Hukuk grubu ve kolektif çalışmak


bir hukuk oluşumundan söz ediyoruz.
öncelikle ben bu konunun blog içinde olgunlaşmasından yanayım.
konumuza vakıf olan şahsi avukatlarımızın kollektif bir çalışma içinde olabileceklerine bazı sebeblerden dolayı pek ihtimal vermemekle birlikte
ortak bir isim üzerinde bir araya gelmeyi daha gerçekçi buluyorum.
rahmi beyle tanışmışlığım var.
birkaç toplantı haricinde
çalıştığım şirketin durumu hakkındada bir araya gelmiştik.
kendisi bu davaya gönül vermiş değerli bir insan
onun katkıları bu düşüncemize yön vermeli kanaatindeyim.
ne yapmamız gerek,neler yapabiliriz ?
ortak hareket edebileceğimiz hukuki prosedür nedir ?
önce bunları masaya yatıralım.
bu konuda destek olmak isteyenlerin görüşlerini alalım derim.

not:
endişelendiğiniz bir durum olayın saptırılması sanırım
bu konuda alakasız yorumlara cevap vermezsek sorun olmaz sanırım

a.b. 31.ocak.2011

45 responses to “Hukuk grubu ve kolektif çalışmak

  1. acil demokrasi

    CEZAEVİNDEN ÖZGÜRLÜĞE

    T.C. MARMARAEREĞLİSİ ASLİYE CEZA MAHKEMESİ Dosya-Karar No: 2008/287 – 2009/81

    T.C.

    MARMARAEREĞLİSİ

    ASLİYE CEZA MAHKEMESİ EK KARAR

    DOSYA NO : 2008 / 287

    KARAR NO : 2009 / 81

    HAKİM : ÖMER ORHAN 104758

    KATİP : MEHMET KORUCUM 82925

    DAVACI : K.H.

    [KATILAN] :

    [VEKİLİ] :

    HÜKÜMLÜ- [SANIK] :

    SUÇ : KARŞILIKSIZ ÇEK KEŞİDE ETME

    SUÇ TARİHİ : 20/03/2008, 12/03/2008

    ASIL KARAR TARİHİ : 06/05/2009

    EK KARAR TARİHİ : 24/03/2011

    ……… müdafii Av.Osman Rahmi Ofluoğlu tarafından mahkememize verilen 24/02/2011 tarihli dilekçe ile infazın durdurulması talep edilmiş olmakla ; evrak incelendi;

    GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:

    Hükümlü ……………………………. müdafii Av.Osman Rahmi Ofluoğlu tarafından mahkememize sunulan 24/02/2011 tarihli dilekçe ile ; esas mahkemesinin kararındatemyizin şekli, nasıl yapılacağı, hangi merciiye başvurulacağının belirtilmediği, Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 2009/16-5 esas sayılı 03/02/2009 tarihli kararına göre mahkeme kararının yok hükmünde sayılması gerektiği, mahkeme kararının Ceza Genel Kurulunun kararı ışığında değerlendirildiğinde ortada henüz kesinleşmeyen bir hüküm olduğunu, kesinleşmeyen bir hükümden ceza infazı yapılmasının hukukun özüne ve adalet duygusuna aykırı olduğunu, ayrıca 5491 sayılı yasanın genel gerekçesinde ve karşılıksız çek suçunun unsurlarının ve yaptırımlarının düzenlendiği 5.madde gerekçesinde 5237 sayılı yasaya uyum sağlamak amacıyla şekli (objektif) suç tanımının terk edildiği açık bir delille yazıldığını, 5941 sayılı yasanın gerekçesinde açıkça “karşılıksız çek suçunun en azından taksirle işlenebilen bir suçtur” dendiğini, 03/02/2009 tarihli Ceza Genel Kurulunun kararı gözönünde bulundurulduğunda hukuksuz olarak cezaevinde bulunan müvekkilinin infazının acilen durdurulmasını, yeniden yargılama yapılarak 5237 sayılı yasanın 5 ve 21.maddeleri, 5941 sayılı yasanın 5/1 maddesi , 5271 sayılı yasanın 223.maddesi, 5275 sayılı yasanın 98.maddesi uyarınca beraatine karar verilmesini talep etmiştir.

    C.Savcısının yazılı mütalaası alınarak sanığa usulüne uygun gerekçeli kararın temyiz yollarını belirtir şekilde tebliğ yapılmasına ve kararın kesinleşmemiş sayılması halinde infazın durdurulmasına karar verilmesi talep olunmuştur.

    Mahkememizce 2008/287 esas 2009/81 karar 06/05/2009 tarihinde hükümlü hakkında ayrı ayrı 20.000 TL miktarlı iki ayrı çek bedeli uyarınca adli para cezasına mahkum edildiği, kararın sanığın yokluğunda verildiği, gerekçeli kararın kanun yolunu belirten son kısmının incelenmesinde bildirimden itibaren 7 gün içerisinde Yargıtay ilgili ceza dairesine temyiz yolu açık olmak üzere karar verildiğinin anlaşıldığı, verilen kararın Tebligat Kanununun 35. maddesine göre tebliğ edildiği, tebligat mazbatası üzerinde de herhangi bir kanun yolunu belirten meşruhatın olmadığı anlaşılmıştır.

    Hükümlünün cezaevine konulduktan sonra mahkememizce verilen lehe/aleyhe yasa karşılaştırması sonucu hüküm kurulan ek kararın hükümlüye cezaevinde tebliğ edildiği ve yine cezaevine konulurken hangi hüküm gereği cezaevine konulduğunun sanık tarafından bilindiği, buna ilişkin hükümlü hakkında temyiz süresinin kararı öğrendiği tarihten itibaren başladığı kabul edilse de ; gerekçeli kararın kanun yolunu belirten kısmında bildirimden itibaren 7 gün içerisinde temyiz edileceğinin belirtildiği, başvurulacak yasa yolunda mercii ve şeklinin belirtilmediği, bu anlamda kararın kesinleşmiş sayılmasının hükümlünün aleyhine olacağı anlaşılarak hükümlü hakkımda verilen kararın infazının durdurulmasına ve gerekçeli karar ekli yasa yolu süresi, mercii ve şeklinin belirtildiği meşruhat ile hükümlüye kararın tebliğ edilerek süresi içerisinde temyiz edilmesi halinde Yargıtay’a gönderilmesine ve yine bu meşruhatı içerir gerekçeli kararın hükümlü vasisi ile hükümlü vasisi müdafiine tebliğine karar vermek gerekmiştir.

    H Ü K Ü M : Yukarıda açıklanan kanıt ve nedenlerle ;

    1-Hükümlü …………………………………….2008/287 esas 2009/81 karar 06/05/2009 tarihli İLAMIN İNFAZININ DURDURULMASINA,

    2-Mahkememizin 2008/287 esas 2009/81 karar 06/05/2009 tarihli gerekçeli kararın hükümlüye cezaevinde tebliği ile tebliğ üst yazısında s anık için tebliğ tarihinden itibaren 7 günlük yasal temyiz süresi içerisinde temyiz talebini içeren bir dilekçe veya bu hususta mahkeme zabıt katibine yapacağı ve tutanağa geçirilecek beyanları ile Yargıtay temyiz yolunun açık olduğunun bildirilmesine,

    3- Mahkememizin 2008/287 esas 2009/81 karar 06/05/2009 tarihli gerekçeli kararın …………………… ile müdafii Av.Osman Rahmi Ofluoğlu’na tebliğine, tebligat mazbatasına tebliğ tarihinden itibaren 7 günlük yasal temyiz süresi içerisinde temyiz talebini içeren bir dilekçe veya bu hususta mahkeme zabıt katibine yapacağı ve tutanağa geçirilecek beyanları ile Yargıtay temyiz yolunun açık olduğunun şerh düşülmesine,

    4-Ek kararın katılan vekiline tebliğine,

    Dair, dosya üzerinden mütalaaya uygun olmak üzere, hükümlü ve katılan yönünden tebliğ tarihinden itibaren 7 gün içerisinde Silivri Ağır Ceza Mahkemesine itiraz yolu açık olmak üzere dosya üzerinden karar verildi. 24/03/2011

    • acil demokrasi

      sevim hanım taksim toplantısına cezaevinde yatan eşinin dosyalarını getirdi,ilk inceleme orada yapıldı
      daha sonra Rahmi bey itiraz dilekçesi yazdı ve bizzat Marmara ereğlisine giderek mahkeme hakimiyle görüştü
      sevim hanım ve eşine geçmiş olsun diyorum
      birlikte başaracağız

      not:bu süreçte hiçbir ücret talep edilmemiştir, ücret alınmadığı için baroya şikayet etmeyi düşünenlere duyurulur

      • ücret alınmadığı için baro’ya bildirim yapan biri varsa hemn biz de rahmi bey’in arkasında dururuz!! asla bole herşey bildirilmemeli uluorta heryerde!! vergisini kendi cebinden de odeyebilir para almadan sonucta.. kimse karışamaz! ve bole durumlarda herdaim meslektaşımızın arkasındayız!! AMA!! vekalet ucretı almak hakkı!! o kanunen bıze tanınmıs haktır hatta ödevdir! onun vergisini de devlet derhal bizden %38 keser! ve kimse bu hakkın adını ”karın doyurmak !! ” olarak lanse etmemelidir!! bizim mesleğimiz avukatlık ve gelirimiz de vekalet ucretlerimizdir!! anamızın ak sütü kadar helaldir. bu konuda gerekli ihbar ya da şikaytler zaten yapılmıstır. tasalanacak bir durum yoktur.

      • acil demokrasi

        sayın panacea
        biz olayı sizin gördüğünüz pencereden görmüyoruz
        “borca haps”i ekonomik gerekçelerle savunan iktidarın baktığı penceredende görmüyoruz
        “borca hapis” bir insan hakları ihlalidir
        insan hakları ihlaline uğramış çek mağdurlarını vekalet ücreti adı altında “normal dava müşterisi”gibi görmek ve hatta hapislikle karşı karşıya kalmış olmasından yararlanarak “duruma uygun” vekalet ücretleri talep etmek
        bunun tek bir anlamı olabilir,adalet dağıtmada önemli bir fonksiyonu olması gereken avukatların “insan olmak” vasfından vazgeçtiklerinde adalet dağıtma konusunuda “es geçeceği” gerçeğidir
        birşeyleri es geçtiğimizde nick inizde kullandığınız “şifa dağıtmak”tanda vaz geçmiş olacağınızdan emin olabilirsiniz

  2. acil demokrasi

    çekmağdurları sitesinde yayınlanan yargıtay içtihatı çok önemli
    bu kararın çek davalarında yargıtay içtihatlarının başlangıcı olmasını diliyorum

    T.C.
    Yargıtay
    10. Ceza dairesi
    Tarih:11.01.2011
    Esas No:2009/12640
    Karar No:2011/241
    İlgili Maddeler:5941 Sayılı Çek Kanunu 5. mad.
    İlgili Kavramlar:KARŞILIKSIZ ÇEK ŞİKAYET HAKKI

    Dosya incelendi:
    GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
    1- SUÇA KONU 05.03.2006 KEŞİDE TARİHLİ ÇEK FOTOKOPİSİNDE, ŞİKAYETÇİ …….’YA AİT CİRONUN İPTAL EDİLMİŞ OLDUĞU, Türk Ticaret Kanunu 702. MADDESİNE GÖRE İPTAL EDİLMİŞ CİROLARIN YOK SAYILACAĞI DİKKATE ALINARAK; SUÇ KONUSU ÇEKİN İBRAZ ANINDA ALINAN FOTOKOPİSİNİN OKUNAKLI VE ONAYLI ÖRNEĞİ İLE GEREKTİĞİNDE ASLI GETİRTİLİP, ŞİKAYETÇİNİN CİROSUNUN İPTAL EDİLİP EDİLMEDİĞİNİN VE ŞİKAYETÇİNİN İBRAZ EDEN KONUMDA OLUP OLMADIĞININ, BUNA BAĞLI OLARAK ŞİKAYET HAKKININ BULUNUP BULUNMADIĞININ SAPTANMASI, SONUCUNA GÖRE SANIĞIN HUKUKİ DURUMUNUN BELİRLENMESİ GEREKİRKEN, EKSİK ARAŞTIRMA İLE MAHKUMİYET HÜKMÜ KURULMASI,
    2-20.12.2009 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak aynı gün yürürlüğe giren 5941 sayılı Çek Kanunu ile 3167 sayılı Çekle Ödemelerin Düzenlenmesi ve Çek Hamillerinin Korunması Hakkında Kanun yürürlükten kaldırılmış, dava konusu suçun unsurları ve yaptırımları farklı biçimde yeniden düzenlenmiş olduğundan; 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 2 ve 7. maddeleri de gözetilerek, suç konusu tüm çekler yönünden sanığın hukuksal durumunun bu kapsamda tekrar değerlendirilip belirlenmesinde zorunluluk bulunması,
    Bozmayı gerektirmiş, sanığın temyiz itirazları bu nedenle yerinde görülmüş olduğundan, diğer yönleri incelenmeksizin hükmün BOZULMASINA, 11.01.2011 tarihinde oybirliğiyle karar verildi

  3. sn acil
    açıklamada yargıtay sözcüğü var sadece
    1-katılan yada müdahil vekilinin yüzüne karşı
    2- zabıt katibine beyanda bulunmak suretiyle ibareleri eksik

    bunu şu açıdan ısrarla soruyorum açıklamayı gösterdiğim avukat ceza dairesi kararunda istenen hususlar açısından eksiklik yok dedi.
    o yüzden bu konuda bildiğiniz bir bilgi varsa paylaşırsanınız sevinirim.

    • şunuda belirtmek isterim bizler bu tip bloglarda iyi niyetle bilgi paylaşımı yaparken,yanlış anlaşılmalar ve yorumlarla karşılaşabiliriz
      sonuçta uygulama konusunda herkesin hür iradesi geçerlidir
      neticelerin menfi veya müspet çıkma ihtimali her ortamda mevcut olduğundan
      burda bilgi paylaşımı yapanlarında bu bilinçte olduğunu düşünerek
      iyi niyetle bilgi paylaşanlar yanlış yönlendirmekten sorumlu tutulmamalılardır kanaatindeyim.

    • acil demokrasi

      yargıtay cgk içtihat

      İncelenen dosya içeriğine göre;
      Sanığın yokluğunda verilen kararda, yasa yolu bildiriminin aynen; “sanık ve müştekinin yokluğunda kararın sanığa tebliğinden itibaren 7 gün içerisinde ilgili Yargıtay Ceza Dairesi’ne temyiz yasa yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı” şeklinde olduğu ve hükmün sanığa 11.04.2008 tarihinde usulüne uygun olarak tebliğ edilmesine karşın temyiz edilmemesi üzerine kesinleştirildiği görülmektedir.
      2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 40/2. fıkrasında: “Devlet, işlemlerinde, ilgili kişilerin hangi kanun yolları ve mercilere başvuracağını ve sürelerini belirtmek zorundadır” hükmüne yer verilmiş,
      Bu düzenlemeye paralel olarak 5271 sayılı CYY’nin;
      34/2. maddesinde: “Kararlarda, başvurulabilecek kanun yolu, süresi, mercii ve şekilleri belirtilir”,
      231/2. maddesinde; “Hazır bulunan sanığa ayrıca başvurabileceği kanun yolları, mercii ve süresi bildirilir”,
      232/6. maddesinde ise; “Hüküm fıkrasında, 223. maddeye göre verilen kararın ne olduğunun, uygulanan kanun maddelerinin, verilen ceza miktarının, kanun yollarına başvurma ve tazminat isteme olanağının bulunup bulunmadığının, başvuru olanağı varsa süresi ve merciinin tereddüde yer vermeyecek şekilde açıkça gösterilmesi gerekir” şeklinde emredici düzenlemeler yer almıştır.
      Gerek yüze karşı, gerekse yoklukta verilen hüküm ve kararlarda, başvurulacak yasa yolunun, süresinin, başvuru yapılacak merci ile başvuru şeklinin hiçbir tereddüde yer vermeyecek biçimde açıkça belirtilmesi zorunludur.
      5271 sayılı CYY’nin 40. maddesinin 1. fıkrasında, kusuru olmaksızın bir süreyi geçirmiş olan kişinin, eski hale getirme isteminde bulunabileceği, 2. fıkrasında ise, yasa yoluna başvuru hakkının kendisine bildirilmemesi halinde, kişinin kusursuz sayılacağı açıkça belirtilmiştir. Nitekim Ceza Genel Kurulu’nun 30.01.2007 gün ve 9-18 sayılı kararında, yukarıda belirtilen hükümlerle birlikte Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin “Adil Yargılanma Hakkını” düzenleyen 6. maddesi ile bu hakkın kapsamına yeni bir yorum getiren Sözleşmeye ek 7 Nolu Protokolün 2. maddesine de dayanılarak yasa yoluna başvuru şeklinin gösterilmemiş olması, açıkça eski hale getirme nedeni olarak kabul edilmiştir.
      Anılan hükümlerden, hak sahibi olanlar bakımından hüküm ve kararlarda yasa yolu bildiriminin; yasa yolu, mercii, şekli ve süresini de kapsayacak şekilde açıkça anlaşılabilir nitelikte olması, keza her türlü yanıltıcı ifadeden uzak bulunması gerektiği hiçbir kuşkuya yer bırakmaksızın ortaya çıkmaktadır.
      Diğer taraftan, öğretide “olağanüstü temyiz” olarak da adlandırılan yasa yararına bozma yasa yolunun koşulları ve sonuçları 5271 sayılı CYY’nin 309 ve 310. maddelerinde düzenlenmiş olup, Yasa’nın 309. maddesinde Adalet Bakanlığı’na, 310. maddesinde ise Yargıtay C.Başsavcısı’na tanınan bu yetki, hakim veya mahkemelerce verilip istinaf veya temyiz incelemesinden geçmeksizin kesinleşen karar veya hükümlerdeki hukuka aykırılıkları gidermeyi amaçlayan olağanüstü bir yasa yoludur.

  4. FİRARİ HAKAN

    OF OF GENE SİNCAN RÜZGARI ESMEYE BASLADI HER YERE
    ŞİMDİ SİNCAN HAVASI PATLATACAM OLMUYACAK ENİYİSİ SUKUT ETMEK HERALDE:(

    • sn.hakan ne olur şu ankara’dan uzaklaşın🙂
      felaketlerin başkenti:(

      • FİRARİ HAKAN

        ben uzaklaşsam a.b geliyor sen felaketin içindesin eylem hanım ne olacak bu devlet ne olacak bu millet.. siyasiler eskiden hep bunu söylerdi.ah sayın demirel bize ögretmedimi dün dündür bugün bugündür.dünde söylenen hep dünde kaldı.o güzel sesi üniversite yıllarımda hiç. çıkmasaydı kulaklarımdan keşke ah ahh..
        ben desem çeke ceza yok.bugün kalktı (siz ne derdiniz…….. )(doldurun boşlugu)

        aman ha ab sen doldurma sana yasaklı bu boşluk doldurma:)

        ama yarın oldumu bu söz dünde kalacak…

        • sindirilmişliğin sessizliği var üzerimizde..gün gelip kaybedecek birşeyimiz kalmadığında haykıracak nefesimiz olacak mı?bilemiyorum..
          özellikle son dönemde bazı gazetelerin “kelle”köşeyazarlarını okuyormusunuz,hakikaten dibe vurmanın,düşmenin sınırı yokmuş dedirtiyor.
          mesela engin ardıç,emre aköz.

          boşluk doldurma işini yinede sn.a.b.ye verelim 🙂

    • “bekle kar altında kalan buğday tanesi,
      yine onun sularıyla yeşereceksin.
      gözyaşların çare değil ağlama büyü,
      başını dik tutabilirsen boy vereceksin.
      bu fırtına dünden belli,
      başedeceksin..”

  5. sn acil aşşağıda belirttiğiniz hususlarla ilgili örnek karar varmı acaba
    özellikle banka sorumluluğundaki miktar hiçbirinde düşülmemiş
    bir davamda ise yadıran ve şikeyst eden farklı

    -bankanın ödemek zorunda olduğu rakkam kararda çek miktarından düşülmeden ceza kesilmişse
    -çeki yazdıranla şikayet edenler farklı kişilerse, bu ileri sürülerek
    -karşılıksızdır yazdıranın ismi(şahıs ismi olmalı)ve imzası çekin arkasında yoksa

    • acil demokrasi

      Çek yasası 5941
      MADDE 3- (1) Karşılığı bulunan çek, hesabın bulunduğu muhatap bankanın herhangi bir şubesine ibraz edildiğinde hamilin varsa vergi kimlik numarası saptandıktan sonra ödenir. Ancak çek, hesabın bulunduğu şubeden başka bir şubeye ibraz edildiğinde, o şubece karşılığı sorulmak suretiyle ödenir.
      (2) “Karşılıksızdır” işlemi, muhatap bankanın hamile kanunen ödemekle yükümlü olduğu miktarın dışında, çek bedelinin karşılanamayan kısmıyla sınırlı olarak yapılır.
      (3) Muhatap banka, ibraz eden düzenleyici dışındaki hamile, süresinde ibraz edilen her çek yaprağı için;
      a) Karşılığının hiç bulunmaması hâlinde,
      1) Çek bedeli altıyüz Türk Lirası veya üzerinde ise altıyüz Türk Lirası,
      2) Çek bedeli altıyüz Türk Lirasının altında ise çek bedelini,
      b) Karşılığının kısmen bulunması hâlinde,
      1) Çek bedeli altıyüz Türk Lirası veya altında ise, çek bedelini aşmamak koşuluyla, kısmî karşılığı altıyüz Türk Lirasına tamamlayacak bir miktarı,
      2) Çek bedeli altıyüz Türk Lirasının üzerinde ise, çek bedelini aşmamak koşuluyla, kısmî karşılığa ilave olarak altıyüz Türk Lirasını, ödemekle yükümlüdür. Bu husus, hesap sahibi ile muhatap banka arasında çek defterinin teslimi sırasında yapılmış olan dönülemeyecek bir gayri nakdî kredi sözleşmesi hükmündedir

      çek yasasının 3. maddesi çok açık
      “(2) “Karşılıksızdır” işlemi, muhatap bankanın hamile kanunen ödemekle yükümlü olduğu miktarın dışında, çek bedelinin karşılanamayan kısmıyla sınırlı olarak yapılır.”
      yani bankanın ödemekle yükümlü olduğu kısım çek bedelinden düşüldükten sonra kalan kısım karşılıksızdır işlemi görüyor
      çek hamilinin bu bedeli bankadan alıp almamış olmasının bir önemi yok,yasa gereği bu kısım düşülmek zorunda
      bazı mahkeme kararlarında hala bankanın ödemek zorunda olduğu kısmın düşülüp düşülmediğine bakılmıyor ve lehe hüküm değerlendirmesi yapılmıyor
      bu konuyu itirazımızın en önemli maddelerinden biri haline getirmeliyiz,yasa çok açık ve bizim lehimize,3167 ye göre verilen cezaların tümü sadece bu maddeden dolayı bozulmak zorunda,kesinleşmiş hükümlerde bozularak yeniden yargılama yapılmalı ve bankanın ödemek zorunda olduğu kısım düşülerek yeni hüküm kurulmalı,bu yasal bir zorunluluk,yargıtay bozmalarının en önemli maddelerinden biri bu

      diğer bir konu yazdıran kişinin değilde ara cirantanın şikayeti
      bu konuda yargıtay kararı henüz yok ancak Gazi ünüversitesi çek panelinde yargıtay 10.dairesi üyesi Ali Kınalı nın açıklamaları cirantanın şikayetçi olamayacağı yönünde,ayrıca İzmir acm verdiği bir karardada ciranta şikayeti beraat la sonuçlandı,bu kararda blog da yayınlandı

      • sitedeki avukat arkadaşlarıma bir şey sormak istiyorum, benim dışarda yazılmış yaklaşık 90 adet çekim var toplam mebla 8 milyon tl civarında bu çeklerin hepsinden bana dava açıldı mahkemelerde sonuçlanıyor bende temiz ediyorum. sormak istediğim soru şu; bu çeklerin hepsinden ben yaklaşık gunlüğü 100 liradan ceza verilse 80.000 gun yapıyor oda 220 yıl yapar diyelim ki 90 çekten ben ceza aldımve 220 yıl ceza çıktı bütün çeklerden cezalarda infaza düştü savcı cezaları birleştirdi ve üst sınır olarak 5 yıl yatacaksın dedi.buraya kadar benim bildiklerim doğrumu? ikincisi 5 yıllık cezanın günlük 100 liradan hesabı 100x5x365= 182.500 TL devlete yatırdığımda bana devletin ceza bictiği 8 trilyonluk adli para cezası artık kapanmış olurmu.yani 182.500 lira yatırırsan bu cezalardan kurtuluyormuyum bu konuda cevap verirseniz sevinirim, saygılarımla

        • kanunu iyi bilen bir hukukçu desteği ile dosyalarınız birleştirilir ve 3167 ye göre ise cezalarınız toplam 80000 adli para cezasııle dosyalarınız hal oluyor fakat icra da dosyalarınız aynı meblağda kalır ..gecen ay Avukat hanımın bir muvekkili vardı sizin durumunuzda borcu 1.76.0500.000 tl idi dosyalar birleştirildi ve arkadaş sadece icra takibi ile kaldı…dıkkat edin yani

          • TARIK URAS

            İyi akşamlar! Sayın Erkan Şat kardeşim benimde 3167 ye göre davalarım devam ediyor 220000 tl sayın avukatın dediği 5 sene garanti dedi gayet rahat ! anlamadım gitti nasıl olacak ?

  6. bakırkoy 7.sulh ceza davaya katılmdığım halde kararın yuzume karsı okunduğu şeklinde karar vermiş,uyap tan telefona gelen mesajla öğrendim.
    bakırköy infazla görüştüm,henüz kendilerine dosyanın gelmediğini söylediler.
    mahkeme kalemi ile konuşunca kararın telfim yolu ile karara bağlandığını söyledilr.davaya katılmadığımı söyleyince de,dilekçe ile başvurarak ekteki adresime tebligat yapılması telebinde bulunun dediler.
    bulunduğum il deki mahkemenin muhaberat kanalı ile dilekçemi gönderdim,sonra kalemi arayarak,durumu anlattım ve dilekçenin faxını çektim. ve bekliyorum,pzts. tekrar telefonla mahkeme kalemi ile görüşeceğim.
    bu konuda bir öneriniz varmıdır?,beni neler bekliyor?

    • katılana telfim olabilir,yani davacı taraf duruşmaya katılmışsa davacı taraf “katılan”olduğu için onun yüzüne karşı,sizin yokluğunuzda karar verilmiştir,
      dilekçenize

      “KONU : … Ceza Mahkemesi’nin …/…./… tarihinde Sanık aleyhine vermiş olduğu ve tarafımıza tefhim edilen mahkumiyet kararının, gerekçeli kararın henüz tarafımıza tebliğ edilmemesi nedeniyle,gerekçeli karar ile birlikte temyiz dilekçesi sunacağımız için süre tutum istemidir”
      şeklinde bir ibare eklemeniz daha doğru olur,böyle olduğunda gerekçeli karar elinize ulaştığında süre başlar

      • sayın acil demokrasi,
        gerekçeli karar telfim edilmiş,üzerinden süre geçmiş ve infaza gönderilmiş,bu durumda infaz durdurulabilir mi?

      • sayın acil demokrasi,
        dosya temyiz edilmediği için infaza gönderilmiş,(infaza gönderildiği anda haberdar oldum)bu durumda süre tutum istenebilir mi?
        doğru veya yanlış şekilde karara bağlanan dosya infazdan geri istenip bu karar düzeltilebilir mi?

        • sn bero
          bu sayfada yayınladığımız yargıtay ceza kurulu kararı infaza gitmiş bir dosyaya ilişkin
          yani dosyanın infaza gitmiş olması yeniden yargılanma veya eski haline getirme talep etmek için engel değil
          şöyle düşünebiliriz
          3167 ye göre yargılanılan ve yargıtaya gönderilmiş olan dosyaları yargıtay hiç incelemeden 5941 e göre yeniden değerlendirmek üzere kararı vermiş olan mahkemeye bozarak geri gönderiyor,bunun anlamı 3167 ye göre yargılanıp kesinleşen(infaza verilen)dosyalarında 5941 e göre yeniden değerlendirilmesi gerekiyor
          tartışmalı biçimde ismini uyarlama davası olarak koyduğumuz ve lehe hükümlere göre yeniden yargılanma talep ettiğimiz davalar zaten kesinleşmiş(infaza verilmiş) davalar
          ayrıca gerekçeli kararda yargı yolunun eksik gösterildiği davalar içinde,dosyanın karardaki eksiklikten dolayı kesinleşmediğini ileri sürerek temyiz ve yeniden yargılanma talebinde bulunabiliriz

  7. sn.acil demokrasi.
    birileri sanki dugmeye basti ve bir seyler olacak.
    5941 den sonra acilmis olan 8 davam vardi.hic bir durusmaya katilmadim.tebligat almadim.ama 7 davam sonuclanmis.8inci davamda sonuclandi buyuk ihtimalle.onuda ogrenecegim yakinda.
    ”5941 ile birlikte ifade alınmadan ceza verilmesi uygulaması kaldırıldı”
    Peki 5941den sonra acilmis olan davalarin sonuclaniyor olmasi sizce neye isarettir?

    • yargıtay bozmasıyla gelen davalarda böyle uygulamalar görülebiliyor
      ilk kez 5941 e göre açılmış davalarda ifade alınmadan karar verilmiyor

      • Benim bahsettigimde o zaten sn.acil demokrasi.Temyizden geri gelen davalardan bahsetmiyorum.5941 ciktiktan sonra acilmis olan 8 davamdan bahsediyorum.7 tanesine ceza verilmis durumda.son davayida ogrenmeye calisiyorum.heralde oda kesinlesmistir.
        Uyarlama dilekcelerimi hic katilmadigim,tebligat almadigim,ifade vermedigim ve savunmada yapmadigim,5941 den once kesinlesmis olan davalarim icin yapmistim.Yukarida ornek olarak verdiginiz Denizli deki davayla ilgili yargitay kararinida eklemistik.ama olmadi malesef.
        Agir cezalardanda ret gelirse,yeniden uyarlama talabi hakkimiz var yani dogrumu anliyorum?
        tesekkurler.

        • evet
          yeniden dilekçe verme hakkınız var

        • davanın 5941 den sonra açılmış olması suç tarihinin 5941 öncesinde olmasına engel değil,sanırım davalarınız 5941 çıktıktan sonra olsa bile suç tarihi yasa öncesi
          5941 dönemine ilişkin davalarda ifade alınmadan karar verildiğini ilk kez duyuyorum,yasada bu konu çok açık

          • Hakan Yigit

            evet cek tarihleri 5941 den once.5941 den onceki davalarimin hic birine katilmadigim icin davalar kisa surede sonuclandi.5941 den sonrakiler ise devam ediyordu.hic birine katilmadigim icin sonuclanmayacagini dusunuyordum.

  8. EKLER

    Önemli İçtihat – 5941 Çek Kanunu
    YARGITAY
    Daire Adı: 10. Ceza Dairesi
    Esas No: 2008/2928
    Geliş Tarihi: 20/02/2008
    Mahkemesi: Denizli 7. Asliye Ceza Mahkemesi
    Mahkeme Esas No: 2006/69
    Mahkeme Karar No: 2006/260
    Mahkeme Karar Tarihi: 31/05/2006
    Dava Türü: 3167 Sayılı Kanuna Muhalefet
    Karar No: 2010/999
    Karar: BOZMA
    20.12.2009 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak aynı gün yürürlüğe giren 5941 sayılı “Yeni Çek Kanunu” ile 3167 sayılı Çekle Ödemelerin Düzenlenmesi ve Çek Hamillerinin Korunması Hakkında Kanun yürürlükten kaldırılmış, dava konusu suçun unsurları ve yaptırımları farklı biçimde yeniden düzenlenmiş olduğundan; 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 2 ve 7. maddeleri de gözetilerek, sanığın hukuksal durumunun bu kapsamda tekrar değerlendirilip belirlenmesinde zorunluluk bulunması bozmayı gerektirmiştir. (10. C.D.Karar Tarihi 25.01.2010. Esas No: 2008/2928. Karar No: 2010/999)

    YARGITAY
    10. Ceza Dairesi
    Esas No:2009/15031
    Geliş Tarihi:28/09/2009
    Mahkemesi:Kadıköy 6. Asliye Ceza Mahkemesi
    Mahkeme Esas No:2007/439
    Mahkeme Karar No:2007/918
    Mahkeme Karar Tarihi:28/11/2007
    Dava Türü:Karşılıksız Çek Keşide Etme
    Karar No:2009/19857
    TÜRK MİLLETİ ADINA VERİLEN
    YARGITAY KARARI
    Karşılıksız çek keşide etmek suçundan sanık Tuncer YILDIRIM hakkında KADIKÖY 6. Asliye Ceza Mahkemesince yapılan yargılama sonunda, 28.11.2007 tarihinde, 2007 / 439 esas, 2007 / 918 karar sayı ile mahkumiyet kararı verildiği; hükmün sanık tarafından süresi içinde temyiz edildiği; Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca bozma isteğiyle dava dosyasının tebliğname ekinde 28.09.2009 tarihinde Dairemize gönderildiği anlaşıldı. Dosya incelendi.
    GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
    1 – Sanığın sorgusu için gönderilen çağrı kağıdında, 5271 sayılı CMK’nın 195. maddesinde öngörülen, duruşmaya gelmediği takdirde yokluğunda yargılamaya devam edileceği yönündeki yasal uyarının yer almadığı gibi; soruşturma aşamasında Cumhuriyet Savcılığına bildirdiği bilinen en son adresi yerine, muhatap banka şubesinden gönderilen resmi belgelerdeki eski iş adresine Tebligat Kanunu’nun 35. maddesindeki yöntemle tebliğ edildiğinin anlaşılması nedeniyle; sanığın usulüne uygun olarak yeniden duruşmaya çağrısının sağlanması gerektiği gözetilmeksizin, yokluğunda yargılama yapılarak hüküm kurulması suretiyle savunma hakkının kısıtlanması,
    2 – 20.12.2009 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak aynı gün yürürlüğe giren 5941 sayılı “ Çek Kanunu “ ile 3167 sayılı “ Çekle Ödemelerin Düzenlenmesi ve Çek Hamillerinin Korunması Hakkında Kanun” yürürlükten kaldırılmış, dava konusu suçun yaptırımları farklı biçimde yeniden düzenlenmiş olduğundan; 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 2 ve 7. maddeleri de gözetilerek, sanığın hukuksal durumunun bu kapsamda tekrar değerlendirilip belirlenmesinde ve ayrıca, “( 1 ) numaralı bozma nedeni de göz önünde bulundurularak”, 5941 sayılı Kanun’da, 3167 sayılı Kanun’un aksine, 5271 sayılı CMK’nın 195. maddesinde yazılı açıklamanın yer aldığı davetiyenin tebliğ edilerek sanığın yokluğunda hüküm kurulmasının öngörülmemiş olması nedeniyle, sanığın sorgusunun yapılmasından sonra bir karar verilmesinde zorunluluk bulunması,
    3 – Kabule göre; adlipara cezası ‘ nın 5083 sayılı Kanun’un 1. maddesi ile hükümden sonra 01.01.2009 tarihinde yürürlüğe giren Bakanlar Kurulu’nun 04.04.2007 tarih ve 2007 / 11963 sayılı kararın 1. maddesi uyarınca Türk Lirası ( TL ) olarak belirlenmesinde zorunluluk bulunması,
    Bozmayı gerektirmiş, sanığın temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde görülmüş olduğundan, hükmün istem gibi BOZULMASINA, İNFAZIN DURDURULMASINA sanığın başka bir suçtan hükümlü ya da tutuklu değil ise serbest bırakılması için Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına yazı yazılmasına, 28.12.2009 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

    (KADIKÖY 6. ASLİYE CEZA MAHKEMESİ 28.11.2007 gün ve 2007/439 esas 2007/918 – YARGITAY 10. C.D.’nin 2009/15031 esas 2009/19857 karar sayılı ilamı)

    Usul kurallarındaki değişikliğin geçmişe etkili olmaması ve yürürlükten sonra uygulanması ilkesinin Yargıtayca dikkate alınmadığını (zira mahkeme kararı 3167 sayılı yasa yürürlükteyken verilmiş) ve bunun sonucu olarak da 20.12.2009 tarihinden önce de sanığa CMK 195 meşruhatlı çağrı kağıdı çıkartılarak sonuçlandırılan tüm yargılamalarda verilen kararların sırf bu nedenle bile bozulmaya mahkum olduğu, hatta bu tarihten önce yapılan tebligatlarla sürdürülen davalarda da sanık savunmasının mutlaka alınması gerektiğini.

    • basvurdugumuz tum infaz durdurmali uyarlama dilekcelerimize Yargitayin bu ictihadini ekleyerek yapmis olmamiza ragmen hepsine ”kaunda lehte hukum gorulmediginden” dolayi ret cevaplari geldi.Agir cezaya itirazlarimizi yaptik.heralde oradanda ret cevaplari gelecek.
      Basvuruluarimizin sadece iki tanesi icin sonuc alabildik.Onlarinda bir tanesi erken ibraz,digeride sure asimindan sonra dava acilmis olmasi,digerleri ret.

    • Tum uyarlama dilekcelerimize Yargitayin vermis oldugu bu karari ekledik.Ama tumune ret cevabi geldi,”Kanunda lehde hukum bulunamamis”.
      Sadece iki davamizdan kurtulduk.Onlarin bir tanesi erken ibraz,digeride sure asimindan sonra dava acilmis olmasi.

      • Hakan bey
        aktardığım kararlar yargıtay yolunun açıkça anlatılmaması ve dolayısı ile kararın kesinleşmemesine ilişkin,bu nedenle uyarlama yargılaması değil
        ceza aldığınız davaların gerekçeli kararı varsa onları inceleyin,yoksa en azından gerekçeli kararlarınıza ulaşmaya çalışın,gerekçeli karara göre dilekçe hazırlanması gerekiyor
        bloglarda yayınlanan dilekçeler aslında kişiye özel,her dava kendi içinde farklı unsurları taşıyor ve bu farklılıklar gözetilmeden yazılan dilekçe çoğunlukla red alıyor
        birde mahkemelerin uzun yıllardır süren alışkanlıklarıyla karar verdiğini düşünürsek “red” kararlarının niçin bu kadar kolay verildiğini anlayabiliyoruz
        arkadaşlarımızın yapması gereken en azından gerekçeli karar ve dosyadaki çek fotokopilerine ulaşmalarıdır,sonrasında buradan kollektif bir çalışmayla kişiye özel dilekçeleri hazırlayabiliriz
        belirtmem gereken diğer nokta,bir dilekçenize red aldığınızda dilekçe verme hakkınız ortadan kalkmıyor,tekrar dilekçe verilebilir

  9. EKLER

    T.C. YARGITAY
    Ceza Genel Kurulu

    Esas: 2009/16-5
    Karar: 2009/11
    Karar Tarihi: 03.02.2009

    TAAHHÜDÜ İHLAL SUÇU – İCRA CEZA MAHKEMESİ KARARININ KESİNLEŞİP KESİNLEŞMEDİĞİ – KARARIN BORÇLUYA TEBLİĞ EDİLMEMESİ – YASA YARARINA BOZMA OLANAĞININ BULUNUP BULUNMADIĞI – TEBLİGATA RAĞMEN İTİRAZ YASA YOLUNA BAŞVURULMAMASI DURUMUNDA KARARIN KESİNLEŞECEĞİ

    ÖZET: Hukuki uyuşmazlık, İcra Ceza Mahkemesi kararının kesinleşip kesinleşmediği, dolayısıyla bu karara karşı, yasa yararına bozma yasa yoluna başvurma olanağının bulunup bulunmadığının belirlenmesi noktasında toplanmaktadır. Kararın, yasa yoluna başvurma hak ve yetkisi bulunanlara, başvurulacak yasa yolu, süresi, mercii ve şeklini gösterir açıklamalı tebligat ile tebliğ edilmesi, açıklamada mutlaka itiraz yasa yoluna başvurma süresinin kendilerine tebligat yapılmasından itibaren başlayacağının bildirilmesi gerekmektedir. Tebligata rağmen itiraz yasa yoluna başvurulmaması durumunda karar kesinleşeceğinden, ancak bu ahvalde yasa yararına bozma yasa yoluna başvuru olanaklı hale gelecektir. Kesinleşmeyen kararlara karşı yasa yararına bozma yasa yoluna başvurulamaz.

    (2709 S. K. m. 40) (2004 S. K. m. 340, 347) (5271 S. K. m. 34, 35, 40, 231, 232, 260, 309, 310) (YCGK. 25.04.2006 T. 2006/16-123 E. 2006/127 K.) (YCGK. 29.05.2007 T. 2007/7-114 E. 2007/113 K.) (YCGK. 01.05.2007 T. 2007/1-93 E. 2007/104 K.) (YCGK. 20.02.2007 T. 2007/5-46 E. 2007/39 K.)

    Dava: Taahhüdü ihlal suçundan sanık M. N. A.’ın, İİY’nın 340. maddesi uyarınca 3 aya kadar tazyik hapsi ile cezalandırılmasına ilişkin İzmir 1. İcra Ceza Mahkemesince 03.03.2008 gün ve 3717-852 sayı ile verilen karar yasa yollarına başvurulmadığından kesinleşmiştir.

    Adalet Bakanlığınca 20.06.2008 gün ve 35451 sayı ile şikayetin bir yıllık süre gerçekleştikten sonra yapıldığı gözetilmeden mahkumiyet hükmü kurulmasında isabet görülmediğinden bahisle yasa yararına bozma isteminde bulunulması üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 16. Hukuk Dairesince 27.10.2008 gün ve 6696-6744 sayı ile;

    <…Somut olaya baktığımızda, borçlunun 28.06.2005 tarihli tutanakla borcunu, 17.08.2005 tarihinde 5.740,00 YTL (740.00 YTL vekalet ücreti ile), 17.11.2005 tarihinde 5.740.00 YTL (740.00 YTL vekalet ücreti ile), 17.02.2006 tarihinde 5.740.00 YTL (740.00 YTL vekalet ücreti ile), 17.05.2006 tarihinde 5.000.00 YTL, 17.08.2006 tarihinde 5.000.00 YTL, 17.11.2006 tarihinde 5.000.00 YTL, 17.02.2007 tarihinde 5.000.00 YTL, 17.05.2007 tarihinde 4.951.44 YTL olmak üzere taksitler halinde ödemeyi taahhüt etmesine rağmen, 28.06.2005 tarihinde 32.40 YTL, 24.12.2005 tarihinde 1.000.00 YTL, 23.01.2006 tarihinde ise 2.000.00 YTL ödenmesine karşın ödenmeyen ya da eksik ödenen taksitler için şikayette bulunulmamış, fakat son ödeme tarihi olan 17.05.2007 tarihinde yapması gereken ödemeyi de ödememesi üzerine 04.07.2007 tarihinde şikayet edildiği anlaşılmaktadır.

    5358 sayılı Yasa ile getirilen değişiklikle, hükmünün düzenlendiği dikkate alındığında, ödenmeyen 17.05.2007 tarihli son taksitten sonra şikayetin 04.07.2007 tarihinde yapıldığı dikkate alındığında, İİK’nun 347. maddesinde öngörülen 3 aylık şikayet süresinin geçmediğinin kabulü gerekir. Hal böyle olunca İzmir 1. İcra Mahkemesinin 03.03.2008 tarih ve 2007/3717-2008/852 sayılı kararına karşı kanun yararına bozma isteminin reddine karar vermek gerekmiştir.> gerekçesiyle yasa yararına bozma isteminin reddine karar verilmiştir.

    Yargıtay C. Başsavcılığı ise 14.01.2009 gün ve 138635 sayı ile; Yerel Mahkemenin kısa kararında yalnızca yasa yolunun gösterildiği, yasa yolunun süresi, mercii ve şeklinin gösterilmediği, gerekçeli kararda, yasa yolunun türü, süresi ve mercii gösterilmiş ise de, gerekçeli kararın borçluya tebliğ edilmediği, dolayısıyla Yerel Mahkemenin kararında, başvurulacak yasa yolunun süresi, mercii ve başvuru şeklinin açıklanmamasının, 5271 sayılı CYY’nın 34/2, 231/2 ve 232/6. maddesine aykırı olup, bu durumda yasa yolu süresi başlamadığından kararın da kesinleşmediğinden bahisle, yasa yararına bozma isteminin bu nedenle reddine karar verilmesi gerektiği görüşüyle Özel Daire kararına itiraz etmiştir.

    Dosya Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilmekle, Yargıtay Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.

    TÜRK MİLLETİ ADINA

    CEZA GENEL KURULU KARARI

    Yargıtay Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken hukuki uyuşmazlık, İzmir 1. İcra Ceza Mahkemesinin 03.03.2008 gün ve 3717-852 sayılı kararının kesinleşip kesinleşmediği, dolayısıyla bu karara karşı, yasa yararına bozma yasa yoluna başvurma olanağının bulunup bulunmadığının belirlenmesi noktasında toplanmaktadır.

    5271 sayılı CYY’nın 309 ve 310. maddelerinde düzenlenmiş bulunan ve olağanüstü bir yasa yolu olan, yasa yararına bozma kurumu hâkim veya mahkemece verilip istinaf veya temyiz incelemesinden geçmeksizin kesinleşen karar veya hükümlerde, maddî hukuka veya yargılama hukukuna ilişkin hukuka aykırılıkların giderilmesini sağlayan istisnai bir yasa yoludur. Bu olağanüstü yasa yoluna başvurulabilmesinin ilk koşulu verilen hüküm veya kararın temyiz veya istinaf incelemesinden geçmeksizin kesinleşmiş olmasıdır. Karar veya hükümlere karşı başvurulacak olağan yasa yolunun bulunması halinde bu yola başvurulamaz.

    Ceza Genel Kurulu’nun 25.04.2006 gün ve 123-127 sayılı kararında açıklandığı üzere, İcra ve İflas Yasasında kabahat olarak düzenlenen eylemler nedeniyle verilen kararlar, aynı Yasanın 353/1. maddesi uyarınca itiraz yasa yoluna tabi olacaktır. Anılan fıkradaki şeklindeki düzenleme ile yasa koyucu, disiplin veya tazyik hapsini gerektiren eylemler nedeniyle verilen her türlü kararı itiraz yasa yoluna tâbi kılmıştır.

    Öte yandan, yine Ceza Genel Kurulu’nun 22.11.2005 gün ve 139-139 sayılı kararında vurgulandığı üzere, İİY’nda açık bir düzenlemenin bulunmadığı hallerde, takip hukukuna ilişkin hususlarda HUYY, ceza yargılamasına ilişkin hususlarda ise CYY hükümleri uygulanacaktır.

    Olağan yasa yolu denetimi yapılabilmesi için ise, yasa yoluna başvuru hakkı olanların tamamının kararı tefhim veya tebliğ yoluyla öğrenmeleri yasal bir zorunluluk olup, bu husus 5271 sayılı CYY’nın başlıklı 35. maddesinin 2. fıkrasında açıkça; şeklinde belirtilmiştir.

    CYY’nın 260/1. maddesinde ise yasa yollarına başvuru hakkı olanlar; olarak sayılmıştır.

    Ceza Genel Kurulu’nun 29.05.2007 gün ve 114-113; 01.05.2007 gün ve 93-104; 20.02.2007 gün ve 46-39 sayılı kararlarında da vurgulandığı üzere;

    Hüküm ve kararlarda, başvurulacak yasa yolu, süresi, başvuru yapılacak mercii ile başvuru şeklinin açıkça belirtilmesi zorunludur.

    Bunlardan birisinin veya birkaçının kararda gösterilmemiş olması ya da yanlış gösterilmesi; 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 40/2, 5271 sayılı CYY’nın 34/2, 231/3, 232/6 ve 40. maddelerine açıkça aykırılık oluşturacağından ve yapılan tebliği geçersiz kılacağından hükmün kesinleşmesini önler, kesinleşmeyen hükümler hakkında da yasa yararına bozma yasa yoluna başvurulamaz.

    İncelenen dosyada;

    Yerel Mahkemece sanığın ve davacı vekilinin yüzüne karşı açıklanan 03.03.2008 günlü kararda, ibaresinin yer aldığı anlaşılmaktadır. Her ne kadar gerekçeli kararda bu husus açıklanmış ise de, bu karar borçlu-sanığa tebliğ olunmamıştır.

    Görüldüğü gibi; karara karşı başvurulacak yasa yolu, süresi, mercii ve şekli açıklanmamış, tefhim sırasında hazır bulunan sanık yanıltılmıştır. Bu nedenle kararın, yasa yoluna başvurma hak ve yetkisi bulunanlara, başvurulacak yasa yolu, süresi, mercii ve şeklini gösterir açıklamalı tebligat ile tebliğ edilmesi, açıklamada mutlaka itiraz yasa yoluna başvurma süresinin kendilerine tebligat yapılmasından itibaren başlayacağının bildirilmesi gerekmektedir. Tebligata rağmen itiraz yasa yoluna başvurulmaması durumunda karar kesinleşeceğinden, ancak bu ahvalde yasa yararına bozma yasa yoluna başvuru olanaklı hale gelecektir. Kesinleşmeyen kararlara karşı yasa yararına bozma yasa yoluna başvurulamayacağından, Yargıtay C. Başsavcılığı itirazının kabulü ile Özel Daire bozma kararının kaldırılıp, Adalet Bakanlığının yasa yararına bozma isteminin reddine, kararın belirtilen şerhle birlikte yasa yolu başvuru hakkı olanlara tebliğ edilerek, itiraz edip etmeyeceklerinin belirlenmesi suretiyle anılan eksikliğin giderilmesi için dosyanın Yerel Mahkemeye gönderilmesine karar verilmelidir.

    Sonuç: Açıklanan nedenlerle,

    1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının Kabulüne,

    2- Yargıtay 16. Hukuk Dairesinin 27.10.2008 gün ve 6696-6744 sayılı kararının Kaldırılmasına,

    3- Dosyanın esası incelenmeksizin, Yerel Mahkeme kararının, yasa yoluna başvurma hak ve yetkisi bulunanlara, başvurulacak yasa yolu, süresi, mercii ve şeklini gösterir açıklamalı tebligat ile tebliğ edilmesi, açıklamada mutlaka itiraz yasa yoluna başvurma süresinin kendilerine tebligat yapılmasından itibaren başlayacağının belirtilmesi suretiyle, itiraz hak ve yetkisi bulunanlara tebliğinin sağlanması için Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 03.02.2009 günü yapılan müzakerede oybirliği ile karar verildi.

  10. ……………………………… ASLİYE CEZA MAHKEMESİ HÂKİMLİĞİNE
    Sunulmak üzere
    ……………………………… ASLİYE CEZA MAHKEMESİ HÂKİMLİĞİNE

    DOSYA NO:

    HÜKÜMLÜ:

    MÜDAFİİ :

    KATILAN :

    KONU : YENİDEN YARGILAMA

    AÇIKLAMALAR

    YARGILAMA YOKLUKTA YAPILMIŞTIR.

    Yargıtay 10. Ceza dairesinin 28.12.2009 tarih 2009/15031 esas sayılı kararında yoklukta yargılamayı bozma nedeni olarak kabul etmiştir. Daire kararından da anlaşılacağı üzere 5941 sayılı yasanın yürürlüğe girdiği 20.12.2009 tarihinden sonra yoklukta yargılama hukuka uygun değildir. Mahkemenizin müvekkilim hakkındaki yargılaması, soruşturma ve kovuşturma müvekkilimin gıyabında yapılmış, hüküm müvekkilimin yokluğunda oluşturulmuştur.

    ADİL YARGILANMA HAKKI

    Anayasamızın 36. Maddesi, AİH sözleşmesinin 6. Maddesi ve CMK’nın ilgili hükümleri adil yargılama hakkını düzenlemektedir. Adil yargılamanın olmazsa olmaz temel unsuru ise savunma hakkıdır. Yoklukta yargılama savunma hakkını ortadan kaldırdığı için Uluslararası sözleşmelere, Anayasamıza, CMK’ya aykırıdır. Bu nedenlerle müvekkilim hakkında oluşturulan hüküm müvekkilime savunma hakkı tanıyarak yenilenmelidir.

    CEZA GENEL KURUL KARARI

    Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 2009/16-5 esas sayılı 03.02.2009 tarihli kararına göre; hüküm ve kararlarda, başvurulacak yasa yolu, süresi, başvurulacak merci ile başvuru şekli açıkça belirtilmemiş ve sanığa tebliğ edilmemiş ise geçersizdir. Müvekkilim hakkında verilen gerekçeli hükümde temyiz yolunda, YARGITAY, MERCİİ OLARAK BELİRTİLMEMİŞTİR. Ceza Genel Kurulunun bu kararı doğrultusunda temyiz hakkımız saklı olmakla birlikte eksik yargılamayla oluşturulan hükmün uyarlama yargılamasıyla eksikliklerin giderilmesi ve 5941 sayılı yasanın gereklerinin yerine getirilmesi mümkün olacağından öncelikle uyarlama yargılaması yapılması yoluna gidilmiştir.

    5941 SAYILI YASA İLE ŞEKLİ (OBJEKTİF) SUÇ UYGULAMASI TERK EDİLMİŞTİR.

    5941 sayılı yasanın genel gerekçesinde ve karşılıksız çek suçunun unsurlarının ve yaptırımlarının düzenlendiği 5.madde gerekçesinde 5237 sayılı yasaya uyum sağlamak amacıyla şekli (objektif) suç tanımının terk edildiği açık bir dille yazılmıştır. 5941 sayılı yasanın gerekçesinde açıkça “karşılıksız çek suçu en azından taksirle işlenebilen bir suçtur” denmektedir.

    KAST

    5237 sayılı yasanın 5. Maddesi şöyledir:

    MADDE 5. – (1) Bu Kanunun genel hükümleri, özel ceza kanunları ve ceza içeren kanunlardaki suçlar hakkında da uygulanır.

    Bu madde hükmü TCK’nın21/1.maddesi birlikte değerlendirildiğinde karşılıksız çek suçunun oluşması için kastın varlığı kaçınılmazdır. 21.madde şöyledir:

    MADDE 21. – (1) Suçun oluşması kastın varlığına bağlıdır. Kast, suçun kanunî tanımındaki unsurların bilerek ve istenerek gerçekleştirilmesidir.

    Uyarlama yargılaması yapılırken 5941 sayılı yasanın 5.maddesinin TCK’nın 5. Ve 21.maddeleriyle birlikte değerlendirilmesi gerekmekteydi.

    Uyarlama yargılamasında 5941 sayılı yasanın 5.maddesi, TCK’nın 5.ve 21 maddesiyle birlikte değerlendirilip uygulanmış olsaydı ve müvekkilime savunma hakkı tanınsaydı; müvekkilimin masuniyeti anlaşılacaktı. Müvekkilim karşılıksız çek suçunu kasten, bilerek ve isteyerek işlemediği gibi çekin karşılıksız çıkmasında ihmali ve kusuru yoktur. ANAYASA MAHKEMEMİZ 2006/72 19.02.2009,2009/24 SAYILI KARARINDA KUSURSUZ SUÇ OLAMAYACAĞINA HÜKMETMİŞTİR.

    SONUÇ İSTEM: Hüküm müvekkilimin yokluğunda oluşturulduğundan, gerekçeli karardaki yasa yolundaki eksiklikler, adil yargılanma hakkı, savunma hakkı verilmediğinden, sonradan yürürlüğe giren 5941 sayılı yasa ile suçun unsurlarının ve yaptırımlarının değişmesi nedeniyle ve müvekkilimin kastı, ihmali ve kusuru olmadığından ve mahkemenizin doğrudan gözeteceği diğer nedenlerle Yargıtay 10.Ceza Dairesi kararları ve Ceza Genel Kurulu kararı doğrultusunda öncelikle İNFAZIN DURDURULMASINA, yargılanmanın yenilenmesine veya sonradan yürürlüğe giren 5941 sayılı yasaya göre uyarlama yapılmasına karar verilmesini müvekkilim adına talep ederim. 18.02.2011
    isim imza
    EK
    Yargıtay 10.Ceza Dairesi Kararları

    Ceza Genel Kurul Kararı

  11. Bu sayfanın ismindeki gibi kollektif bir çalışma yapmamızın uygun olacağını düşünüyorum
    Gıyapta yargılama 3167 sayılı yasanın en büyük sorunlarından biriydi,5941 ile birlikte ifade alınmadan ceza verilmesi uygulaması kaldırıldı,ancak 3167 den yargılanıp savunması alınmadan hükmü kesinleşen birçok arkadaşımız var ve taahhüt süreleri doluyor
    Bu süreçte hükmü kesinleşmiş olanların yeniden yargılanma talebinde bulunması gerekiyor,yeniden yargılanma talebinde bulunmak için taahhüt sürelerinin dolmasını beklemek gerekmiyor
    Şu anda hükmü kesinleşmiş olanların yargılandıkları 3167 sayılı yasada ve hükmün kurulmasında birçok eksik var ve biz bu eksiklikleri doğru değerlendirirsek birçok arkadaşımız yeniden yargılanma hakkını kazanacaktır
    Yeniden yargılanma talebi ile birlikte infazın durdurulması talebindede bulunmalıyız
    2009 öncesi verilen kararlar yasa yolunun gösterilmesinde eksiklikler barındırıyor,yargıtay içtihatına göre gerekçeli kararın şu şekilde olması gerekiyor
    “Dair, sanık, sanık müdafiinin yokluğunda, Katılan Vekilinin yüzüne karşı, katılanın yokluğunda, verilen karara karşı hükmün tebliğ ve tefhiminden itibaren 7 günlük süre içinde mahkememize dilekçe vermek veya zabıt katibine beyanda bulunmak suretiyle Yargıtay’da temyiz yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı”
    Buradaki “katılan vekil” ifadesiyle anlatılan davacı vekilidir,”telfim” yüze karşı kararın okunmasıdır,”tebliğ”yoklukta verilen kararın tarafların adresine yollanmasıdır
    Bu hususlar gerekçeli kararda açıkça ve eksiksiz olarak anlatılmadığında kişilerin temyiz haklarını kullanmada eksiklik oluşuyor ve dolayısı ile kişinin hukuk yollarını kullanması engelleniyor,dahada önemlisi hüküm kesinleşmiyor
    Gerekçeli kararlar incelendiğinde çoğunlukla bu ifadelerde eksiklik olduğu görülüyor,yargıtay ceza d.k.nun 2009 yılında yayınladığı tebliğe göre yasa yolunun gösterilmesindeki eksikliklik hükmün kesinleşmesine engel,yani bu durumdaki arkadaşların cezaları aslında kesinleşmemiş hükmünde ve yargılamayı yapmış olan mahkemeden dilekçeyle talepte bulunulduğunda infazın durdurularak temyiz hakkının verilmesi gerekiyor
    Rahmi bey örnek bir dilekçe yayınladı,daha doğrusu cezaevinde yatan bir arkadaş için yazdığı dilekçeyi yayınladı,bu dilekçeyi aşağıya aktarıyorum
    Gerekçeli kararında yasa yolunun tam ve ayrıntılı gösterilmemiş olan arkadaşlar bu dilekçeyi kendi durumuna uyarlıyarak ceza aldıkları mahkemeye veya bulundukları yerin asliye ceza mahkemesi aracılığı ile itirazda bulunabilirler
    Bu konuda soru sormak isteyen arkadaşlar bu sayfadan sorularını sorabilirler

    • sn acil aşağıda bir davamın kararını yazdım
      burda yeniden yargılama gerektiren bir eksik varmı acaba
      bana yok gibi geldi😦
      malum tefeci avukatları işlerinin profu olmuş

      bir hafta içerisinde mahkememize verilecek bir dilekçe veya zabıt katibine beyanda bulunmak suretiyle,tutanağa geçirilmek koşuluyla temyiz edilebileceğine dair verilen karar katılan vekilinin yüzüne ve sanığın yokluğunda C.Savcısı huzurunda talebe uygun açıkça okunup usulen anlatıldı 27.12.2007

      • sn ab
        “verilen karara karşı hükmün tebliğ ve tefhiminden itibaren 7 günlük süre içinde ” ibaresininde kararda yer alması gerekiyor
        sizin aktardığınız kararda daha öncesi yoksa,yani” tebliğ ve tefhiminden itibaren “ibaresi yer almıyorsa mahkeme sizi yanıltmış oluyor,dolayısıyla siz başvuru hakkınızın ne zaman başladığını bilmiyorsunuz
        yukarıda aktarılan ceza genel kurulu kararındaki ifade çok açık
        Hüküm ve kararlarda, başvurulacak yasa yolu, süresi, başvuru yapılacak mercii ile başvuru şeklinin açıkça belirtilmesi zorunludur.

        Bunlardan birisinin veya birkaçının kararda gösterilmemiş olması ya da yanlış gösterilmesi; 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 40/2, 5271 sayılı CYY’nın 34/2, 231/3, 232/6 ve 40. maddelerine açıkça aykırılık oluşturacağından ve yapılan tebliği geçersiz kılacağından hükmün kesinleşmesini önler, kesinleşmeyen hükümler hakkında da yasa yararına bozma yasa yoluna başvurulamaz. ” denmiştir
        sizin kararda yukarıda aktardığınız biçimde sürenin ne zman başlayacağı açıkça gösterilmemişse,süre açısından yanıltıldığınız anlamına gelir ve cazanız kesinleşmez,kesinleşmiyen bir ceza için tutuklanamazsınız
        cgk kararındada atıf yapılan
        Anayasanın 40/2 maddesinde yer alan “Devlet, işlemlerinde, ilgili kişilerin hangi kanun yolları ve mercilere başvuracağını ve sürelerini belirtmek zorundadır” hükmü açık, ayrıntılı ve kesin bir düzenleme içerdiğinden davalarda da Anayasa kuralının doğrudan uygulanması gerekmektedir.

        • teşekkürler sn acil
          adalet sisteminde keşke herkes karaya kara dese
          kimi kara kimi ak deyince yargıtay ictihatları, cgk kararları bile yalan oluyor.
          şimdi sizinde haklı olarak belirttiğiniz eksik kısım benim lehime karar çıkmasını gerektirirken,yaşadığımız tecrübelere bakarak farklı bir yorum yapılmasıda imkansız değil sanırım.
          bu çelişkili üst mahkeme kararını dikkate almadan ceza yanlısı olarak ezbere verilen kararlar bizlerin hukuk mücadelemizde önümüzde duran en büyük direnci oluşturuyor.
          malum bu tip girişimler bizde çok az bulunan zaman ve parayla yürütülüyor.
          başarısız her girişim bir yıkım o yüzden

          • acil demokrasi

            sevgili ab
            adaleti adaletten talep edelim derken sizin özetlediğiniz zorluklarla karşılaşacağımızı biliyorduk
            yasanın çok açık olmasına rağmen vekaleten imzaya bile mahkemeler uzun süre direndi
            belirleyici olan bizim direncimiz ve örgütlü biçimde çaba göstermemiz
            bizde “hap tedavisi”gibi kötü bir alışkanlık var
            istiyoruz ki bir dilekçe olsun,bu dilekçeyi verdiğimizde “aspirin gibi” bütün sorunlarımızı çözsün
            “aspirin” bütün tıbbi sorunlarımızı nasıl çözmüyorsa bir dilekçede bütün hukuki sorunlarımızı çözemez
            hukuk kişiye özel bir alan ve çözümleride kişye özel olmak zorunda,hepimiz çek yasasından muzdarip olsakta her birimizin yaşadığı süreç farklı farklı ve çözümlerimizde bu farklılıkların doğru değerlendirilmesinden geçiyor
            şunu söylemek istiyorum;yazacağımız dilekçeleri kendi durumumuza uyarlamamız gerekiyor,yapabiliyorsak mahkemelere katılıp derdimizi hakime bizzat anlatmalıyız
            ben inanıyorum ki birlikte,elbirliği ile mücadele edersek sorunlarımızı aşabiliriz

        • sn acil belirttiğiniz gibi eksik başvuru açıklamasından k çekmecedeki dosyam yargıtaya gitmiş
          bu konuda erken ibraz itiraz dilekçemiz temyiz başvurusu kabul edilmiş.
          üç seneden önce karar çıkmaz dediler
          en önemli dosyadan kurtuldum gibi birşey yani🙂
          başka bir dosyamda karar tarihi 2009 başvuru açıklamasının orda 2008
          başka bir dosyamda katılan vekil ibaresi yok
          bunlar için dilekçe vericeğim yanlız bir tanesinde
          aşşağıda size yazıyorum açıklamayı
          Dair,kararın tefhim ve tebliğinden itibaren 7 gün içinde mahkememize yapılacak sözlü yada yazılı müracatla temyiz yolu açık olmak üzere sanığın yokluğunda müdahil vekilinin yüzüne karşı iddia makamının huzuru ile talebe uygun verilen karar açıkça okunup anlatıldı./tarih

          burda benim tespit ettiğim yargıtay ismi geçmiyor

          birde burdaki temyiz başvurusu açıklama kısmında bir eksiklik yoksa sadece gıyabımızda hükm olunduğundan dolayı yeniden yargılama talebi yapamıyormuyuz.
          teşekkürler

          • acil demokrasi

            sırasıyla değerlendirirsek
            yargıtaya giden dosyanız için sevindim,benimde ayni biçimde bir dosyam itiraz dilekçem temyiz dilekçesi kabul edilerek yargıtaya gitti,doğru itirazlar yapıldığında benzer kararların çıkması umut verici
            2009 yerine 2008 yazılan karar için itirazın kabul edilip edilmeyeceği bence net değil,bunu maddi hata kabul ederek sadece maddi hatayı düzeltme yoluna gidebilirler,o yüzden bu dosyaya tarih hatasının yanısıra başka gerekçelerde bulmak gerekiyor,aklıma gelenler şunlar
            -bankanın ödemek zorunda olduğu rakkam kararda çek miktarından düşülmeden ceza kesilmişse
            -gıyapta yargılama ile ilgili yargıtayın bu konudaki kararı eklenerek
            -çeki yazdıranla şikayet edenler farklı kişilerse, bu ileri sürülerek
            -karşılıksızdır yazdıranın ismi(şahıs ismi olmalı)ve imzası çekin arkasında yoksa
            bunlar gerekçe yapılabilir
            katılan vekil yerine müdahil vekil yazılabilir,ayni şeyi ifade ediyor,
            yada müdahil vekil karar duruşmasına katılmamış olabilir,bence bundada farklı itiraz gerekçesi bulmak gerekiyor
            son paragraftaki yargıtay sözcüğünün olmamasını itiraz gerekçesi yapabilirsin,bence bu itirazında mahkememize yapılacak sözlü ya da yazılı müracat cümleside eksik,burada mahkeme zabıt katibi denilerek herhengi bir yanılgıya yer bırakmayacak biçimde başvuru biçiminin açıkça anlatılması gerekiyordu

          • sn acil katılan vekil yada müdahil vekil ibaresinden ikiside yoksa
            bu husus gerekçe konusu olabilirmi,
            ceza kurulu kararına bakarsak,
            ‘”Hüküm ve kararlarda, başvurulacak yasa yolu, süresi, başvuru yapılacak mercii ile başvuru şeklinin açıkça belirtilmesi zorunludur.”
            şeklinde olduğundan,burda bahsettiğiniz konuyla ilgili bir kısım göremedim.
            gözden kaçırdığım bir yer yada bu şekilde bir karar varmı acaba

          • sn acil açıklama tam olarak bu şekilde,
            dair,sanığın yokluğunda.c.savsısı …………huzuru ile talebe uygun olmak üzere terfim veya tebliğden itibaren 7 gün içinde mahkememize verilecek dilekçe ile yargıtay ilgili seza dairesine temyizi kabil olmak üzere verilen karar açıkça okunup usülen anlatıldı./tarih

            ben bu açıklamada katılan yada müdahil vekilinin yüzüne karşı
            birde zabıt katibine beyanda bulunmak suretiyle ibareleri eksik
            bunlar kaale alınırmı acaba

          • acil demokrasi

            sayın ab
            haklısınız,yargıtay sözcüğünün geçmesi gerekiyor,ayrıca sadece mahkemeye değil zabıt katibine sözlü yada yazılı müracaatla tutanağa geçirterek temyiz hakkını kullanabiliyorsun
            aktardığın kararda bu hususlar eksik anlatılmış,bu eksiklikleri ileri sürerek itiraz edebileceğini düşünüyorum

Yorum yaparak destek olabilirsiniz

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s