Çek yasasını anlattık.


ÇEK MAĞDURLARI FLASH TV’De

30 Aralık

İlk konuşmacı olarak Acil Demokrasi şu cümlelerle sözlerine başladı;

“Yargıtay daire başkanı 160.000 dosyanın Yargıtay da olduğunu ve 1 milyonu aşkın dosyanın da yerel mahkemede olduğunu belirtti. Sorunun özü, konu toplumsal bir konudur. Gerçek olan bu rakamlar değil aslında, dosya sayısı ortalama iki milyon civarıdır ve aileleriyle birlikte çok daha fazla mağduriyetten söz edebiliriz. Bizler çek mağduru olarak aslında daha farklı bir tanımla devletin uyguladığı Adli Para Ceza’sının mağduru olan kişileriz. Şuan sürekli gündemde olan bir konu var. Alacaklının ne olacağı ve alacaklının mağduriyeti. Aslında adli para cezasındaki bizim mağduriyetimiz, alacaklıyla hiçbir ilgisi olmayan mağduriyettir. Biz ticaret yaptık ve bu ticaret içerisinde alacaklarımız oldu, borçlarımız oldu ve bu borç alacak ilişkisi karşısında alabildiklerimizi tahsil ettik, ödeyebildiklerimizi ödedik. Bunlar ticaretin gerçekleridir. Ticaretin gereği olmayan bir konuyla karşı karşıyayız. Yani Adli Para Cezasıyla…

Adli Para Cezası, ödeyemediğimiz çekin karşısında devletin kestiği bir cezadır ve bu ceza yani mağdur olduğumuzu söylediğimiz konu Adli Para Cezası bize hapis yolunu açan cezadır.Anayasa Mahkemesi Başkanı bu cezanın yanlış olduğunu söylüyor, Adalet Komisyonu Başkanı yanlış olduğunu söylüyor, Ekonomiden sorumlu devlet bakanı Ali Babacan yanlış olduğunu söylüyor, Adalet Bakanı Sadullah Ergin yanlış olduğunu söylüyor ve insanlar herkesin, siyasi iktidar olanların, bu ülkeyi yöneten insanların, bu ülkenin yarısını temsil eden insanların yanlış olduğunu söyledikleri bir suçtan dolayı ceza alıyorlar. Hapse giriyorlar.Yılmaz TUNCA : Peki çok önemli isimler saydınız. Bu kişiler çok önemli makamlarda görev yapan kişilerdir. Şimdi bunlar ya doğruyu söylemiyor veya doğruyu söylüyor ancak bunları da aşan bir mekanizma var bunların önünü kesiyor. Bunun başka izahı var mı?İnsan Haklarıyla ilgili olan kişiler böyle bir şeye ses çıkarmıyorlar. Neden, çünkü bunun da gerekçesini Ekonomi Bakanı Ali Babacan şu şekilde açıklıyor; ” Eğer ceza kalkarsa ekonomimiz zarar görebilir” diyor.

Yılmaz TUNCA: Niçin zarar görebilir? Hangi gerekçe ile?Piyasalardaki işlem hacmi daralır ve piyasa zarar görür. Yani İnsan hakları ihlalini ekonomiyle açıklamaya çalıştı. . Bu açıklamadan ortaya çıkan sonuç, Ekonomi nedeniyle insanları ceza evine atmış oluyoruz. Bunun başka açıklaması olamaz.

Programa Av. Rahmi OFLUOĞLU ile devam edilirken OFLUOĞLU şu konulara değindi;

Yılmaz TUNCA: Aslında bu konuyu, Çek Mağdurları zaman zaman TBMM’de konunun muhataplarıyla görüşüyorlar. Görüşmelerinde de hep destek sözleri alıyorlar fakat karşılık bulunmuyor. Bu olayın hukuki alt yapısını kısaca özetleyebilir misiniz?

Çek kanunun Türkiye de kısa bir tarihçesine baktığımız da 1983 yılına kadar ülkemizde karşılıksız çek suçu diye bir suç yoktu. Birde dünya ya bakalım. Dünyada da “karşılıksız çek” diye bir suç yoktur. Bugün yok, 50 sene öncede yoktu. İngiltere de 200 sene önce Borçtan hapis kaldırıldı. Türkiye de bu ceza 1983 yılında sizin de söylediğiniz gibi Turgut Özal döneminde geldi. Bu döneme kadar Türkiye de bu anlamda nasıl bir uygulama vardı önce ona bir bakalım. 1929 yılında Parlamento’ya bir teklif geliyor ve deniliyor ki Karşılıksız çekte ceza uygulansın. Parlamento uzun tartışmalar sonrasında bir yorum kararı alıyor ve buna gerek yoktur diyor. Ortada bir dolandırıcılık suçu varsa zaten Türk Ceza Kanununda bunun karşılığı vardır diyor.

Biz bu gün sanki normal hukuki bir şeyi tartışıyormuşuz gibi kim mağdur diye tartışıyoruz. Önce şuna bakılması gerek bu suç normal bir suç mudur? Bugün modern hukuk sisteminin kabul ettiği bir suç mudur? Peki, neden normal değildir.Bunun referanslarına dönelim, Yargının başındaki kişi Yargıtay başkanı Hasan Gerçeker’in çek mağdurunun mecliste görüşüldüğünde bir açıklaması oldu. Hem basında hem de televizyonlarda geniş yer verildi bu konuşmaya. Ama tabi hukuki bir konu olduğu için çok fazla tartışılmadı ama önemliydi. Gerçeker’in dediği şuydu; “karşılıksız çek suçları modern hukuk sisteminde yoktur. Modern hukuk sistemi ile bağdaşmaz. Bu suç ceza hukuk sisteminin dışına çıkarılmalıdır, olsa olsa kabahatler kanunun içerisinde bir düzenleme yapılabilir. Hapis cezasına dönüşmeyen sadece idari yaptırıma dönüştürülebilir” demişti.   Türkiye’de karşılıksız çek suçuna baktığımız zaman şunu çok iyi görmemiz lazım. 2008 yılının Ocak ayında Türk Ceza Kanunu yapımcılarından Prof.Dr. Adem Sözüer’in bir açıklaması oldu. Sözüer dedi ki; “ Çek Kanunu artık yürürlükte değil yani 3167 bugün mağdur dediğimiz hapis cezasıyla karşı karşıya kalan insanların yargılandıkları, mahkûmiyet aldıkları 3167 sayılı Yasadan bahsederek bu yasanın yürürlükte olmadığını söyledi. Aynı konu Adalet komisyonu Başkanı İyimaya’ya da soruldu, İyimaya maalesef doğru dedi. Bu müthiş bir şeydir.  Bir yasa yürürlükte değildir ve bunu kim söylüyor bunu ülkenin akademisyenleri söylüyor. Adalet komisyonu başkanı söylüyor. Bu arada da yargılamalar devam ediyor. İnsanlar mahkûm oluyor. Mağduriyetleri durmuyor. Türkiye’de yargı bugün büyük problemlerle karşı karşıyadır. Yargı çalışamaz durumdadır. Bunu Yargıtay Başkanı söylüyor. Yakın zamanda yaptığı açıklamasında hiç dosya gelmezse elimizdekileri 5 yılda bitiririz diye söyledi. 2003 yılında Çek kanunu Anayasa Mahkemesine götürüldü. Anayasa Mahkemesi o günkü duruma göre bunu inceledi ve hatalı bir karar verdi. Bunu ben söylemiyorum referansı var. Bunu hocaların hocası Prof.Dr. Hayri Domaniç, Anayasa Mahkemesi kararından sonra açıklama yaptı. Domaniç; “ Anayasa Mahkemesi büyük bir hata yapmıştır. Bu bir cehalettir. Dünya Mevzuatında böyle bir suç yoktur” dedi. Şimdiki Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç bir karşılığı yazdı. Haşim Kılıç, “İnsan Haklarına aykırıdır, Ek 4 No’ lu Protokolün 1.maddesine ve Anayasanın 38. Maddesine aykırıdır” diyor.

Yılmaz TUNCA: Peki bu soruna herkes destek veriyor. Fakat bu sorun çözülemiyor.

Niye sorusunun arka planına bakmak lazım. Sorunun çözülememe nedeni bankalar mıdır?Bu işin iki cephesi vardır. Birincisi yargı cephesi, ikincisi ise siyaset cephesidir. Ben bankaları, faktöringleri siyaset cephesinde görüyorum.  Yargı cephesine baktığımızda, bu cephede ciddi bir sorumluluk var. Ben özellikle medyanın bu konuyu açmasını istiyorum. Yargı cephesinde sorumluluk var derken siyasi cephede sorumluluk yok demiyorum. Ancak yargıda ki sorumluluk daha ağır.Yargı Cephesindeki sorumluluk şudur; Ben yargıdan örnek verirken hep yargının tepesindeki kişilerden bahsettim. Yargıtay’ın eski başkanı Prof.Dr. Sami Selçuk bir yazısında şöyle diyor;” Türkiye’de adalet, yargı avcılık çağını yaşıyor. Yani İlkel Çağda henüz orta çağa geçememiş” Sami Selçuk Türkiye’de İçtihat Tapınmacılığı var diyor. İçtihat Tapınmacılığından şunu kast ediyor. Asliye Ticaret Mahkemelerinin verdiği kararlar Yargıtay’ın denetiminden geçiyor. Eğer Yargıtay bu kararı bozarsa bu hakimlerin siciline işleniyor. Oradan şunu görüyoruz. Türkiye’de 1164 Asliye Ceza Mahkemesi var. 1164 hakimin dediği olmuyor. Ama Yargıtay’daki 4 tane Yargıcı’n dediği oluyor. Yargıda ciddi bir sorun var.

Bunun çözümü yine yargıdadır. Sorun şöyle gidiyor. Siyaset sorunu yargının üzerine atıyor. Yargı, sorun benden uzak dursun diyor. Bugün Yargıtay 10. Ceza Dairesi davalarla ilgili neredeyse karar vermiyor. Yeni yasadan bozmalar verip dosyaları ilk derece mahkemelerine gönderiyor. Oda tekrar Yargıtay’a gönderiyor.Yargı ilk olarak nasıl çözüm bulurdu? 3167 Sayılı Kanunun yürürlükte olmadığına 10. Ceza dairesi karar verirdi ve bugün ciddi sorun haline gelen bu iş ortadan kalkardı. İkinci şekliyle Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim KILIÇ, 2003 yılında verdiği karşı oyun gereğini yapardı. Bu işi gündeme alırdı ve Çek yasasını iptal ederdi. Bu sorun yine biterdi.Çünkü Haşim Kılıç’ın görüşü “bu yasa anayasaya aykırıdır” şeklindedir. Şuanda Anayasa Mahkemesine iptal başvurusu var. Ancak Haşim KILIÇ bunu gündeme alıp görüşmüyor. 2003’te karşı oy kullanmış, anayasaya aykırıdır, hukuka aykırıdır diyor ancak yasanın iptali gündeme geldiğinde görüşmüyor.Mağdurlar örgütlenmiyor. Evine ekmek götüremiyorlar. Sesleri çıkmıyor. Bu cezanın geleceği yok ancak bu süreç içerisinde insanlar mağdur oluyorlar.

Programın bu aşamasında Acil Demokrasi gibi Çek mağduru olan ikinci konuk Ugur26 şunları söylüyor;

Ben Bilişim sektöründe ticaret ile uğraşıyordum. Şuan ticaret yapamaz haldeyim. 3167 Sayılı kanun ile yargılandım ve 19 ay ceza evinde kaldım. Biz ticaretimizi yaparken anadan babadan öğrendiğimiz bir şey vardı ticaret alacak-verecek arasında karşılıklı bir işlemdir. Riskte vardır. Karda-Zararda vardır. Kar-Zarar kardeştir.Ortada Çağ dışı bir yargı vardır. Bence alacaklılar mağdur değildir. Ben eğer bir faktöringe veya bir bankaya borçlanmadıysam, borçlandığım kişi ticaret yapan bir firma ise bende alacaklarımı alamadığım, tahsilatlarımı yapamadığım için borçlanmış oluyorum. Ama ben ticaretin kuralı olarak şunu öngördüm. Ben alacaklarımın tahsilatını yapamadığımda onlara takip başlatmadım. Ben alacaklı olduğum kişinin önünü kapatmadım ki ticari faaliyetine devam edebilsin ve bana olan borcunu ödeyebilsin. Fakat benim alacaklılarım bize bu imkanı sağlamadığı gibi birde artı olarak haciz işlemleri başladı. Yaptığımız ödemelerde dava açıldığında inkar edildi. Beyan edilmedi. Elimizdeki mallarımız, gayrimenkullerimiz, arabalarımız alındı kıpırdayamaz hale geldik ve ticaret yapamaz bir hal aldık.3167 sayılı yasadan yargılanırken bana kendimi savunma hakkı bile tanınmadı. Bana bu hakkı vermediler. Daha 15 gün önce yeni yasada yer alan hükümlerin uyarlanması için kendi mahkememe müracaat ettim ve mahkemem bunu olumlu karşıladı. Benim savunma hakkımı kullanmadığımı, yaptığımız ödemelerin dikkate alınmadığını mahkeme tespit edince, yeniden yargılanma hakkım verildi.

Yılmaz TUNCA: Bugün geldiğiniz nokta ve mücadelenizde hangi aşamadasınız ve sonuç alabileceğinizi öngörüyor musunuz?

Umut ediyorum. Öngörmesem de, umut ediyorum. Ben yargıyada, hükümete de güvenemiyorum. Çünkü Hükümet sorunu çözmek yerine zamana ve sürüncemeye bırakıyor. Yetkili makamlarla görüşmeler yapıyoruz o zaman bize destek veriliyor, sırtımız sıvazlanıyor ve görüşme sonunda bu iş bitti diyoruz fakat sonuç alamıyoruz.Son olarak şunu söylemek istiyorum. Bu yaşanan sıkıntı sadece Çek mağduru sıkıntısı değildir. Bu sıkıntı ekonomik politikalar devam ettiği sürece herkes birer Çek Mağduru, birer Adli Para Cezası adayıdır.

Av.Rahmi OFLUOĞLU son olarak şu cümleleri söyleyerek program sona ermiştir.  Borçtan Hapis, yani Karşılıksız Çekten Hapis çağımıza yakışmayan bir ceza düzenlemesidir. Dünyada yoktur. Derhal geciktirilmeden ceza hukuku sisteminin dışına çıkarılması gerekmektedir. 21. Asırdaki Türkiye’ye yakışmamaktadır.Hem siyasi, hem yargı özellikle Yargıtay ve Anayasa Mahkemesi gereğini yapmalıdır.

4 responses to “Çek yasasını anlattık.

  1. merhaba tv programların nasıl izleye bilirim ben izleyemedim çalışıyordum

  2. flaş tv yayını ve gündeme ilişkin değerlendirme

    bu güne kadar yapılmış en uzun yayın olması anlamında flaş tv deki yayının önemli bir aşama olduğunu düşünüyorum
    yayının uzun süreli olmasının yanı sıra bu yayında çek mağdurluğu konusunda da birçok ana başlığın vurgulanması olanağı bulduk
    böylesi bir yayının yapılabilmesini olanaklı kılan şey Sivrihisar-Ankara yürüyüşüyle başlayıp el birliği ile yükseltilen çek mağdurlarının mücadelesidir
    program sonrasında program yapımcısı Yılmaz beyle değerlendirme yapma olanağımız oldu
    özellikle “alacaklı mağdurlar” ne olacak sorusuna yanıtın bu güne kadar yetirince anlatılamamış olduğu ortak değerlendirme olarak ortaya çıktı
    adli para cezalarının alacaklıyla hiçbir ilgisinin olmadığı ve borç alacak ilişkisinde hiç bir sonuç doğurmadığını daha fazla anlatmamız gerekiyor
    kamu oyunu yanıltmaya yönelik bir söylem olarak kullanılan bu tezi “borca hapis” i savunanların elinden almalıyız

    diğer bir konuda, flaş tv yayınından sonra başka basın kuruluşlarının da konuya eğilme ihtimali yükselmiştir, samanyolu tv nin yayın önerisininde bu kapsamda değerlendirilmesi ve muhtemel bir yayında konunun doğru biçimde aktarılması gerektiğini düşünüyorum
    ayrıca torba yasa içinde yer alan ve bütçe plan komisyonunda görüşülmeye başlanan bir diğer yasa önerisi, merkez bankasında olan kredibilite değerlendirmesinin bankalar birliğine geçmesine ilişkin yasadır, bu yasanın önemi 5941 sayılı yasanın çıktığı dönemde sayın Ali Babacanın “çek kullananların kredibilitesini çeki alanın görebileceği bir sistem oluşturacağız ve çek alan riski görerek alacak” söyleminden kaynaklanmaktadır
    sayın Ali Babacan çekte cezanın kalkması için ”kredibilitenin görünürlüğü” nün zorunlu bir düzenleme olduğunu söylemekteydi, buradan benim anladığım hükümetinde bu konuya ilişkin bir düzenleme hazırlığı olduğudur
    torba yasada bu hüküm kabul edilse de uygulamaya geçilebilmesi iki yılı alacağı yine ayni yasa içinde yer almaktadır
    samanyolu tv nin program yapma önerisininde “borca ceza” konusunda iktidar cephesinin kamu oyu yaratma girişimi olma ihtimalinin yüksek olduğunu düşünüyorum
    bizler açısından sorun zamana yayılarak çözülebilecek bir sorun değildir ve insanlarımız yasasız bir cezadan dolayı cezaevlerindedir, kaçak durumdadır
    bu insan hakları ihlaline karşı sesimizi daha da yükseltmek zorundayız

  3. Insallah yarin gece saat 23:00 da Samanyoluhaber TV deki programda magduriyetimizin kamuoyuna tam olarak anlatabilmemiz ve bu cag disi ayiptan ulke olarak kurtulmamiz icin vesile olacaktir.

Yorum yaparak destek olabilirsiniz

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s