malların parasını kullanan şimdi bu kişilere dolandırıcı diyemeyiz ama sen bu kişileri dolandırıcılık ile suçlamak istemektesin..Sana göre birinin malını satıp da o malın parasını hemen cebe atan ile malın parasını farklı borçlarının kapayan yada malın parasını kasti ödemeyen bekletenin tespiti sen bunu kastla çözerim zannediyorsun halbuki kastın tanımlarında kast taksir kombinasyonu bu sebeple var yani bir geçiş ilkesi var buna göre diğer hukukçuların bu konuda anlatmak istedikleri mahkemede bu konuda hakimi yanıltmak basit olur canım kardeşim ;yani nedemek istiyorum mahkemeye her çıkan çekinin kasıtlı yazılmadığını bir şekle uyduracaktır işte Avrupada bu Anayasamızda bahsedilen ilke buna müteakip bir borçlunun borcu borç ise bu bir şekilde borç olup bunun beraatı olmasının dışında meblağın alacaklıya ödenmesidir yani bizim tartıştığımız seninde çabaladığın çek koçanını kötüye kullanma amaçlı olanla iyiye amaçlı kullananları sınıflandırmak ve bu kişilere göre kasten ibaresi damgası ile yargılamak ozaman ticaret hukuk dersleri boşuna mı verilmekte? eğer çek koçanını kasten ibaresi ile kullanan birileri varsa burada, suçlu olan birileri değildir. Sebebine gelince hangi çekin ödenmesinin garantisi beyan edilmiştir bankalar neden çeklerin belli kısımlarını öderler ? neden muhatap bir bankanın olması zorunludur? Bu sorulara cevap bulmadan hukukçuların çoğu kasten ibaresini yasaya sokmaz ki ,aksi halde zamanla dediğim gibi mahkeme hakimleri kastım yok diyene de kastı olana da kafa karışılışlığı yaratacağı için usule uygun cezalar veremeyecek mahkemeler Allah,bullak olacaktır neden,direniyorsun bunu anlayamadım bu söylediğimi bütün hukukçular hak veririr..

    Şimdi ilk önce kıymetli evrak hukukuna bir bakalım..? senin anlayamadığın şey mücerretlik ilkesi.!

    KIYMETLİ EVRAKA İLİŞKİN GENEL HÜKÜMLER

    l. Tanım ve Unsurları

    a) Tanımı

    Kıymetli evrak, belirli bir hakkın senedi bağlı olduğu ve senede bağlı bu hakkın senetsiz devir veya ileri sürülmesinin mümkün olmadığı senetlerdir.

    b) Unsurları

    Bu tanımdan harekette kıymetli evrakın unsurları,

    a) Senet (maddi unsur)
    b) Bir alacağa veya ortaklığa ilişkin veya aynı mahiyette, fakat her halde iktisadi değer taşıyan hak (gayrı maddi unsur) ve,
    c) Hakkın senede yerleşmesi maddi ve gayrı maddi unsurların birleşmesi olarak sayılabilir.

    2. Kıymetli Evrakın Özellikleri

    a) Kıymetli evrakta hak ile senet arasında kuvvetli bir bağ vardır.

    Bunun anlamı, kıymetli evrakın maddi ve gayrı maddi unsurları arasındaki sıkı bağdır. Bir hak kıymetli evraka bağlanınca, söz konusu hak ancak senet ile birlikte devredilir, ya da borçluya karşı ileri sürülebilir. Hakkı senetten ayırarak ileri süren, örneğin, bir borcu senetten ayrı olarak ödeyen ve senedi teslim almayan borçlu senet bedelini iki defa ödemek zorunda kalabilir. Senet ile hak arasındaki sıkı bağ iki taraflıdır. Buna göre, senet alacaklısı senedi ibraz etmeksizin ödeme isteyemez, aynı şekilde senet borçlusu da senet olmadan ödeme yapmamalıdır.

    b) Kıymetli evrak parasal bir değeri olan hakkı muhtevi olup, borç senedi olarak düzenlenir.

    Kıymetli evrakı imzalayan borçlu nitelikli bir borç üstlenir. Borçlu tarafından üstlenilen ve senede bağlanan hak, nesnel olarak parasal bir değere sahiptir.

    c) Kıymetli evrakın içerdiği hak dolaşım kabiliyeti olan bir haktır.

    Kıymetli evraka bağlanan hakkın devir kabiliyeti vardır. Başkasına devredilemeyen, kişi ile sıkı sıkıya bağlı haklar kıymetli evraka konu olamaz. Örneğin, kişilik hakları, sükna hakkı, velayet hakkı gibi haklar kişiye bağlı olup başkalarına devir edilemeyeceği için kıymetli evraka da konu olmaz.

    d) Kıymetli evrakta mücerretlik (soyutluk) ilkesi geçerlidir.

    Kıymetli evrak ilişkisi kural olarak bir temel ilişkiye dayanır. Biz bu temel ilişkiyi kıymetli evrakın doğumuna neden olan ilişki diye adlandırabiliriz.

    x …….. Kıymetli evrak ilişkisi …….. x
    x ………. Alt (Temel ilişki )………. x

    Mücerretlik ilkesinden kasıt, kıymetli evrakın doğumuna esas teşkil eden temel ilişki ile kıymetli evrak ilişkisi arasında bir bağlantı olmaması, kıymetli evrak ilişkisinin temel ilişkiden soyut olmasıdır. Buna göre, kıymetli evraka temel teşkil eden bir satım sözleşmesi, eser sözleşmesi gibi ilişkilerdeki aksaklık, geçersizlik, noksanlık kıymetli evrakın geçerliliğini etkilemeyecektir.

    Kıymetli evrak temel ilişkinin tarafları arasında kaldığı sürece mücerretlik ilkesinin geçerliliği sınırlıdır. Zira böyle bir halde senet bedelinin talep edilmesi durumunda temel ilişkinin tarafları, eğer temel ilişkide bir noksanlık ya da sakatlık varsa, bunları talep sahibine karşı ileri sürebilecektir. Ancak kıymetli evrak ne zamanki iyi niyetli üçüncü kişiye devredilirse mücerretlik ilkesi tüm unsurları ile devreye girer.

    Kıymetli evrak sayılan bütün senetler mücerretlik niteliğine sahip değildir. Öte yandan senedin devir şekli bakımından bulunduğu grup da mücerretlik açısından rol oynar. Örneğin, nama yazılı senetlerin mücerretlik niteliği yok denecek ölçüdedir.

    e) Kıymetli evrak özel şekil şartlarına tabidir.

    Kıymetli evrakın oluşturulması, devri, kaybolması halinde iptali gibi hususlar belirli şekil şartlarına tabidir. Söz konusu işlemler, kanunda öngörüldüğü şekilde yapılmadığı takdirde kıymetli evrak ya hüküm ifade etmeyecek yahut istenen sonuç sağlanamayacaktır. Senedin oluşturulmasında aranan şekil kuralları bir sıhhat şartıdır.

    3.Kıymetli Evrakın Sınıflandırılması

    a) Temsil ettikleri hakkın türü bakımından

    Temsil ettikleri hakkın türü bakımından kıymetli evrak; aa)Para/Alacak senetleri bb) Pay senetleri ve ilmühaberler, cc) Emtia senetleri olmak üzere üç gruba ayrılırlar.

    b) Devir Şekilleri Bakımından

    Devir şekilleri bakımından kıymetli evrak nama, emre ve hamiline olmak üzere 3 gruba ayrılmaktadır.

    aa) Nama yazılı senetler

    Belli bir şahıs namına yazılı olup da, onun emrine kaydını ihtiva etmeyen ve kanunen de emre yazılı senetlerden sayılmayan kıymetli evrak nama yazılı senet sayılır. Buna göre nama yazılı bir senet düzenleyebilmek için, a) bir kişinin namına yazılı olup, emrine kaydını içermemesi b) fakat, kanunen emre yazılı olarak kabul edilen senetlerden ise, sadece emre kaydını içermemesi yeterli olmayıp, emre olmadığının ya da nama düzenlendiğinin belirtilmiş olması gerekir.

    Yatırım fonu katılma belgesi, banka bonosu, banka garantili bono, finansman bonosu dışındaki hemen tüm kıymetli evrak nama düzenlenebilir.

    Nama yazılı kıymetli evrak devir kabiliyeti en az olan senetlerdir. Bu senetlerin devri alacağın temliki ve senedin teslimi ile olmaktadır. Alacağın temliki yazılı devir beyanı olup, senedin arkasına veya ayrı bir kağıt üzerine yazılabilir. Devir şekli dolayısıyla senet borçlusu, temel ilişkideki eksiklik yada noksanlıkları yani def’ileri senedi devralan üçüncü kişiye karşı da ileri sürebilir. Bu sebeple bu grup senetlerin mücerretlik niteliği sınırlıdır.

    bb) Emre yazılı kıymetli evrak

    Emre yazılı olan ve kanunen böyle sayılan kıymetli evrak emre yazılı senetlerdendir. Buna göre bir kıymetli evrakın emre kıymetli evrak sayılabilmesi için; ya lehine düzenlenen kişinin isminden sonra emrine kaydı bulunmalı, ya da böyle hiç bir kayıt bulunmamakla beraber, kanunen emre sayılan bir senedin bulunması gerekir. Kambiyo senedi olarak adlandırılan bono, poliçe çek ile makbuz senedi ve varant kanunen emre yazılı senetlerdir.

    İpotekli borç senedi ve irat senedi, hisse senetleri, intifa senetleri, tahviller, varlığa dayalı menkul kıymetler, katılma intifa senetleri, kar ve zarar ortaklığı belgesi, kara iştirakli tahvil ve hisse senedi ile değiştirilebilir tahviller emre düzenlenemez. Bunun dışında yasalarda öngörülen tüm kıymetli evrak emre düzenlenebilir.

    Emre yazılı kıymetli evrak, kıymetli evrakın ciro ve teslimi ile olur.Ciro, senedin arka yüzüne veya allonj denilen kağıt üzerine yazılacaktır.Cironun senedin devrini temin edebilmesi için, senedin senet arkasındaki ciro silsilesine göre, meşru hamil tarafından devredilmiş olması zorunludur. Kopuk bir ciro silsilesi ile senedi elinde bulunduran kişi, ciro ve teslim etmiş de olsa, kendisi senedin maliki sayılmayacağı için, devir gerçekleşmiş olmaz.

    cc) Hamile Yazılı Kıymetli Evrak

    Senedin metninden veya şeklinden, hamili kim ise o kimsenin hak sahibi sayılacağı anlaşılan her kıymetli evrak hamiline yazılı senet sayılır. Bu tür kıymetli evrakta, senedi elinde tutan kişi, senedin zilyedi ve onun maliki sayılır.

    Bir kıymetli evrakın hamiline düzenlenebilmesi için yasada açıkça bu yönde hüküm olması gerekir. Buna göre, hukukumuzda poliçe ve bono hamiline düzenlenemez, çek hamiline düzenlenebilir. Buna karşın, banka bonosu, banka garantili bono, finansman banosu, varlığa dayalı menkul kıymet, kar-zarar ortaklığı belgesi, katılma intifa senedi, kara iştiraklı tahvil hamiline düzenlenebilir. İpotekli borç senedi ve irad senedi, rehinli tahvilat hamiline yazılabilir. Yine aynı şekilde yatırım fonu katılma belgesi ve hamiline yazılı mevduat sertifikası hamiline düzenlenebilir. Buna karşın makbuz senedi, varant, nakliye senedi, konşimento hamile yazılı olamaz.

    Hamiline yazılı senetler devri en kolay olan senetlerdir. Hamiline yazılı bir senedin devri için, taraflar arasında bir anlaşmaya dayanılarak zilyedliğin karşı tarafa geçirilmesi yeterlidir. Bir diğer ifade ile hamiline yazılı senetler, kıymetli evrakın teslimi ile devredilir.

    4 . Kıymetli Evrakta Def ‘iler

    Hukukta def’i; bir talep karşısında kalan borçlunun, bu talebin varlığını kabul, ancak, haklı bir nedene dayanarak, bunu yerine getirmekten kaçınma hakkının bulunduğu yolundaki savunmasıdır. Örneğin, kıymetli evraka dayanarak bir talepte bulunulması halinde, borçlunun senedin henüz vadesinin gelmediği yahut kıymetli evraka bağlı alacağın zamanaşımına uğradığı yönündeki savunmaları birer def’i oluşturur.

    Hukukta benzer bir kavram da itiraz kavramıdır. İtirazda def’iden farklı olarak talep edilen hakkın varlığı/ geçerliliği reddedilir. İtiraz halinde, bu savunmayı yapan, talep edilen hakkın hiç doğmadığı yahut doğmuş olmakla birlikte sona erdiğini ifade etmektedir. Örneğin, talep karşısında senette zorunlu şekli unsurlardan birinin olmadığını dolayısıyla senedin doğmadığını söylemek bu tür bir savunmadır.

    Kıymetli evrakta def’i denildiği zaman bu her ikisini de kapsar. Defi ve itiraz arasında önemli bir fark, res’en nazara alınma noktasındadır. İtiraz teşkil eden bir savunmayı hakim re’sen (kendiliğinden) nazara almakla mükellef olmakla birlikte, defi teşkil eden bir husus ancak taraflardan birince ileri sürülmesi halinde hakim tarafından dikkate alınabilir.

    Kıymetli evrakta def’i ve itiraz 3 gruba ayrılarak incelenebilir.

    a) Senedin Metninden Anlaşılan Defiler

    Senet nedeni ile kendisine başvurulan herkes tarafından, senetle başvuran herkese karşı ileri sürülebilen, senedin metninden, şeklinden, ciro zincirinden kısaca şekil şartlarındaki eksiklikten doğan def’i ve itirazlardır. Örneğin, senedin şekil şartlarına uygun olmaması, yani şekli bakımdan zorunlu unsurlardan birinin eksik olması, ciro zincirindeki kopukluk nedeni ile senet hamilinin meşru hamil olmaması, senette yer alan bir kayda ilişkin def’i ve itirazlar bu türdendir.

    b) Senedin Hükümsüzlüğüne İlişkin Defiler

    Ortada şeklen geçerli bir senet bulunmakla birlikte, muayyen bazı sebeplerle senedin hüküm ifade etmediği durumlarda söz konusudur. Örneğin, senetteki iradenin sahibini bağlamadığı, ehliyetsizlik ve imza taklidi, yetkisiz temsilcinin imza atması, senet metninde değişiklik yapılması ve böylece senedi düzenleyenin iradesinin değiştirilmesi hallerinde, hükümsüzlük nedeni kişiliğinde doğan kimse, talep eden şahsa karşı hükümsüzlük def’i ileri sürebilecektir. Aynı şekilde senedi düzenlemekle birlikte bunu karşı tarafa geçirme iradesinin olmaması, örneğin senedin çalınması veya tehditle alınması, senedin düzenleyene yüklenememesi hallerinde bir hükümsüzlük defi söz konusudur.

    Hükümsüzlük def’nin senedin metninden anlaşılan ve bazı hallerde senedi tümüyle geçersiz kılan defilerden ayırd edilmesi gerekir. Hükümsüzlük def’i esas itibariyle senedi geçersiz kılmaz. Bu hükümsüzlük esasen hükümsüzlük sebebi kendi kişiliğinde doğan tarafından, talep eden herkese karşı ileri sürülebilir. Örneğin, senette keşideci ya da ciranta olarak imzası bulunan şahsın bu imzası sahte ise, senetle imzası sahte olan şahsa başvurulması halinde bu şahıs senet dolayısıyla sorumlu olmaz, yani senet imzası sahte olan kişi veya kişiler bakımından geçersizdir. Aynı şekilde, bir çek kooperatif adına kooperatifi temsile yetkili olmayan kişiler tarafından imzalanmış ise, bu çek kooperatifi bağlamayacağından talebin kooperatife karşı yöneltilmesi durumunda geçersizlik hali herkese karşı ileri sürülebilecektir. Ancak, senedin bu kişi bakımından geçersiz olması o senedin tümü ile geçersiz olması anlamına gelmez. Senetlerde imzaların bağımsızlığı prensibi gereği, senette diğer imzalar geçerli ise senet bu şahıslar bakımından geçerli olmaya devam eder.

    c) Şahsi Defiler

    Taraflar arasındaki ilişkilerden doğan defilerdir. Şahsi defiler kıymetli evrak ilişkisine esas teşkil eden temel ilişkiden doğar. Örneğin, geçersizlik irade sakatlığı, zamanaşımı gibi yahut temel ilişki dışında taraflar arasında mevcut başka bir ilişkiden örneğin, takas yahut hatır anlaşması gibi, doğabilir. Şahsi defiler sadece bu ilişkinin tarafları arasında ileri sürülebilir. Bunun istisnası ilişkiye taraf olmayan kambiyo ilişkisindeki bir diğer şahsın bilerek borçlunun zararına hareket etmesidir.

    K————— L
    C 1

    C 2

    C 3

    H

    Örnekte keşideci K 100 Milyon TL bedeli olan bir bonoyu lehdar L’ye vermiş olsun. Bu bono L tarafından Cl’e, ondan da C2’ye, C2‘ den de son olarak hamil H‘ye teslim edilsin. Bu örnekte, K’nin C2’den başka bir sözleşme ilişkisi dolayısıyla 50 Milyon TL alacağı bulunsun. Senet C2’nin elinde iken, C2’nin senedin ödenmesi için K’ya başvurması halinde K kendisine karşı takas definde bulunabilir. Ancak, aynı senedin iyi niyetli C3‘e ciro edilmesi halinde, senet bedeli C3 tarafından istenecek olursa K, C’ye karşı sahip olduğu defini C3’e karşı ileri süremez. Zira bu bir şahsi defi olup sadece o ilişkinin tarafları arasında geçerlidir. Takas definin ileri sürülmesi hali, ancak C3’ün bilerek borçlunun zararına hareket etmesi, yani takas defini bilmesi ve C2’yi bundan kurtarmak amacı ile devralması halinde mümkün olacaktır.

    Şahsi defilerin ileri sürülmesi durumu senedin niteliğine göre değişir. Örneğin, nama yazılı senetlerde şahsi defiler, taraflar arasındaki ilişkiye taraf olmayan ve senedi devralana karşı da ileri sürülebilir. Oysa emre ve hamiline yazılı senetlerde kişisel defiler sadece taraflar arasında ileri sürülebilir.

    5. Kıymetli Evrakta İmzaların İstiklali İlkesi

    Bir poliçeye hangi sıfatla olursa olsun (keşideci, ciranta, muhatap, avalist) imza atmak suretiyle sorumluluk altına giren kimse, diğer imza sahiplerinin imzasından bağımsız olarak sorumluluk altına girer. Diğer imzalar herhangi bir sebeple geçersiz olsa dahi, bu geçersizlikten bağımsız olarak her imza sahibi kendi imzasından sorumlu olmaya devam eder. Dolayısıyla bir poliçe veya bono borçlanmaya ehil olmayanların imzasını, aslında mevcut olmayan şahısların imzalarını yahut imzalayan veya namlarına imzalanmış olan şahısları herhangi bir sebeple bağlamayan imzaları taşırsa, diğer imzaların sıhhatine bu yüzden halel gelmez.

  8. BU ÜTOPYA DEĞİLDİR.

    SİSTEM MAĞDURLUĞU NASIL BİTER

    “Devlet işlerine karışmayanlara, kendi işi gücü ile uğraşan sessiz bir yurttaş değil, hiçbir işe yaramayan biri gözüyle bakıyoruz. Bir politikayı, ancak birkaç kişi ortaya koyabilir, ama hepimiz onu yargılayacak yetenekteyiz. Biz tartışmaya, siyasal eylemin önüne dikilen bir engel diye değil, bilgece davranmanın vazgeçilmez bir ön hazırlığı diye bakarız.”(PERİKLES)

    Sistem mağdurluğu; sistem içindeki dinamikleri harekete geçirmekle biter. PASİFİZASYONU AKTİVE ETMEKTİR BU.

    BALIK BAŞTAN KOKAR. Kokuşmuşluk maalesef TBMM içinde başlamıştır.
    Bir başbakan düşünün. Bir gün çıksın,” Millet İradesine El Uzatanlar Karşısında, Hukuku ve Demokrasiyi Savunmaya Devam Edeceğiz . Millet İradesinin Üzerinde Hiçbir Güc Olamaz. Kendisini TBMM’nin ve Millet İradesinin Üzerinde Görenlerin, Kendisinde Böyle Bir Yetkiyi Vehmedenlerin Apaçık Gaflet ve Delalet İçinde Olduklarını görüyoruz.” Desin . sonrada “yasama yürütmeye baskı yapamaz “ desin.
    Bakın meclis başkan vekili Gürdal Mumcu ne diyor. “Yaptıkları yürütmenin yasamaya baskısından başka birşey değildir”

    “KİMSE KENDİNİ ALDATMASIN…. TÜM ERKLERİ, YÜRÜTME ERKİ KUŞATMIŞTIR. Bu anayasa kaldığı sürece, her lider diktatör olabilir, çünkü getirdiği sistem buna açık. Çünkü bu sistemde hiçbir milletvekili vekillik yapmıyor, onu aday gösteren, seçtiren genel başkanının ağzına bakıyor. O ne derse ’evet’ diyor. Kimse kendini aldatmasın böyle bir ülkede ne güçler ayrılığı kalır ne de demokrasi!” Yargıtay Onursal Başkanı Sami SELÇUK

    KISIR ÇEKİŞMELERDEN HANGİ POLİTİKA DOĞAR. KISIR ÇEKİŞMELER POLİTİKA ÜRETİRMİ?
    Tabi ki hayır. MAKSAT EZBERLERDE TUTARAK . YOLSUZLUK EKONOMİSİ POLİTİKALARINI YAŞATMAK.
    Küresel seçkinlerin emri altında, yerel seçkinlerin birbirine dokunuyormuş gibi davranıp ülkeyi bağımlı yapacak politikalar üretmesi. Sonuç malum.
    NASIL KURTULUNUR.?
    *KURTULUŞ SEÇMENİN(HALKIN) ETKEN OLMASINDADIR. EZBER BOZULMALIDIR. EN BÜYÜK EZBER SEÇMENİN EDİLGENLİĞİDİR.

    *LİKYALI PERİKLES DEMOKRASİSİ VEYA MİLYONLAR MECLİSİ
    BÜTÜN TOPLUMLAR TEKNOLOJİK YENİLİKLERLE HIZLA DEĞİŞMEKTEDİR. Peki ya siyasetin, kamu yönetiminin ve demokrasinin kalıpları yerli yerinde mi kalacak?
    EZBERLERİ BOZMAK LAZIM EZBERLERLE YOL ALINMAZ.
    Ünlü sofist Protagoras’ın koyduğu ilkeye göre, “insan her şeyin ölçütü”dür. “Gerçek” de, “doğru” da insandan insana değişir. DEVLET BİLGİSİ YALNIZ BELİRLİ BİR SINIFTA DEĞİL, TÜM YURTAŞLARDA BULUNMALIDIR. Her şeyin ölçütü insan olduğuna göre, adalet ve hatta devlet değişmez kurumlar oluşturmazlar.
    Sofistlere göre, devlet güçlünün güçsüze zorla kabul ettirdiği düzenin adıdır. Eğer insanın haksızlık etmeye her zaman gücü yetseydi, “haksızlığa uğramayı ortadan kaldırmak için kimseyle anlaşmaya yanaşmazdı”. Tukidides Tarihi’nde yer alan, Perikles’in ünlü söylevi de, demokratik düşünceye önemli katkıları olan bir belge sayılır. Perikles bu söylevinde, demokrasinin, birkaç seçkin yurttaşın değil, tüm yurttaşların katkılarıyla var olan bir rejim olduğunu vurgular. Herkesin eşit hak ve yükümlülüklere sahip bulunduğunu, soylu oluşuna göre değil, yeteneklerine ve “kazandığı üne” göre devletteki yerini alabileceğini söyler. Perikles konuşmasında, demokrasinin özgürlük, hoşgörü ve sorumluluk ilkelerine değindikten sonra, şöyle dîyor: “Devlet işlerine karışmayanlara, kendi işi gücü ile uğraşan sessiz bir yurttaş değil, hiçbir işe yaramayan biri gözüyle bakıyoruz. Bir politikayı, ancak birkaç kişi ortaya koyabilir, ama hepimiz onu yargılayacak yetenekteyiz. Biz tartışmaya, siyasal eylemin önüne dikilen bir engel diye değil, bilgece davranmanın vazgeçilmez bir ön hazırlığı diye bakarız.”
    Perikles’in söylevinde, çağdaş demokratik düşüncede önem taşıyan bir öğe daha var: Demokrasinin, insanın kişiligini ve yeteneklerini geliştirmeye en elverişli bir rejim oluşu! Sokrates de, toplumun soylular tarafından değil, bilgili ve erdemli kişilerce yönetilmesi gerektiğini savunarak, demokratik düşüncenin evrimine katkıda bulunmuştur. Erdemin kalıtımsal olduğunu ve ancak soylu kişilerde bulunduğunu kabul etmemektedir. Bazı insanlar doğuştan daha akıllı ve yetenekli olabilirler. Ama bilgi ve erdem, öğrenebilen ve öğretilebilen bir şeydir. Aristo ise, çıkış noktasında eşitsizlikçi bir düşünceye sahip olduğu halde, çoğunluk yönetiminin azınlık bir seçkinler grubunun yönetiminden daha iyi olacağı sonucuna varmıştır. Aristo, halktan kişilerin teker teker “yüksek adamlar”dan daha az niteliklere sahip bulunduklarına inanıyordu. Ama hepsi bir araya geldiklerinde, azınlık olan bu seçkinlerden “daha iyi” olmaları olanaklıydı. Üstelik, “çokluk bozulmaya azlıktan daha az elverişli”idi. “Az miktardaki su, çok miktardaki sudan daha çabuk bozulur”du. Ama Aristo, halkın yönetici olmasından değil, yasaların yapılmasında ve çok sayıda üyeden oluşan yargı organlarında ağırlık taşımasından yanaydı. Çünkü halkı oluşturan bireyler, teker teker değil, ancak bir araya geldiklerinde seçkinlere üstündüler. Aristo, servet ile siyasal iktidar arasında yakın bir ilişki kuruyordu, “insanların servetlerinden dolayı egemen sınıf oldukları yerde, ister azlık ister çokluk olsunlar, hükümet biçimi oligarşidir” görüşündeydi. Demokrasi için, kalabalık bir orta sınıfın varlığını şart görüyordu. Şiddetli toplumsal patlamaları, varlıklı küçük bir sınıfın yanında, çok kalabalık bir yoksul sınıfın bulunmasıyla açıklıyordu. Orta sınıfın zayıf olması, toplumun efendi ve kölelerden oluşması demekti.
    Aristo’nun şu sözlerinde, geleceğin çoğulcu demokrasisinin kuramsal temellerini de bulabiliriz: “Eğer bir devlet yasıyorsa, bunun hikmeti, birliğe doğru gitmekte bir noktadan daha ileri varmamasıdır; devlet bu noktayı aştı mı, ya ortadan kalkar, ya da kötü bir devlet haline gelir. Adeta müzikte uyumun tek ses haline gelmesi veya ritmin tek vuruş haline gelmesi gibi…” Aristo’nun ilginç bir görüşü de, yöneticinin elindeki silahlı güçle ilgiydi. Yöneticinin elinde belirli bir asker gücünün bulunması, ama bu gücün hiçbir zaman halkın gücünü aşacak düzeye varmaması gerektiğine inanıyordu.
    BU BİR ÜTOPYA DEĞİL. GELECEĞİN YÖNETİM ŞEKLİ
    Günümüz dünyasında birkaç istisna hariç yasa yapma yetkisi parlamentolarındır. Bütün dünyada , siyasi partilerin çoğu çıkar örgütü veya organize suç örgütü gibi çalışmaktadır. Bu yüzden ütopik ve radikal önerim bu “ilkel ve köhne” modelden vazgeçilerek, ortaya yeni bir kamu yönetimi ve devlet idaresi paradigması kurulmasıdır.
    Teknolojinin ulaştığı bu günkü imkanlarla yasa yapma, ülke yönetme ve karar yetkisi salt temsili parlamento ile değil, “elektronik ortamda oluşacak bir genel meclise ve MİLLET SENATOSU” desteği ile de olmalıdır. Milyonlar meclisi .

    Kanaatimce; demokrasiyi, sahip olması gereken unsurlar yönünden ele alarak incelemek ve bu şekilde bir tanımlama yapmak çok daha doğru olacaktır. Demokrasi için gerekli unsurlar ya da şartları kısa başlıklar altında ele almaya çalışalım.
    1. Siyasal Özgürlükler: Demokrasi için ilk ve vazgeçilmez koşul siyasal özgürlüklerin mevcut olmasıdır. Demokrasiyi dar anlamda siyasal özgürlüklerin mevcut olduğu yönetim biçimi olarak tanımlamak mümkündür. Siyasal özgürlüklerden söz edince başlıca üç türde özgürlüğü anlamak gerekir:
    Siyasal Katılım Özgürlükleri: Seçme ve seçilme özgürlüğü, siyasi parti kurma özgürlüğü, dernek kurma ve derneklere üye olma özgürlüğü, toplantı ve gösteri yapma özgürlüğü siyasal katılım özgürlükleri arasında sayılabilir.
    Sivil Özgürlükler: Düşünce özgürlüğü, din ve vicdan özgürlüğü, seyahat özgürlüğü, özel hayatın gizliliği hakkı, kişi dokunulmazlığı ve yaşam hakkı vs. hak ve özgürlükler sivil özgürlükler (civil liberties) arasında sayılır.
    Siyasal Rekabet Özgürlükleri: Seçime katılan siyasi partilerin sayıca çok olması, seçim için rekabet edebilme hakkının ve siyasi parti liderliği için yarışma hakkının fiilen mevcut olması siyasal rekabet özgürlüğünü ifade etmektedir.
    2. Hukuk Devleti: Demokrasi için ikinci önemli unsur “Hukuk Devleti”dir. Hukuk devleti, halkın seçtiği yöneticilerin hukuk kuralları dahilinde hareket etmesi demektir.
    3. İktidarın Sınırlandırılması: Hukuk devleti zorunlu olarak iktidarın sınırlandırılmasını şart koşar. Siyasal iktidarın, güç ve yetkilerinin sınırlandırılmadığı bir yönetimi “hukuk devleti” olarak adlandırmak mümkün değildir. Sınırsız güç ve yetkileri olan bir siyasal iktidar her zaman siyasal özgürlükleri sınırlandırabilir ve hatta ortadan kaldırabilir.
    4. Kuvvetler Ayrılığı: Yine hukuk devleti ve iktidarın sınırlandırılması ile yakından alakalı olan bir diğer “kuvvetler ayrılığı” ilkesidir. Kuvvetler ayrılığı, yasama, yürütme ve yargı güçlerinin tek elde toplanmamasını ifade eder. Kanun yapma görevinin yasamaya; kanunları uygulama görevinin yürütmeye; yapılan uygulamaların anayasa ve kanunlara aynı zamanda kanunların da anayasaya uygunluğunun bağımsız yargı organlarına ait olması gerekir.
    5. Şeffaflık: Demokrasi için gerekli bir diğer unsur ise kamu yönetiminde şeffaflığın mevcut olmasıdır. Demokrasi bir açık toplum düzenidir. Demokrasi için, yöneticilerin eylem ve davranışlarının mutlaka açıklık içinde cereyan etmesi ve vatandaşların kamu yönetimi hakkında bilgi edinme hak ve özgürlüklerinin bulunması gerekir. E-DEVLET OLMA ZORUNLULUĞU
    6. Laiklik: Demokrasi için, din ile devlet işlerinin birbirinden mutlaka ayrı olması gerekir. Demokrasi, bireylerin inanç alanlarına müdahale edilmemesini, bir başka ifadeyle bireylerin inanç özgürlüğüne sahip olmalarını savunur. Dine dayalı veya dine destek veren devlet anlayışlarında, bireylerin tamamen kendilerine ait özel bir alan olan inanma ya da inanmama özgürlüklerinin ortadan kalkması tehlikesi mevcuttur. Bu nedenle, laiklik ilkesi din ve vicdan özgürlüğünün korunması için gereklidir.
    7. Demokrasi Kültürü: Bir toplumda mevcut olan kültür, değer yargıları ve ahlak da demokrasi için önem taşımaktadır. Siyasal özgürlükler sadece yasa ile korunamaz. Demokrasi kültürü, bireylerin birbirlerinin hak ve özgürlüklerine saygılı olmasını da gerekli kılar.
    8. Sivil Toplum: Demokrasinin oluşması ve kurumsallaşması için sivil toplumun güçlü ve etkin olması gerekir. Siyasal güç karşısında hak ve özgürlükleri için mücadele eden sivil toplum kuruluşlarının sayısı arttıkça demokrasi de giderek kurumsallaşır. SİVİL TOPLUM ÖRGÜTLERİ ZORUNLULUĞU.
    Yukarıda demokrasi için gerekli unsurları maddeler halinde özetlemeye çalıştık. Tekrar belirtelim ki, demokrasi’yi “halkın egemenliği” ya da “halkın yönetimi” şeklinde tanımlamak pratikte çok anlamlı olmamaktadır. Gerçekteki ideal olan “halk egemenliği”ne ulaşabilmesi için yukarıda saydığımız unsurların mevcut olması gerekir.
    Öz
    Demokrasi kavramının ortaya çıktığı Eski Yunan döneminden günümüze değin insanlar hep ideal bir yönetim düzeni arayışı içerisinde olmuşlardır. Bu çalışmada, geçmişten günümüze büyük düşünürlerin siyasal yönetim sınıflandırmalarına ve demokrasiye bakış açılarına kısaca yer verilmekte ve demokrasinin günümüz açısından ifade ettiği anlam ile demokrasinin temel unsurları gözler önüne serilmektedir.

    YARI DOĞRUDAN DEMOKRASİ

    Halkın temsilcilerinin yanı sıra, bazı konularda halkoyuna da başvurulmasını öngören bir sistemdir.
    Halk üç şekilde egemenliğin kullanılmasına katılabilir:
    1-Referandum (halkoyuna başvurma),
    2-halkın vetosu ve
    3-halkın kanun teklifi.
    Referandum, yasama organının yaptığı bir yasayı halkın evet ya da hayır şeklinde oylamasıdır. Halkın vetosu ise referandum yapılması için halkın girişimde bulunmasıdır. Halkın isteğiyle yapılan oylama sonucu yasa ya kabul edilecek ya da reddedilecektir. Yarıdoğrudan demokrasilerde halka kanun teklif etme yetkisi de tanınmıştır. Ülkemizde sadece Anayasa değişikliklerinde, TBMM üyelerinin beşte üçü ile veya üçte ikisinden az çoğunlukla kabul edilen Anayasa değişikliklerinin halkoyuna sunulması zorunludur. Bunun üzerinde bir çoğunlukla yapılan Anayasa değişikliğini halkoyuna sunmak Cumhurbaşkanının takdirine bırakılmıştır.
    Yarıdoğrudan demokrasi, halka yönetime daha etkili katılma imkanı tanıdığı için özgürlükler lehine bir avantaj sağlamaktadır. Ayrıca, halkın temel sorunlarda karar vermesi, yönetenlerin politikaları ile kamuoyu arasındaki uyumsuzluk ya da anlaşmazlıkları ortadan kaldıracaktır. Bu yararlı yönlerine karşılık, halkın oylamaya sunulan önemli ve karmaşık konuları değerlendirebilmedeki yeteneksizliği; genellikle evet- hayır şeklinde yapılan halk oylamalarında ayrıntıların gözden kaçabilmesi ve nihayet sık sık halk oylamasına başvurulmasının egemenliğin kullanılmasında isteksizlik, ilgisizlik , çekimserlik yaratması, yarıdoğrudan demokrasinin önemli sakıncaları arasındadır.

    ŞİMDİLİK ÜTOPYA OLARAK GÖRÜLEN
    Ancak güngeçtikce olması zaruret arzeden sistemden bahsedeceğim şimdi. Bu sistem daha önce de düşünülmüş ancak o zamanın şartlarında sandığa gitmek hayli zor ve masraflı olduğu için terk edilmiştir.
    Şimdi hızlı iletişim ve bilişim çağındayız. E-DEVLET UYGULAMALARI çok yavaş da olsa hayatımıza iyice girmekte. Artık herkesin bir vatandaşlık numarası var. 2013 e kadar herkesin bir internet adresi, e-imzası, e-şifresi olacak. Bu durum elektronik ortamda oy kullanma kolaylığı da getirecektir.
    Yukarıda yazdıklarım doğrultusunda E DEVLET UYGULAMALARI İLE BİRLİKTE YARI DOĞRUDAN DEMOKRASİYİ ÇALIŞTIRMAK MÜMKÜN OLACAKTIR.
    Seçmen bu durumda edilgenlikten etkinleğe geçecek siyasilere rekabet ederek dinanizm kazandıracaktır. STK lar daha güzel çalışacaktır.
    YAPILMASI GEREKEN LER
    1-temsilciler meclisi 2-halk meclisi (milyonlar meclisi) 3- erkler ayrılığını muhafa edecek, cumhurbaşakanını yalnız bırakmayacak senato ve 4- bu sisteme uygun anayasa yapmak.

    Eğer böyle bir sistem olmuş olsaydı GÜVEN ORTAMI kendiliğinden olmuş olmazmıydı.?
    Ortda kısır çekişmeler de kalmazdı. Hala sorarım kendime bütün yasalarımızı İsviçreden almışız da böyle kozmopolitik bir ülkeden niye siyasi düzeni kopyalamamışız diye.
    Cevabı da belli aslında;
    ‘Siyaset Tıkanırsa Darbe Kaçınılmazdır’
    İlber Ortaylı: “Ordunun siyasete karışması kaçınılmaz”, “Sivil siyasetin kendini geliştiremediği ortamda darbe kaçınılmaz”, “Türklerin birinci vasfı asker millet olması”, “Demokratik açılım boş laf”
    ”Türk toplumunun militarist olmasından Belçika’nın, İsviçre’nin ne zararı olabilir? Askeri vasıflarını kaybetmiş Avrupa, bizde bulunan bu vasfın da yok olmasını istiyor. Resim sanatı Fransa’da öldüyse, Fransa bu sanatın bütün dünyada da ölmesini ister, mimari İtalya’da öldüyse, İtalyanlar bütün dünyada mimarinin yok olmasını ister. Hiçbir kavim kendi kaybettiği vasfın başka bir kavimde devam etmesini istemez.

    Türk askeri sanatından, askeri toplum özelliğinden insanlar rahatsız oluyor ama ne yapalım bu Türklerin en önemli vasfı. Bizde de resim, heykel sanatı yok, musikiyle uğraşılmaz, filozof yoktur, fakat ölmeyen sanatımız, vasfımız askerliktir.”

    Ortaylı, Türk ordusunun bugün dünyada eğitim veren nadir ordulardan birisi olduğunu hatırlatarak, Türklerin bazı iyi vasıflarının da yine askeri sanatına paralel olarak gelişen tıbbiye, veterinerlik ve mühendislik dalları olduğunu kaydetti.

  9. Teknik bir sunum olduğu için değerlendirmesini hukukçular daha iyi yapacaktır.
    Beklediğimiz sonuçları alabilmeyi umuyorum…
    Emeği geçenlere ve destek verenlere tekrar teşekkürler…

  10. DOSTLARIM VE SAYIN OLCAY;

    “HARBİ ÜÇ ŞEY KAZANDIRIR. PARA PARA PARA”

    SN BURHAN KAYATÜRK demişti

    “SİZİN SORUNUNUZ BANKALAR, ONLARIN BASKISI ÇOK BÜYÜK
    MAALESEF SÖZLERİ GEÇİYOR”

    Napolyonun bu sözü herkezce malum. Çağımız, özellikle 2000 li yıllar 1-bilgi iletişim ve bilişim çağı olduğu gibi 2- enerji savaşları çağı

    günümüzde savaşlar artık asker gücü ile yapılmamaktadır. Ya nasıl yapılıyor. EKONOMİK SAVAŞ. küresel güçler yani, DÜNYA BANKASI ve IMF nin (PARANIN) patronu ülkeler ABD-İNGİLTERE ve İSRAİL artık svaşı bu yönde sürdürmektedir.

    Ülkeler borçlandırılmakta ve yaptırımlara muhattap edilmektedir. Ülkemizde iktidar tüm zamanların en üstünde bir dış borcun muhattabıdır. Bu durumda küresel patronların yaptırımlarına muhattap olmaktadır.

    Bu yüzden dış borçlanma yerine düşük faizle iç borçlanma yoluna gitmektedir. IMF ye kafa tutmaktadır. Ancak oyun kuralına göre oynanır. GÖZ BOYAMA İLE OYUN OYNAMAK SAHTEKARLIKTIR.

    Küresel siyaset; küresel seçkinler, yerel seçkinler, iktidar seçkinleri ve halklar arasında oynanan strateji politikasıdır.

    AKP hükümeti; toplumun ihtiyaçlarını göz ardı ederek, kah küresel seçkinlere,kah yerel seçkinlere dokunarak halka şirin gözükmekte, toplumun milli ve dini değerlerini sömürmektedir. oynanan politika GÜNÜ KURTARMAK ADINA OLMAKTADIR.

    Bu durumda; benim, SİSTEM MAĞDURLARI olarak adlandırdığım mağdurlar ortaya çıkmaktadır.

    ÇEK MAĞDURLARI bu sistemin mağdurlarından bir guruptur. diğerlerinden farklı olan tarafı
    DAYATMA BİR SUÇ TEORİSİ İLE DEFALARCA CEZALANDIRILMAKTADIR.

    Sizin, bizim hepimizin temel sorunu bu şekilde cezalandırılmaktır.
    İNSAN HAKLARI AVRUPA SÖZLEŞMESİNE EK 7 NOLU PROTOKOL 1.11.1988

    Madde 3
    Bir kimse cezai bir fiilden ötürü kesin kararla mahkum edilmişse, yeni meydana gelen veya daha önce meydana geldiği sonradan anlaşılan bir olayın bu kişinin mahkumiyetinde adli hata olduğunu göstermesi nedeniyle mahkumiyet kararı bozulmuş veya affa uğramış olsa bile, daha önce bilinmeyen olayın zamanında ortaya çıkarılamamasına mahkumiyet nedeniyle cezaya maruz kalan kişinin kısmen veya tamamen sebep olduğu kanıtlanamıyorsa, ilgili Devletin hukukuna göre bu kişiye tazminat ödenir.

    Madde 4
    1. Bir Devletin hukukuna ve ceza usul yasasına uygun olarak bir fiilden ötürü daha önce bir ceza davasında nihai olarak mahkum olan veya beraat eden bir kimse, bu Devletin yargı alanı içinde aynı fiilden dolayı yeniden yargılanamaz ve cezalandırılamaz.

    2. Yukarıdaki fıkra hükümleri, davanın sonucunu etkileyebilecek yeni meydana gelen veya daha önce meydana geldiği yeni anlaşılan olayların bulunduğuna dair kanıtlar varsa veya önceki davada temel bir hata bulunuyorsa, söz konusu Devletin hukukuna ve ceza usul yasasına göre davanın yeniden görülmesine engel olmaz.

    3. Sözleşmenin on beşinci maddesine dayanarak, bu maddenin getirdiği yükümlülüklerde her hangi bir azaltma yapılamaz.

    11. Protokol ile değiştirilen ve yeniden düzenlenen metin;
    Madde 3
    Adli hata halinde tazminat hakkı

    Bir kişinin, kesin bir kararla cezai bir suçtan mahkum edilmesi ve sonradan yeni veya yakın zamanda keşfedilmiş bir delilin kesinlikle yanlış bir adalet uygulaması olduğunu göstermesi veya kişinin affedilmesi nedeniyle cezai kararın iptal edilmesi halinde, bilinmeyen delilin açıklanmamış olmasının tamamen veya kısmen o kişiye atfedildiğinin ispatlandığı haller dışında, böyle bir mahkumiyet sonucunda cezaya maruz kalan kişi ilgili devletin yasası ve uygulamasına göre tazmin edilecektir.

    Madde 4
    Aynı suçtan iki kez yargılanmama ve cezalandırılmama hakkı

    1. Hiç kimse bir devletin ceza yargılaması usulüne ve yasaya uygun olarak kesin bir hükümle mahkum edildiği ya da beraat ettiği bir suçtan dolayı ayni devletin yargısal yetkisi altındaki yargılama usulleri çerçevesinde yeniden yargılanamaz veya mahkum edilemez.
    2. Yukarıdaki fıkra hükümleri, yeni veya yakın zamanda ortaya çıkarılan delillerin veya önceki muamelelerde davanın sonucunu etkileyebilecek esaslı bir kusurun varlığı durumunda, ilgili devletin ceza yargılaması usulü ve yasasına uygun olanak davanın yeniden açılmasını engellemez.

    ŞİMDİ GELELİM SİZİN SORUNUNUZA YANİ ORTAK MESELEMİZE

    Bizler;
    1-KARŞILIKSIZ KALAN ÇEKTEN DOLAYI İCRA TAKİBİNE UĞRUYORMUYUZ.? EVET
    2-HACİZ YAPILIP MAL KALDIRILIYORMU? EVET
    3-HACİZ SIRASINDA BASKI KURULUP ÇEŞİTLİ YAPTIRIMLAR UYGULANIYORMU? (TAAHHÜT ALMAK VE İHLAL CEZASI GİBİ)
    4-KARŞILIKSIZ KALAN ÇEKİN; “KARŞILIKSIZ KALAN KISMI(hangi kıstasa göre hesaplanacak muallak bir tabir)KADAR ADLİ PARA CEZASI VERİLİYORMU? EVET
    5-SONUÇTA HAPİS YATILIYORMU? EVET

    ŞİMDİ YUKARIDA YAZILI MADDELER BAKIMINDAN EN ÇARPICI DURUM NE?
    Yargıtayın gönderme sebebi gerekcesi.

    NE DENİYOR BU GEREKCEDE?
    “5941 sayılı yasa ile SUÇUN ŞEKLİ VE NEVİ DEĞİŞTİĞİNDEN”

    YANİ 3167 İLE BİZ SİZİ BOŞUNA HAPSE ATTIK. KUSURA BAKMAYIN.

    GÖRÜRSEM SÖYLERİM. YOOOOK ÖYLE ÜÇ KURUŞA BEŞ KÖFTE.

    ÇEK MAĞDURLARI U.. YA… NIIIIIIIIIN.

    ARTIK AİHM YE BAŞVURU YILLAR SÜRMÜYOR BU BİR. bu protokollare imza atan tüm ülkeler ön mahkeme kuruyor bu iki. Deniz Seki örneği.

    özeeeeet; ÇEK MAĞDURLARI; 5941 İLE DOĞAN, HAK KAYBININ TESCİLİ GEREKCESİ İLE AİHM ye vakit kaybetmeden başvurmalı. ZİRA ZAMAN 6 AY ile kısıtlı.
    BENDEN SÖYLEMESİ.
    BURHAN İŞCAN

  11. Geri bildirim: CHP’NİN ANAYASA MAHKEMESİNE İPTAL DİLEKÇESİ « karşılıksız çek

Yorum yaparak destek olabilirsiniz

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s