Burhan İşcan “zulm bizden ise, ben bizden değilim”


Lütfen tarafları ve amaçlarını iyi algılayın. Burda yapılan karşı tepkiler birbirimize değildir.
zulm bizden ise, ben bizden değilim

Burhan İşcan, 31.aralık.2011

2 responses to “Burhan İşcan “zulm bizden ise, ben bizden değilim”

  1. sen sen değilsen sen kimsin..kimsen sen kimin kimisin …ne nesin nedensinsin neredensin …hahahahh:::))))

    seker765

    • BURHAN İŞCAN

      “KENDİ ADALETLERİNİN MAHKUMU OLANLAR.”
      İLAHİ ADALETİ ES GEÇENLER KENDİ ADALETLERİNİN MAHKUMU OLURLAR. BU KAÇINILMAZ GERÇEK BİR SONUÇTUR.
      Kıymetli Dostlarım;
      Bildiğiniz gibi benim misyonum Yolsuzluk Ekonomisi Politikaları ile mücadele ve bu politikaların kötü sonuçlarını yok etme azaltma amaçlıdır.
      Bu politikaların beyni BELAMLAR=Bilgisine güvenilen ilim adamları, kalbi BANKALARDIR. Bunlarla birlikte, toplum içinde başta GÜVENİ ve ADALETİ yok etmekle görevli başkaca organlarda vardır.
      Sistemle mücadele etmek için en az bunlar kadar, SİSTEMİN UNSURLARI kadar cesur ve bilgili olmak gerekir. Bilgi edinmede de amaç HİKMET in elde edilmesidir.
      HİKMET İLAHİ YASALARIN VARLIĞINI VE GERKCELERİNİ TAM MANASIYLA İDRAK ETMEK DEMEKTİR.
      Sitemde de göreceğiniz gibi, ben belamlarla, bankalarla ve sistemin diğer organ ve unsurlarıyla mücadele ederken; edindiğim bilgileri, bu bilgilerden oluşan fikirlerime haiz yorumları paylaşmaktayım. Gerek kendime ait 3 adet face sayfamda, gerek belamlarla savaşan gerçek din adamlarının sayfalarında tartışmalara da katılmaktayım.
      BU TARTIŞMALARDAN BİRİ DE İLAHİ ADALETİN, ALLAH’IN HAKİM VE GALİP İSİMLERİNİN HİKMETİ OLARAK; BEŞERİ ADALETE RAĞMEN HER AN HAKİM BİR ŞEKİLDE CEREYAN ETMESİ, VUKU BULMASI ile ilgilidir.
      Bizlerin farkına, ancak, sebep ve sonuç ilişkisi içinde yeterince düşünerek varacağımız ilahi adaletin tecellisi mutlak bir şekilde devam etmektedir.
      “Egemenliğin, hâkimiyetin, idareye sahip olmanın temeli adalettir.” Dinimiz böyle buyuruyor.
      İki âyet-i kerîmede müslümanlara kendilerinin anne babasının ve yakınlarının, akrabasının bile aleyhinde olsa, adaletten ayrılmamaları tavsiye buyruluyor. İnsanın kendisini aşması, kendisi aleyhine karar verebilmesi başka bir din ve kültürde görülmüş mü? Hâkim, kendi kendisini mahkûm edecek; çünkü Kur’an, “İsterse kendinizin aleyhinde olsun, isterse anne babalarınızın aleyhinde olsun… Yine adaletten, doğruluktan ayrılmayın.” diyor. Anne babasını mahkûm edecek bir hâkim, akrabasını mahkûm edebilecek bir kadı, bir adalet mensubu uygulayıcısı olabilmek, bize, bizim kültürümüze mahsus bir şereftir, bizim İslâm ve iman kültürümüzde görülebilen bir şereftir.
      Nitekim Kadı Hızır Çelebi’nin Fatih Sultan Mehmed’i mahkûm ettiğini biliyorsunuz. İstanbul’u fetheden Fatih Sultan Mehmedle İstanbul’un eski sahibi olan ahaliden Rum bir mîmar davalı ve davacı oluyor ve sonuçta kadı efendi kalkıyor, Fatih Sultan Mehmed cennetmekânı mahkum ediyor. Hakikaten hukuk tarihinde böyle olaylar olmuş mudur? Gerçekten bu kadar cesur kararlar veren, sevdiği ve bağlı olduğu hükümdarı mahkûm edebilen hukukçular yaşamış mıdır? Eğer yaşamışsa herhalde onlar da yine ilahî bir dinden feyiz almış, Allah huzurunda hesap vereceğini bilen insanlardır; ancak öyle olabilir. İhtimal olarak varsa, olmuşsa, âhirete inanan, âhiretteki mahkeme-i kübrâya inanan, din gününe, yani “mâliki yevmi’d-dîn”, din gününün maliki Allah’ın huzuruna varılacağını bilen insanlardan çıkabilir böyle jestler.
      “Din”, karşılık demektir; “mâliki yevmi’d-dîn”, yani insanların yaptıkları işlerin, iyi veya kötü, karşılığı ne ise onun verileceği gün. Arapçada meşhur bir söz vardır, “kemâ tedînü tüdân” denir, yani “Sen nasıl bir işlem yaparsan, sana öyle karşılık olarak muamele yapılır.” demektir. “Mâliki yevmi’d-dîn” âyet-i kerîmesinin “din gününün sahibi” diye tercümesi doğru değil. “İnsanların yaptıkları âmâlin, ef’âlin, yaşam tarzlarının ve işlerinin, ceza veya mükâfat olarak karşılığının verileceği güne malik olan” diye tercüme edilmeli.
      Allah hâkimler hâkimi, yani adaletliler adaletlisi, en adaletli, hükmü en isabetli olan dır, ve onun yaptıklarında asla bir noksan ve yanlış bulunmaz. “Zerre kadar hayır işleyen karşılığını görecek, mükâfat olarak; zerre kadar şer işleyen cezasını çekecek, ikâb olarak.” Yani azap olarak çekecek diye bildiriliyor.
      Demek ki toplum hayatının temeli, bizim dinimizde çok net olarak görüldüğü üzere adalet. Peygamber Efendimizin hayatından başlayarak, düşman bile olsa haklıya hakkının teslim edilmesi ve hukuka riayet edilmesi emrediliyor bize.
      Mekke-i Mükerreme’nin fethi sırasında Kâbe-i Müşerrefe’nin anahtarı henüz müslüman olmamış bir ailenin elinde idi, teslim etmek istemedi. “Kimseye vermiyorum.” deyince Hz. Ali de zor kullandı ve aldı anahtarı. Kâbe’nin kapısını açtı, namaz kıldılar. O, Peygamber Efendimizin amcazâdesi, “Bu Kâbe’nin anahtarını taşıma vazifesini bana lütfetseniz, bende kalsa, ben muhafaza etsem” diye istedi. Peygamber Efendimizden bu görevin kendi ailesine intikalini istedi. Ama “Emanetleri ehillerine vermenizi ve hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi Allah emrediyor.” âyet-i kerîmesi indi. Onun üzerine Hz. Ali’ye Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem): “Al bu anahtarı, o vermek istemeyen ve senin zorla elinden aldığın adama geri ver.” diye hükmetti. Kendi amcazâdesine vermedi anahtarı ve iade etti. Çünkü âyet şöyle buyuruyordu: “Allah size, mutlaka emanetleri ehli olanlara vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emreder.” Adam anahtarı tekrar karşısında görünce şaşırdı. Bu, tam adaletli olan ve Allah ne emrederse onu yapma, icabında aleyhinde bile olsa, “pekâlâ” deyip de özür dileyip dönebilme, ahlâk seviyesini gösteren dinin hak din olduğunu anladı, Peygamber Efendimize inandı, Müslüman oldu ve müslümanların safına girdi. Bunlar, âyet-i kerîmelerle, hadîs-i şerîflerle, İslâm tarihindeki örnekleriyle adaleti gösteren olaylar ve asırlar boyu bu böyle devam etmiştir.
      Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem): “Biz iş isteyene iş vermeyiz, talip olana vermeyiz, istediğimize veririz.” buyuruyor. Adaletin sarsıldığı, tayinlerin adam kayırma yoluyla yapıldığı zamanlarda artık cemiyet yozlaşmaya başlamıştır, çökmeye başlamıştır. Demek ki toplumların başarısı, yükselmesi, insanların Allah indinde makbul kul olması, Allah’ın lütfuna ermesi, mükâfatına mazhar olması, teyidine mazhar olması adaletledir. Allah’ın tevfîkinin insandan çekilmesi, başının belalara girmesi, burnunun yerlerde sürtmesi de adaletsizliktendir, zulümdendir, haksızlıktandır.
      O bakımdan, sizlere hayatınız boyunca daima Allah’ın rızasını gözetmenizi, her hükmünüzde, “Allah razı olur mu?” diye düşünüp hükmünüzü ona göre vermenizi, sözünüzü öyle söylemenizi temennî ve tavsiye ederim. Çünkü maddî ve mânevî her türlü salah ve felahımız adalet ve doğruluktadır.
      Allah ilahi adaletin kurallarını Kuran’da açıkca beyan etmiş ve Rahman Suresinde ise Sakın bunları bozmayın ihtarını yapmıştır.
      İlahi adaletin yasa kuralları içinde çok önemli olduklarını bildiklerimden bazıları şunlardır;
      “Allah istemedikce siz isteyemezsiniz.”, “siz kendinizi değiştirmedikce, bunu istemedikce, Allah sizi kendiliğinden değiştirmez.”,”bir toplum içinde zalimlere isabet eden musibetler, sadece onlara isabet etmekle kalmaz; zulme seyirci kalan tüm topluma sirayet eder.”,”adaleti yok edenler kendilerini de yok ederler”
      ALLAH KİMSEYİ KALDIRAMAYACAĞI YÜKLE İMTİHAN ETMEZ.
      İNSAN ZALİMDİR ÇÜNKÜ O ÇOK CAHİL BULUNMAKTADIR.
      Ve Allah insanları kendi adaletlerinin mahkumu yapar. Kendisinin adaleti ile de dilediğini kurtarır.
      “Bizzat kendi yaptıklarından dolayı başlarına bir musibet geldiğinde: Rabbimiz! Ne olurdu bize bir peygamber gönderseydin de, âyetlerine uysak ve müminlerden olsaydık! diyecek olmasalardı (seni göndermezdik.”
      “Allah, suçlu-günahkarlar istemese de, hakkı (hak olarak) Kendi kelimeleriyle gerçekleştirecektir.”
      Firavun adaletli olmakla övünürdü. Ve ülkesini adaletle yönettiğini söylerdi. Oysa Kasas Suresinde belirtildiği gibi o ;
      4- Gerçek şu ki, Firavun yeryüzünde (Mısır’da) büyüklenmiş ve oranın halkını birtakım fırkalara ayırıp bölmüştü; onlardan bir bölümünü güçten düşürüyor, erkek çocuklarını boğazlayıp kadınlarını diri bırakıyordu. Çünkü o, bozgunculardandı.
      5- Biz ise, yeryüzünde güçten düşürülenlere lütufta bulunmak, onları önderler yapmak ve mirasçılar kılmak istiyoruz.
      6- Ve (istiyoruz ki) onları yeryüzünde ‘iktidar sahipleri olarak yerleşik kılalım’, Firavun’a, Haman’a ve askerlerine, onlardan sakındıkları şeyi gösterelim.
      “ALLAH KİMSEYE ZULM ETMEZ, FAKAT İNSANLAR KENDİLERİNE ZULM EDERLER.” Bu ilahi kanun gereği Allah Firavunu, Firavunun Adaletinin Mahkumu yaptı. Yani Firavun kendi adaletinin mahkumu oldu.
      Derler ki Cebrail A.S. insan kılığında Firavuna gelip adaletin nasıl işlemesi gerektiği hakkında şöyle bir soru sormuş;
      – Benim bir kölem var, sözümü tutmuyor, onu ne yapayım?
      FİRAVUN “ONUN CEZASI SUDA BOĞULMAKTIR. ONU SUYA AT” DEMİŞ.
      Cebrail (as): Benim bunun sizin adaletiniz olduğuna dair sözüme kimse inanmaz. Bana zalim katil derler deyince; Firavun, Efendisine asi olan köleyi suya atmalı diye yazdı. Altına da imzasını attı.
      BAKIN YUNUS SURESİNDE BU OLAYIN AKIBETİ NASIL ANLATILIYOR..
      90-Biz, İsrailoğulları’nı denizden geçirdik; Firavun ve askerleri azgınlıkla ve düşmanlıkla peşlerine düştü. Sular onu boğacak düzeye erişince (Firavun): “İsrailoğulları’nın kendisine inandığı (İlah’tan) başka İlah olmadığına inandım ve ben de Müslümanlardanım” dedi.
      91- Şimdi, öyle mi? Oysa sen önceleri isyan etmiştin ve bozgunculuk çıkaranlardandın.
      92- Bugün ise, senden sonrakilere bir ayet (tarihi bir belge, ibret) olman için seni yalnızca bedeninle kurtaracağız (herkese cesedini göstereceğiz). Gerçekten insanlardan çoğu, Bizim ayetlerimizden habersizdirler.
      DİKKAT EDİN HER KES KENDİ ADALETİNİN MAHKUMU OLMUŞTUR.
      ZİRA ADALET ANLAYIŞLARIMIZ SAATLERİMİZE BENZER HERKESİN SAATİ FARKLI GÖSTERİR AMA HEMEN HERKEZ KENDİ SAATİNE GÜVENİR.
      GÜVENİLMESİ VE UYULMASI GEREKEN İLAHİ ADALETTİR.
      HİÇ ŞAŞMAZ.
      EDEN MUTLAKA BULUR HEM DÜNYADA HEM AHİRETTE.
      Şeker özlemiştim seni. İyi ki geldin.

Yorum yaparak destek olabilirsiniz

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s