Yeni Çek Yasası ve Adalet Komisyonu


Yeni Çek Yasası taslağının , adalet komisyonunda kabul edildiği bildirildi.

Kesin olmamakla birlikte, yasa taslağında birdeğişiklik yok.

33 responses to “Yeni Çek Yasası ve Adalet Komisyonu

  1. SIKAYET SURESININ 6 AYDAN 3 YILA CIKMASI BASIMIZI AGRITABILIR.

    TAMAM CEZA KANUNLARI GERIYE YURUMUYOR, ORASINI ANLADIK.

    AMA KANUNLARDA DOLANDIRICILIK SUCU GECEN SENE DE VARDI, 1985 TE DE VARDI.

    DOLAYISIYLA SIKAYET SURESI 3 YILA UZATILIRSA VE GECMISE YURUYECEK SEKILDE UZATILIRSA, 2009 BASINDAN ITIBAREN CEKI KARSILIKSIZ CIKMIS HERKESE DOLANDIRICILIK DAVASI ACILABILIR. BUNA KIMSE ENGEL OLAMAZ.

    3 YIL ISI BIR TUZAKTIR …………………………….!!!!!!!!!!!!!!

  2. BURHAN İŞCAN

    HÜKÜMET TARAFINDAN OLUŞTURULAN HABER FIRTINASINDAN MAKSADIN NE OLDUĞUNU GEÇMİŞ YAZILARIMDA SÖYLEMİŞTİM.
    İŞTE SİZE İSPATI.
    MAKSAT (TEPKİLERE GÖRE)-NABZA GÖRE ŞERBET VERMEK. HEDEF ÇITASINDA ÇITANIN YÜKSEKLİĞİ TEPKİLERE BAĞLI DEMİŞTİM. PEKİ ÇEK MAĞDURLARINDAN TEPKİ NE?
    SADECE KABULLENİŞ..
    YARGISIZ İNFAZ GELİYOR
    ADALET BAKANI ERGİN, VATANDAŞLARIN, ESNAFIN ENDİŞE ETMEMESİNİ, ONLARIN ALACAK HAKKINI KORUYACAK ÖNEMLİ TEDBİRLER GELİŞTİRİLDİĞİNİ VE BUNLARIN İLERİDE KAMUOYUYLA PAYLAŞILMASINA DEVAM EDİLECEĞİNİ SÖYLEDİ.

    Bakan Ergin, ”açıklanan yargı paketleri kapsamında çek davalarıyla ilgili alacaklıların mağdur olacağı yönünde eleştiriler” olduğunun belirtilmesi üzerine, eksik bilgiye dayalı değerlendirmeler yapıldığını söyledi.
    Mevcut çek yasasında karşılıksız çek keşide etmiş olanların hürriyeti bağlayıcı cezalara çarptırılmalarının ikincil cezalar olduğunu belirten Ergin, ”İlk defa adli para cezasına çarptırılıyorlar. Adli para cezasını ödemediği takdirde hürriyeti bağlayıcı ceza alıyorlar” dedi.
    Çek keşide eden kişinin adli para cezasını alacaklıya değil, devlete ödediğini hatırlatan Ergin, alacaklının yine alacağıyla buluşamadığını söyledi. Ergin, ”Şu anda işleyen sistem alacaklının lehine falan değil. Aradan biz devleti çıkarıyoruz. O açıdan getirdiğimiz sistem alacaklının lehinedir. Türkiye’de karşılıksız çek oranları tedavülde olan çekin çok az bir kısmıdır” diye konuştu.
    YARGISIZ İNFAZI KİM YAPACAK?
    Alacaklıyı koruyacak sistemin Merkez Bankası bünyesinde kurulan Risk Santralizasyon Merkezi olduğunu vurgulayan Ergin, şunları kaydetti:
    ”Bununla kredili alışveriş yapmak isteyenler, satıcı kişi, borçlanmak isteyenin hem pozitif hem negatif sicilini görme imkanına kavuşuyor.
    TİCARETTEN MEN CEZASI NEDİR?
    Ticaret hayatında esnaflık faaliyetine devam etmek isteyenler, mecburen çeklerini ödemek zorundalar. Aksi halde çek hesabı açamayacaklar, çek defteri alamayacaklar ve çek keşide edemeyecekler. Bu açıdan yeni getirilen sistemde alacaklılarımızın da hukukunu korumaya dönük çok önemli tedbirler var.”
    Bu konuların detaylı olarak kamuoyuyla paylaşılamadığını dile getiren Ergin, vatandaşların, esnafın endişe etmemesini, onların alacak hakkını koruyacak önemli tedbirler geliştirildiğini ve bunların ileride kamuoyuyla paylaşılmasına devam edileceğini söyledi.

  3. mehmet ali ayaz

    Ben 25 yıllık bir inşaat mühendisiyim.16 yıldır müteahhitlik yapıyorum.4734 sayılı İhale kanununu çıkardılar.Anahtar götürü iş dediler.Ciro dediler,Bilanço dediler,tünel kalıp dediler,teknik personelin sende en az bir yıldır çalıştığına dair ssk prim cetveli dediler.Yoksa ihaleye giremezsin dediler.Önce bu şartlara sahip olmamız için kar düşünmeden iş almak zorunda kaldık.Bizde çalışmadıkları halde 5-10 tane teknik personele hem maaş ve hem de prim ödedik.Millet %50 kırımla iş aldı.Devlet verdi.İki yıl ihalelere girmedim çünkü o oranda kırımlarla rekabet edemiyordum.Bir iki ihale bende kaldı.Kırımlar %20 nin altında olduğu için kırımı azdır diye valiler imzalamadı.Biraz daha kırın,ille de zarar edin mantığı hakim oldu. Çok kötü kırım yaptığımız kırımların ihalelerini onayladılar.İyi yaptığımız kırımlarda ise rakiplerimiz araya çavuş ahbap koyarak bizleri ya elediler ya da ihaleyi iptal ettiler. Projede olmayan işler istediler bizden.Yağcı müteahhitler daireyle arayı iyi tutmak için ceplerinden fazla iş yaptılar.Biz yapmayınca kötü çocuk oluyorduk.Bu sebeple bizler de cebimizden çok şeyler yapmak zorunda kaldık.İmalatlarla ilgili bazı ihtilaflı durumlar oldu.Devlet fiyat farklarımızın üstüne yattı.%100 haklı olduğumuz durumlarda mahkemeler devletin lehine karar verdi.Bize her zaman hırsız gözüyle bakıldı. Lanet olsun benim o okumama ve o mühendisliğime.İş aldık demir 700 TL idi.İşe başladık demir 2000TL’ye çıktı.Biz ton başına 1300TL fazla ödedik.Devlet bize ton başına çok zaman sonra 300-400TL verdi.Hazır betona resmi fiyat 100TL verdiler.Piyasada betonu 90TL’ye aldık.Beton santralleri her mikserden 1m3 beton çaldı.Beton yine bize 100TL’ye mal oldu.Biz işi kırımla yaptığımızdan dolayı devletten 70TL aldık.Her yıl kendi bölgemizde vergi rekortmenleri ilan edildik. Zekatı olmadığımız başka işlerle meşgul şirketler vergi hususunda çok çok altımızda kaldı.İstihdam yarattık.Yüzlerce insanı emekli ettik.Her yıl yüzlerce kişinin ssk primlerini ödedik.Yaptığımız işlerde hırsızlık,dolandırıcılık yapmadığımız için zarar ettik.Yaptığımız işler parmakla gösterildi.Devlet işini birinci sınıf ve ucuz fiyatla elde etti.Vatandaş yaptığımız binalara kavuştu.Her iki kesim memnun.Ama Allah kabul etmesin biz zarar ettik.Ortada kaldık.Çekimiz yazıldı.Cezaevlerine girdik.Neyimiz var neyimiz yok sattık ama karşılayamadık.Bunu devlet de çok iyi biliyor.Her kimin hangi işte ne kadar zarar ettiğini ve edeceğini çok iyi biliyor.Ödüllendirilmemiz gerekirken cezalandırıldık.Bankalar,yazılı çeklerimizden dolayı yüzümüze bakamaz oldu.Ortada kaldık.İş alamaz olduk.Borcumuz için, çocuklarımızın nafakası için iş almamız lazımdı.Avukatların korkusundan yurt dışına kaçmak zorunda kaldık.Evlerimizin mefruşatları haczedildi.Yuvalarımız dağıldı.Polis her gördüğü yerde ensemizden tutup bizi oto teyp hırsızlığı yapanlarla beraber kelepçeleyip mahkemelere çıkarıyor.Cezaevlerinde eroin satan,oto hırsızlığı yapan bir sürü arkadaşımız oldu.Lanet olsun bizim koskocaman mühendisliğimize. Allah kahretsin bizim işadamlığımıza.Onurumuz beş para oldu.Çocuklarımıza acıdığımızdan ve inancımızdan dolayı intiharı düşünmedik.Arkamızda işi bizimle paylaşan belediye başkanları ve ita amirleri olmadığı için başarısız iş adamı olduk.İhalelere fesat karıştıranların,deveyi hamuduyla götürenlerin oyuncağı ve çerezi olduk.Çoluk çocuğumuzun gözünde beş paralık değerimiz kalmadı.Herhangi bir firmadan 300.000TL alışveriş yaptık.Çek verdik.200.000-250.000TL ödedik gerisini ödeyemedik.Dolandırıcı olsaydık hiç ödemezdik.Şimdi söyleyin bakalım ey yorumcular ve ey devlet büyükleri.Suçluyu siz tahlil edin ve cezayı siz takdir edin.Son söz.Kim kime beddua okursa demesin Allah senin ocağını batırsın veya evladını öldürsün.Desin ki Allah seni Müteahhit yapsın.

  4. çek kanunu 4. sırada görüşülecek hayırlı olsun

  5. BURHAN İŞCAN

    ÇEK YASASI ADALET KOMİSYON RAPORU:

    TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ BAŞKANLIĞINA
    “Çek Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı (1/538)” 6/1/2012 tarihinde, “Ankara
    Milletvekili Sinan AYGÜN’ün; 5941 Sayılı Çek Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun
    Teklifi (2/85)” 1/10/2011 tarihinde ve “”Mersin Milletvekili Ali Rıza ÖZTÜRK’ün; 5941 Sayılı Çek
    Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/119)” 10/11/2011 tarihinde Komisyonumuza
    havale edilmiştir.
    Tasarı ve Teklifler, Komisyonumuzun 12/1/2012 tarihli 6 ncı toplantısında Ankara Milletvekili Ahmet İYİMAYA Başkanlığında, Hükümeti temsilen Adalet Bakanı Sadullah ERGİN ile Adalet Bakanlığı, Bilim Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı, Yargıtay Başkanlığı, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu, Türkiye Barolar Birliği, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği, Türkiye Esnaf ve Sanatkarları Konfederasyonu temsilcileri ile Gazi Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. İzzet ÖZGENÇ’in katılımlarıyla görüşülmüştür. Tasarı ve Teklifler, birbirleri ile ilgili olduklarından Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün 35 inci maddesi uyarınca, Tasarı esas alınmak suretiyle birleştirilmiştir. Komisyon görüşmelerinin tamamı tutanağa bağlanmıştır.

    Gerek Tasarının gerekse Tekliflerin temel amacının, çekle ilgili olarak karşılıksızdır işlemi
    yapılmasına sebebiyet verenler hakkında adlî para cezasına hükmolunması nedeniyle meydana gelen mağduriyetlerin giderilmesi ve ilgili hükmün Anayasanın 38 inci maddesinin sekizinci fıkrası ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine Ek 4 Numaralı Protokolün 1 inci maddesi ile uyumlaştırılması olduğu gözlemlenmektedir.

    Bu bağlamda 14/12/2009 tarihli ve 5941 sayılı Çek Kanunundaki kanunî ibraz süresi içinde, çekle ilgili olarak karşılıksızdır işlemi yapılmasına sebebiyet veren kişi hakkında hamilin şikâyeti üzerine her bir çekle ilgili olarak binbeşyüz güne kadar adlî para cezasına hükmolunacağına dair hükmün belli yönlerden irdelenmesi gerekir. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine Ek 4 Numaralı Protokolün 1 inci maddesinde de “Hiç kimse, yalnızca sözleşmeden doğan bir yükümlülüğü yerine getirmemiş olmasından dolayı özgürlüğünden yoksun bırakılamaz.” hükmü yer almaktadır. Söz konusu Protokolün onaylanması, 23/2/1994 tarihli ve 3975 sayılı Kanun ile uygun bulunmuştur. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine Ek 4 numaralı Protokoldeki hüküm 3/10/2001 tarihli ve 4709 sayılı Kanun ile anayasal norm hâline getirilmiştir.

    Anayasanın 38 inci maddesinin sekizinci fıkrasında “Hiç kimse, yalnızca sözleşmeden doğan bir
    yükümlülüğü yerine getirememesinden dolayı özgürlüğünden alıkonulamaz.” hükmü yer almaktadır.
    Ayrıca belirtmek gerekir ki, 4/6/2003 tarihli ve 4868 sayılı Kanun ile onaylanması uygun bulunan Medenî ve Siyasî Haklara İlişkin Sözleşmenin 11 inci maddesinde de “ Hiç kimse, salt bir sözleşme yükümlülüğünü yerine getiremediği gerekçesiyle özgürlüğünden yoksun bırakılamaz.” hükmü yer almaktadır. Dolayısıyla artık bu Anayasal norm karşısında bazı kanun hükümlerinin, bu norm ile uyumlaştırılması gerekir. Bunlardan biri de 5941 sayılı Kanundaki karşılıksız işlemin yapılmasına sebebiyet verilmesi hâlinde adlî para cezasına hükmolunacağına dair hükümdür.

    Kaldı ki, Ek 4 numaralı Protokol hükmü, anayasal norm hâline getirilmeseydi dahi, usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin uluslararası antlaşmalarla kanunlarının aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda uluslararası antlaşma hükümleri esas alınacağından (Anayasa m.90/5), sözleşmeden kaynaklanan yükümlülüklerin yerine getirilmemesi nedeniyle özgürlüğü bağlayıcı ceza verilemeyecekti. Anayasanın 38 inci maddesinin sekizinci fıkrası ve diğer uluslararası sözleşme hükümleri, doğrudan veya dolaylı olarak hürriyeti bağlayıcı ceza verilmemesi yükümlülüklerini bünyesinde barındırmaktadır.

    Özel borç ilişkilerindeki edimlerin yerine getirilmemesine bağlanan yaptırım seçeneklerindeki küresel hukuk eğilimi, özgürlüklerden yoksun kılma kategorisinin terk edilmesi yönündedir. Her ne kadar Anayasa Mahkemesi farklı bir yorum (Anayasa Mahkemesi 17/3/2011 T, 2010/6 E, 2011/54 K) benimsemişse de, çekin özel borçlar kategorisinde olduğu konusunda hukuken bir duraksama yoktur. Zira dayanağını oluşturduğu temel ilişkiyle hukuki bağı koparılmış (illiyetten mücerret) kambiyo senedi olan çek, mahiyeti itibariyle bir özel hukuk borcunu tecessüm ettirir. Bu kapsamda Türkiye’nin gerek Anayasanın 90 ıncı maddesi gerekse ilgili uluslararası sözleşmeler bağlamında karşılıksız çeklerle ilgili olarak hapis cezasını sürdürebilme imkânı kalmamıştır. Ayrıca, Yasama Organının bazı fiilleri suç olmaktan çıkarmakta kimi başka olguları ve değişimleri göz önünde bulundurabileceği de unutulmamalıdır.

    Sonuç olarak Türkiye Büyük Millet Meclisinin tasarı ve teklifleri norma dönüştürürken kullandığı yetki, temeli ve sınırları Anayasanın 38 inci maddesinde düzenlenen suç-ceza kurma ile kurulan suç ve cezaların yürürlükten kaldırma iktidarına ilişkindir. Özgürlüğün en ağır kısıtlanma biçimi olan suç ve ceza alanı, gelişim ve değişim değerleri göz önünde bulundurularak karşılıksız çekler açısından yeniden özgürlük alanına döndürülmektedir. Türk Ceza Kanununun 45 inci maddesinde suç karşılığında uygulanan cezalar, hapis cezası ve adlî para cezası olmak üzere iki kategori altında belirlenmiş olduğundan, 5941 sayılı Kanundaki her bir çekle ilgili olarak binbeşyüz güne kadar adlî para cezasına hükmolunacağına dair hüküm doğrudan bir hürriyeti bağlayıcı ceza öngörmemektedir. Ancak çek hakkında karşılıksızdır işlemi yapılmasına sebebiyet veren keşidecilerin bu işleme sebebiyet vermelerinin ana nedeni, malî durumlarının ödemeye imkân vermemesidir. Dolayısıyla zaten malî durumu uygun olmayan bir kimse hakkında adlî para cezasına hükmolunmasının hayatın olağan akışında pratik bir faydası olmamakta ve adlî para cezası Türk Ceza Kanununun 52 nci maddesi uyarınca hapis cezasına dönüştürülmektedir.

    Çek hamillerinin korunması için hapis cezası veya adlî para cezasının gerekliliğine dair iddialar, bu nedenle kabul edilebilir olmadığı gibi, bu suçtan dolayı takip dosyası sayısında herhangi bir azalma olmaması ve tahsil miktarında da kayda değer bir artış görülmemesi de bu sonucu doğrular niteliktedir. Her ne kadar Türk hukukunda çekin kamu güvenliğini haiz bir kıymetli evrak olduğu, buna bağlı olarak çek hamillerinin korunmasına yönelik tedbirlerin alınması gerektiği ileri sürülmüşse de bütün emre ve hamile yazılı senetler kamu güvenliğini haizdir. Bu nedenle kamu güvenliliğine haiz olan bono, poliçe ve diğer kıymetli evraklar açısından güvenilirliklerinin sağlanması amacıyla hürriyeti bağlayıcı ceza veya adlî para cezası öngörülmemişken, çekler açısından böyle bir ayrıcalık tanınmasına gerek yoktur. Kaldı ki çeke itibar kazandırmanın ve çeki güvenilir bir ödeme aracı haline getirmenin yolu, karşılıksız çek keşide edenler için hapis veya adlî para cezası yaptırımlarının öngörülmesi de değildir. Bu itibar ve güvenilirlik, ancak çek defterlerinin ekonomik durumu itibarıyla onu kullanmaya ehil olanlara verilmesi durumunda gerçekleştirilebilir. Dolayısıyla çek düzenleme ve çek hesabı açma yasağıyla, ekonomik durumu itibarıyla çek kullanmaya ehil olmayanların çek kullanabilmelerinin yolu kapatılmış olmaktadır.

    19/3/1985 tarihli ve 3167 sayılı Çekle Ödemelerin Düzenlenmesi ve Çek Hamillerinin Korunması
    Hakkında Kanun yürürlükte bulunduğu süre içerisinde Türkiye’deki ticari hayatın gerekleri açısından hürriyeti bağlayıcı ceza öngörmüştür ve yürürlükte bulunduğu dönem koşulları göz önünde bulundurulduğunda, bu durum kabul edilebilirdir. 5941 sayılı Kanundaki adlî para cezasına hükmolunacağına dair hüküm ise Tasarı ile öngörülen düzenlemeye bir geçiş sürecidir. Günümüz ticari hayatının gerekleri göz önüne alındığında gerek hürriyeti bağlayıcı ceza gerekse adlî para cezası ile çek açısından bir koruma öngörülmesine gerek yoktur. Zira günümüzde yaygın olan anlayış iktisadî suçlara iktisadî cezalar verilmesidir. Kaldı ki, çek hamilleri tamamen korunmadan yoksun da bırakılmamaktadır.

    Şöyle ki, üzerinde yazılı bulunan düzenleme tarihine göre kanunî ibraz süresi içinde çekle ilgili olarak karşılıksızdır işlemi yapılması hâlinde, hamilin talebi üzerine her bir çekle ilgili olarak çek düzenleme ve çek hesabı açma yasağı kararı verilmesi dahi, çek sahipleri açısından yeterli bir caydırıcılık arz etmektedir. Diğer taraftan karşılıksız çeklerin tedavülde bulunan çek toplamına göre hayli düşük olması bir yana, karşılık çek keşide etmenin suç olmaktan çıkarılmasının sebebiyet verdiği boşlukta uzun sürmeyecek ve intikal süresinin dolmasıyla yerini ekonomik işleyişinin sağlayacağı doğal düzene bırakacaktır. Doğacak geçici algı ve karşıtlıklar, Tasarı ile öngörülen düzenin oluşmasıyla sona erecektir. Öte yandan çek alacaklısı, ifa edilmeyen edime yönelik takip yetkileri ve diğer özel hukuk yaptırımlarıyla donatılmış olmanın dışında, çek ilişkisine gireceği kişilerin (keşideci ve cirantalar) ekonomik kapasitelerini öğrenebilme imkânlarına da kavuşturulmuş bulunmaktadır.

    Adlî para cezasının ve ödenmediği takdirde de çevrilme nedeniyle hapis cezasının temin ettiği
    kadarıyla çek alacaklısının menfaatlerinin kısmen zarar gördüğü ve Yasama Organının bu sorunu
    görmezden gelemeyeceği tezine işaret olunmalıdır. Tasarı ile hem görmezden gelinemeyecek bu
    sorunlara çözüm bulunması amaçlanmış hem de bu çözümle bir Anayasa ve ulusalüstü hukuk
    normlarının kaçınılmaz sonucu iç hukuka aktarılmıştır. Bu bağlamda anayasa ihlâli yoluyla korunacak menfaatlerin hukuki karşılıkları bulunmamaktadır.

    Çek sahiplerinin ellerinde bulunan çeklerle ilgili olarak bankaların yükümlülükleri konusunda bir süre sınırı öngörülmemiştir. Bu nedenle bankalar ile çek defteri sahipleri arasındaki gayri nakdi kredi ilişkisinin sürgit devam etmesini engellemek amacıyla bankaların ödemekle yükümlü olduğu tutar açısından sorumluluğu, çekin üzerindeki tarihten itibaren beş yıl süreyle sınırlandırılmıştır. Bu dahi, çekin itibara kavuşturulması yöntemlerinden bir diğeri olarak Komisyonumuzca kabul edilmiştir. Diğer taraftan piyasada tedavül eden çeklerin çok büyük bir kısmının ileri tarihli çek olduğu gerçeği karşısında, ileri tarihli çeklerin üzerinde yazılı tarihten (vadeden) önce ibraz edilmelerinin ve buna bağlı olarak mağduriyetlerin engellenmesi amacıyla (engellenmediği takdirde keşideci ve cirantalar hem vadeden önce ödemeye zorlanmakta hem de keşideci hakkında çek düzenleme ve çek hesabı açma yasağı kararı verilmesine neden olduğundan) ileri tarihli çeklerin, üzerinde yazılan tarihten önce ibrazının geçersiz olduğuna dair hüküm, 31/12/2017 tarihine kadar uzatılmıştır. Bu dahi, uygulamadan kaynaklı sorunların giderilmesinde bir yöntem olarak görülmüştür.

    Geneli üzerinde müzakerelerden sonra Tasarının maddelerine geçilmesi kabul edilmiştir.
    Tasarının çerçeve 1 inci maddesi aynen kabul edilmiştir.
    Tasarının çerçeve 2 nci maddesi ile değiştirilmesi öngörülen 5941 sayılı Kanunun 3 üncü
    maddesindeki, ibraz eden düzenleyici dışındaki hamillere karşı ibraz edilen her bir çek yaprağı için muhatap bankanın ödemekle yükümlü olduğu tutarının artırılması amacıyla değişiklik yapılmıştır.
    Yapılan değişiklik ile muhatap bankanın ödemekle yükümlü olduğu tutar, “altıyüz” liradan “bin” liraya çıkarılmıştır. Tasarının 2 nci maddesi yapılan değişiklik doğrultusunda kabul edilmiştir.

    Tasarının çerçeve 3 üncü maddesi ile değiştirilmesi öngörülen 5941 sayılı Kanunun 5 inci
    maddesinin birinci fıkrasında geçen “hamilin talebi üzerine” ibaresi, hamil tarafından çek düzenleme ve çek hesabı açma yasağı kararının verilmesini talep hakkının kullanılacağı sürenin açıklığa kavuşturulması amacıyla “altı ay içinde hamilin talepte bulunması üzerine” şeklinde değiştirilmiştir. Tasarının çerçeve 3 üncü maddesi değişiklik doğrultusunda kabul edilmiştir.
    Tasarının çerçeve 4 üncü maddesi aynen kabul edilmiştir.
    Tasarının çerçeve 5 inci maddesi aynen kabul edilmiştir.
    Tasarının çerçeve 6 ncı maddesi ile 5941 sayılı Kanuna eklenmesi öngörülen geçici 3 üncü maddede intikal aşamasında ortaya çıkabilecek bazı aksaklıkları gidermek amacıyla değişiklikler yapılmıştır. Bu bağlamda bankaların müşterilerine yeni çek defterleri verecekleri ve ellerindeki çek defterlerini imha edecekleri tarih, hâlihazırda ellerinde bulunan çek defterlerini tüketebilmelerinin sağlanması ve kaynakların israfının engellenmesi amacıyla “30/6/2012” ibaresi “31/12/2012” şeklinde değiştirilmiştir.

    Ayrıca 5941 sayılı Kanunun 5 inci maddesi ve 7 nci maddesinin dokuzuncu fıkralarındaki adlî
    yaptırımlar, idarî nitelikte yaptırımlara dönüştürüldüğünden, bu hükümlere dayanılarak başlatılan soruşturma ve kovuşturmalara dair dosyalar hakkında ne şekilde işlem tesis edileceğinin açıklığa kavuşturulması amacıyla maddeye yeni fıkra eklenmiştir. Tasarının 6 ncı maddesi yapılan değişiklikler doğrultusunda kabul edilmiştir.
    Tasarının çerçeve 7 nci maddesi aynen kabul edilmiştir.
    Tasarının çerçeve 8 inci maddesi aynen kabul edilmiştir.
    Tasarı görüşmeler esnasında redaksiyona tabi tutulmuştur.
    Raporumuz, Genel Kurula sunulmak üzere Başkanlığınıza saygı ile arz olunur.

    • sayın işcan karadeniz nikinle bana sesleneceğine sen kendine üzülsene
      ne karaktersizsin sen ya sana varya acıyorum gerçekten başka bir şey demiyorum hala yazıyorsun hala burad sövdüğün insaların bankalara hizmet etmiş diye hitap ettiğin bir kanalda yazmaktasın utan utan daha ne söylenirki kişilik yok sende

      • şerefsizlik yapma ben burhan işcan deyilim…yeter burda herkese hakaret etmelerin…ya insan ol gercekleri acıkla yada daha fazla şerefsizleşme, şerefsiz bir daha beni burhan İŞCAN OLMAKLA İTHAM etme…sen ne şerefsiz kişiliksiz bir adamsınki herkezi burhan İŞCAN olmakla sucluyorsun…

        • benim yorumumu neden kısıtladınız.?? benim burhan işcan olmadığımı cok iyi biliyorsun admin efendi….seninde derdin amacın nedir admin niye neden benim yazılarımı engelliyorsun…???????????? yazıklar olsun sanada senin gibi taraflı adminlerede…ALLAH ıslah eylesin senide senin ziyniyetindekileride…

    • burhan kardeş ,admin sizn yazım şekliniz çok iyi bilmekte sizn öfkenizide biliyor admin saf biri değil bu işin adamı buradaki bütün ip noların ne olduğu kime ait olduğunu biliyor bizim başımız dik, ıp nolarımız belli ayrıca ve ayrıca çok özel ıp nolara ait hukukçu tarftartarları var bunu bilmekteyiz bizler araştırdık isterse sayın admin bu iplerin araştırabilir bizim korkumuz yook açık seçiğiz bakın hala milleti yanıltmayınız burası bankaların tefeci lobilerin mekanı değil kardeş
      karadeniz nikizide sahip olun ,ayıp karagöz hacivat devri bitti siz kaybettiniz mağdurlar kazandı ,kosiad kazandı admin ıp noları incelerse sizn diğer niklerle muhtemelen çakıştınız ip no görecektir

      • sen ne kadar zavalı birisin sen🙂 sen gercek kimliğini acıklasana yada tlfnunu yazsana🙂 kendine bu kadar güveniyorsun benide hala burhan İŞCAN olmakla sucluyorsun🙂 sen cok aciz kişiliksiz birisin🙂

        • ben sana acıyorum burhan sen nezavallı birisin gerçekten acınacakk birisn sen üzülüyorum sana bu haline acıyorum vah vah denilecek bir haldesin sen zavllınının birisn senin herkes ne olduğu biliyor zavallı:)) gir şurdan acıyorum sana

          • ALLAH ıslah eylesin seni ve senin gibileri🙂 her gördüğünü burhan İŞCAN sanıyorsun🙂 ne dyim ne diyim o kadar zavallı acizsinki muhatap olmaya bile değmiyorsun zavallı kişiliksiz🙂 sen beni burhan İŞCAN sanmaya devam et yakışır sizlere🙂 hala anlamadığım sizde bu burhan İŞCAN aşkı nedir🙂

          • bizde sendeki burhanişcan aşkını anlayamadık nezaman burhan birşey olsa sen kendini ortaya koyuyorsunda onda acıyorum sana zavallısın sana bir şey diyemem seni allahta haline bırakmış üzülüyorum haline yazık yani::))
            burhaişcana benzetmiyorum zaten öylesin :))

          • üzgünüm sen burda kendin calıp kendin oynamaya devam et🙂 ha bu arada burhan İŞCAN aşkındanda geri kalma🙂 hoşcakal

          • burhan bey kardeşşşşş nereye yasanın çıkışını mı seyretmeye gidiyorsunuz:) sohbet etseydik tam birbirmizi anlarken yazık oldu

  6. BURHAN İŞCAN

    MUTLULUĞUN RESMİNİ ÇİZMEK MÜMKÜN DEĞİLDİR, ANCAK MUTLULUK YARATACAK YASALAR OLUŞTURMAK MÜMKÜNDÜR.
    “HİKMET” İN BAŞI ALLAH KORKUSUDUR. KORKMA ALLAH’TAN KORKMAYANDAN
    ISLAH ETMEYİ BECEREMEYENLER ÖLDÜRMEYİ YOK ETMEYİ DÜŞÜNÜR. BU “RAHMAN” OLANIN HALİFELİĞİNİ RED ETMEKTİR.
    Bu ülke nüfusunun yüzde doksan dan fazlası sözüm ona Müslüman’dır.. ASIRLARDIR MİNARELERDEN OKUNAN EZAN İNSANLARI “SALAH” A VE “FELAH” A DAVET EDER. MÜSLÜMAN BU YÜZDEN “ISLAHATCI” DIR.
    SALAH=Düzeltme, iyileşme, barış, sulh
    FELAH=Kurtuluş, onam, selamet, mutluluk.
    Bir Müslüman Allah’ın halifelik bilincinde hem ISLAHATCI, hem SELAMLAYICI dır.
    KURAN YERİNE İNSAN YAPIMI KİTAPLARA İNANANLAR, ALLAH’IN İNSANI NİÇİN HALİFESİ OLARAK YARATTIĞINI İDRAK EDEMEZLER.

    HALİFE NEDİR, GÖREVİ NEDİR ASLA BİLEMEZLER.

    VE ONLAR ZİKİR DOLU KİTAPTAN Bİ HABERDİR.

    RAHMANIN NE DEMEK OLDUĞUNU BİLMEZLER Kİ RAHMET EDİCİ OLSUNLAR.

    Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla

    Kendilerine: “Yeryüzünde fesat çıkarmayın” denildiğinde: “Biz sadece ıslah edicileriz” derler.

    (BAKARA SURESİ / 11)

    Halkı, ıslah eden kimseler iken, senin Rabbin o ülkeleri zulm ile helak edecek değildi.

    (HUD SURESİ / 117)

    YERYÜZÜNDE ISLAH EDİCİLER OLMAK ÇOK MU ZOR?
    Islah kelimesi, yüce dinimizde en geniş kullanım alanına sahip kavramlara kaynaklık eden “s-l-h” kökünden türemiştir. Sulh, maslahat, salâh, istıslah , salih … kelimeleri bu kökten türemiş temel kavramlardan ilk akla gelenlerdir. Zıddı olan “ ifsad ” ise bozmak, dejenere etmek , aslî/tabiî hali değiştirmek anlamlarında kullanılır.

    İlgili ayet ve hadisler bir arada değerlendirildiğinde, salah halinin, eşyanın tabiatındaki aslî/fıtrî durum olduğu anlaşılır. İnsanın ve diğer canlıların, hatta bütün mahlukatın varlığı belli bir sistem ve ölçüye raptedilmiştir ki, her bir varlığın yaratılış gayesine uygun hal içinde bulunduğu bu duruma “salâh” denir. Sonra bu sistem ve ölçünün maruz kaldığı bir arıza durumu ortaya çıkınca, bu aslî/fıtrî durum bozulur ve “ fesad ” baş gösterir. İnsan eliyle meydana gelen bu arıza hali, tarih boyunca Yüce Allah’ın sonsuz şefkat ve merhametinin bir tecellisi olarak gönderilen peygamberler vasıtasıyla “ıslah” edilir. Bu süreç Son Peygamber s.a.v.’e kadar böyle gelmiştir.

    “Allah Göğü yükseltti ve dengede oluşturan ölçüyü koydu. Ölçüde haddi aşmayın. Ölçüyü adaletle yapın, ölçüyü eksik tutmayın, ve ölçüyü(adaleti) bozmayın. Allah yeri yaratıklar için var etti.”( rahman 7-11)
    Bugüne kadar kesintisiz biçimde sürmüş ve bundan sonra da kıyamete kadar sürecek olan ıslah- ifsad yarışı, insanın dünya imtihanının cereyan ediş tarzını ifade etmektedir. Bu imtihanda ifsad edenler kaybedecek, ıslah edenler kazanacaktır.

    Kalbin salâhının, sırasıyla sahih iman, salih amel ve takvaya bağlı olduğu açıktır. Bu üç temel hasletten herhangi birisinde meydana gelecek bir arıza durumu, kalbin derece derece ifsad olmasına yol açacaktır:

    Toplumun ıslahı görevinin ihmali, bütün toplumu etkileyecek olan umumi bir belaya davetiye çıkarmak demek olacağından, bu noktaya azami dikkat göstermek durumundayız. Toplumsal dayanışma ve kardeşlik duygusunu geliştirmenin ve birbirine mesafeli duran insanların arasını bulmanın Yüce Dinimiz nazarında ne kadar önemli bir görev olduğunu görmek için şu noktaya dikkat etmek yeterli olacaktır:

    Bilindiği gibi Dinimiz yalan söylemeyi şiddetle yasaklamıştır. Bu yasağın kapsamından istisna edilen birkaç durumdan birisi, toplumsal kaynaşmayı temin için birbirine mesafeli duran insanların arasını barıştırmak amacıyla yalan söylemeye izin verilmesidir. Hatta bu konuda daha ileri boyuttaki bir nebevî tesbit şöyledir:

    “Size, namazın ve sadakanın birçoğundan daha efdal bir ameli haber vereyim mi?” Orada bulunanlar “evet” deyince, Efendimiz s.a.v. şöyle devam etmi ştir: “İnsanlar arasındaki ilişkiyi ıslah etmektir…” (Muvatta, Ebu Davud)

    Toplumsal duyarlılığa bu derece önem veren Dinimiz, toplum hayatında ortaya çıkabilecek her türlü haksızlık ve münkerata karşı elbette sessiz kalamazdı.

    Hz. Ebu Bekr r.a. halka hitap ettiği bir konuşmasında bu noktaya şöyle parmak basmı ştır:

    “Ey insanlar! Sizler şu ayeti okuyor fakat yanlış anlıyorsunuz: Ey iman edenler! Siz kendinize bakın. Siz doğru yolda iseniz, sapıtan kimse size zarar veremez. ( Maide , 105) Biz Rasul -i Ekrem s.a.v.’in, İnsanlar zalimi görüp elinden tutmazlarsa, Allah’ın hepsini içine alacak umumi bir bela göndermesi yakındır, buyurduğunu işittik. Yine ben Rasul -i Ekrem s.a.v.’in şöyle buyurduğunu işittim: Aralarında kötülükler işlenen bir toplum, bu kötülükleri bertaraf edecek güçte olduğu halde seyirci kalır, müdahale etmezse, Allah’ın hepsini saran umumi bir bela göndermesi yakındır.” ( Ebu Davud , Tirmizî , İbn Mace )

    Bu rivayette geçen “zalimin elinden tutmak”tan kasıt, ona fiilen müdahale ederek zulüm işlemekten alıkonulmasıdır.

    DEVLET VATANDAŞINA TUZAK KURAR MI? VATANDAŞINA TUZAK KURAN YÖNETİCİ ISLAHATCI MIDIR?

    Vatandaşına BORÇLANMA TUZAĞI kuran ve sonra bu tuzakta onu yok edenlere FASIK denilir. Borçlanma tuzağı kuruncaya kadar; borçlanmanın önüne geçmek ve borçlanmanın sebeplerini ortadan kaldırmak daha mümkün ve kolaydır aslında.
    Borçlanmaya zemin hazırlayıp, borçlu kişileri borcunu ödeyemedi diye suçlu göstermek FASIKLARA mahsus işlerdir.
    Borçlanmanın zaruret olması hallerinde bile yapılacak iş bu zarureti yok etmektir. SABRI tavsiye ederek Allah’ın zenginliğinden lütuf, ihsan beklemeyi oluşturmaktır.

    BİR TOPLUMU PARÇALA BÖL VE YÖNET POLİTİKASI İLE YÖNETMEK ARZUSUNDA OLANLAR; FİTNE, FÜCUR, HASED, KİN, NİFAK TOHUMLARINI SAÇARLAR.
    Borçlanma tuzağı ile bunları yapmanın sonuçlarını yaşamaktayız bu günlerde.
    Tüm borç içinde kıvrananları SAHTEKAR, DOLANDIRICI addetmek, böyle bir kin ve nefret politikasının sonucu değilmidir?
    Peygamberimizin borç içinde ölen bir Müslüman’ın cenaze namazını kıldırmadığına dair bir hadis okumuştum bir zamanlar.
    ARAŞTIRDIM.
    Peygamberimiz şöyle buyuruyor:
    “Allah Teâlâ sizin sûretlerinize ve mallarınıza bakmaz. Sizin kalplerinize ve işlerinize bakar”
    Değerli kardeşlerim, İslâm dini insan haklarına büyük önem vermiştir. Kur’an-ı Kerim’e ve Peygamberimizin sünnetine bakıldığı zaman insan hakları ile ilgili emir ve tavsiyeler görülecektir.
    İslâm dini “Haklar”ı iki kısma ayırıyor. Bunlardan birisi ve birincisi Allah hakkıdır, diğeri de insan haklarıdır. Peygamberimiz insan haklarına büyük değer verirdi. Müslüman’ın, insan hakkı üzerinde olduğu halde Allah’ın huzuruna çıkmamasını daima öğütlerdi. Hatta O,namazını kıldırmak üzere, bir cenazeye davet edildiği zaman, ölünün kul borcu olup olmadığını sorardı. Borcu olduğu kendisine bildirilince borcunu karşılayacak bir mal veya para bırakmışsa namazını kılar; borcunu karşılayacak bir şey bırakmadığı bildirilince kendisi bu cenazenin namazını kılmak istemezdi. Bunun sebebi, borçlu ölüp borcunu karşılayacak bir şey bırakmamış olan kimsenin cenaze namazının kılınmayacağı için değil, arkadaşlarından zengin olanların, Peygamber namazını kılmıyor diye ona acıyarak bıraktığı borcu ödemelerini teşvik etmek ve böylece onun, kul borcu ile Allah’ın huzuruna çıkmamasını sağlamaktı. Nitekim şu rivâyet bunun çarpıcı bir örneğidir:
    Seleme İbn-i Ekva (r.a.) anlatıyor: Bir defasında Peygamberimizle birlikte oturuyorduk. Bir cenaze getirildi. Cenaze sahipleri:
    – Ey Allah’ın Resûlü, cenazemiz var, namazını kıldırır mısınız? dediler. Peygamberimiz:
    – Ölünün üzerinde bir borç var mıdır? diye sordu. Cenaze sahipleri.
    – Hayır, borcu yoktur, diye cevap verdiler. Peygamberimiz:
    – Bir dünyalık bıraktı mı? diye sordu. Onlar:
    – Hayır, bir şey bırakmadı, dediler. Bunun üzerine Peygamberimiz cenaze üzerine namaz kıldı. Başka bir zaman bir başka cenaze getirilmişti. Cenaze sahipleri Peygamberimizden cenazelerine namaz kıldırmasını rica ettiler. Peygamberimiz:
    – Ölünün üzerinde borç var mı? diye sordu. Onlar:
    – Evet, var, dediler. Peygamberimiz:
    – Bir dünyalık bıraktı mı? diye sordu. Onlar:
    – Üç dinar bıraktı, dediler. Peygamberimiz bunun da namazını kıldı. Sonra üçüncü bir cenaze getirildi ve:
    – Ey Allah’ın Resûlü, cenazemiz var, namazını kılsanız, dediler.
    Peygamberimiz yine sordu:
    – Ölü bir dünyalık bıraktı mı?
    – Hayır, bırakmadı, dediler. Peygamberimiz:
    – Ölünün borcu var mı? diye sordu. Cenaze sahipleri:
    – Evet, üç dinar borcu var, dediler. Bunun üzerine Peygamberimiz:
    – Haydi, cenazenizin namazını kılın, buyurdu (da kendileri kılmak istemedi). Bunun üzerine Ebû Katade adındaki sahabi:
    Ey Allah’ın Resûlü, cenazenin namazını kılınız, borcu benim üzerimedir, (yani borcunu ben ödeyeceğim) diyerek kefil oldu. Bunun üzerine Peygamberimiz bu cenazenin de namazını kıldı.”
    Dârekutnî’nin rivayetine göre, Hz. Ali diyor ki: ”Bir cenaze namazı kılınmak için getirildiğinde Peygamberimizin adeti, ölünün geçmiş hayatının hiçbir safhasından sormaz, yalnız onun borcu var mıdır? derdi.”
    Ebû Hureyre (r.a.) diyor ki: Peygamberimizin, borçlunun cenaze namazını kılmaması İslâm’ın ilk günlerinde olmuştur. Allah Teâlâ Peygamberimize fetihler nasip edip hazine zenginleşince, üzerinde kul borcu olup vefat edenlerin borçları Peygamberimiz tarafından ödenerek namazları kılınmıştır. Peygamberimiz bu konuda şöyle buyurmuştur.
    “Ben, müminlere kendilerinden daha yakınım. Herhangi bir mümin ölürken borç bırakır (ve onu ödeyecek bir mal veya para bırakmaz) sa onu ödemek bana aittir. Mal bırakırsa o da veresesinindir.”
    Görülüyor ki, Peygamberimiz bir müminin borçlu olarak Allah’ın huzuruna gitmesini istemiyor. Naklettiğimiz sahih rivayetler, Peygamberimizin bu konuda ne kadar hassas olduğunu gösteriyor.
    Peygamberimizin: “Ölünün borcu var mıdır?” diye sorduğu borç, ödemek niyetiyle yapıp da ödeyemeden ölen kimsenin borcudur. Yoksa, hırsızlık, sahtekârlık, hile, haksızlık ve rüşvet gibi meşrû olmayan yollarla üzerine aldığı kul borçları değildir. Bunlar, sadece bir borç değil, aynı zamanda suç ve günahtır. Allah’ın yüce huzurunda hesap verilirken, kul hakları sahiplerine mutlaka ödenecek, suç olanlarına da ayrıca ceza verilecektir.
    Peygamberimizin şu uyarısı ne kadar düşündürücüdür:
    “Kıyamet gününde mutlaka haklar sahiplerine verilecektir. Hatta boynuzlu koyundan boynuzsuz koyunun öcü bile alınacaktır.”
    Peygamberimizin verdiği örnekten anlıyoruz ki, bu konuda hiç kimseye haksızlık yapılmayacak ve hiç kimsenin hakkı örtbas edilmeyecektir.
    Evet değerli kardeşlerim, hiç kimsenin bu dünyada yaptığı yanında kalmayacak, bir gün Mevlâ’nın huzurunda sorgulanacaktır.

    İKTİDAR OLMAK MUKTEDİR DE OLMAK ANLAMINA GELMEZ.

    Yukarıda toplumun ıslahı işini üstlenecek olanların, önce kendi nefslerini her yönüyle ıslah etmiş örnek kimseler olmaları gerektiğini belirtmiştik. Fesadın önünü almak için, netice verecek bir ıslah faaliyetinde bunun yanında şu noktalarda da hassasiyet gösterilmesi gerektiğini söyleyebiliriz:

    Islah faaliyetini yürütecek kimselerin, kaş yapayım derken göz çıkarmış olmamak için öncelikle sağlam ve muteber bilgilerle donanmış olması gerekir.

    Islah faaliyetinin halis niyet, hikmet ve güzel öğüt prensibine dayalı olarak yapılması, tepki çekecek söz ve davranışlardan uzak durulması gerekir.

    Sabır ve teenniyle hareket edilmeli, sonuca hemen ulaşmak için acelecilik gösterilmemelidir.

  7. Hakkı Adalet

    BAKARA SURESİ 2/280. AYET
    Ve şayet borçlu sıkıntıda ise, o halde (borçlu) bir kolaylığa çıkıncaya kadar beklemek; bununla beraber bağışlamanız hakkınızda daha hayırlıdır, eğer bilirseniz.
    Ö N E M L İ:
    Borçlular ile dolandırıcıları lütfen kimse aynı kefeye koymasın. Bir sürü mühendis ve iş adamının cezaevlerinde borçlarından dolayı çürüdüğünü gördüm. Bu insanların pek çoğu bu ülkede istihdam yaratıp vergilerini ödüyordu. Çoğu; alacaklarını gününde alamadığı için tefeciye, faktoring şirketlerine bulaşıp faiz yükünü taşıyamayıp çeklerini vadesinde ödeyemediler. Bununda bedelini aileleriyle birlikte ödediler. Ödüyorlar. Cezaevinde yatan kişi borcunu nasıl ödeyecek? Çek konusunda art niyetli kişiler ve dolandırıcılar zaten kendi çeklerini kullanmaz, sahte çekler kullanırlar. Bu da zaten suç. Yeni ÇEK KANUNU tasarısında bu konuda bir değişiklik yapılmayacak.
    1600 lü yıllarda İstanbul Haliç kıyısında bulunan şimdi ki adı Zindan Han olan, o zaman ki adı Baba Cafer Kulesinde, borçlular zindana kapatılırdı. Borçlular aşağıdan geçenlere bağırıp yalvarır, arada bir hayırsever biri de borçlarını ödeyip içlerinden birini kurtarırdı. Şimdi sene 2012. Ne değişti? Bu yasa çıkarsa çok şey değişecek. Bankalar daha dikkatli olacak. Böylelikle alacaklının da hakkı korunacak.
    Kuran ı Kerim’de ki ilgili Ayeti yukarıda belirttim. BORCUNDAN DOLAYI CEZAEVLERİNE ATILMAK İNSANLIK AYIBIDIR.

  8. BURHAN İŞCAN

    Çek Mağdurları sitelerinde BAŞARI dan ve BAŞARMAKTAN söz edilmektedir.
    Bu yasa tasarısı 2009 yılında hazırdı ve çıkacaktı. Gecikmenin sebebi BANKALAR LOBİSİ ve AVUKATLAR LOBİSİ nin müşterek çalışmasıdır.
    Onlar namına bu başarımıdır? 5941 sayılı yasanın onların tepkilerinden sonra çıktığı gerçektir. Yasayı bu şekilde çıkarttırmayı başardılar. Ancak yasanın sonuçta gizli af yasasına dönüşmesi ise tam manasıyla fiyaskodur. Bankalar bunu kaldırtmak adına Anayasa Mahkemesine bile başvurdular. Çek Mağdurları iki sene önce sözlerimi dinleyip lobilere baskın eylemleri gerçekleştirseydi BAŞARIDAN söz etmek mümkündü. Bu gecikmeyi sağlamak için, Beni düşman olarak algılatan site yöneticilerine vebal altında olduklarını ikaz etmiştim. Beni beddua etmekle suçladılar. Zamanın hakemliğinde doğru taraf ortaya çıkmış oldu. Sözler uçar gider, yazılanlar baki durmakta. Yeni ekonomik önlemler paketi içinde çek yasası içinde düzenlemenin gerekcesi; gerçekci teminatlara karşın borçlanmayı sağlamak içindir. SU AKMIŞ MECRASINI BULMUŞTUR. Karşılıksız çek sorunu tarafları içinde bir tek hükümet için başarıdan söz etmek mümkündür. Hapisliklerin kalkıyor olması bir başarı değildir. Bunu bu tasar mecliste oylanırken, önergelerle eklenen maddelerde göreceğiz.
    Mağdurlar için, KABAHATLAR KANUNU uyarınca yapılacak, YARGISIZ İNFAZ LA CEBRİ İCRA-ONLİNE İCRA; açık hava hapishanesi oluşturacaktır. Bunu da yaşadıkca anlayacaksınız. BUNA BAŞARI DEMEK BİLİNÇSİZLİĞİ GÖSTEREN CEHALETTİR, GAFLETTİR.
    İnsan oğlu genelde az düşünür. DÜŞÜNEN İNSAN, beynini çalıştırıyor demektir.
    Düşünebilen çek mağdurları, EJDERHADAN AB-I HAYAT AKMIYACAĞI gerçeğini açıkca bilir ve görür.

  9. Muharrem allah sana akil versin,seni hidayete erdirsin,sen allah ve resulunu tanimamissin,vicdanin yokmu senin…

  10. muharrem topuz

    yeni cek yasasiyla hirsizlar disari cikacak o yasayi cikaranlara B
    akara suresinin188. ayetini okumalarini tavsiye ederim.

    • TERBİYELİ EDEPLİ KONUŞ ,HERKESİN AKRABSI KARDEŞİ BABASI HAPİS SEN NASIL KONUŞUYORSUN ? SİZDEN BÜYÜK HIRSIZMI VAR SEN O SÜREYİ OKUDA ADNI SANINI BİLMEDİĞİN İNSANLARA ÇAMUR ATMA GÜNAHA GİRYORSUN TERBİYESİZ LİĞİN AHLAKSIZLIĞIN LUZUMU YOK O TİP İNSANLARIN YERİCEHENNEM DESENE BENDE AHLAH KORKUSU OLSA BÖYLE LAF ERDEMİYİM

      • işine geldiği gibi yazan müslüman? kardeşler alacaklının borçluya müddet vermesinin FARZ olduğunu biliormu acaba. kimse işine geldiği gibi yazmasın ben hem alacaklı mağdurum hemdeborclu mağdurum. ekonomik suça hapismi olur yaa. isterseniz daha caydırıcı olsun diye idam cezası çıksın ,,,

        • Bay Muharrem Topuz Bakara Suresinin 88.ayetinin okunmasını tavsiye etmiş.

          Ben de Bakara Suresinin 280.ayetini, okunması tavsiyesiyle, aşağıda hatırlatıyorum :

          “… Eğer (borçlu) darlık içinde bulunuyorsa ona rahatlayana kadar mühlet (verin). Sadaka oiarak bağışlamanız ise sizi niçin daha hayırlıdır. Eğer bilirseniz. … ”

          Bizimkiler değil borcu affetmeyi veya borçluya mühlet vermeyi; borçluyu hapse attırmak istiyorlar.

          Ellerinden gelse, belki de, hınç almak intikam almak için borçlunun kolunu kesmeyi, gözünü çıkarmayı, ya da canını almayı teklif edecekler.

          Yalan mı !!!!????

    • BURHAN İŞCAN

      Kuran bir bütündür. Ayetler bu bütünün puzzle parçalarıdır. Her ayet kendi başına, başlı başına bir hüküm oluştursa dahi, asıl amaç puzzle ın mesajını vermektir.
      BAKARA 188.”Mallarınızı aranızda haksız ve uydurma yollara başvurarak yemeyin; bilip durduğunuz halde insanların mallarından bir kısmını günaha saparak yemek için onları yargıçlara aktarmayın.” Demektedir. Aynı surede 280. ayette Allah’a GÜVENMENİN SONUCUNUN MESAJI da verilmektedir. “Eğer (borçlu) zor durumda ise (ödeyemeyecekse) o taktirde durumu kolaylaşıncaya kadar beklenmelidir. Ve (alacağınızı) sadaka olarak bağışlamanız, sizin için daha hayırlıdır. Keşke bilseydiniz.”
      ALLAH’TAN VE ONUN SÖZ VERİŞİNİN SONUÇLARINDAN GAFİL OLANLAR İÇİN DAVUL ZURNA AZ, FARKINDA OLANLARA İSE BU MESAJLAR YETER.
      “YARGISIZ İNFAZLA” BUTLAN HUKUKU OLUŞTURUP HAKSIZLIK YAPMAK İLAHİ ADALETİ RED ETMEK DEMEKTİR. BE HEY GAFİL.
      “DİNİME TAAN EDEN BARİ MÜSLÜMAN OLSA”

      • sevgili karaktersiz burhan bey.senin gibilerin elinde kesin 40 yada 50 yaprak cek vardir.kimin ceklerini nakite cevirdin TEFECI….!!!!!!! kuran danda ornekler vererek kendinide nasil hakli cikarmis.o kuranda yazmiyormu kimse borcundan dolayi ozgurlugunden ali konulamaz diye.senin ulken saatli bomba gibi her 7 yilda kriz geciren bir ulke ve bu krizlerde senin gibi tefecilerde milleti faize baglayip sonrada ceza evine dusurmekde.daha sonrada feodal zaaflari kullanarak ceki magdurun yakinlarindan tahsil etmeye calismakda.pis herif.karaktersiz.

        • BURHAN İŞCAN

          Evet karakterli! olduğu için “deli oğlan” nicki ile yazan, Allah’tan gafil kişi;
          AHZAB Suresinde Allah; “insan zulmen cehula” demektedir. İnsan cahil olduğu için zalimdir.
          Çok şükür Allah’ı tanıyor ve bu tanışıklıkla iman ediyorum.
          Allah MÜNTEKİM dir. Zalimden zulmün intakımını mutlak alandır. Aynı zamanda, CABBAR, GALİP, KAHHAR, HAKİM, HAKEM ve ADİL dir de.
          Ben seni tanımıyorum. Ama başta Eskişehir olmak üzere bu ülkede pek çok kişi benim kim olduğumu, cihadımı ve uğraşlarımı bilir. Kimseden korkum olmadığı için de adımı, sanımı telefonumu mail adreslerimi açık açık yazarak sürdürürüm mücadelemi.
          “görünmeyen adam” değil, “Allah’a güvenen adam “ olarak cihad ederim.
          BU CEVABI NİYE YAZIYORUM? Senin için değil, senin yaptıklarına ortak olanları uyarmak için.
          İFTİRA, GIYBET ve SUİ ZAN başka bir zulm çeşitlerindendir..
          Allah’ın yasakladığı kötü huylardan bazıları gıybet etmek,iftira ve kötü zanda bulunmaktır.
          “yalan söylemek, uydurmak, asılsız isnatta bulunmak gibi” anlamlara gelen iftira, ahlâk terimi olarak bir kimseye işlemediği bir suçu isnat etmek demektir.

          Gıybet, bir kisinin başkasını arkasından cekistirmesi, onun üzülecegi ve begenmeyecegi sözleri söylemesi ve gizli kalmasi gereken durumlarını baskalarına acıklamasıdir. Kötü zanda bulunmak ise insanlar hakkında isitilen yalan yanlis sözleri arastırmadan düsünmeden, söyleyenin oluşturduğu ön yargı ile peşin hükümle dogru imis gibi benimsemek, onlar hakkinda kötü düsünce ve kanaat besleyerek yanlis hükümler vermektir. Bunlar toplum ahlakını bozmak için şeytanın politikalarıdır. Bunları işlemek İNSANLIK SUÇU dur.
          Zalimin zulmüne sessiz ve seyirci kalmak da başka bir İNSANLIK SUÇU olan dilsiz şeytanlıktır.
          Bir Müslüman hayrı ve sabrı tavsiye ederken usûl ve kaidesine uygun olarak kötülüğü de engellemek mecburiyetindedir.
          Kötülüğe manî olunmazsa kötülük işleyenler kendilerinde kuvvet bulurlar. Hiçbir mahzuru yokmuş gibi kötülük yapmaya devam ederler.
          Bunun içindir ki, Allahu Teâlâ, Müslümanlardan hem iyiliği emretmelerini, hem de kötülüğe engel olmalarını istemektedir.
          Aksi takdirde kötülerle birlikte masumları da yakacak bir belâ, bir musibetin geleceğini haber vererek, “Bir belâ, bir musibetten çekininiz ki, geldiği zaman yalnız zâlimlere, kötülüğü işleyenlere mahsus kalmayıp masumları da yakar” buyurmuştur.
          İşlenen suçu gördükleri halde, açıkta yapılan günahlara manî olacak güçtekiler engel olmazlarsa, “Neme lâzım?” diyerek vazifelerini yapmazlarsa o zaman zararı umuma dokunur.
          Saadet asrında bir grup insan Resûl-i Ekrem’e (sav) gelerek sordular:
          “Yâ Resûlallah! İçinde iyilerin de bulunduğu bir memleket helak olur mu?”
          Bu soruya Efendimiz “Evet, helak olur!” buyurdu.
          “Nasıl olur yâ Resûlallah?” diye sormaları üzerine, “İsyana, kötülüklere sükût etmeleri ve bu suretle dine ihanet etmeleri sebebiyle!” buyurdular.

          Benim imanım bu suçu işleyenlerin cezasız kalmayacağını da kapsamaktadır.
          Beni görüp benden, ve burada yazanlardan özür dilemediğiniz sürece, şeytana verilmiş müddet sözü gereği cezalandırılmanız gecikebilir. Ancak bu durum ŞEDİYDÜL-İKAB=HESABI ÇABUK GÖREN VE ŞİDDETLE CEZALANDIRAN ın affettiği anlamına gelmez. Zebaniler sizi sürükleyip önüme getirdiklerinde bunu yakinen göreceğiniz gibi, ben iftira ve gıybetinizden etkilendiğim anda da siz de cezanızı bu dünyada da çekeceksiniz. İnşallah birileri size kanmaz. Ben bunu bilir ve iman ederim. Allah’tan, azabından korkarım. Allah’tan korkmayanlar tabiatıyla Allah’ı yeterince tanımayanlardır. Bunlar Allah nazarında kafir hükmündedirler. Zira Allah’ı ve adaletini küçümsediklerinin farkında değiller.
          YAZIK. ÇOK YAZIK.
          UNUTMAYIN;BİR KÖTÜNÜN KIRK KİŞİYE ZARARI OLUR DİYE BOŞUNA SÖYLENMEMİŞTİR.
          ŞİMDİ BU ZATIN KAÇ KİŞİYE ZARARI OLDUĞUNU DÜŞÜNEBİLİYORMUSUNUZ?
          Özellikle site yöneticisini uyarıyorum. Vebali var.

    • Muharrem Bey,

      Hükümetin “teğet geçti” dediği ama esasında Türkiye’yi bal gibi vuran küresel ekonomik kriz yıllarında 2008, 2009, ve 2010 da milyonu aşkın karşılıksız çek çıktı. Eliinize vicdanınıza koyun, şu sorularıma bir karşılık verin :

      -Bu insanların hepsi hırsız mı ?
      -Zor duruma düştüğü için borcunu ödeyemeyenler dolandırıcı mı ?

      Piyasada sadece çek değil, senet te dolaşıyor; insanlar evraksız ticareti hala yapıyorlar. Durumu zora düşmezse herkes çekini de ödüyor, senedini de ödüyor, açık hesabını da. Bakın resmi rakamlara göre Türkiye’de

      – çeklerin ödenme oranı…..% 92
      – senetlerin ödenme oranı…%86

      Senette hapis yok. Nasıl oluyor da senetler ödeniyor. Yoksa çek kullananlar hırsız, senet kullananlar namuslu mu ? Böyle bir şey olabilir mi ?

      Çekini ödeyemeyenler var.
      Çekini ödemeyenler var.
      Kanun bu ikisini aynı kefeye koyuyor.
      Siz de öyle.

      Gerçek ise öyle değil…

      • BURHAN İŞCAN

        İman bir bütündür, asla kesir kabul etmez. “EHVEN-İ ŞER” ve “HİLE-İ ŞER” Münafıkların İslamla bağdaştırmaya çalıştığı uydurmalardır.
        Bir toplumu bölen, parçalayıp yok eden iki unsur, “NİFAK” ve “HASED” e karşın, ilahi adalet İNFAK-PAYLAŞMA yı emreder. “EMREDİLDİĞİN GİBİ OL” der.
        Keza, KÖTÜ ZAN da bulunmak da toplum içinde bölünmeye yol açacak, adaleti yok edecek unsurdur. Kötü zan, biri hakkında önyargılı bir şekilde kötü kanaat beslemek, onunla ilgili olumsuz tahminlerde bulunmaktır. Bu sebeple gerek ilahi adalet, gerekse çoğunluk tarafından kabul edilmiş beşeri adalet; YARGISIZ İNFAZ ı insanlık suçu olarak kabul eder. Masumiyet karinesinin gözetilmesini zorunlu kılar. Bir suçla itham edilen herkes, yasalara göre suçluluğu ispat edilene kadar masumdur. Hiç kimse varsayımlardan oluşan dayatma suç teorileri üretilerek suçlanıp yargılanamaz. Varsayımlarla yargılamak için; toplum içinde peşin hükümle ön yargılamayı sağlayarak, oluşan sabit fikirle yargılama yapanlarda TOPLUMA KARŞI İNSANLIK SUÇU işlemektedir. Faizi haram kılan ilahi adalete karşın, butlansal hak iddialarıyla faizi meşrulaştırmak bu çeşit suçlardandır.

        İLAHİ ADALETİ ES GEÇENLER KENDİ ADALETLERİNİN MAHKUMU OLURLAR. BU KAÇINILMAZ GERÇEK BİR SONUÇTUR.
        DİKKAT EDİN HER KES KENDİ ADALETİNİN MAHKUMU OLMUŞTUR.

        ZİRA ADALET ANLAYIŞLARIMIZ SAATLERİMİZE BENZER HERKESİN SAATİ FARKLI GÖSTERİR AMA HEMEN HERKEZ KENDİ SAATİNE GÜVENİR.

        ASLINDA GÜVENİLMESİ VE UYULMASI GEREKEN İLAHİ ADALETTİR

        Utanarak söylüyorum ki, gücünü vatandaşlarının iradesinden alan ve bu iradeyi temsil ettiği için üzerinde başkaca bir güç olmadığı söylenen TBMM adlı parlamentomuz; ne yazık ki, küresel emperyalizmin küresel seçkinlerine boyun eğmekte ve bu uğurda politikalar üretmektedir. Emperyalizmin parçala, böl ve yönet politikasına uygun(kin ve nefret oluşturan) bu politikaların adı; “yolsuzluk ekonomisi politikaları” dır. Bu politikalar, parlamentomuzda bulunan bütün partilerin ve parlamenterlerimizin genel politikalarıdır. Bu politikaları ayakta tutan, emperyalizmin vahşi kapitalizm sömürü düzeninin kuralsızlıklarını oluşturup meşru gösteren; butlan hukuku yasalarıdır. Adalet butlan hukukunun hak kavramı üzerinde tesis edilmektedir.
        Hiç kimse yanlışın sürmesinden nemalanamayacağı gibi, yanlış bir başka yanlışla asla düzeltilemez. Zira iki yanlıştan bir doğru çıkmaz. Yanlışların hüküm sürdüğü parlamentomuzdan doğruluk beklemek hayaldir. Özgürlüklerin olmadığı yerde beyinler ve ruhlar ölüdür. Ölüden yapıcılık beklemek beyhudedir. Çıkar lobilerinin parti liderine, parti liderinin de partili parlamenterlere baskısının olduğu ortamda özgürlüklerden bahsedilemez..
        Bir garip demokrasi aldatmacası ezberinde çakılı kalmanın tek sebebi ilahi adaleti es geçmektir.
        İlahi adaleti es geçenler kendi oluşturdukları adaletin mutlak mahkumu olurlar.
        Bir politikayı ancak birkaç kişi ortaya koyabilir, ama hepimiz bu politikaları yargılama yetenek ve gücüne sahip olmalıyız. Bu gücü kullanmayan, devlet işlerine karışmayan vatandaşlara; kendi iş ve gücü ile uğraşan sessiz vatandaş değil, hiçbir işe yaramayacak şekilde sürü zihniyeti yapısında tutulan insancıklar gözü ile bakılmalıdır. Bu insancıklar, insan olma mana,görev ve sorumluluklarının bilincinden gafil kimselerdir.
        “Andolsun ki, birçok cini ve insanı cehennemlik olarak yarattık. , Onların kalpleri var. Fakat anlamazlar, gözleri var, fakat görmezler, kulakları var, fakat işitmezler. Onlar hayvanlar gibidirler. Hatta hayvanlardan da sapıktırlar. Onlar gaflet içindedirler. “(Araf Suresi)
        Onları bu durumda tutan, emperyalizmin bu politika sisteminin beyni belamlardır. Sistemin kalbi sahte insan oluşturan sahte para(borç) basan bankalar, beyni belamlardır. Sistemin diğer unsurları; Aristophanes’in ifadesiyle eşek arıları-yargıçlar (yargı organı), politikacılar(yasama organı) ve diğerleridir.
        Bu sistemi ayakta tutan unsurların ileri gelenleri olsun, bu sistemden nemalanmak için sisteme göz yumanlar olsun hemen hepsi; oluşturdukları bu sistemin bozuk adaletinin mahkumları olmuşlardır. Sistem sürdükce de olmaya devam etmekteler. Kör ve sağır olmaları sebebiyledir bu durum. Yasin Suresinde belirtildiği gibi bu durumun sebepleri de görmeyi engelleyen gurur ve kibir; düşünmeyi engelleyen sabit fikir, ön yargı ve peşin hükümdür.

        Çünkü ilahi yasada, “zalimler asla umduklarına erişemezler, umduklarını bulamazlar” denmektedir.
        Belamların oluşturduğu,” her şeyin doğrusunu biz biliriz(büyükler bilir)” ön yargısı ile kurulan peşin hükümler; sabit fikre dönüşünce, araştırmanın, soruşturmanın ve yargılamanın önünü kesmektedir. Oysa Alim olan Allah’a halifeliğin gereğini yapabilme yeteneği olarak insana bilgi fıtraten yüklenmiştir. Bu yüzden önemli olan bilgi değil, önemli olan ilgidir. İnsan fıtratındaki bilgiyi düşünerek ortaya çıkartır. İlgi düşünmeyi işlevde tutan zekanın derecesi içindir. Allah ilgisi olana bilgiyi esinlendirerek veya ilham ettirerek hatırlatır.
        “Biz insanı en şerefli bir görevi yapabilme takvimi içinde, bu görevi yapabilme yetenek ve kabiliyetinde en mücehhez bir şekilde yarattık da; sonra o kendi kendini inkar ederek sefiller sefili oldu” (Tin Suresi)
        Kuran-ı Kerim’in özeti Asr Suresinde; “Hak ve adaleti gözetmeyenler, birbirlerine tavsiye etmeyenler ve sabretmeyenler hüsran içindedirler” diye Allah’ın bu hususta yeminiyle sabit olan ilahi yasası mevcuttur.
        Allah Kuran-ı Kerimde, Rahman Suresinde Mealen; “ben kainatı belli ölçüye dayalı hesap içinde, dengeye bağlı düzen içinde yarattım; sakın bu düzeni-dengeyi(ADALETİ) bozmayın” ihtarını yapmaktadır. Kainatı böyle bir düzen içinde yaratan Allah’ın, bu düzeni yönetmek için SÜNNETULLAH dediğimiz ilahi yasaları vardır. Bu ilahi yasaları uymamız kutsal kitaplarda belirtmiştir.
        “Egemenliğin, hâkimiyetin, idareye sahip olmanın temeli adalettir.” İslam akaidleri böyle buyuruyor.
        “Ey âmenû olanlar (Allah’a ulaşmayı, teslim olmayı dileyenler)! Allah için kavvâmîn olun (hakkı ayakta tutun)! Adaletli şâhidler olun! Ve bir topluluğa karşı duyduğunuz kin, sizi adaletten saptırmasın. Adil davranın! O takvaya en yakın olandır. Allah’a karşı takva sahibi olun. Muhakkak ki Allah, yaptıklarınızdan haberdar olandır.”

        İki âyet-i kerîmede de Müslümanlara kendilerinin anne babasının ve yakınlarının, akrabasının bile aleyhinde olsa, adaletten ayrılmamaları tavsiye buyruluyor. İnsanın kendisini aşması, kendisi aleyhine karar verebilmesi başka bir din ve kültürde görülmüş mü? Hâkim, kendi kendisini mahkûm edecek; çünkü Kur’an, “İsterse kendinizin aleyhinde olsun, isterse anne babalarınızın aleyhinde olsun… Yine adaletten, doğruluktan ayrılmayın.” diyor. Anne babasını mahkûm edecek bir hâkim, akrabasını mahkûm edebilecek bir kadı, bir adalet mensubu uygulayıcısı olabilmek, bize, bu din mensuplarına mahsus bir şereftir.

        İlahi adaletin yasa kuralları içinde çok önemlilerinden bazıları şunlardır;
        “Şüphesiz Allah insanlara hiçbir şekilde zulmetmez; fakat insanlar kendilerine zulmederler.”
        “Allah kimseyi kaldıramayacağı yükle imtihan etmez”, “Her güçlük iki kolaylık arasındadır.”, “Allah istemedikce siz isteyemezsiniz.”, “siz kendinizi değiştirmedikce, bunu istemedikce, Allah sizi kendiliğinden değiştirmez.”,”bir toplum içinde zalimlere isabet eden musibetler, sadece onlara isabet etmekle kalmaz; zulme seyirci kalan, iyilerde dahil tüm topluma sirayet eder.”,”adaleti yok edenler kendilerini de yok ederler”, “zulme sessiz kalmak,zalimden taraf olmaktır”, “nifak ın panzehiri infakdır.”, “sabit fikir, peşin hüküm ve ön yargı gerçeği görmenin önünde setlerdir.”, “HER İNSAN ALİM DOĞAR, BİLGİ İNSANIN FITRATINDA VAR; önemli olan bilgi değil, bilgideki hikmeti elde edecek ilgidir; ilgisiz kitap ehli kitap yüklü eşektir.”, “siz onların emri altına girmedikce, diğer kitap ehli olanlar asla sizle dost olmazlar”, yanlış asla başka bir yanlışla düzeltilemez.”, “insan Rahman’ın halifesi olarak ıslah edici yaratılmıştır. Her insan kendi yaptığından sorumludur. Ancak toplum içinde yapılanlardan müşterek sorumluluk vardır.”, “zulm ile abad olanın sonu mutlak berbat olur”

        Ve Allah insanları kendi adaletlerinin mahkumu yapar. Rahman sıfatının ilahi adaleti ile de dilediğini kurtarır.
        “Kim ahiret semeresini isterse, Biz ona kendi semeresinde artırmalar yaparız. Kim dünya semeresini isterse, ona da ondan veririz; ancak onun ahirette bir nasibi yoktur. Yoksa onların birtakım ortakları mı var ki, Allah’ın izin vermediği şeyleri, dinden kendilerine teşri’ ettiler (bir şeriat kıldılar)? Eğer o mühlet kelimesi olmasaydı, elbette aralarında hüküm (karar) verilirdi. Gerçekten zalimler için acı bir azap vardır. Size isabet eden her musibet, (ancak) ellerinizin kazandığı dolayısıyladır. (Allah,) Çoğunu da affeder. Siz yeryüzünde (O’nu) aciz bırakacak değilsiniz. Ve sizin Allah’ın dışında ne bir veliniz vardır, ne bir yardımcınız. Rablerine icabet edenler, salatı(hayırlı işleri) dosdoğru yerine getirenler, işleri kendi aralarında şura ile olanlar ve kendilerine rızık olarak verdiklerimizden infak edenler ve haklarına tecavüz edildiği zaman, birlik olup karşı koyanlardır. Kötülüğün karşılığı, onun misli (benzeri) olan kötülüktür. Ama kim affeder ve ıslah ederse (dirliği kurup-sağlarsa) artık onun ecri Allah’a aittir. Gerçekten O, zalimleri sevmez. Kim zulme uğradıktan sonra nusret bulur (hakkını alır)sa, artık onlar için aleyhlerinde bir yol yoktur. Yol, ancak insanlara zulmeden ve yeryüzünde haksız yere ‘tecavüz ve haksızlıkta bulunanların’ aleyhinedir. İşte bunlara acıklı bir azap vardır. Kim sabreder ve bağışlarsa, şüphesiz bu, azme değer işlerdendir. ”(Şura Suresi)

        “Bizzat kendi yaptıklarından dolayı başlarına bir musibet geldiğinde: Rabbimiz! Ne olurdu bize bir peygamber gönderseydin de, âyetlerine uysak ve müminlerden olsaydık! diyecek olmasalardı (seni göndermezdik.”

        “Allah, suçlu-günahkarlar istemese de, hakkı (hak olarak) Kendi kelimeleriyle gerçekleştirecektir.”

        Firavun adaletli olmakla övünürdü. Ve ülkesini adaletle yönettiğini söylerdi. Oysa Kasas Suresinde belirtildiği gibi o ;

        “Gerçek şu ki, Firavun yeryüzünde (Mısır’da) büyüklenmiş ve oranın halkını birtakım fırkalara ayırıp bölmüştü; onlardan bir bölümünü güçten düşürüyor, erkek çocuklarını boğazlayıp kadınlarını diri bırakıyordu. Çünkü o, bozgunculardandı. Biz ise, yeryüzünde güçten düşürülenlere lütufta bulunmak, onları önderler yapmak ve mirasçılar kılmak istiyoruz. Ve (istiyoruz ki) onları yeryüzünde ‘iktidar sahipleri olarak yerleşik kılalım’, Firavun’a, Haman’a ve askerlerine, onlardan sakındıkları şeyi gösterelim.”

        “ALLAH KİMSEYE ZULM ETMEZ, FAKAT İNSANLAR KENDİLERİNE ZULM EDERLER.”
        Bu ilahi kanun gereği Allah Firavunu, Firavunun Adaletinin Mahkumu yaptı. Yani Firavun kendi adaletinin mahkumu oldu.

        Derler ki Cebrail A.S. insan kılığında Firavuna gelip onun adaletinin nasıl işlediği hakkında şöyle bir soru sormuş;

        – Benim bir kölem var, sözümü tutmuyor, onu ne yapayım?
        Firavun “onun cezası suda boğulmaktır, onu suya at “ demiş.

        Cebrail (as): Benim bunun sizin adaletiniz olduğuna dair sözüme kimse inanmaz. Bana zalim katil derler deyince; Firavun, Efendisine asi olan köleyi suya atmalı diye yazdı. Altına da imzasını attı.

        Bakın Yunus Suresinde bu olayın akibeti nasıl anlatılıyor.

        “Biz, İsrailoğulları’nı denizden geçirdik; Firavun ve askerleri azgınlıkla ve düşmanlıkla peşlerine düştü. Sular onu boğacak düzeye erişince (Firavun): “İsrailoğulları’nın kendisine inandığı (İlah’tan) başka İlah olmadığına inandım ve ben de Müslümanlardanım” dedi. Şimdi, öyle mi? Oysa sen önceleri isyan etmiştin ve bozgunculuk çıkaranlardandın. Bugün ise, senden sonrakilere bir ayet (tarihi bir belge, ibret) olman için seni yalnızca bedeninle kurtaracağız (herkese cesedini göstereceğiz). Gerçekten insanlardan çoğu, Bizim ayetlerimizden habersizdirler.

        DİKKAT EDİN HER KES KENDİ ADALETİNİN MAHKUMU OLMUŞTUR.

        ZİRA ADALET ANLAYIŞLARIMIZ SAATLERİMİZE BENZER HERKESİN SAATİ FARKLI GÖSTERİR AMA HEMEN HERKEZ KENDİ SAATİNE GÜVENİR.

        GÜVENİLMESİ VE UYULMASI GEREKEN İLAHİ ADALETTİR.
        Ülkemizde son günlerde yaşananlara şöyle bir bakın;
        Kimler hangi adaletle, nasıl yargılanıyor, nasıl mahkum ediliyor, kimler bu sistemin zulmüne susmanın mahkumu oluyor ve kimler sırayı alacak. Panorama çok açık değil mi?
        Suç varsa ortada mutlaka cezası olmalı, fakat önce yargısı olmalı. Toplum içinde ön yargı ve peşin hüküm oluşturarak yargısız infaz yapanlar, aynı adaletin mahkumu mutlak olurlar. Çünkü sonuçta oluşan sabit fikri söküp atmak çok zordur. Bu sabit fikir müsebbiplerini mahkum eden yargısız infazı oluşturur.

        • Elinize sağlık.
          Pek güzel derlemişsiniz.
          Böyle derli toplu okununca çok daha faydalı oluyor.
          Ama;
          tabii ki anlayana,
          tabii ki anlamak isteyene.

          • BURHAN İŞCAN

            Sayın Gerçekci Teşekkürler;
            İnsan oğlu genel olarak görmediği şeylere inanmaz. Tabiatıyla ne kadar anlatırsanız anlatın, hissettirmedikten sonra algılatamazsınız. Bu yüzden, ilahi adalette; “DİNDE ZORLAMA YOKTUR, BEĞENDİRME ÖZENDİRME VARDIR. GÜÇLEŞTİRMEYİNİZ, KOLAYLAŞTIRINIZ” diye yasa vardır.
            Beğendirme ve özendirme ancak HİSSETTİRMEYLE gerçekleşir.
            Kötülüklerin hissettirilmesi de, “bir musibet bin nasihata bedeldir” sözünde belirtildiği gibi sonucu musibetlerin hissedilmesiyle olur.
            Bazen musibetlerin çabuk gelmesi hayra sebep olur. İnsan ders alıp kendine çeki düzen vererek o musibeti büyümeden savabilir.

            2009 yılında çek mağdurlarını çok uyardım. Ekonomideki gerekcelerin yasa önünde nasıl engeller oluşturduğunu ve bu yüzden bankalar lobisine dikkat edilmesi gerektiğini hep anlattım.
            Şimdi bir yasa düzenlemesi tasarısı komisyondan geçti.
            Mağdurlar bayram etmekte.
            Ancak tasarı daha meclis genel kurulundan geçmedi, YASALAŞMADI.
            Hala tehlike mevcut.
            AMAÇ; ÖZEL SEKTÖR ALACAKLARININ TAHSİLİNDEKİ GECİKMEYİ SAĞLAYAN UNSURLARI YOK ETMEK. ADALET DEĞİL.
            YANİ BANKALARIN ALACAKLARININ TAHSİLİNİ KOLAYLAŞTIRMAK.
            Adli para cezası bu unsurlardandı. Bu cezanın verilmesi için yapılan yargılamaların uzaması sorun oluşturuyordu.
            Şimdi bundan kesinlikle vazgeçildi..
            Hamiline olmayan çekleri hamiline düzenleyenlerden başkasına idari para cezası bile yok.
            PEKİ BANKALAR ALACAKLARINI NASIL TAHSİL EDECEK.
            İŞTE BUZ DAĞININ GÖZÜKMEYEN TARAFI BURDA.
            YARGISIZ İNFAZ.
            KABAHATLER KANUNUNA GÖRE OLUŞTURULACAK YAPTIRIMLAR.
            SADECE 10 YIL ÇEK KULLANMAMA CEZASI DEĞİL.
            BUNLARIN NELER OLACAĞI VEYA HİÇ OLMAYACAĞI MECLİS GENEL KURULUNDA BELLİ OLACAK.
            BENİM KOMİK BULDUĞUM BÜTÜN BUNLARI BİLMEYENLERİN KENDİNİ BAŞARILI İLAN ETMESİ.
            KARŞILIKSIZ ÇEKİN SUÇ OLMAKTAN ÇIKMASI KİMİN BAŞARISI?
            Bankalar kendi tuzaklarına düştü, kurtulmak için anayasa mahkemesi dahil her imkanı denediler. En sonunda AİHM e müracaat edecekleri şaiası bu yasaya mecburiyeti ortaya koydu.
            Mecburiyet çek mağdurlarının mücadelesi sonucu oluşmadı.
            Çek Mağdurlarının belki üç beş AİHM başvurusu olmuştur, ama bu yetmezdi.
            Yasa gerekcelerine bakın şunu açıkca görürsünüz.
            ANAYASAL HAKLAR ihlal edilmeden yasa içinde tutulursa, yargılama uzayacak. Tutulmazsa yargısız infaz olacak.
            Yargısız infaz oluşturmak için yargılamaya gerektirecek suç olmaması gerekir. Mahkemelerde yargılama olmaması demek, ZİHNİYETTE OLUŞAN SUÇLAMANIN CEZASIZ BIRAKILACAĞI ANLAMINA GELMEZ.

            ÇEK MAĞDURLARI BAŞARIDAN BAHSEDECEKLERSE EĞER, İŞTE BUNDA BAŞARILI OLMALILAR. YASA ÇIKINCAYA KADAR VAKİT VAR.
            AKSİ TAKDİRDE BU ZİHNİYET SORUN OLUŞTURACAK GİBİ GÖZÜKÜYOR.
            NE DERLER?
            SU UYUR DÜŞMAN UYUMAZ..

    • muharrem kardeşşş sana kardeş bile denmez ama ben diyorum işte ne kadar şerfli oldugumuzu düşün bide kendini düşün

    • muharrem topmuş

      muharrem soyadında ne olduğunuzu yazmışsınız evet biliyoruz topsunuz. sen her borçluya hırsız diyemezsin. sen aynı surenin 280. ayetini oku zaten kafir olduğunu farkedeceksin. ayet muhalifi ve ayetleri amaçlarına kılıf eden pis tefeciler sizi.

  11. Sayın APC/Çek Mağduru Arkadaşlar,

    -Haksızlık,
    -Adaletsizlik,
    -Hukuksuzluk,

    kaynağı kanunlardan biz APC/Çek mağdurlarını en çok ilgilendireni inşallah TBMM Genel Kurulu ve Cumhurbaşkanlığı süreçleri de tamamlanırsa yokolacak ve zulümlerden bir tanesi bitecek.

    Ama hakszılık, adaletsizlik, hukuksuzluk olan daha pek çok konu var.

    Bunlardan zulüm yaratan 2 tanesi :

    – TAAHHÜDÜ İHLALE VERİLEN HAPİS CEZASI
    – ŞAHSİ KONUTLARA YAPILAN HACİZ EZİYETİ

    Bu 2 uygulamada vicdana, insanlığa uygun olmadığı gibi hakka, hukuka ve AVRUPA İNSAN HAKLARI SÖZLEŞMESİNE de aykırı.

    Benim bu 2 konuda sıkıntım yok çok şükür. Ama biliyor, görüyor, ve duyuyorum ki NİYETİ DOLANDIRICILIK OLMAYAN, ÇEKİNİ ÖDEMEMEK GİBİ BİR DÜŞÜNCE İÇİNDE ASLA OLMAYAN GERÇEK ÇEK MAĞDURU pek çok arkadaşımız bu 2 uygulamanın zulmü altında da inliyorlar.

    Bu itibarla; karşılıksız vadeli çeke hapis cezası verilmesi gibi insanlık dışı bir uygulamanın kalkmasından sonra bu 2 uygulamanın da kaldırılması için birliğimizi, beraberliğimizi korumamız ve bu konuda da mücadele etmemiz gerektiğine yürekten inanıyorum.

    MÜCADELEYE DEVAM EDELİM DİYORUM …

Yorum yaparak destek olabilirsiniz

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s