Çek mağdurları konuşuyor


yeni iletişim sayfamız burasıdır.  eski sayfaları yoruma kapatıyorum.

hayırlı olsun.

eski yorumlarınız  için çek mağdurları ses sayfasını ziyaret edebilirsiniz.

6.796 responses to “Çek mağdurları konuşuyor

  1. Заберите у нас потенциальных клиентов для бизнеса, товаров и услуг.

    Предлагаем базы данных фирм России, Украины, Белоруссии и Казахстана.

    Пишите на новую почту для заказа новой базы данных фирм, старая почта тоже работает: baza-gorodow(собачка)yandex.ru

    Стоимость базы фирм 1 города — от 700 руб. По стране 1 категория — 2000 рублей!

    БАЗЫ СОБИРАЕМ СРАЗУ ПОСЛЕ ЗАКАЗА – БЕЗ ПРЕДОПЛАТЫ!
    ПРЕДОСТАВЛЯЕМ СКРИНЫ ДЛЯ ПРОСМОТРА И ДЕМО ВЕРСИИ БАЗ!

    привлечение покупателей магазин продуктов

    Спектр применения баз фирм огромный:

    1. Вы можете использовать их для обзвона потенциальных клиентов
    2. Для рассылки писем по email
    3. Для смс – рассылки
    4. Для почтовой рассылки на юридические адреса фирм
    5. Для поиска партнеров и новых клиентов в социальных сетях на страничках фирм
    6. Для написания Вашего предложения на сайтах фирм и т.д.

    Ждем заказов новых баз данных фирм сюда, старая почта тоже в работе: baza-gorodow(@)yandex.ru (уберите скобки!)

  2. АнтонСring

    Для Вас только платежеспособные, потенциальные клиенты для товаров, услуг и бизнеса.

    Предлагаем базы данных фирм России, Украины, Белоруссии и Казахстана.

    Для заказа новых баз данных фирм писать ТОЛЬКО на эту почту: baza-gorodov(собака)yandex.ru

    Стоимость базы фирм 1 города — от 700 руб. По стране 1 категория — 2000 рублей!

    БАЗЫ СОБИРАЕМ СРАЗУ ПОСЛЕ ЗАКАЗА – БЕЗ ПРЕДОПЛАТЫ!
    ПРЕДОСТАВЛЯЕМ СКРИНЫ ДЛЯ ПРОСМОТРА И ДЕМО ВЕРСИИ БАЗ!

    как найти клиентов эйвон

    Спектр применения баз фирм огромный:

    1. Вы можете использовать их для обзвона потенциальных клиентов
    2. Для рассылки писем по email
    3. Для смс – рассылки
    4. Для почтовой рассылки на юридические адреса фирм
    5. Для поиска партнеров и новых клиентов в социальных сетях на страничках фирм
    6. Для написания Вашего предложения на сайтах фирм и т.д.

    Принимаем заказы на новые базы данных ТОЛЬКО на эту почту: baza-gorodov”@”yandex.ru (уберите кавычки!)

  3. Merhaba,
    Bu Susan James, özel bir kredi borç veren genel kamuoyunu bilgilendirmek için bir mali fırsat herkese açık herhangi bir mali yardıma ihtiyacı olduğunu. % 3 faiz oranı açık ve anlaşılır terimler ve bireylerin, firmaların ve şirketlerin koşulları kredi vermek altında biz. E-posta gönder bugün: (happyloanlink@outlook.com)

  4. Excellent post. I was checking constantly this blog and I’m impressed!
    Extremely helpful info specifically the last part🙂 I care for such info much.
    I was seeking this particular information for a very long time.
    Thank you and best of luck.

  5. sanırım bu iş adamları çok büyük rüşvet verdiler bakanlığı kafaya aldılar ne olsa para iş adamlarında ğariban herzaman öyle olmalı ezdiler çalışani.hani yüksek tahsil.yoksa yüksek hırsızlıkmı bu ne ömrümüz böyle dolandırıcılarlamı geçecek.yazıklar olsun kınıyorum böyle kanunu…..

  6. Bazı artniyetliler halkı kandırmaya devam ediyor !!!

    Basında çıkan haberlere göre 2012’de karşılıksız çek sayısı gweeçen senelere göre artmış ve artmaya devam ediyormuş.

    BU KUYRUKLU BİR YALANDIR !!!

    Merkez Bankasının resmi sitesine girin, resmi verilere bakın:

    …………2010…………2011…………….2012

    1.AY. 66,892………32,433…………..32,750
    2.AY. 131,053…….71,738…………..70,456
    3.AY. 189,274…..111,373…………101,265
    4.AY. 254,373…..144,705………….129,212
    5.AY. 305,335…..171,484………….165,195

    ( Bunlar ilk 5 aya ait kümülatif rakamlardır-Görüleceği üzere 2012′de karşılıksız çıkan çek sayısı 2011′e göre daha azdır; 2011′de karşılıksız çıkan çek sayısı ise 2010′a göre daha azdır !!! )

    İnanmayan Merkez Bankası sitesine bakabilir; herkese açıktır, adresi şöyledir :

    Bazı çevrelerin halkı kandırma/yanıltma çabalarına karşı uyanık olmalıyız !

    (Not: 2012′de evvelki yıllara göre artan tek şey, sonuçlanmış mahkeme kararlarıdır. Eskiden uzun süren davalar artık otomatik olarak görüldüğü için mahkemelerin sonuç akışları hızlanmıştır. Olay bundan ibarettir )

    Sevgili Admin, Sevgili Arkadaşlar,

    AMAN DİKKAT !!!

    AMAN OYUNA GELMEYELİM !!!
    ——————————————————————————-

  7. Artniyetliler halkı kandırmaya devam ediyor !!!

    Basında çıkan haberlere göre 2012’de karşılıksız çek sayısı gweeçen senelere göre artmış ve artmaya devam ediyormuş.

    BU KUYRUKLU BİR YALANDIR !!!

    Merkez Bankasının resmi sitesine girin, resmi verilere bakın:

    …………2010…………2011…………….2012

    1.AY. 66,892………32,433…………..32,750
    2.AY. 131,053…….71,738…………..70,456
    3.AY. 189,274…..111,373…………101,265
    4.AY. 254,373…..144,705………….129,212
    5.AY. 305,335…..171,484………….165,195

    ( Bunlar ilk 5 aya ait kümülatif rakamlardır-Görüleceği üzere 2012′de karşılıksız çıkan çek sayısı 2011′e göre daha azdır; 2011′de karşılıksız çıkan çek sayısı ise 2010′a göre daha azdır !!! )

    İnanmayan aşağıdaki adresten bakabilir; herkese açıktır :

    http://www.tcmb.gov.tr/yeni/bgm/oatim/cekadet.html

    Bazı çevrelerin halkı kandırma/yanıltma çabalarına karşı uyanık olmalıyız !

    (Not: 2012′de evvelki yıllara göre artan tek şey, sonuçlanmış mahkeme kararlarıdır. Eskiden uzun süren davalar artık otomatik olarak görüldüğü için mahkemelerin sonuç akışları hızlanmıştır. Olay bundan ibarettir )

    Sevgili Admin, Sevgili Arkadaşlar,

    AMAN DİKKAT !!!

    AMAN OYUNA GELMEYELİM !!!
    ——————————————————————————-

  8. Tahhüdü ihlalden hapis cezası almış, hapiste yatmış arkadaşlar !

    Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM’ne) başvurular için son tarih 23 Ağustos 2012.

    Bu tarihten sonra Türk Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuru uygulaması başlayacağı için, buraya yapacağınız başvuru da derdinizi çözmedikten sonra yani, en az 2-4 sene sonra AİHM’ne başvuru yapabileceksiniz !

    Hükümetin AİHM başvurularını azaltmak için kurduğu bu tuzağa düşmeyin !

    Hakkınızı arayın !

    AİHM başvurunuzu yapın !

  9. Taahhüdü ihlal mağduru arkadaşlar !

    Sizleri AKP hükümetine veya TBMM milletvekillerine yalvartıp,vaktinizi kaybettirmeye çalışan siteye artık güvenmeyi bırakın ! Maksatları belli: Sizleri oyalayıp AİHM başvurusu yaptırmamak – bunda da başarılı oldular. Şayet 23 Ağustos 2012 tarihine kadar başvurmazsanız, Anayasa Mahkemesi’ne müracaat uygulaması başlayacak ve ve AİHM’ne gitmeden önce 2-4 yıl da orada oyalanacaksınız.

    Çok kirli bir oyun oynuyorlar. Bu oyuna gelmeyin. AKP Hükümetinin taahhüdü ihlalde hapis cezasını kaldırmasının tek yolu AİHM nezdinde yapılacak başburular sayesinde oluşacak baskıdır.

    Son 1.5 ay kaldı, hala vakit kaybetmeyin !

    AİHM’ne başvurunuzu yapın !!!

    Başvurular ücretsiz, sadece posta parası verilecek !

  10. POSTMODERNİZİM(KAPATİLİZİMİ ANLAMAK 4 .BÖLÜM)

    Post modernizim: Modernizmin eleştirisidir yani ,modernizim aydınlanma çağının metasıdır doğal olarak o, aklın otoritesine göre hareket eder. Post modernizim bunu red ediyor modernizim i eleştirerek ,modernizim bir yenilik getirmediğini ,modern olmakla öğünemeyeceğini,tam tersine modernizmin insanları daha çok bu klasik düşünce ve yaklaşımından çok modernleşmenin sağlanması adına biliminde kullanılarak modernleşmeyle ileri gitmenin çöktüğü fikri olduğunu söyler. Artık bu fikri savunan büyük anlatılar yada meta anlatılar yoktur ve tarih diye bir şeyin olmadığınıdı kabul eder Posmodernizim; ayrıca Post modernist düşünceye göre dünyanın istikameti marx’ın ümit ettiği gibi de değildir …
    Postmodernizim genel iti bari ile bizi postmodernits bir dünya sunar bu dünyanın içinde ise Medyanın hakimiyet kurduğu bizim bambaşka bir dünyaya getiren bir kavram sunmaktadır.Bu kavram ise bizi geçmişimizin dışına çıkartır, Post modern dünya oldukça çoğulcu ve çeşitlidir saysız filim video,televizyon programıve web siteleri imajlar dünya ölçüsünde dolaşmaktadır.postmodernizim düşün yazarları olayı şöyle ele alıyorlar artık içinde yaşadığımız dünya yeniden yapılıyor ademi merkeziliyetçilik yükselişte Baba devlet kitlesel iletişim, kitlesel tüketici ,kitlesel üretim gibi kavramlar ulus devlet Özbeklik anlayışımız kendi Özbekliğimizle dönüştürtmektedir.
    Post modernizemin önemli düşünürü jean Baudrillard dır onun tezi elektronik medyanın bizim geçmişimizle çatıştırıp karma karışık boş bir dünya yarattığına inanmaktadır. Örneğin, Galler presi Layd Diananın , ölümü bir insanın gerçek yaşamda ölmesinden çok insanlar bu ölümü dizi filimde meydana gelen bir olay gibi algılamışlardır Baudrillard buna yaşamın Tv içine çözülmesi demektedir.
    POST MODERNİZİM filmleriyle, müzikleri tiyatrosu ile ayrı bir dünyadır o bize kapatilizim için bir çözüm üretmez bunun tersine dünyanın başka bir değişim içinde olduğunu ve modernizmin bir modernite getirmediği insanları daha çok baskı altına alan bir düzenin olduğunu anlatmaya çalışır ..
    Evet micheal facualt(mişel fuko) gibi önemli isimler postmodernist sayılmışlardır linkte verdiğim gukguk kuşu filiminde hemşire ve doktorların kurduğu baskıcı katı otorite hastaları isyana sevketmiştir.Aydınlama çağında Fransız devrimide ve bir çok devrimde baskıcı totoliter otoriteryan sisitemlere karşı ortaya çıkan hadiselerdir işte mişhel fuko bunu izah eder bizlere yani cezaevlerin ve hapishanelerin, hastanelerin insanları baskıyla, gözetlenibilir yerler haline getirdiği ve onları sistemli bir şekilde hasta yada suçlu yerine dönüşteren modernizmin aslında bir modernizm olmadığını anlatır çünkü o deliliğin tarihini yazmış kişidir ,insanların geçmişte açık alanlarda daha kolay cezalandırıldığını ve suçluların bu kadar çok olmadığını söyler tabi bunu başka bir zaman anlatacağız mişhel fukodan sonra bahsedeğiz..
    şimdi Post modernizimle ilgili bir filim var David Lynch:Kayıp Otoban,ayrıca Mavi Kadife (Blue Velvet) filimler var meraklılar bu filimlerden postmodern öğeleri anlamaya çalışa bilirler, yani bu dünyayı tersine gösteren, yeni dünya düzenini anlamak adına çünkü postmodernizim ayrıca 1960 lardan günümüze dünyayı bizlere farklı göstermeye çalışan yazarların ürünüdür…..birdaki konuda postmodernizim tanısı e yazarlarını anlatacağız..
    saygılarımla
    hukukçu

    • Yanılmıyorsam size çek kanunun hemen arkasından bazı uyarılarda bulunmuştum ,mesela: taahütü ihlalle ilgili görüyorum ki kulak asmadınız ben size bu konuyla ilgili tarih vermedim değilmi ama bu yasanın akıbeti hakkında bilgim var bununla ilgili bir kazanılmış hak olduğu idari para cezası verildiğini söyledim ,yazdım ,rahmi ofluoğlunu uyardım kendileri ilgilenmediler herhalde tekrar uyarıyorum bu ekimden sonra bazı şeyler değişecek sayın rahmi oflu oğlu bu konuda hazır olmalı aksi takdirde uslanmayanlar ,itirazcılar elleri boş bekleyeceklerdir !bu yasanın çıkmasının erken ehemmiyeti rahmi ofluoğluna bağlı olarak belirlenmiştir.
      İnsanları tahkir edeceğimize birazda onları anlaya bilsek !
      Evet kapatizimi anlamaya devam edicez içinde bulunduğumuz düzen bu sisteme göre işlemektedir.

      MİCHEAL FOULCAULT
      Kendisine Post Modernist demesede ,post modernizimden yaralanmış bir sosyologdur(mişhel fuko (1926 ve 1984 yıllarında yaşamıştır takriben bir parkta girdiği bir eş cinsel ilşki sonrası kaptığı AIDS yüzünden öldüğü söylenir.

      Mişhel Fuko çalışmalarında bizlerin modern dünyadaki anlayışındaki dönemindeki anlayıştan ayıran değişmeleri göstermeleri çalıştı.
      Ve mişhel toplumsal nufus kontrolün gözetlenmesinde giderek artan hastaneler, hapisaneler ve okullar gibi modern kurumlar ortaya çıkışını inceledi. Bireysel özgürlük hakkındaki aydınlanma fikirlerini disiplin ve gözetlemeleriyle ilgili bir başka yönüyle ilgili bir başka yönünde olduğunu göstermeyi istedi.Faucault modern örgütsel sistemlere alakalı olarak göç ideoloji ve söylem arasındaki ilşkiler arasındaki fikirleri geliştirdi.
      Mişel fuko ortaçağlardan günümüze gelinceye kadar örneğin, deliliğin söyleminin çarpıscı şekilde nasıl değiştiğini analatmıştır .
      Mesela deliler , orta çağda genel olarak zararsız olarak düşünülmüşlerdir.
      Ve onların tanrı vergisi bazı özel algılama yetenekleri olabileceğiydi.Modern toplumlarda ise delilik hastalık tıbbileştirilmiştir.Bu genelleştirilmiş söylem oldukça gelişmiş ve nufuslu doktorlar tarafından uzmanlaşmış söylemler tıp dergilerince desteklenmiştir.ç
      Yani kısa olarak Fuko’ya göre bedenin ,Devlet tarafından kontrol altına alınmasının ve düzenlenmesi olgusuna dikkatini çekmeye çalışmıştır.

      Fuko’ya göre bedeni n devlet tarafındfan kontrolş altına alınması ve düzenlenmesi olgusuna dikkatini çekmeye çalışmıştır
      Fuko’ya göre cinsellik ve davranış bu süreçte hep merkezi bir konumdadır . cinsel ilşki hem nufusu artırmanın yolu hem de kamu sağlığına ve esenliğe göre bir tehdit olarak algılanmıştır. Üreme amaçlı olmayan cinsellik bastırılmalıdır . ve denetim altına alınmalıdır ve denetim altına alınmalıdır .Cinselliğin devlet tarafından gözetim altına alınması kısmen evlilik ,cinsel tutum meşruluk veya gayri meşruluk doğum kontrol yöntemlerinin kullanılması ve kürtajın yaygınlığı gibi verilerin toplanması mümkün hale geldi.cinsellik ,mastürbasyoın evlilik dışı ilşki ,kürtaj cinsel sapkılar kapsama altına alınıp ,damgalanıp planlanıp Hapisaneler ,akıl hastaneleri,darüracezeler ,okullar ve hastaneler insanları gözetlemeyi ,insanları hizaya getirmeyi ve denetim altına alamayıo hedefleyen bir hareketin parçası oalrak ortaya çıkmışlardır.

      İleriki günlerde A.G Frank’ın :DÜNYACA ÜNLÜ SOSYALİST TEORİSİNE ANLATICAZ VE BÖYLECE EMPERYALİZİM FORDİZİM VE POST FORDİZİM İÇİN BİR BAŞLANGIÇ OLACAK ..
      Saygılarımla
      hukukçu

      • BAĞIMLILIK TEORİSİ
        A.G. FRANK……..
        ANDRE GUNDER FRANK…………………(1925 -2005 ) Berlin’de doğmuş 1957’de Chicago üniversitesinde ekonomi doktorası aldıktan sonra ABD çeşitli üniversitelerinde ve 1962 de Latin Amerika , Frank; Brezilya , Meksika ve şilideki üniversitelerde dersler vermiştir.
        Küba devrimi onun hayatında önemlidir ve Bağımlılık okulu üzere kurulan sosyalist teorilerinin temelini oluşturmada tecrübesidir.

        A.G FRANK: bağımlılık teorisini ,Üçüncü Dünya ‘da gelişme ve azgelişmiş sosyolojisinin anahtar bir temasıdır; der ve de bu bağımlık teorisi ekolünün önde gelen temsilcisidir.

        Geleneksel ekonomik gelişmeler temelinde her ülkenin bir sanayi toplumu olmak için gerçek kalkınmayı yapmak zorundadır ve dolayısı ile üçüncü dünyanın yoksulluğundan kurtulup ,Birinci dünya ülkelerin zenginliğine ulaşması gereken bir dizi evreleri atlaması ve aşamaları gerçekleştirmesi gerekir ..
        Buna göre bu pers perspektiften bakıldığında Üçüncü dünyanın ‘ az gelişmişliği’ sadece beceri ve teknoloji eksikliğine değil , bu insanların modern bir girişimci kültür geliştirme cahillikten ve batıl inançlardan kurtulma başarısızlıklarına da bağlıdır.Bu ülkelerin geri kalmış olarak en çok ihtiyaç duydukları şey, Sanayi devrimini ateşleyecek bier araç olan ticaret ve ekonomik yardımlar aracığıyla Birinci Dünya ile bağlarını geliştirmektir.

        A.G. Frank modernleştirme teorisinin bir takım ilkelerine karşı çıkan, bir teorisyendir. Ve A.G.FRANK üçüncü dünya ülkelerinin gelişememelerinin nedenleri yetersizlikleri batılı ulusların onları bilinçli olarak az gelişmişlik halde bırakmasıdır der yani büyük kıta ana devletlere hammadde sağlaması için sömürge altına alınmasıdır ve sömürgeci güçler kendileri için avantajlı seçip bir kaç temel ürünüler de uluslararası uzmanlaşma başlatarak bir uzmanlaşma geliştiriler bununla birlikte kendilerine rakip olabilecek yerel sanayilerini yok etmişlerdir .mesela: İngiltere’nin LANCASHİRE pamuk imalat hanelerinin başarısını sağlama almak iin Hindistan tekstil sanayisinin başarısını baltalamasıdır.
        Böylelikle büyük emperyalist güçler periferilerini; yani çevresini uydu ülke sistemi şeklinde bağımlı bir zincir kurar. İşte bu sisteme dayalı olarak köylere ve kentlere yerleşen batılı sömürgeci güçler köylülerin ürünleri ucuza alarak ve batıya çeşit malları uca ihraç ederek oradaki yönetimleri ele geçirdiler .
        İşte üçüncü dünyayı yönetici aileleri kendi insanlarından çok Batılı bir haya tarzını benimsemişlerdir.Bu yüzden onlar kendi ayrıcalı hayat tarzlarını korumak ve elit yönetimlerini sürdürebilmek için,çoğu kez kendi insanları karşısında Batının çıkarları ve fabrikalarını koruyabilmek amacıyla orduyu kullanırlar karşılığında da batı bu diktatörlüklere yardım eder ve hatta onlara silah sağlar .Böylece ,dünya başkentleri aracılığıyla yerküreye yayılan ve Üçüncü Dünyadaki köylere kadar uzanan bir bağımlılık zinciri gelişmiştir.Bu ülkeler aracılığıyla,ekonomik artı-değer yukarıya ve dışa doğru bir hareketle zengin Batı tarafından emilmiştir.
        Günümüzde sömürgecilik zayıflamıştır ve sistem çok uluslu şirketlerin eline geçmiştir.
        Bu şirketler insafsızca kar peşinde koşarlar ;ucuz iş gücü peşinde koşarlar buna bir örnek verelim örneğin , kanada da üretilen bir havlu türk malıdır ama üretim yeri çindir yani mal
        Kanada’da satılmaktadır ancak çin’de üretilir ve parası ve karı da türkiye’ye akar.yada Brezilyadaki woswagen fabrikası için karlar her zaman batıya gider ..
        Dolayısile batılı güçler uydu devler aracılğıyla kurdukları düzende askeri güçte kullanırlar bununla birlikte’de mali kontroller sıkıştılır yani bir ülkede o devlete bir isyan eden gurup yada kişiler varsa bu bir ayaklanmadır bu ayaklan ana devletin telkinleriyle o devlete ait baskıcı devlet aygıtları polis gücü veya jandarmasıyla ayaklanma bastıralacaktır..
        Bu gün baktığımızda brezilyada uzun zen gin çiflik sahipleri görüyoruz ancak devletin bir yarısı zenginleştirmişken diğer yarısı fakir kalmıştır; bir kuru ekmeğe muhtaçtır bu türkeye içinde böyledir bu gün dünyadaki en büyük sex turizimi bizim ülkemizdedir. Fas ,Tunus gibi ülkelerde batılı zengin iş adamları homosexsüel ilişkiler için bu ülkelere gider ve para karşılığında eşcinsel ilşkiye girerler.
        Bu gün çin de insanlar bir tabak çorbaya çalıştırılar işçilik ucuz olduğu için batılı zengin devletler malın bilgisini Avrupa’da üretirler ama malın üretimini çin de Gerçekleştireler bu gün Türkiye’de,TÜSİADA kayıtlı işçilerin % 92 yabancıdır çok azıda Türkiyede’ki Türklerdir..
        BUNU ANLAYA BİLMEMİZ İÇİN BAZI FİLİMLERDEKİ ORYANTALİST ÖĞELERE GÖZ ATMALIYIZ …
        HİNTLİLERİN YAPMIŞ OLDUĞU(Slumdog Millionaire) APTAL MİLYONER FİLMİ BUNA ÖRNEKTİR ..
        FİLİMDE HİNDİSTANDA ÇAĞRI MERKEZİNDE ÇALIŞAN GENÇ BİR ÇOCUK,KENARMAHALLERLERDEN GELEN YOKSUL BİRİDİR.….BİZDEKİ GİBİ KİM BEŞYÜZMİLLYAR İSTER ADLI YARIŞMA BENZERİ BİR YARIŞMA KAZANIR VE BÜYÜK BİR İKRAMİYE ALMAYA HAK KAZANIR VE POLİS BUNA İNANMAZ VE YARIŞMADA ŞİKE YAPTIĞINI SÖYLEREK ONA İŞKENCE YAPARLAR YANİ HİNDİSTANDAKİ DAHA ZENGİN BİR YAŞAMA ADIM ATMANIN KOLAY OLMAYACAĞI İŞTE BİR SINIFIN, BİR ÜST SINIFA GEÇMESİNİN KABULLENEMEYECEĞİ OLGUSU DEĞİŞİK ÖĞELERLE ANLATILIR. ANLATILIR .ROCK FİLMİNİ HATIRLARSANIZ AYNI ŞEKİLDE YOKSUL BİR AMÖTÖR BOKSÖRÜN KENAR MAHALLELERDEN GELİP DAHA İYİ BİR YAŞAMA KAVUŞMAK İÇİN BOX DÜNYASINDAKİNİ MÜCADELESİNİ ANLATAN BU MANTIKTA BİR FİLİMDİ.
        KARL MARX’IN KAPATİLZİM ANLAYIŞI İÇİNDE YAŞADIĞIMIZ ÇAĞ DEĞİŞTİRMİŞ OLSADA SADECE BİR TEK ŞEY DEĞİŞMİYOR KAPATİLİZİMİN EZİCİ GÜCÜ İŞTE BÜTÜN MARXSİTLER BU KÜMEDE BİRLEŞİYORLAR.. MARX’IN YAZDIĞI DAS KAPATİLİZİM İŞTE BU KAPİTALİST SÖMÜREYE KARŞI İŞÇİ SINIFININ BİRLEŞME MÜCADELESİNDEN BAHSEDER.

        http://www.hdfilmsinema.com/milyoner-filmi-full-izle.html#

  11. Taahhüdü İhlal Hapis Cezası Kalkıyor..3. Yargı Paketi Meclis Genel Kurulunda Görüşülecek

    ANKARA – AK Parti Grup Başkanvekili Mustafa Elitaş, 3. Yargı Paketi’ni Meclis tatile girmeden yasalaştırmaya çalışacaklarını bildirdi.

    Elitaş, Mecliste gazetecilerin soru üzerine, ”3. yargı paketi hafta sonunda (30 Haziran Cumartesi Günü) Meclis gündemine gelecek. Muhalefetin bu konuda daha önce talepleri vardı. Muhalefetle konuyu görüşeceğiz ve Meclis tatile girmeden paketi yasalaştırmaya çalışacağız” dedi.

    3. Yargı Paketi’ne göre, Ekonomik faaliyetini bedeni çalışmasıyla sürdüren borçlunun mesleğini sürdürebilmesi için gerekli olan her türlü eşya, aile bireyleri için lüzumlu eşya, borçlunun haline münasip evi ve öğrenci bursları haczedilemeyecek.

    İcra ve iflas dairelerine yapılacak her türlü nakdi ödeme, bankalarda icra ve iflas dairesi adına açılan hesaba yatırılacak. Güvenli elektronik imza, elle atılan imzayla aynı ispat gücüne haiz olacak. Hacizli malların satış ilanı elektronik ortamda da yapılabilecek.

    Pakette, hakimlerin tutuklama yerine adli kontrol uygulayabileceğine yönelik düzenlemeler yer alıyor. (AA)

    Muhalefet Partilerinin önerileri içinde Taahhüdü İhlal HAPİS Cezasının kaldırılması var..

  12. SURİYE İLE SAVAŞIN GERÇEK GEREKCESİ NEDİR?
    ÖNLEMLER İŞLEME KONMAYINCA VE BAZILARI GECİKİNCE ÇEK KANUNU BEKLENEN ETKİYİ YARATMADI.
    Bir senelik bekleme süresi, yeni yasaların işleme girmesiyle oluşacak akıbeti ortaya koydu.
    Çek Yasasında yapılan değişiklikler karşılıksız çeke hapis cezasını kaldırdı. Bununla birlikte çekin güvenirliliğini oluşturacak etkenlerinde devreye girmesi gerekiyordu. Bu etkenlerin bir çoğu Bankalar ve Bankalar Birliği tarafından oluşturulacaktı. Bankalar Birliği ve Bankalar bu etkenleri oluşturmayınca çekin güvenirliliği kalmadı. Bankalar yine suçu hapisliğin kalkmasına atıyor. Yasal Boşluklarla oluşan sıkıntı çeke hapisliği geri getirir mi? Hayır.
    1 TEMMUZ 2012 Tarihinde Yeni Borçlar Yasası ve Yeni Ticaret Yasası devreye girince bankaların maskesi iyice düşecek.
    Küresel Ekonomik Kriz Avrupa’da yayılıyor. Bu sebeple ülkelerin dış borç bulması hayli zor. Bakmayın IMF ye borç para vereceğiz hikayelerine. Dışarıya borcumuz ve bu yüzden bağımlılığımızın artması tam gaz sürüyor. Bu sebeplerden dolayı, AKP Hükümeti yine iç borç almaya, yani bankalara boyun eğmeye mahkum. Bu yüzden bankalara yaptırım uygulamakta zorlanıyor. Çünkü bankalarda toplanan mevduat çok sınırlı. Bu mevduatın da tek müşterisi devlet olmak zorunda. Bu yüzden mevduatın bir kuruşu bile çok değerli. Bu durum da bankaların faiz artırmak için beklediği fırsatı yavaş yavaş getirmekteydi.
    Hükümetin direnebilmesi için Butlan Hukuku nu ayakta tutması şart. Bu yüzden yasal boşlukların korunmasına özen gösteriliyor.
    Bu husus da ticarette güvensizliği beraberinde getiriyor. Nakit para yok, güven ortamı yok ve borç para bulmak olanaksız.
    ZOR OYUN BOZAR her zaman. Öyle de oluyor. Vatandaş geçim derdinde ve artık zorlanıyor. Bıçak kemiğe dayandı artık. Kara Listenin büyümesi ve Silinmeyen Siciller yüzünden vatandaşın borç alması hayli zorlaştı. Bu da iflasları, sosyal patlamayı oluşturmakta. İntiharlar çoğalmakta tabiatıyla.
    Ancak bu durum; “Sosyal Patlama” yı kamufle ederek göstermeyerek gündemi uzun süre meşgul edecek bir hususiyetin oluşmasını da mecbur tutmaktadır.
    Sanatcı ! Nihat Doğan’ın dediği gibi; “Ancak bir savaş geçim sıkıntısını unutturup birlikte hareket etmeyi sağlar, bunun için savaş gereklidir”
    ANLADINIZ MI SURİYE İLE SAVAŞIN GERÇEK GEREKCESİNİ?
    Ve anladınız mı acaba düşen uçağın, niçin düşürüldüğünü?
    AKP Hükümetinin eli mecbur.
    Üçüncü seçeneğe razı olan toplum oluşumuna katkı sağlarken, kendi prestijini de yıkmayarak aksine artıracak politika geliştirmeye.
    “Ekonomi Batarsa Hepimiz Batarız.” Demagojisi, demagoji olmaktan çıkmakta yavaş yavaş. Artık gerçeği işaret ediyor.
    Hepimiz batmaktayız ekonomik krizle.
    Batmanın sebebini savaş göstermek yıllardır süren ezberimiz zira.
    PKK ile savaş artık eskidi, demode oldu.
    Bitmemesinin gerçek nedeni de artık su yüzüne çıktı. Beceriksizlik bir başka savaşın iz düşümüydü. Bıçak kemiğe dayandı..
    Sıra geldi başka savaşlara.
    Ekonomik savaşı kaybediyoruz evet.
    Ama bunu unutturacak savaş kazanma umudu var hiç olmazsa.
    Ya Herro, Ya Merro. Ya acı, ya ekşi durumu yani.
    Bunu diyerek savaşa sürüklerken ülkeyi,
    Vatandaş için bir şey fark etmiyor zaten
    Ekşiyi çoktan unuttuk, acılarla boğuşurken, acıya şerbetlenerek.
    Acıyla karşılaşacak isek sonuçta; AKP ile de olur, onsuz da..
    Bunun bilincinde zaten AKP.
    Bu yüzden, üçüncü seçeneğe razı etmek olunca sorun; prestijin korunması olur asıl sorun.
    Cari açıkta artış devam ediyor.
    İşsizliktede öyle.
    Esas önemlisi üretim yavaşladı, ihracatta öyle.
    Turizm gelirlerinde bile düşüş var..
    Savaş çığlıkları ile gündem değiştirerek günü atlamak, politika yapmak ise eğer; bu politika acıları oluşturacaktır her daim..
    Bundan nemalandığını zannedenler bile acı çekecektir, akabinde.
    Ya herro, ya merro yani.
    Ya suçlular topluluğunda, suçlu ezikliğinde üçüncü seçeneğe razı olup tecavüzden zevk alacağız;
    Ya da gemileri yakıp, gerçek demokrasinin mücadelesini yapacağız.
    Sonuçta ya herro, ya merro nasılsa demeyeceğimiz kesin..

  13. Aylardır, az da olsa, çek mağdurlarının yorum eklemekte olduğum tüm sitelerinde

    ” “KARSILIKSIZ CEK’E HAPIS CEZASININ KALKMASI” GIBI “TAAHHUDU İHLALLERDE VERİLEN HAPİS CEZASININ KALKMASI” İÇİN TEK YOL AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ – AİHM NEZDİNDE YAPILACAK ÇOK SAYIDA MÜRACAATTIR ! ”

    diye basbas bağırıyorum. Eskiden çek mağdurlarını uyutan site şimdi de taahhüdü ihlal mağdurlarını uyutmaya ve onları hükümete bel bağlamaya, hükümete yalvarmaya yönlendirmeye çalışıyor.

    Tek çözüm yolu bellidir : AİHM MÜRACAATLARIYLA HÜKÜMET ÜZERİNDE BASKI KURMAK !

    Gerisi laf-ı güzaf…

  14. “VATANDAŞ” OLMA BİLİNÇSİZLİĞİ VE İHBARIN ÖNEMİ

    BİLİNÇSİZLİK; “YAŞAMADAN, İDRAK ETMEDEN YAŞAMAMIŞ GİBİ ÖLMEK, HİÇİ YAŞAMAK BUNUN ADI” Ben yiyemiyorum, buyurun siz yiyin demekle eşdeğerdir bu tavır. Kıymet bilmek için, değerin farkına varmak gerekir oysa. Farkında değilseniz o değerlerin, kıymetini beklemek zaten beyhudedir. Bu durumda da; ne çalanlar ne yaptığının farkındadır, ne de çaldıranlar neleri çaldırdıklarının. İşte yolsuzluk ekonomisi politikaları bunun için vardır. Çünkü; “ÖZGÜRLÜĞÜN EN BÜYÜK DÜŞMANI, HALİNDEN MEMNUN OLAN KÖLELERDİR.”

    Hemen hepimiz vatandaşlar olarak, vatandaşlık haklarımızdan mahrumiyette devleti suçlar ve onu güvensiz olarak addederiz. Devlete güvensizliğimizi oluşturan sebepler yüzünden de çoklukla devleti yönetenleri suçlarız. Evet devleti yönetenlerin bu güvensizlikleri oluşturmada payı büyüktür. Ama esas pay, yönetenlere verilen tavizlerdedir.

    Bir insanın en büyük düşmanı yine kendisidir. İnsana kendi nefsinin verdiği zarardan daha büyüğünü hiç kimse ona veremez. İnsana düşmanlarının verdiği zarar, ancak onun buna müsaade ettiği nispetçedir. Son ilahi din İslam’ın manifestosu kötülüklerle savaşmayı-cihadı emreder. Bu emir paralelinde; “iyiliği emretmek ve kötülükten men etmek” vardır. İşte insanın kendi nefsi, ona cihad etmeyi zul olarak kabul ettirir. Bahanelerle bu emri savsaklar. Neticesinde de zulme prim verilmiş, müsaade edilmiş olunur.

    Nitekim yaratıcımız, insanlara gönderdiği son manifestosundaki Rahman Suresinde; “ben kainatı belli bir ölçüye dayalı dengeye bağlı düzen içinde yarattım; sakın bu dengeyi bozmayın.” İkazını yapmaktadır. Gerçekte de, adalet olarak kabul ettiğimiz bu ölçü dengesi bozulduğunda ağır gelen tarafın tahakkümü söz konusu olmaktadır.

    Bilindiği gibi, kabıyla beraber tartılan bir nesnenin kabının ağırlığına dara denir. Adalette dara; kötülüklere karşı hazır olan, kötülüğün derecesine göre de içi doldurulacak olan tedbir ve ihtiyatların tümü demektir. Bu durumda eğer dara mevcut değilse, peşinen diğer tarafın üstünlüğü kabul edilmiş, meydan boş bırakılmış demektir. Yani her kötülüğe karşı bir dengenin bulunmasıdır adaleti sağlayan. Adalet terazisinin bir kefesi kötülüğe karşı dolu olmalıdır her zaman.

    Her hangi bir ülke vatandaşı bireyin kazanımları-edinimleri iki türlüdür. Bunlardan birincisi yakının da bulunan kazanımlardır. Bunlar evi, eşyası, arabası, bankada parası v.s. dir. İkincisi vatandaşlık sorumluluklarından dolayı kazanımları, haklarıdır. İnsan aceleci tabiatı dolayısıyla görmediği şeylere iman etmediği için; vatandaşlık haklarını da görmez ve bilincinde olmaz. Dolayısıyla bu haklarının korunması için diğerlerine yaptığı mücadeleyi vermez. Bunların, muhtevasını bilmediği varlıkların korunmasını hep devletten bekler. Tabiatıyla bu beklenti normal karşılanabilir, ancak; niteliğini ve niceliğini bilmediği varlığın korunmasını beklemek ve kendisine rücu etmesini istemek anormaldir.

    Vatandaş olmanın doğurduğu hakları (vatandaşın devletin varlıkları üzerindeki kendi payını) bunların nitelik ve niceliklerini bilmemek; bunların korunması ve kullanımında, istemekte zayıflık demektir ki bu durum, bunların hırsızlığına müsaade etmek ve bu haklardan mahrum olmayı kabullenmek demektir.

    Yolsuzluk ekonomisi politikaları da işte bu bilinçsizlik üzerine kurulmuştur. Bu politikaların ana hedefi devlete olan güveni yok ederek, emperyalizmin parçala böl ve yönet politikasına işlerlik kazandırmaktır. Vatandaşlık sorumluluklarını ve bunlardan doğan hakları bilmeyen vatandaşlar topluluğu devlet oluşturamaz. Güvensizlik ortamında devlet oluşmaz. Güveni ihdas edecek devlet arayışları başlar.
    Otoriter devlet arayışlarına cevap bulmak için bu gün; manda, himaye ve bunlar için feodal devlet yapıları kavramları hayata geçirilmek üzere belleklere sunulmuştur.
    Bunda maksat, artan dünya nüfusuna karşın; enerji ve besin kaynaklarının yönetiminin; küresel iktidar seçkinleri tekelleşmesi ile bir odakta toplanmasıdır. İşte yolsuzluk ekonomisi politikaları bu amaca hizmet eder. Ülkelerin zenginlikleri, yerel iktidar seçkinleri eliyle küresel iktidar seçkinlerinin emrine bırakılır.
    Yolsuzluk ekonomisi politikaları; “butlan hukuku” oluşturacak yasaları ve hukukcularını da türetir. Butlan var olmayan bir hakkın varmış gibi kabul görmesidir. Bu yasalarda maksat; kendi güç ve sorunları ile uğraş yüzünden, dayatmaları sessizce kabullenecek bireylerden oluşan ezilenler toplumu oluşturmaktır.
    Örneğin, ülkemizde borçlar yasası ve medeni kanuna göre reşitlik, olgunluk yaşı 18 dir. Ama ceza yasasında buna karşı olarak, rıza yaşı türetilmiştir, bu da 15 dir. Bu seks özgülüğü altında çocuk istismarlığına göz yummanın dik alasıdır.
    Bütün bunların sebebi vatandaşlık haklarının ve onların korunmasının bilinçsizliğidir. Bu bilinçsizlik, ben bilmem ağam bilir bilinçsizliği parelelinde hayat bulmuştur. Ülkemizde hemen herkes Müslüman olduğunu ve Allah’ı tanıdığını iddia eder. Ancak bu bilinçsizlik bunun böyle olmadığının kanıtıdır. Müslümanlığın manifestosu kitabın Maide Suresi 38. ayetinde Allah; “hırsızın elini kesin” emrini vermiştir. Emrin devamında, bunun; ibret alınarak caydırıcılığı oluşturmak için yapılması gerektiği üzerinde durulmuştur. Hırsızın elini kesmek demek ; hırsızın veya hırsızların bunu yaptığı ortamı yok etmek demektir. Bunun için gerçekten hırsızın da eli kesilecekse kesilir. Ama öncelik, hırsızlık ortamını yok etmektir.
    “Balık baştan kokar”. Yolsuzluklar, usulsüzlükler ve rüşvet de hak hırsızlığıdır. Bunlar devletin güvenirsizliğinde yeşerip, devleti güvenirsiz yaptıkca olgunlaşırlar.

    Bu olumsuzluğun önüne geçilmesi, vatandaşın duyarlılığına bağlıdır. Bu duyarlılık, denetim hakkının bilincinde hareket etmek, kontrolü elde tutmak demektir. Denetim ülke yöneticilerinin ve yönetim politikalarının denetimi, sorgulanması ile başlar. Her vatandaş bu politikaları yargılacak, doğrusunu önerip yürürlüğe sokturacak yeteneklere ve muktedirliğe sahip olmalıdır. Bu olmadığı zaman, vatandaşlık haklarının kazanımından ve kullanılmasından söz etmek yersizdir. Demokrasi bu yeteneklerin ve muktedirliğin sergilenmesine olanak tanır. Çünkü özgürlüklerin olmadığı yerlerde ruhlar ölü beyinlerin esaretindedir. Ölü beyinlerden de yapıcılık beklenemez.

    Mesela sağlıktaki yolsuzluklar sebebiyle neler kaybettiğinizin bilincinde misiniz?
    2009 yılında devletin vatandaşın sağlığına ayırdığı pay 36 milyar lira idi. (IMF nin bize ekonomimizin kurtulması için teklif ettiği borç ise 40 milyar dolardı.) Bu payın sadece 16 milyar lirası gerçek karşılığını buldu. Diğer kısmı ise yolsuzlukların, rüşvetle hırsızlıkların ve usulsüz harcamaların kurbanı oldu. Bunun sonucu olarak hükümetin sağlık politikası iflas etmeye başladı. Özel hastaneler, kendilerine tanınan rant kapısını iyi değerlendirdiler. Aç gözlülük ve tamah sonuçta kaynak kurumasına sebep oldu. Sonuçta her vatandaşa “katkı payı ödemek” zulü yüklendi.

    Devlete güven, şeffalık ortamının oluşması ile başlar. Yöneticilerin dokunulmazlıklarının kaldırılması, hesap vermenin önünün açılması, siyasetten arındırılmış ve kontrolü yine siyasetten arındırılmış bir yapı-kurum tarafından(-örneğin senato, ikinci meclis) olan yargının oluşması istemekte samimiyete bağlıdır. Ki bu samimiyet vatandaşlık haklarının bilincinde olmaya bağlıdır.
    Yolsuzluklar, rüşvet ve usulsüzlüklerle savaşmanın en başarılı belirgin ayağı mutlaka İHBAR dır. Bu yüzden, yolsuzluk ekonomisi politikacıları, ihbar mekanizmasının oluşmasını istemezler ve önünü kesmek için ellerinden geleni ardına koymazlar.

    İhbar mekanizmasının çalışması yine bilinçli olamaya bağlıdır. Bu bilinçlenme, vatandaşın neleri kaybettiğini, hangi haklarından mahrum edilerek köleleştirilmeye mahkum olduğunun; bu mahkumiyetin sebeplerini idrak etmesi demektir. Geçmiş dönemlerde vergi kaçaklarını önlemek için KDV fişi toplamak gibi bir ihbar mekanizması oluşturulmuş ve başarı beklenmişti. Bu durum bilinçsizliği önlemediği için de, naylon fatura sahtekarlığı, nitelikli dolandırıcılığı ile kazanımın önünü açmıştı.

    Başka bir unsurda caydırıcı ve ıslah edici yasalardır. Bunun için Avrupa Birliği uyum çerçevesinde hazırlanıp 2006 yılında meclise sunulan ama o gün den bu güne meclis raflarında bekleyen “Yolsuzlukla Mücadele Kanun Tasarısı” mevcuttur.
    Bu yasanın bekletilme sebepleri tasarının 9. ve 10. maddeleridir.
    Yardım sağlayan kimselerin korunması
    Madde 9– Bu Kanun kapsamındaki suçları ihbar edenler, suç ve delillerin ortaya çıkarılması ve suçluların yakalanması hususunda yardımda bulunan kimseler ve bunların yakınları hakkında 4422 sayılı Kanunun 7 nci maddesinde belirtilen koruma önlemleri uygulanır.

    Savunma hakkı engellenmeksizin, mahkemeye bilgi verenlerin tanınmasını engelleyecek görünüş, ses, kıyafet değişikliği yöntemleri kullanılarak veya video ve ses bağlantısı veya diğer uygun araçlar dahil iletişim teknolojisinden yararlanılarak dinlenilmelerine mahkemece karar verilebilir.

    İkramiye
    Madde 10- Suçun önlenmesi, soruşturulması ve kovuşturulması ile görevli olanlar ve failler hariç, bu Kanun kapsamında yer alan suçların ve delillerin ortaya çıkarılması, faillerinin yakalanması ve kamu zararının giderilmesinde yardım sağlayan kişilere, esas ve usulleri yönetmelikle belirlenmek üzere, sağlanan yardım oranında, giderilen zararın yüzde biri kadar, İçişleri Bakanlığı bütçesinin ilgili tertibinden ikramiye verilir. Diğer kanunlarda da ikramiyenin öngörülmesi hâlinde kişinin lehine olan kanun hükümleri uygulanır.
    İşte bu iki madde bu yasa tasarısının raflarda tozlanmasına sebep olmaktadır.

    Yukarıda da değindiğim gibi insan görnediği şeylere inanmaz. Vatandaşlık hak ve kazanımlarıda görünmeyen mefhumlardır. Bunların değeri, anlatılmakla ifade edilerek algılatılamaz. Bu değer ancak ve ancak hissettirilerek algılatılabilir. Bu da çoğunlukla yokluğunda aramakla olmaktadır. Oysa insan elindekinin değerini bilmelidir.

    Hissettirmeyi çeşitli usullerde ve kademelerde yapmak mümkündür. Bunlardan biri de ihbarın ödüllendirilmesidir. 1905 sayılı yasa, cumhuriyet tarihimizin en eski yasalarından biridir. Bu yasa vergi kaçaklarının ihbarını ödüllendirmek içindir. Ödüllendirmenin, ödül avcılığına yol açması gibi saçma sapan bir bahaneyle göz ardı edilmesinde maksat, ödüllendirmenin önemindedir.

    Yolsuzluk ekonomisi politikaları butlan hukuku yasal boşluklardan teşkil olur. Bu yasal boşluklar; var olan yasayı işletmemekten, varlığına ihtiyaç duyulan yasayı yapmamaktan ya da yapılmış yasayı delmek için işletime geç koymaktan oluşur. 1905 sayılı yasa ve yolsuzlukla mücadel yasa tasarıları bunun en güzel örnekleridir. Başka örnekler de var tabi. Hazırlanmasından 10 sene sonra kanunlaşıp hala yürürlüğe girmeyen yeni borçlar yasası ve ticaret yasası gibi belirgin örnekler.

    Sağlıktaki yolsuzluklarla mücadelemde, hicret anlayışında ensarlığına müracaat ettiğim şahıslar ve kurumlarda oldu. Kişi ve kurumlar tek başına bir şey yapamazsın, azınlığın tahakkümü olmaz diye mazeret ve bahaneler türetirken ben; firavuna karşı tek başına mücadele eden Musa’nın zaferinin şahitliğini yaşadım.

    Çok değil bundan birkaç yıl önce kalp ameliyatlarında kullanılan birkaç malzeme binlerce dolara devlete fatura edilmekteydi. Bu gün çok komik rakamlara fatura edilmekte. Bu zafer Allah’ın “BURHAN” ıdır. Enfeksiyon 26, Altın Omurga adlı operasyonların ihbarcısı olarak da; çalınan milyarlarca liranın devletin kasasına rücu etmesini sağladım. Halen süren yargılamalarda taraf katılan olarak da haklarımın takipcisiyim. Sağlıktaki yolsuzluklarda devlet denetleme kurumlarını eksik ve isteksiz davrandığının şahidi de oldum. Bunu harekete geçirmek için de gereğini yaptım. Mesela sağlıktaki yolsuzluklarda, bir sürü naylon faturanın usulsüz olarak devlete yöneltilerek haksız kazanç elde edilmesine karşılık; yapılan yargılamalarda sadece SGK nın taraf olması şaşırtıcıdır. Hani maliye, Maliye niye taraf olmaz? Kamunun zararı sadece bir kurumun zararı mı demektir?

    İşte bu soruların tek cevabı var, BİLİNÇSİZLİK; “YAŞAMADAN, İDRAK ETMEDEN YAŞAMAMIŞ GİBİ ÖLMEK, HİÇİ YAŞAMAK BUNUN ADI” Ben yiyemiyorum, buyurun siz yiyin demekle eşdeğerdir bu tavır. Kıymet bilmek için, değerin farkına varmak gerekir oysa. Farkında değilseniz o değerlerin, kıymetini beklemek zaten beyhudedir. Bu durumda da; ne çalanlar ne yaptığının farkındadır, ne de çaldıranlar neleri çaldırdıklarının. İşte yolsuzluk ekonomisi politikaları bunun için vardır. Çünkü; “ÖZGÜRLÜĞÜN EN BÜYÜK DÜŞMANI, HALİNDEN MEMNUN OLAN KÖLELERDİR.”

    ONLAR CESET KUŞLARIYDI
    Aşk dediklerinde çocuktum.
    Gözlerimin kesilen ellerden yapıldığını öğrendiğimde;
    bir katliam gibi sevişmeyi düşünmezdim, çoktum.
    Onlar ceset kuşlarıydı,
    deniz en büyük ölü.
    Afrika uyanmıştı ya,
    ben boğulmuştum
    HERKES VE BİRKAÇ KİŞİ
    Yağmur Herkese Yağar
    Güneş Isıtır Herkesi
    Mevsimler Herkes İçindir
    Yalnız Çığ Altında Kalan
    Sele Kapılan Her Zaman Birkaç Kişi

    Herkes İçindir Aşk Da Ayrılık Da
    Yalnızca Birkaç Kişi Ölür Acıdan
    Eskiden Ölümle Tartılırdı Ayrılık
    Kiminin Hayatı Yalnızca Unutkanlıktan

    Her Şey, Herkes İçin Değildir Oysa
    Kimi Hiçbirşey Ögrenmez Karanlıktan
    Yalnızlığı Kullanmayı Bilmez Kimi
    Kimi Ayrılamaz Karanlıktan

    Yağmur Herkese Yağar
    Ama Çok Az İnsan Tutar Yağmurun Ellerini
    Onca Şarkı Onca Film Onca Roman
    Ama Sevmeye Yetmez Herkesin Kalbi

    Çığ Altında Kalan Sele Kapılan
    Aşktan Ve Acıdan Ölen
    Birkaç Kişi Dünyayı Başka Bir Yer Yapmaya Yeter
    Aslında Onların Hikayesidir Anlatılan
    Diğerleri Dinler, Seyreder, Geçer Gider
    Geçer Gider Herkes
    Hikayelerdir Geriye Kalan. Yazar : MURATHAN MUNGAN

  15. BURHAN İŞCAN

    ASTSUBAYLARIN SINIFSAL TABAKALAŞMAYA KARŞI DURUŞLARI VE “AZ PORSİYON DEMOKRATLAR” IN TEPKİSİ.
    Astsubaylar yıllarca kast sistemi oluşumuna karşı gelmiş, gerçek eylemlerle toplumu uyarmaya çalışmıştır.
    Osmanlı Devleti zamanında başlayan feodalite ve feodalizm rüyası, emperyalist işgallerin katkısı ile mandacılık anlayışında gelişerek bu günlere kadar uzandı. Feodal yapıyı kast sistemi içinde geliştirmek isteyenler, ilk önceleri sistemin başına ruhban sınıfını getirmek istediler. Böylece ruhban sınıf tabakalaşması başladı. Seyitlik kavramı üzerinde kuruldu ruhbanlık. Günümüzde dahi seyitler, cemaatci yapılanmanın merkezinde olarak mektepliler karşısında üstünlüklerini korudular. Cumhuriyet kurulduktan sonra, isyanlar başlatıp, feodal yapılarını kurmak için aşiretleri ayaklandırdılar. İslam sınıfsal tabakalaşmaya karşı bir din olduğu için; kapitalist emelleri doğrultusunda dine karşı din oluşturmaktan dahi kaçınmadılar.
    Cumhuriyet kurulduktan sonra, bu akıma karşı genç subayların bir başka akım oluşturma gayretli çabaları da başladı.Ruhbanlara ve Amerikan Manda ve Himayesi amaçlı akıma karşı; sözde “vesayetci”, kast sistemi içinde aristokrat yönetici tabakasını oluşturma akımı başlatıldı . 27 Mayıs 1960 Devriminden sonra oluşturulan, “Silahlı Kuvvetler Birliği” üyeleri (bu birliğe katılmayan general ve üst düzey subay yok gibiydi), 27 Mayıs darbesi ile elde ettikleri “iktidarı” korumak için 28 Haziran 1961’de bir genelge yayınlayarak bunu dile getirmişlerdi. 15 Ekim 1961 genel seçimlerinde CHP umduğunu bulamayınca, Amerikan Manda ve Himayesini kabul edenlerin ülke yönetimi başına geçeceği öngörüsü, genç subayları harekete geçirdi. Bu durumun sonucunda 22. şubat 1962 ayaklanması oluştu.(Bakınız Wikipedia. 1962 ayaklanması) 20 Mayıs 1963 ayaklanması ise, 22 Şubat 1962’de, Harp Okulu Komutanı Kurmay Albay Talat Aydemir ve arkadaşlarının, ordu içindeki 27 Mayısçıların tasfiyesi için, 20 Şubat günü başlatılan atama ve gözaltına almalara karşı direnişi olayının devamıdır. Aslında başladığı an biten tek ihtilal girişimidir. Parolası ‘Harbiyeli aldanmaz’ olan ihtilal girişiminde Emekli Albay Talat Aydemir 22 Şubat’ta ulaştığı noktaya dahi yaklaşamamıştır. Bu ayaklanmaların sonucunda “ben ihtilalciyim” anlayışı ile birlikte, harbiyelinin aristokrat tabaka oluşturma mücadelesi başlamıştır. Ne gariptir ki; kendilerini Atatürkcü ve Kemalist olarak niteleyen harbiyeliler; sınıfsal tabakalaşmanın tam karşıtı olan bu mefkurelerin aksine hareket etmişlerdir. Cumhuriyetin vesayeti adı altında, sınıfsal tabakalaşmanın önderliğini yapmışlardır. Bu amaçla zaman zaman dikta rejim uygulamalarına bile tevessül etmişlerdir. Son eylemler, Ergenekon ve Balyoz Davalarında deşifre edilmiştir.(bakınız kamuemekcileri org. Astsubaydan isyan dolu açıklamalar)
    Harbiyeli Marşı bu sınıfsal tabakalaşmanın, aristokratlarının sembolüdür. Bu marş, gerek kast sistemi içinde feodolite özlemlilerine, gerek ABD sevdalılarına ve gerekse toplumun alt tabaka sınıflarına korku vermek için oluşturulmuştur. Harp okullarına gelen askeri lise öğrencilerine yemin töreninden önce kesinlikle söyletilmeyen marştır. Gerekçe , bu marşı söylemek için önce Harbiyeli olup onu söylemeye layık olunmalıdır, bu da yemin etmeyi gerektirir. Yani Harbiyeli okuldan, bu ülkeyi yönetmek için aristokrat olmaya yeminli yetiştirilir.
    Bu sebeple Türk Silahlı Kuvvetlerinde, dünyanın hiçbir ülkesinde görülmeyen farklı bir hiyerarşik yapılanma mevcuttur. Bu yapılanma, baştan beri söz ettiğim gibi anti demokrat ülke yönetimi rejim yapılanması gereğidir. Bu hiyerarşik yapılanma askerlik görevini yapan gençler vasıtasıyla tüm topluma dikte ettirilip kabul ettirilmiştir.
    Bu gerekceden olarak Harbiyeliler giderek kendilerini toplum sosyal yaşantısından soyutlamışlardır. Özel ordu evleri, GATA gibi özel hastaneler, lojmanlar vesaire. Bunların da daha baskını OYAK yapılanmasıdır.(bakınız Oyakta Yolsuzluklar)
    Kast Sistemi içindeki Aristokratlar güç, prestij, iktidar, ekonomik üstünlük, mevkii, statü kriterine göre kendi içlerinde katı bir hiyerarşiye sahipken; ruhbanlar standı içerisindeki hiyerarşi biraz daha yumuşaktır Sosyologlar sosyal sınıfı, bir toplumda hemen hemen aynı zenginlik, statü ve gücü paylaşan bir grup veya kategori olarak tanımlarlar. Bu sınıflar yukarıdan aşağıya olan belirli bir sıra olarak ayarlanmış ve sosyal tabakalaşma sistemi oluşturmuştur. Bu sistemde bireyin yeri önemlidir, çünkü sosyal tabakalaşma düzeni insanların nasıl yaşadığını ve ötekiler tarafından nasıl algılandığını ve davranıldığını belirler. Ancak zor oyun bozar. Kapitalizmin vahşi, kapitalizme dönüşmesiyle RUHBANLARDA, ARİSTOKRATLARDA ve emelleride ortaya çıkmıştır. Ergenekon ve Balyoz davaları zorun oyun bozmasıdır.
    Bu Faşizm girişimlerinin ana direklerinden biri ne olduğu belirsiz bir laikliktir. Laiklik ruhbanlar sınıfsal tabakasınca; aristokrat Harbiyelilerin dinsizliğidir. Aristokrat Harbiyelilere göre ise laiklik; kapitalist İslam aldatmacasına, bu aldatmacayla emperyalizmin müstemlekesi olmaya karşı settir. Yani kast sisteminin üst sınıfsal tabakalaşmasını oluşturmak isteyen her iki gurupta, ruhbanlar ve aristokratlar; laiklikten kendi amaçlarına uygun anlam çıkarıp uygulamaya sokmuşlardır. Laikliği çatışmalarının odağı haline getirmişlerdir.
    Bu doğrultuda da demokrasi anlayışının da topluma algılatılması tıpkı laiklik gibi farklı boyutlarda ve anlamlardadır.
    İşte Harbiyelilerin bu tutum ve davranışları Türk Silahlı Kuvvetleri içinde ayrımcılığa da yol açmıştır. Önceleri subayların kendi aralarında başlayan ayrımcılık, giderek Harbiyeli aristokrasinin oturmasıyla; sınıfsal tabakalaşma ayrımcılığına dönüşmüştür.
    Subay ve Astsubay ayrımcılığı bir orduyu bitirecek nifaktı. Yıllarca astsubaylar bu nifaka-fitne ayrımcılığa karşı mücadele etti.(bakınız Astsubayların 1970 ve 1975 eylemleri )
    Aslında bu mücadele tüm toplumumuzun ortak sorunudur. Başbakan’ın “Taraf olmayan bertaraf olur” sözleri ile deşifre edildiği gibi; toplumda ayrımcılık, sosyal sınıf tabakalaşma ayrımcılığı emperyalizmin parçala böl ve yönet politikası gereği fitnedir.
    Bu gün ülkemizin temel sorunu; toplumu farklı sınıfsal tabakalaşmaya, ayrımcılığa, taraflara ayrılmaya mecbur eden bu fitnedir.
    Bu fitne ülkemize maalesef; Amerikancı din bezirganları sahtekar Ruhbanlar ve onlara karşı gibi görüntü sergileyen sözde Kemalist ve Atatürk’cü geçinen Aristokrat Harbiyeliler tarafından sokulmuştur. Demokrasiyi ve Atatürkcü Kemalist aydınlanmayı bir türlü algılayıp genlerine geçirememiş bu iki güruh, maalesef, toplum içinde aynı doğrultuda zihniyette bir çok yandaş bulmuştur. Bu toplum insanlarının büyük bir çoğunluğu bunlardan medet ummaktadır. Bu durumun oluşturduğu kaygılar sonucu toplumun diğer katmanları, tabakaları işci, emekci ve üretici sınıflarında tepkiler hat safhaya ulaşmıştır. İlk defa 1. Mayıs Bayramında meydanlar sosyal demokrat devrimci İslamcı gençlerle buluşmuştur. İlk defa bu tepkiler, geniş bir ortak paydada buluşmuştur.
    Meydanlardaki bu durum tabiatıyla toplum vicdan ve efkarında da anlamsal değer bulacaktır.
    İşte bu durum, bu oluşumun karşısındaki yönetici üst tabaka anti demokrat zihniyetlerin birlikte hareket etmesine de sebep olmuştur.
    Başbakan ve Genel Kurmay Başkanı birbirlerini destekleyen mesajlar vermeye başlamışlardır.
    “yarım porsiyon aydınlar” ve “edepsizler” hezeyanları niçindir.
    Partisinin kapatılması söz konusu olunca başbakan meydanlara çıkıp Araf Suresi 179. ayeti okumuştu bir zamanlar.”Onlar gözleri vardır görmezler, kulakları vardır işitmezler” diyordu meydanlarda.
    Çok şükür gözlerimiz ve kulaklarımız; Ergenekon ve Balyoz Davalarını da, tutuklanana generalleride, yolsuzluklarıda, yargının ve devletin işgallerini de bunların körüklenişini de, sebeplerini de görüyor, işitiyor beyinlerimiz algılıyor. Aydın olmaya hiç gerek kalmıyor yani..İnsan duyuları ile hareket eden değil, düşünüp idrak edip, aklı ile üreterek irade kuran varlıktır. İnsan olduğunun farkında olan herkes, Allah’ın bize biçtiği görevi idrak edip yapabilmek için; Allah’ın koyduğu ölçü olan adalet içinde eşit şartlarda ve özgürce irade kurmak ister. Özgürlüklerin olmadığı yerde, ruhlar ve beyinler ölüdür. Ölü beyinlerden yapıcılık beklemek beyhudedir. Ruhları olmayan bedenler ya cesettir ya robot.Ve en sefil hayat, başkalarının arzusuna göre yaşamaktır.
    İşte astsubaylar , geçmişte olduğu gibi bu onurlu mücadelenin öncülüğünü yapmaktadır. Geçmişte onların öngürülü işaretleri, artık bu gün alenen tezahür etmiştir. Ruhbanların ve Aristokratların ülke yönetimi üzerindeki egemenlik çatışması; Amerikan Mandası taraftarları ve emperyalistlerin nemalanmasına fırsat vermektedir. Ülke giderek daha bağımlı hale gelmektedir. Emelleri ülke yönetimini ele geçirmek olanlar; dağdaki feodalite heveslisi eşkiyaya eğitim bile vererek, şartların kötüleşmesini körükleyerek haklılık payı elde etmek istemişlerdir.(bakınız ordudan ayrılan 50 subay Pkk ya geçti haberleri)
    Bu durum karşısında astsubayların sessiz kalması beklenemezdi. Muvazzaf astsubayların halen görevde olması, üzerlerindeki baskı onları sessizliğe mecbur etmektedir. Emekli Astsubayların ise TEMAD gibi örgütleri vardır. Ancak TEMAD faşizmin gölgesinde bu güne kadar gerçek tepkiyi dile getirememiştir. İnternet ortamının sosyal medya oluşturması, sistem mağdurlarının bundan faydalanmasına sebep olmaktadır.
    Çek Mağdurları eylemlerimiz başarıyla sonuçlanmıştır. Şimdi sıra sistemin diğer mağdurlarının sorunlarını dile getirmeye gelmiştir.
    Yukarıda değindiğim gibi sistem mağdurlarının yani; Türkiye Toplumunun gerçek ve tek sorunu vardır. Küresel Emperyalizm politikasının parçala böl ve yönet politikasının oluşturduğu güvensizlikle bölünme. Başta devlete, silahlı kuvvetler ve yargı dahil devletin tüm kurumlarına karşı oluşan güvensizlik, yayılarak bireylerin birbirlerine karşı güvensizliğine kadar inmektedir. Bunu oluşturanda sistemin beyni belamlar ve kalbi bankaların ayakta tuttuğu yolsuzluk ekonomisi politikalardır. Yolsuzluk ve rüşvet fitnesi o kadar yaygınlaştırılmıştır ki, toplumda suç işlememiş veya suça bulaşmamış insan bulmak artık zorlaşmıştır.
    Çözüm, sahte demokrasi olgusu oluşturan ortam içinde değil; gerçek demokrat yapı olgusu içindedir. Devlete güveni oluşturacak politikayı , devlet politikasını oluşturup idame ve muhafaza edecek gerçek devlet yapısı oluşturmaktır.
    Sorunu bilmeyen çözüm üretemez, çözüm oluşmuyorsa sorun bilinmiyor demektir.
    Oluşan sonuçları, sonuca etki eden sebep, neden ve sonuç ilişkisinde değerlendirdiğimizde; problemin Amerikan mandacılığı ve bundan büyük pay almak isteyen sosyal sınıf tabakalaşmasından oluştuğunu görürüz. Gerek feodalizm isteklileri, gerek vesayetci aristokratlar, gerek ruhbanlar aynı gaye için çalışmaktadır.
    Nihayetinde iki sonuç oluşumu tezahür edecektir. Ya emperyalizmin sahte demokrasisi anlayışında feodal yapılaşma yani ülkenin bölünmesi; ya da gerçek demokrasi anlayışında yarı doğrudan demokrasi hükümet şekilleri uygulaması ile toplumun her bireyini yönetime katkılı, müdahele eden yargılayan hale getirildiği tek devlet.
    Yeni bir anayasa yapım arayışları içinde bu anayasaya ilgi ve katkının oranı, bu iki durumdan birini ortaya koyacaktır.
    İş; “az porsiyon demokrat”, aydınlara kafa tutan din ve ahlak bezirganı, Amerikancı illüzyonistlerin etkisinden sıyrılmakta.(bakınız, başbakan TEMAD a karşı, genel kurmaya sahip çıktı haberleri) 05-05-2012

  16. BURHAN İŞCAN

    BETÜL
    SORUMA Bİ CEVAP ARIYORUM LÜTFEN***2004 DE KARŞILIKSIZ ÇEKDEN TUTUKLAMA KALKTI***ŞİMDİ İCRA BAŞLADI**SORUM İCRANIN ZAMAN AŞIMI VARMI*VARSA NE KADAR SÜRER HACİZ İŞLEMLERİ.

    YÜRÜRLÜKTEKİ BORÇLAR YASASINA GÖRE;

    A-1) Zamanaşımı, borcu kendiliğinden ve yalnız başına sona erdiren bir neden değildir. Hak düşürücü sürelerden farklı olarak, zamanaşımı sürelerinin dolmasıyla hak ve alacak ortadan kalkmaz; eksik bir borç olarak varlığını sürdürür. Eğer borçlu zamanaşımını ileri sürerse, alacaklı artık alacağını alamaz. Başka bir deyişle, alacaklı, zamanaşımı süresi içerisinde alacağını isteme (dava açma,icra kovuşturması yapma) hakkını kullanmayıp süreyi geçirirse, borçlunun zamanaşımı savunmasıyla karşılaşması durumunda, alacağını alma hakkını kaybeder. Şu halde, zamanaşımı süresinin dolması, alacağı ortadan kaldırmamakta, ancak onun istenebilme (dava edilebilme) niteliğini zayıflatmaktadır. Borçlu zamanaşımını ileri sürünce de, alacaklı alacağını alamamaktadır.

    2) Buna karşılık, borçlu zamanaşımı savunması yapmazsa veya bu hakkını yasal süresi içinde kullanmazsa ya da sonradan kullanmak isteyip de, davacı savunmanın genişletilmesine karşı çıkarsa, o hak ve alacak için yasada öngörülen zamanaşımı süresi dolmuş olsa bile, davalı borcunu ödemek zorunda kalacaktır.

    3) Hemen belirtelim ki, davalı zamanaşımı savunması yapmadığı sürece, o hak ve alacak için zamanaşımı süresi dolmuş olsa bile, yargıç bunu kendiliğinden gözetemez; davayı sürdürmek ve alacağı hüküm altına almak zorundadır. Borçlar Kanunu’nun ilgili maddesine göre (818/m.140 ve 6098/m.161)“Zamanaşımı ileri sürülmezse yargıç bunu kendiliğinden gözönüne alamaz.”

    4) Bir Yargıtay kararında denildiği gibi, zamanaşımı alacaklılık ve borçluluk ilişkisini ortadan kaldırmaz. Zamanaşımına uğrayan borç, eksik borç olarak varlığını sürdürür. Zamanaşımının alacaklıya karşı etkisini göstermesi, borçlu tarafından ileri sürülmesine bağlıdır.
    Halen yürürlükte olan yasaya göre bu süre menkul kıymet alacakları için beş yıl, gayrimenkuller için 10 yıldır. Yürürlüğe girecek yasada bu miktarlar artırılacaktır. Bakınız google -”yeni borçlar yasasının zaman bakımından uygulanması”

    B-“İCRA İFLAS KANUNUNDA SÜRELER” detayları öğrenmek için google da bunu yazıp inceleyiniz.
    Halen yürürlükte olan kanuna göre, bir icra davası dosyası içinde bir yıl içinde kesintisiz işlem yapılmazsa dosya ve bağlı olarak dava düşer. Bu durumda dosya yenileme işlemleri yapılır. Bu işlemlerde borçluya yeniden tebligat gönderilir. Bu gönderilen tebligata borçlu itiraz edebilir.
    2004 yılındaki bir borçtan dolayı icra davasının sürdürülebilmesi için dosya yenilemenin her yıl yapılması gerekir.
    Eğer bu süreler A- BENDİNDE yazdığım borçlar yasası süreleri ile çakışıyorsa ki anladığım kadarıyla sizin için bu durum mevcut; alacaklınızın alacağını alma şansı sizin bilinçsizliğinize bağlı

  17. BURHAN İŞCAN

    ‘Nicelikli Adalet’ kontrolünde ‘Nitelikli Dolandırıcılık’
    ‘Niceliklilerin Hukuku’ ve ‘Niteliklilerin Dolandırıcılığı’ arasında ki derin bağ… Neden bahsedeceğimi anladınız sanırım.. Sokaktan geçen herhangi birisine bugünlerde ‘Nitelikli dolandırıcılık size neyi anımsatıyor’ diye sorun. Alacağınız cevap; ‘Deniz Feneri’ olacak.

    Alman makamları tarafından ‘niteliği’ tescillenmiş bir dolandırıcılık vakası, ‘Nicelikli’ makamlarımız tarafından aklanmaya çalışılıyor aylardır.

    Çoğunluğa dayalı adalet böyle birşey demek ki..

    Adalet yok, hukuk yerlerde, kanunlar altüst edilmiş..

    Deniz Feneri soruşturmasını yürüten ‘Türk’ savcısı, nicelikli adaletin kurbanı olmuş..

    Savcılarımızdan Abdulvahap Yaren açıklıyor.

    ‘Zekat, fitre paralarını hovardalıkta kullanmışlar’

    Fazla söze gerek var mı acaba..

    Türkiye’de hem yazılı kanunlarımız, hem de vicdani hassasiyetlerimiz altüst edilmiş durumda..
    Bu ülkenin aydını, askeri Balyoz gibi, Ergenekon gibi üretilmiş tertiplerle niteliksiz niceliklilerle sindirilmeye çalışılıyor, gözaltına alınıyor…

    Bu ülkenin milli bayramları ‘Garabet, Mürebbiye ve Viva’ söylemleri ile yok edilmeye çalışılıyor.

    Ordu düşmanlarına ‘eyvallah’ çekenler artık iktidarın ağzıyla açıklama yapar olmuşlar.

    Bugüne kadar ordu konuşuyor diye söylenmedik laf bırakmayanlar, şimdi de ordu muhalifleri eleştiriyor diye şak şakcılık yapıyor..

    Devlet süt dağıtmayı beceremiyor, çocuklarımızı zehirliyor, 7 yıldır becerenleri ise içerden çıkarmıyor..

    İktidar eliyle dönüştürülüyoruz, haberimiz yok. Sanatı, ekonomiyi, adalet anlayışını, cumhuriyeti dönüştürüyorlar. 5 sene önce dayanamayacağımız her türlü adaletsizliğe alıştırıldık..

    Tepkisizleştirildik.. (POLİTİKA DERGİSİ)

  18. BURHAN İŞCAN

    NİTELİKLİLERİN DOLANDIRICILIĞI, BUTLAN HUKUKU NİCELİKLİ ADALETİ KONTROLÜNDEN DEĞİL, DAHA ÇOK BİLİNÇSİZ TOPLUMUN NİTELİKSİZLİĞİNDEN KUVVET BULUR.
    ‎”Sular çekilince karıncalar balıkları, sular yükselince balıklar karıncaları yer. Kimin kimi ne zaman yiyeceği hayatın akışına bağlıdır. Hayatın akışı her ne kadar kader ise de; kaderi kaza etmeye Allah karar verir. Allah hayatın akışına dilediğince yön verir. Bu yüzdendir ki; ilahi adaleti ve ilahi yasaları es geçenler, kendi adaletlerinin ve yasalarının mahkumu olur.”

    Demokrasi ve Hoşgörü.
    Öcü aldatmacasına karşı kahkaha atmak varken, tuzağa düşmenin sonuçlarını yaşıyoruz hepimiz.
    Demokrasi, tahakküm demek değildir. Ne azınlığın çoğunluğa, ne de çoğunluğun azınlığa tahakkümü değildir demokrasi. Demokrasiyi bir türlü algılayıp, genlerine yerleştirememiş İslam Coğrafyası Halkları; Emperyalizmin parçala böl ve yönet politikasının hedefi olmaktan kurtulamamıştır yıllar, yüzyıllar boyu. Kedi ve köpeğin bile birbirine hoşgörü ile yaklaştığı zamanımızda, ne yazık ki insanlık “nefret politikaları” na yenik düşmektedir.
    Nefret politikaları, kavram karmaşası beraberliğinde oluşur. Kastı aşmak suçtur, kastı nefret ettirmek için aşmak daha büyük suçtur.
    Emperyalizm, müstemleke yapacağı hedef ülkelerde; yolsuzluk ekonomisi politikaları ile gelişip yerleşir ve işgal eder. Bu politikaların beyni “BELAMLAR” , kalbi “BANKALAR” dır. Bu sistem politikası toplum yönetimi için kast sistemini; bu sistemle sosyal sınıfsal tabakalaşmayı oluşturmak içindir. Parçala böl ve yönet politikası, sosyal sınıfsal tabakalaşması beraberliğinde hayat bulur. Kast sistemini tesis , üst tabakayı oluşturan aristokratlar ve ruhbanlara; diğer tabaka sınıfların onların yönetim ve himayesine ihtiyacı dolayısıyla oluşur ve varlıklarını bu ihtiyaçla korurlar.
    Bu ihtiyaç; yanlışı bir başka yanlışla telafi etmek gafletinden oluşur.. Bu ihtiyacın gafletinin oluşması için; öcülerin varlığı, kavram karmaşası oluşturularak işaret edilir.
    Öcüler varlığı olmayan, hayal ürünleridir. Mefkurelerin hayali varlıklarıdır. Öcüler ancak bir gülme ve kahkaha ile karanlıklara gömülürler. Gülme her şeyden önce bir düzeltmedir. Toplum kendisine karşı saygısızca davranışların öcünü gülme ile alır.
    Komedyalarda güldürmek için kullanılan yöntemlerden biri de “tersine çevirme” yöntemidir.
    Kendi kazdığı kuyuya düşürme hadisesi. “Soyulan hırsız” mesela, komik değil mi?
    Kendi kazdığı kuyuya düşmek, Türkiye’de bir politikacı klasiği.
    Hâlâ mı gülmüyorsunuz?
    “Yanılmaca”ya ne dersiniz?
    Hani “oyuncular” durumun sadece bir yönünü bilir. Ve bütün oyuncular kendi bildikleri kadarına uygun davranırlar. Ama izleyici her şeyi görür. Aslında ne olup bittiğini anlar. Oyuncuların bilmemesi, bilmedikleri için yanlış hamleler yapmaları, hareketlerinin sonuçlarını hesap edememeleri komiktir.
    Gerçi bu kez Türkiye’de izleyici de pek bir şey bilmiyor.
    Ama kesinlikle ortalıktaki oyunculardan fazlasını kavrıyor.
    Yıllarca irtica ve komünizm adlı öcüler işaret edildi hep. Birileri bu öcüleri işaret ederken kendi sosyal sınıf tabakalaşmasını da oluşturdu. Tehlike ne o öcüde, ne bu öcüde aslında. Tehlike bu tabakalaşmanın maksadında. Emperyalizmin yayılımcılığı tuzağına düşmekte. Hoşgörülü olmak varken, nefret politikalarına yenik düşmekte; birbirine güvenmeyi öldürmekte. Farklılaşma adına, kutuplaşarak bölünmeye çanak tutmakta
    Kedi ve köpeğin bile barış ortamı oluşturduğu bu dünyada; insanlığın, yaratandan dolayı hoşgörüsünü es geçmekte tehlike.
    Bakın mesela bu resme.(resimde kara çarşaflı bayanlar var ve altında geleceğin Türkiye’si yazıyor) Kime ne zararı var bu tür giyinmenin. Asıl zarar, öcünün varlığını kabullenerek din düşmanlığı oluşturmakta değil mi? Gülüp geçmek varken bunlara, başkalarını bunlardan bizi korusun diye başa geçirmenin anlamı ne. Öcülerle korkutarak nemalananların tuzağına düşmek yerine, öcülere bir kahkaha yeter oysa. Yoksa kahkaha atma şuurunuz ve cesaretiniz yok mu? Öcülere kahkaha atma cesareti olmayanların, çocuksu şuurla tuzaklara yenik düşmesidir bu gün toplumumuzun asıl sorunu. Vasiye ve vesayete yalnız çocukların ihtiyacı vardır. En sefil hayat başkalarının arzusuna göre yaşamaktır. Kölelerin mutluluğu, hayatın efendisi olamamaktandır. Kendi kendini yönetmeyi bilmeyip, kendinin yönetimini vesayet altına bırakmaktandır bu durum. Bu durumda, anormaller normalmiş gibi kabullenme görür. Sonuçta “nicelikli adalet kontrolünde” “nitelikli dolandırıcıları” oluşturan “yolsuzluk ekonomisi politikaları” hayat bulur. Eğer aldatılmayı, aldanmaya mecbur olacak kadar çok seviyorsak, aldatanın şu veya bu olmasının hiçbir anlamı yoktur aslında. Zühd kavramını idrak etmekte bitiyor mesele aslında. Bundan nemalanmak için; bir yanlışın varlığını, başka bir yanlışın varlığını oluşturmaya zemin hazırlamak için işaret eden herkes nitelikli dolandırıcıdır aslında. Sapasağlam bir adamı, öleceksin diye hasta olmaya razı edip, kurtaracağız diye ameliyatla sakat bırakmanın ne olduğunu bilmiyor musunuz? Öyleyse Türkiye’nin haline bir bakın. Komünizm veya irticacı gerici dindar devlet öcüleri ile korkutulan bir halk, şimdi Amerikan mandacılığına(himayesine) rıza göstermiş durumda. Durum işte ayniyle budur. Öcülerden yani Komünizm den veya irticacılığın bağnazlığından koruyan sözde vesayetçi, sosyal sınıf tabakalaşması içinde aristokrat zümre oluşturan “Harbiyeliler” le; yine aynı şekil tabakalaşmanın diğer unsuru “ruhbanlar” getirdi ülkeyi bu duruma. Buyrun cenaze namazına. Onlar Amerikancı illüzyonistlerdir. Onlar din, milliyetcilik, gibi duygusal değerlerin simsarlığı ile emperyalizme çanak tutanlardır.. Duygu istismarcısı nitelikli dolandırıcı, sömürgecilerdir. Onlar kainatın en rezil hırsızlarıdır. Onlar GÜVEN i çaldılar. Onlar yanlışı göstermeyi, nemalanacakları kendi yanlışlıklar ortamının oluşmasına zemin hazırlamak için yaptılar hep. Çünkü karşılarındaki hedef kitle, yanlışı bir başka yanlışla telafi etmenin imkansız olduğunu idrak edememiş insanlardan oluşan toplumdu. İşte nitelikli dolandırıcılık budur. Bu dolandırıcılık zihniyeti, oluşturdukları butlan hukukunun nicelikli adaletinden değil; butlanları meşru hak kabul eden bilinçsizliğin oluşturduğu niteliksiz toplum içinde hayat bulur. Kuran’ı Kerimde Maide Suresinde belirtilen “hırsızın elini kesin” emrinin hikmeti de budur. Toplumun hırsızlıklara, dolandırıcılıklara karşın bilinçlenmesi, çocukluktan, zühd sahibi şuurluluğuna geçmesidir emredilen. Oysa toplumumuzun da, fikri sabitte tabusal değerlendirme ezberleri var gelişiminin önünü tıkayan. Ezberleri bozmadan yol alınmaz.

  19. Ciddi üniversitelerde “Hukuk Edebiyatı” dersleri verilir.

    Zira gerçek hukuçuların içinde yaşadıkları toplumun dilini en mükemmel şekilde kullanması, bu dilin tüm inceliklerine tamamen vakıf olmaları esastır. Hukuk edebiyatı derslerinde de böyle gerçek hukukçuların makaleleri, kitapları, yazıları bahis konusudur – öncelikle kendi lisanını güzel kullanan hukukçuların yazılarını okumak anlatılan konunun iyice anlaşılmasını sağlamanın ötesinde okuyucuya büyük bir zevk verir.

    Türkçemizi pek güzel kullanan, aparma değil de özgün bilgilerle dolu yazılar, kitaplar yazan rahmetlik olmuş bir hukukçumuz da Ord.Prof.Dr. RECAİ OKANDAN olup; vaktini kitap okuyarak faydalı bilgi sahibi olmaya ayırabilecek arkadaşlarımıza öncelikle bu kıymetli hukukçumuzun “Devlet Teorileri”ni anlattığı UMUMİ AMME HUKUKU adlı kitabını hararetle tavsiye ederim. Bunun akabinde, sosyolojik konuları pek güzel anlatan muhterem hukukçu, sosyolog, vesair gerçek bilim adamlarımızın özgün eserleri okunmaya başlanabilir.

  20. KARL MARKX(YABANCILAŞMA )WEBER(PROTESTANLIK AHLAKI)EMİLE DURKHEİM(ANOMİ intiharlar ) , SPENCER (DOĞAL SELEKSÜYON)
    Evet gördüğüm o ki, biz ne kadar ortamı bırakırsak hiç bir ilerleme olmuyor …şimdi insanlar türkiye’de okuma alışkanlılarına tabi olmadıkları için içindeki düzenin ne olduğunu ve b u düzende ne
    olup bittiğinden de haberdar olamıyorlar işte asıl bizim anlatmak istediğimiz ve buradaki arkadaşlarında direnerek anlamamak istedikleri mesele burada ,yani onlar bunları bilmediklerinden sadece ezbere bir yaşantıyla hayatı güdeceklerini zannediyorlar oysa hayat kendilerinden onları anlaması için büyük bir emek bekliyor ;yani onlar boş veriyor ama hayat bunu yutmuyor yada hayat boş vermiyor şimdi bu gün bu alt yapıyı açıklamaya çalışacağım çünkü bu eksikler ancak böyle tamamlanabilir belki de biz ,hani bilgimize görgümüze göre daha kolay anlaşılabileceğiz…

    YUKARIDAKİ DÖRT KURUCU SOSYOLOG BABA BUNU ANLATIYOR …!

    Yaşadığımız düzen ,Nasıl bir düzen?

    KARL MARX …KİMDİR VE NASIL ORTAYA ÇIKMIŞTIR..?
    KAPATİLİZİMİN ORTAYA ÇIKIŞI ve SANAYİ DEVRİMİNİN ORTAYA ÇIKIŞI.
    Dünya . 19 yüzyıla geldiğinde selfler ve soylular arasındaki toplumsal olgular devam ede dursun ,Fransız devrimi,Hollanda da, Amsterdam ‘da bilim adamların ve ticaretin gelişimi, ingillerdeki bilim adamların ortaya attığı tezler yeni bir şeylerin ortaya çıkışı vede bu güne kadar görülmeyen ancak diğerlerinden farlı bir sistemin ortaya çıkışı ,yani bir ekonomik sistemin ve bu sistemin diğerlerine hiç benzemediği ve kurallarında diğerlerinden çok farklı lüx ve acımasız olduğu olgusuyla hareket eden Kapatilizm’in meydana gelişidir.
    19.Yüzyıla geldiğimizde James wat adında bir çocuk büyüdüğünde bu düzeni belki de kökten etkileyecek bir alet yapacağını bilmiyordu.o sadece İskoçya’nın bir köyünde doğmuştu ve de küçükken çok hasta bir çocuktu bu sebeple okula gidememişti sadece eğitim ve öğrenimini annesi sayesinde evde iletiyordu.

    Fakat yinede 15 Yaşına geldiğinde fizik ve kimya alanında aşağı yukarı her şeyi öğrenmişti,ve Glaskova gitti orada kendine tamir için getirilen bir makineyi buhar yöntemleri deneyerek kollu pistonlu bir modeli ayrıca kömürü de enerji kullanarak yapmayı başardı tabi bu bir çok üretim aracının sanayileşmesine yol açacak bir devrimdi.
    Wats bunu yaptı ama o dönem teknolojik ilerlemeler işte bu tip makinelere bağlı olduğu için wats onu tam anlamıyla geliştiremedi ancak bu yaptığı makine bir devrim demekti elle çalışan cırcır makineleri( jeni iplik makinesi) ve bir çok alet bu makineleri bağlandı ve kömürle çalışan buhar makinesi artık bütün aletlere uygulana bilmeye başlandı demirin yalıtımında odunla yapılırken ,kömürün önemi anlaşıldı ve çeliğinde icadı ortaya çıktı ,bunlarla beraber treni tasarlayan bilim adamları ortaya çıktı yani demir, kömür ve buhar makinesi sanayileşmenin temelini atmış oldular öyle ki tarımda daha önceden hayvanlarla yapılan ulaşım ürünlerin bozulmasına sebep verirken artık akşamdan trene koyulan bir süt sabaha başka bir kente hiç bozulmadan gidiyordu..bu sebeple de tarımdaki bu ihraç hareketler makinelrın buharla dönüşüp çalışmaları vb bir çok icat artık ev imalatlarını kaldırarak bunların daha büyük alanlara taşınmasını sağladı çünkü üretim seri hale gelmişti ve köylerdeki self köleler şehre göçmüşler ,işçi olmuşlardı yani : preleterya sınıfı…soylular ise yeni şehirlerde zanaatkar ve tüccar olarak burjuva sınıfını ortaya çıkardılar ..
    Artık taraflar değişmiş yeni sistem Protestan din anlayışı ile İngiltere de yerini ve adını kapatilizim olarak alacaktı..Bu sistem diğerlerinden farklı olarak bütün alt gurupları ve yoksulların çalışması demekti öyle bir çalışma sistemi vardı ki , kadınlar ,çocuklar acımasızca çalıştırılıyor tuvelet izni bile verilmiyordu yani işçiler sosyal olarak proleter sınıfın haklarından yoksundular işte bu zamanlarda KARL MARX diye bir adam ortaya çıktı..
    O ,almayanın bir köyünde Yahudi olarak doğmuştu, kendini ülkesinde yabancılaşmış olarak hissediyordu Radikal bir yazar ve de devrimci bir eylemci olarak almaya dan sürüldü v ede paris’te yaşamak zorunda kaldı sonrada ailesiyle Londra ya göçtü ve orada yoksulluk içinde yaşadı anavatanı Rheinland da yabancı istenmeyen ve batı avrupada devrimci olarak yaftalandı ve İngiltere onu vatandaşlığını red ettio Londra da öldü.o tek başına yoksulluk içinde de ölebilirdi ancak en yakın arkadaşı yani zengin bir alman tekstilcinin oğlu olan friedrich Engels onun arkadaşıydı onun fikirlerinden etkilenmişti: “onun adı ve böylece çalışması çağlar boyu yaşayacak”dedi ve marx ın çalışmaları devrimler çağında dünyaya gelen marx ın fikirleri ondokuzuncu yüzyılın sonunda tüm Avrupayı etkiledi ve yirminci yüzyıl siyaset teorisine egemen oldu. Marx :KAPİTALİZİM HAKKINDA YAPTIĞI ÇALIŞMALARIN VE TEORİLERİN BİR BATI ÜLKESİNDE ÇIKACAĞINI DÜŞÜNÜRKEN O ÖLDÜKTEN SONRA ONUN FİKİRLERİNDEN ETKİLEN BİRİ SAYESİNDE ,YANİ ONUN BİZE SÖYLEDİĞİ DEVRİM RUSYANIN BİR KÖYÜNDE ORTYA ÇIKTI .aslında onun fikirleri . yüzyılın sonunda tüm avrupayı etkiledi Çin ,asya,Afrika,ve Güney Amerika’daki bütün fikirlerin başına çekti..
    Yani PROLETER İŞÇİ SIFI İLE BURJUVAZİNİN ÇATIŞAN SINIF FARKLILARI .emeğin kurtuluşunun proletarya diktatörlüğü kurularak yani sistemi ele geçirecek işçi sınıfı mücadelesini anlatıyordu, bu sınıf mücadelesi ise işçi sınıfının çıkarlarının nerede olacağını bilmesine dayanan bir sistemdi ve o yıllar sonra ve de öldükten sonra FRİEDRİCH ENGELS YAKIN ARKAŞI ONDAN KALN BU ÜÇ KİTAPLIK SETİ topladı ve YAYINLADI BU KİTAPLAR DAS KAPATİLİZİM ADINDA dünyada satıldı.
    VE BU FİKİRLERDEN YARARLANAN BİR TAKIM GURUP LİDERLERİ SOSYALİST İŞÇİ PARTİLERİNİ KURDULAR VE İŞÇİLERİN HAKLARINI BU PARTİLER VE SNETO DERNEKLERCE SAVUNDULAR.
    Artık işçiler köle gibi çalıştırılmıyor çay saatleri,yemek yeme saatleri tatileri, dinlenme saatleri olabiliyordu.marx çalışmaların bir kısmında kapatilizmin insanları sisteme nasıl yabancılaştığını anlatıyorduMARX için Kapatilizim sadece adaletsiz yetersiz bir ekonomik üretim sistemi olmayıp ,aynı zamnda ahlak dışı ve sömürücü insanın gerçek doğasını yadsıyan onu kendi emeği ürünlerinden koparan ekonomik vahşi bir ormanda diğer insanlarla karşı karşıya getiren bir sistemdi. Yani bedenini ve iş gücünü burjuvaya kiralayan işçi proleter giderek içinde bulunduğu sistemin ne olduğunu bilmemekte sadece verilen işin komutlarını yerine getiren bir makine misali yapmaktaydı.

    Köyde insanlar kentleri hep ürkünç olarak tanımlamışlardır çünkü kentler kabalık ve karışık guruplardan oluşurlar oysa köyünde bal üreten hasan ,bu balı ,kime satacağını nasıl üretildiğini bütün işin üretim planlamasında kendinin olduğunu bildiği için işini isteyerek severek yapar ancak köyden kente gelmiş bir boya işçisi yada herhangi bir işiçi fabrikada sadece verilen işin ne olduğunu bilir bu işin muhasebesini yada üretim mekanizmasında ne olup ne bitiyor bilmez zamanla artı çalışmak onun için bu işyerine zorunlu gidip gelinen ve yapılmasının da zorunlu olduğu gidip gelinen bir yere ;bir işe dönüşür ve kapital sistemde yabancılaşma başlar …
    Çünkü giderek toplumsal emek sayesinde yaratılan güç işçiye değil , sermayeye ait olur..
    Ve bir sınıf mücadelesi ortaya çıkar yani varlıklılar ile yoksullar arasındaki sınıf farklıları:Bu sayede artık hukuk varlılıları koruyacak, icra kanunları ortaya çıkacak çünkü Protestanlık ahlakına göre o konuyu sonra anlatacağım ki, kapatilizim bu dinin getirdiği bir anlayıştır ve dindarlar dünyada o sbeple zengin olurlar yani Protestanlar “fakirlik ,hastalıktır” derler ve onu bir hastalık olarak tanımlarlar…yani buna göre Hukuk ,icra kanunları parası olanları kollar çünkü parası olmayan adamın malıda yoktur..bu kapatilizim den önceki , dönemlere dayana bir mantık getirisidir BAKNIZ.. google de görselleler de bulabilirsiniz REMBRANDT GECE BEKÇİLERİ devriyesinde bu tabloya yansıtılmıştır varlıklı soylular kendi mallarını korumak için devriyeler oluşturup, geceleri gezmekteydiler. İşte bu BURJUVALAR YANİ BURHAN İŞCAN KILIKLI kişiler Yani ben öyle tanımlıyorum iyi giyimli at üzerinde çizmeleriyle ,atlarını kontrol eden toprak ağları, hep vardı sistemde onları korumuştur ,mutlaka bir şekilde bu hep olmuştur:BU KİŞİLER…!
    Tabi bizim gibi sistem mağduru hukukçularda namuslu,dürüst,her zaman devrim için vardılar…işcan mantığına bakın her şey din anlatısıdır.. bu gün gidin aydınlanma döneminin resimlerine bakın KİLİSE tarzı resimler görüz yani meleklerin olduğu ,şeytanların kadınların kovaladığı post modern resimlerdir yani anlamsız mitolojik ögeler vardır bunun sebebi kilise her zman Rönesans ve reform döneminde aydınlanmaya karşı çıktığı için bu barok öğeleri resimlere koymuştur ve insanlara tanrıyı unutturmamak için ve de kilisenin gücünün yadırganmamsı için dini ,mitolojik öğretilerde bulunmuştur işte buna barok sanatı denilir.
    EVET ,EMEĞİN BU YABACILAŞMASINI YARATAN ŞEYİN NE OLDUĞU OLGUSU HEP TARTIŞILA GELMİŞTİR.
    İşte ileride kurulan sosyalist partiler, kurdukları işçi hakları ve sosyalit partilerin işçi haklarını ve emeği savunanların sola zanaat ve tüccarları savunan burjuva hareketlerinin savunucuları da da sağa oturmuşlar, sağ ve sol ayrımları tanımlanmıştır.

    MAX WEBER BÜROKRASİ HANTAL DEVLET:
    WBER ,Karl Marks’ın teorilerine karşı bir sağcıdır o sadece kapatilizmin nasıl Ussallaş’dığından bahseder yani akılcılığın kapatilizmin etkileşimini sunar ..
    Ve son yüzyılın bütün neo Marksistleri yani marxstan sonra değişen yüzyıl ve iş daha özel mülkiyetin işçilerin ve emekçilerinde sahip olmasıyla yeni vasıflı müdürlerin ortaya çıkışı işçi sınıfına yeni boyutlar getirmiştir ve Rusya’daki zamanla MARSİST LENİZİM yozlaşması ,işte silahlı Marksist örgütlerin ortaya çıkışı,MAOCULARIN MARX FİKİRLERİNDEN ETKİLENMESİ MAOZİMİN DOĞUŞU italtayada sosyalist parti üyeSİ GRAMŞİ (ANTİNİO GRASCİ) gibi daha bir çok marxsist yada yani neo Marksistlerin ortaya çıkışı ,FRANKFURT OKULU kuran yadi marsistlerin ve diğer bilim adamları ,yeni çağda bu neo marsizmi tartışacak boyut kazandıracaklardır .
    Bunlarıda anlamak gerekiyor…

    weber bürokrasinin hantal olduğunu bununla insanları demir bir kafese konulduğunu anlatır mesela seçilmişler ,her zaman atanmış memurlara mahkum olurlar bürokrasi budur çünkü seçilmiş makama geldiğinde orada bir vesayetle karşılaşır köklü bir bürokratlar gurubu vardır ve seçilmiş vekil bu bürokratların esiri olur yani o işi bilmedikleri ve yönetimde söz sahibi olmaları işin durmaması adına sistemi yöneten bürokrasinin kurallarına uymak zorundadırlar işte bütün sistemi o bürokrasi yönetir
    Yani kapatilizim de her şey imzayla halledilir..…
    bu günlük bu kadar
    İleriki günler weber bürokrasisi Protestanlık ahlakını ve buna kapatizimi marx ,durkheim kapatilizimdeki intihar sorunları ,spencer doğal seleksiyonunu anlatıcım umarım yani içinde yaşadığımız dönemin karakterlerini daha iyi anlayacağız….
    Saygılarımla
    Hukuçu

    • 2. bölüm..
      KAPATİLİZMİ ANLAMAK……

      KARL MARKX(YABANCILAŞMA )WEBER(PROTESTANLIK AHLAKI),EMİLE DURKHEİM(ANOMİ İNTİHARLAR) , SPENCER (DOĞAL SELEKSÜYON)

      Konuya girerken….
      Evet Marx , ne kadarda burjuvazinin iktidarına son verip ,PROLETERYA ile üretim araçlarını kamulaştırma yada sosyalizm olgusunu güçlendirme ve de daha sonrada özel mülkiyetin tamamını yani(PRİVATE PROPERTY)alanların komüniz sitemine öneride bulunsada gerçekte ol öldükten yıllar sonra Rakipleri vede özellikle 1920 yıllardan sonra İtalyan gramşi(hegomanya) değişen işçi sınıfı vasıflı işçiler ortaya çıkışı ,Frankfurt okulu teorisyenleri, 1960 yıllardan sonra geleneğe kareşı çıkan ve aklın kurduğu otoriteyi eleştiren postmodernizim ;yani yapısal marxist Fransız Altuser ,göreceli kuramcı yunalı posmodernist Pulansas , Postmodernizim babası Michel Foucault (mişel fuko)gibi önemli modernistler marxist teorinin eleştiri yaparak çeşitli olarak, maxsizime boyut kazandıran yeni marxistlerdir;.marx’ın yaşadığı dönemlere bakarsak onun en büyük rakibi Max weberdir

      MAX WEBER
      PROTESTAN AHLAKI : Kapatilizim dediğimizde aklımıza sosyolojik kavramlarda WEBER ve SPENCER gelir.
      Biliyoruz ki, kapatlizin 19 yüzyılda sanayi ve endüstiryal buluşlarla İngiltere de çıkmıştır ve İngilizler yani Protestanlık ahlakına sahip dindarlar bunların öncüsüdürler,Kapatilizim gerçekte bizim algıladığımız bir şey değildir o daha çok burjuvanın tüketiminden yana değil birikimininden yanadır yani kapatilizme göre harcamakdan çok birikim yapma sanatı olan bir şeydir.weber sosyolojinin kurucu babaların da arsında da geçsede aslında onun için tam olarak sosyolog diyemiyoruz zira weberin ilgilendiği bir çok alan var bunlar Hukuk ,Felsefe,Ekonomi gibi…
      Weber modern sanayi toplumların temel niteliklerimnden bir bölümünü ortaya koymuş ve bu günün sosyologlarınıda ilgilendiren tartışmalar ortaya atmıştır.
      Weber ne kadar kapatilist ruhlu açıklamalar yapıp kuramcılarından biride olsa, MARX ‘ın yönlerinden etkilenmiş birydi ;ancak marx’ı da eleştiren en güçlü eleştiren isimlerden biridir .Marx ‘ın Tarihin ,MATERYALİST,yorumunu redetmiş ve sınıf savaşını Marx’ın düşündüğünden daha az önemli diye görmüştü.
      Weber marx’ın sosyolojik bakışını sadece işçi sınıfı ve ekonomik olarak olduğunu söyler o sebeple weber Protestanlık dinini vede Bürokrasinin çarklarını kapatilizmin süreçlerini USSALLAŞmayı ön plana koyarak teorilerini bu bağlamda açıklamıştır. Bu açıklamalarınıda ünlü eseri (THE PROTESTAN ETİC AND SPRİT OF CAPATİLİZİM ,1976) yayınlanmıştır yani bu kitabın adı (Protestan ahlakı ve kapatilizmin ruhudur)

      PROTESTAN AHLAK’IN da, weber şundan bahseder :Niçin Kapatilizim Batıda geliştiği halde başka bir yerde gelişmedi yani şunu düşünüyor,bunu da açıklayalım: Weber aynı zamanda diğer bir çok din üzerinde çalışması olan bir kişidir ,Onun tanımına göre Çin ,Hindistan ve Yakın Doğuda OSM. İmp. Büyük güçler iken Avrupa kürenin oldukça önemsiz alanıydı. Çinliler batıdan daha ileri düzeydiler işte bu Avrupa ekonomisine güç veren ve dalgalandıran şey neydi ve batı neden bu kadar sermayede ilerleye bildi?
      İşte bu soruyu cevaplaya bilmemiz için daha önceki ekonomik faaliyetlerden ayıran şeyin ne olduğunu göstermemiz adına Kapatilizimde servet Biriktirme konusuna ele almalıyız servet biriktirme arzusuna bir çok medeniyette karşılaşırız ve bunu açıklamak zor olmaz , servet birktirmenin biz insanlara sağlayabileceği rahatlık ,emniyet,güç ve keyiften ötürü insanlar ,muhtaç olmamayı diler ve biriktirmiş oldukları serveti kendilerine rahat ettirmek için kullanırlar.
      Ancak burada öyle bir hadise var ki , servet biriktirme hakkında , weber ,Batı Ekonomisinde başka hiçbir yerde görmediği bir tutum gördü .İşte weber buna Kapatilizm’in ruhu der ilkkez kapatilizmin sahip olduğu tutum ve değerler dir bunlar vede bu insanların güçlü bir servet biriktirme arzuları vardı.Fakat ,başka yerlerdeki servet sahiplerinin aksine ,onlar, biriktirdikleri zenginliklere rahat bir hayat sürme çabası göstermediler ve bu insanların hayatları nefsinden ferakat eden ve her türlü lüxten şaşadan, zengiliği sıradan sayan ,gösterişsiz bir hayattı yaşadılar. Weber işte bu hareketin Batıdaki iktisadın gelişiminin başında önemli rol oynadığını söyler yani bu insanlar servetlerini havurup ,harman savurmak yerine başkanlığını yaptıklarıi şletmelerein gelişimin deki yatırmlarda daha ilelesin işlerimiz diye kullandılar.
      Weber ayrıca bu tutumu yani kapatizm’in Ruhunu Dinden devşirildiğini söylemektedir . Tabi bu düşüncenin hemen arkasında Hristiyanlık vede Protestanlık ve onunda arkasında Protestanlığın bir çeşidi olan PÜRİTENİZİM dir .İlk kapatilistlerin çoğu Pürütendiler ve bir çoğu Kalvinci görüşü desteklemişlerdi
      Ayrıca kalvinci kapatilizim şunu da benimsemiştir “tanrının yeryüzündeki vasıtası olduğu ve insanın ehli hizmet olarak bir memuriyette tanrıya daha büyük hamdü sena olması için bir meslekte çalışmanın Kadri mutlak tarafından gerekli görüldüğü fikriydi.Kalvinciliğin ikinci önemli rolü ise ‘MUKADDERATIR’
      Buna göre sadece kaderleri tayin edilmiş nvede seçilmiş insanlar vardı yani seçilmiş ahrete ve cennete gidecekler arasındaydı kalvinci anlayışa görede özgün biçimde şöyle ifade edliyor bir insanın dünyada yapacağı hiçbir şey onun seçilmişlerden biri olup olmasını değiştirmezdi.

      PROTESTANLIK AHLAKININ GETİRİSİ BİRİKİM YAPIP ZENGİN OLMAKTIR, FAKİR OLMAK İSE PROTESTANLIĞA GÖRE BİR HASTALIK KABUL EDİLİR.

      HERBERT SPENCER :(SURVAVİOR) “SADECE GÜÇLÜLER VE YETENEKLİLER KAZANSIN”!(kapatilizim’in savunucularından )
      HERBERT SPENCER SOSYAL DARVİNİZİM ….
      Hepimizin seyrettiği şu son yılların ünlü yarışması (survavior yarışmasını) bilmekteyiz survavior kelime manasıyla güçlülerin kazandığı ve geride kalanların Güçlüler olacağı anlamında kullanılmış bir kelime buna en yakın örnek Spencer teorisidir bu teori spencer’e Biyolojik darwinizmin den esinlenerek sosyal Darvanist bir yapıda ele alınmıştır buna göre spencer şunu söyler: doğanın kanunu gereğince en iyiler ayakta kalmalı’

      Spencere tezini Charles Darwinden etkilenerek ,sosyal bir Darvin’izim tezi ortaya sürmüştür buna göre;Herber Spencer tıpkı doğadaki gibi toplumlarında doğal ayıklanma hayatta kalma ve adaptasyon süreçleriyle ilşkili belirli temel yasalarına göre geliştiklerini öne sürer .
      Spencer göre biyolojik organizmalar gibi toplumlar basittan karmaşığa gelişip gittiğini söyler.toplumlar bir içsel farklılaşma ve bütünlüğe doğru ilerlerler.
      İnsan toplulukları yalın ve homojen ilkel kabile guruplarından gelişmiş bütünleşmiş süreciyle çevrelerine uyum sağlar ve homojenlikten hetorejenliğe geçiş sağlar.
      Darwin gibi spencerde açıklamasının temeline organizmayı yerleştiriro bu bakımından toplumu organizmaya benzetir.
      O doğal ayıklanma teziyle uygun olanın hayatta kalması der ve düzene uyum sağlamayanlar daha gelişmiş vede saldırgan toplumlar rekabetiyle ortadan kalkacaklardır
      Ve böylece en basitinden bir mağra adamı bir kabile üyesine ve bir çifçi karşısında yok olacaktır..
      Darvin toplumlara devlet müdahalesini red eder o her türlü devlet müdahalesine karşıdır .!
      Spencer bu sebeple sosyal reformlara ve yoksullukyasasına karşı çıkmış ve acı çekmenin yaralı ve etik olduğunu söylemiştir ve bunuda doğadaki gibi denge ve bir uyuma bağlar ve yaşamın doğal seleksiyona tabi bir kuralla işleyeceğinin savunucusudur.
      Sosyal darwinizm büyük eleştir almış bir tezdir ,eleştirmenleri 19 yüzyılda nazi almanyası gibi ırkçı guruplarda dahil bir çok muhafakazr guruplarada ilham kaynağı olduğu için red edilmiştir ;ancak akademik displin spencer ‘ın yeni bilimlere konu olduğunu kabul ederek sosyolojide yer vermiştir.

      İçinde yaşadığımız düzeni anlaya bilmemiz için en başta kapatilizmi anlaya bilmeliyiz !ilerki günlerde Durkheim’den bassedice z mekanik toplum ,organik toplum ve kapatilizimde intaharların ekonomiksel sebeplerini anlatıcaz ayrıc a burada yazışanların Bağımlık teorisi, postmodernizim ,feminizm ,postfordizm ,seçkincilik ,yapısal marxsizim,görecelik kuramı,gibi bir çok bilgiden Arkadaşları yoksun görüyorum bunları bilmeden kapatilizmle mücadele etemek zor bir iştir
      Demek ki ,ilk önce bunları bilmeliyiz yazılarımı takip ederseniz bunları çok iyi öğreneceksiniz vaktiğim olduğunca analatıcam çünkü..
      SAYGILARIMLA
      HUKUKÇU

      • KAPATİLİZMİ ANLAMAK(3.BÖLÜM)

        ANOMİ İNTAHARLAR

        Evet bu gün size Ekonomik NEDENLERE DAYALI İNTİHARLARI Durkheim mantığı ile açıklamaya çalışcağım zira son dönem daha artmış olan intiharların temel sebeplerini Durkheim toplumsal iş bölümünün sonuçlarıyla açıklıyor bu sebeple geleneksel toplumlarla yani ilk insanların yada kabile toplumları yani mekanik toplumlar ve günümüzün sanayi toplumları iş bölümünün yoğun olduğu organik toplumlar neticesinde konuyu anlatmaya çalıştım Kapatilizmi anlamaya bir adım daha atıcaz..

        EMİLE DURKHEİM(KAPİTALİZİMDE İNTİHARLAR)
        TOPLUMSAL DAYANIŞMA

        Evet, şimdi bir toplum sorunuyla ilgilenen sosyologdan EMİLE DURKHEİM’den bahsedelim bu tabii ki, toplumun sorunuyla yada toplumların düzen sorunlarıyla uğraşması ve tipik ideal toplum tiplerini tanımlamasıyla önemli bir kişidir……..

        DURKHEİM toplum sorununu toplumsal dayanışma ve onun çözümünde görüyor..!
        anahtar soruları şunlar :

        TOPLUM DÜZENİ NASIL SÜRDÜRÜLÜR?
        TOPLUMSAL İŞBİRLİĞİ NASIL SAĞLANIR VE DEĞİŞİR ?
        TOPLUMSAL DÜZEN ORTAYA NASIL ÇIKAR?

        DURK HEİM’E : Avrupa’nın ve Fransa’nın yaşadığı siyasal karışıklıklar ve sana-i kentler ve ayaklanmaların tam ortasında bu olaylara şahit olmuş durkheim bu temel sorulara cevap aramış bir sosyologdur..

        Durkheim’e göre : özelde , bütün bu geçişin koşullarıyla ilgili değişmelerin ortasında büyük ölçüde gelişmiş sanayi toplumlarına göre hak ve özgürlükler var kitle toplumunun ,toplumsal düzenin ve denetim ihtiyacı karşısında nasıl gelişmiştir ve korunmuştur bunlar üzerine çalışmalar yapmıştır..
        Durkheim temel eseri olan toplumda işbölümü (1893)
        Toplumsal dayanışma konusuna ayırdı.

        Durkheim , geleneksel toplumların basit ,sosyal yapılarını modern toplumların karmaşık iş bölümüyle karşılaştırmak ve analiz etmek için iki toplumsal düzen biçimine MEKANİK VE ORGANİK dayanışmaya başvurdu.

        MEKANİK TOPUMLAR:
        Geleneksel toplumlarda ,toplular ve cemaatler yüzyüze veya mekaniktir ve iş bölümü çok basittir.
        İnsanların çoğu genelede aynı işi yapar( örneğin ;avcı ve çifçidir)
        Ortak bir hayat arzı vardır .Durkheim consicience collevtive olarak adlandırdığı temel ortak bir konsensüs vardır.
        Bu terim genellikle ‘ortak bilinç’ veya’kollektive bilinç’olarak çevrilir .

        Bu terim genellikle ‘ortak bilinç’ veya ‘kollektif bilinç’ olarak çevrilir ve toplumsal dayanışmanın üzerine kurduğu ve bireylerin davranışlarını düzenleyen ve kontrol eden ortak bir ahenk ve değerler topluğunu çağrıştırır.

        Mekanik toplumlarda hakim bilinç kolektif bilinçtir.

        KOLLEKTİF BİLİNÇ TAŞIRLAR
        ÖZÜNDE AYNIDIRLAR

        BİYESELLİĞE ÇOKM AZ YER VARDIR.

        ÖZEL MÜLKİYET NEREDEYSE HİÇ BİLİNMEZ UYUM VE İTAAT BU YÜZDEN YOKTUR.

        SOSYALLEŞME AİLE,DİN,GİBİ TOPLUMSAL DÜZEN ARACALIĞI İLE SAĞLANIRNAR

        SAPMALAR ŞİDDET VE KOLEKTİF OLARAK CEZALANDIRILIRLAR.

        ORGANİK TAPLUM:

        ORGANİK TOPLUM , gelişmiş toplumlardır. Durkheim ,gelişmiş toplumlarda işlerdeki uzmanlaşma ile artan toplumsal farklılaşma organik dayanışmayı öne çıkaran yeni bir düzene yol açacağını ileri sürer .

        Bu toplumlar , Ekonomik bakımından birbirine bağımlı olduğuna inanılır.
        Öteki,insanların buna katkıları olduğuna inandırıldığı için bu farkındalıkla bir arada tutulur.
        Bağımlılık iş bölümü genişledikçe artar
        Organik bir tutum vardır .Her meslekteki ,insanların sağlayacağı mal ve hizmetlerin gereksini duyar..
        Toplumsal oydaşmanın vefalaşmasında EKONOMİK karşılık ile karşılıklı bağımlılık giderek paylaşılan inaçların yerin i alır.
        Hepimiz farklı insanlar olsak bile farklı meslekler içinde uzmanlaşmamızı gerektiren çok çok farklı hayat tarzlarını sürdürebilmek için ,bize özgürlük imkanı sağlayan kompleks bir ekonomik yapıya sahibiz.
        Durkheim Herbert spencerin bazı tezlerine karşı çıkar ..
        Formel resmi sosyal kontroller ,bu yüzden ,organik toplumlarda mekanik toplumlara göre daha fazla gerekli hale gelir.
        Aile ve klise gücünü yitirise gelişmiş toplumlar nasıl gücünü sağlar
        Durkheim sanal toplumsal düzende devlet ve hukuka sınai düzeyde devlet ve hukuki sınai düzeyde mesleki ve uzmanlaşmış profesyonel birlikler veya loncalarca bel bağlar .Hükümet ve mahkemeler hukuku toplumsal konsessusun
        Toplumsal değişmeyi yıkıcı bir güç olarak toplumsal düzenin geleneksel ahlakının uygar toplumun ölümü olarak görmez ..
        O yeni sınai düzenin hem ileri hem de özgürleştirici olduğuna inanıyor .

        İdaeci hukuk daha modern toplumların organik dayanışmanın ve onların sözleşmeye dayalı ihtiyaçlarının yansımasıdır.

        Modern toplumlarda Devlet
        Devlet ve onun birimleri, polis ve mahkemeler organik kolektif bilince vucut kazandırı insanların iradeleri ve ahlaki değerleri kilesinin ortaçağ Avrupasının da yaptığına benzer biçimde sembolize eder.
        Modern Devlet otoritesine güçlendirmek bireysel haklar altında almak için 8 özellikle güney Afrika için) ve çoğu zaman komünist ülkede olduğu gibi büyük cezalandırıcı hukuk kuralarına da başvurur.
        Mekanik toplumdan ,organik topluma geçerken başarılı yada sıkıntısız olması onun ilgisini çekmiştir.Bu süreç çoğu aman eskinin yerini alırken toplumsal gerilimler VEDE TOPĞLUMSAL ÇATIŞMALAR ALMIŞTIR
        Yine bir toplumda iş bölümü artarsa otomatikman organik dayanışma ortaya çıkar.
        Durkheim bu oluşumun doğru yada pallanlamalı ve kontrollü gerektirebileceğini kabul eder.
        İlkel kabillerden, modern devlete geçiş hukuk vasıtasıyla olur…

        Mekanik dayanışmadan organik dayanışmaya geçiş esnasında durkheim şu tespitlerde bulunmuştur .
        Durkheim’in deyişiyle bu ANOMİ tehlikesidir.

        ANOMİ intiharlar sorunudur. Yani sosyal kontroller zayıflar .
        Durkheim’in en ünlü çalışmalarından birisi intihar çözümlenmesine yöneliktir .intiharlar Durkheim’e göre toplumsal edilgenlerdir ANOMİ bu etkenlerden birisidir.ANOMİ: kelime analamı normsuzluktur.İntiharın çeşitli nedenleri yıldan yıla artmaktadır ve de bu intiharların sebepleri araştırmalıdır.
        Biz ekonomik olarak anomik durumları inceleyeceğiz.
        Anomik durumlar genelde hızlı ekonomik değişimler ,sanayileşme çabası,tüketimcilik uzmanlaşma ve bencilliği teşvik ederek bu süreci hızlandırır.
        Bu sebeble birey kendini kontrol edemez sosyal kontrol mekanizması zayıflar, toplumsal faaliyetler işlemez hale gelir.Modern Kapatilizim tüketim çılgınlığının ortasında tutkular ve arzular giderek artar ve geleneksel disiplinler ve sınırlamalar artık gücünü koruyamaz hale gelir.
        Durkheime göre alt üst olan ekonomilerde özellikle iş dünyasında ve ticaret alnında kendi mesleklerinde üst konumda olanlar anomik olarak intihara çok yatkındır sebebi ise beklentileri daha yüksektir geleneksel ahlaki değerler ve soysal kontroller onları daha az sınırlar ve kişisel Başarsızlıklar daha fazla yıkıcı etkide bulunur Nitekim,Amerika’da intihar oranları ABD de 1929 Wall street krizinden sonra tepeye vururken kendini gökdelenden atanların çoğunluğunun iş adamları ve finans sahipleriydi olduğunu söyler.
        Doğal olarak ekonominin hızlı değişimine bakarsak bu intihar olması kaçınılmazdır gerçekte kredi kartı gibi bir çok banka ürünlerinin vermiş olduğu
        Etkiler PATOLOJİK TÜKETİM alışkanlığıdır tabi ) bunu biz anlatamıyoruz ….Bazılarına çek davasında da bunu anlatmaya çalıştık patolojik sorunlu kişi alış veriş konusunda tutumlu davranmaz önüne geleni almak ister onu kontrol eden bir takım hususlar ve mekanizmalar olması gerekir,işte bu sebeple mesela ABD ‘de sabaha kadar açık faaliyette olan mağazalar vardır bunlar çok ucuz ürün satarlar ve müşteriler sabahlara kadar kuyruk yaparak bu ürünlere sahip olmak isterler yine bu sebeple batı kapatilizim banka ürünlerinde özellikle ki, ABD defter hesabı yok yani paran varsa su elektrik var o mala sahip olabilirsin yoksa da bu devletin sosyal yardımlarıyla olur ;yada yoksa yoktur! Demek oluyor ki , batıda kullanan Garantili çek bu sebeple kullanıma girmiş bulunmaktadır bizim çok can dostlarımız sözde ticareti ilerlemesi kapsamına banka evrakı ve muhatabının bir banka olduğunun unutarak çeke serbesti sağlanması ,çekin herkesin kullanması
        Vs kaldırılmıştır.Böylelikle bankalar her önüne çek verip bu sorumluluklarını hamillerin üzerine yükleyerek kurtulurken bu çek hapisliğin teminattan kurtulması ,önüne gelene çek vermemeleri ve de bunu bir teminat altına almaları çünkü banka artık sorumludur her ne kadarda yasal boyutlarıyla çekler garantili çek yasası kapsamına da alınmamışsa bankalar yeni düzenleme sonrasında kendi uygulamalarınca teminat kapsamına alarak çek alan ve kullanıcı hamillerden teminat istemişlerdir. Bu gün bir takım esnafla konuştuğumda eskisi gibi çek alamadıklarını ve alış verişlerini de firmalar dahilince daha az ölçekli senet bazında düzenlediklerini belirtiyorlar,yani çek ,piyasalarımızdan yavaş yavaş tapınma aracı olmaktan çıkmıştır,5941 no lu yasaya müteakip çekler piyasada dönmekte ve bunlar bir ceza yada teminata tabi deyiler o sebeple bir süre daha bu çek kaosu yaşanacaktır fakat zamanla eğer bu kural ve uygulama devam ederse bankalar sorumlu olduklarından piyasalar daha düzenli hale gelecek böylelikle boş çek olmak üzeri daha sonrada kredi kartı alımlarında keyfiyetlik sokakta banka ürünleri reklamı yapılsa da bu kadar kolay bankalar ürünlerini pazarlayamayacaklar çünkü bakın bu gün çek alan iyi niyetli esnafların hepsini bir yere toplayalım bilançolarına bakalım iş ilişkilerine bakalım kestikleri çekler boylarından on katı aşkındır. Bir ekonomik kriz olduğu demek bütün piyasaların alacaklı borç ilişkilerin de çeklerin dönmesi ve servetin tek bir ellerde toplanmasına sebep verir yani çek ödenmelidir dönen çekin varsa bu bütün kredilerine yansır ve iyi sonuçlar ortaya çıkmaz o sebeple olduğun taksitli alış verişleri boyunca yapmak en idelidir bakın..!
        GARANTİLİ ÇEKİ BEN İCAT ETMEDİM BU ÇEKTE BİR FRENLEME BOY ÖLÇÜSÜDÜR BEN, İŞTE BANKALRIN SORUMSUZCA İNSANLARA VERDİKLERİ KREDİ KARTI YADA ÇEK KOÇANLARINI …BÜTÜN BU KAPATİLİZMİN İNSANLARI İÇİNE ÇEKEN BİR ANAFOR OLDUĞUNU DÜŞÜNÜYORUM AMA DERDİMİZİ KİMSEYE ANLATAMADIK YANİ ÖNEMLİ OLAN ÇEK ALMAK DEĞİL BU ÇEKİ ALIRKEN VE KULLANIRKEN BUNUN BİR KARŞILIĞI OLMALIDIR .BU KARŞILIK YOKSA BU İŞİN SONUNDA TEFECİLER,MAFYA VE KAPATİLİST ÇEVRELER KAR EDECEKLERDİR.
        VE KAYBEDEN BÜTÜN MALINI İCRALARDA VEDE KENDİNİ EŞİNİ ŞUSUNU BUSUNU BULAN SİZ ESNAF KARDEŞLER OLACAKSINIZ …BUNU POSTFORDİZİM VE BAĞIMLILIK TEORİSİ. KÜRESEL SERMAYEYLE İLGİLİ YAZIMDA ÇOK İYİ ANLATACAĞIM ..
        Saygılar
        HUKUKÇU

  21. ASTSUBAYLARIN SINIFSAL TABAKALAŞMAYA KARŞI DURUŞLARI VE “AZ PORSİYON DEMOKRATLAR” IN TEPKİSİ.

    Osmanlı Devleti zamanında başlayan feodalite ve feodalizm rüyası, emperyalist işgallerin katkısı ile mandacılık anlayışında gelişerek bu günlere kadar uzandı. Feodal yapıyı kast sistemi içinde geliştirmek isteyenler, ilk önceleri sistemin başına ruhban sınıfını getirmek istediler. Böylece ruhban sınıf tabakalaşması başladı. Seyitlik kavramı üzerinde kuruldu ruhbanlık. Günümüzde dahi seyitler, cemaatci yapılanmanın merkezinde olarak mektepliler karşısında üstünlüklerini korudular. Cumhuriyet kurulduktan sonra, isyanlar başlatıp, feodal yapılarını kurmak için aşiretleri ayaklandırdılar. İslam sınıfsal tabakalaşmaya karşı bir din olduğu için; kapitalist emelleri doğrultusunda dine karşı din oluşturmaktan dahi kaçınmadılar.
    Cumhuriyet kurulduktan sonra, bu akıma karşı genç subayların bir başka akım oluşturma gayretli çabaları da başladı.Ruhbanlara ve Amerikan Manda ve Himayesi amaçlı akıma karşı; sözde “vesayetci”, kast sistemi içinde aristokrat yönetici tabakasını oluşturma akımı başlatıldı . 27 Mayıs 1960 Devriminden sonra oluşturulan, “Silahlı Kuvvetler Birliği” üyeleri (bu birliğe katılmayan general ve üst düzey subay yok gibiydi), 27 Mayıs darbesi ile elde ettikleri “iktidarı” korumak için 28 Haziran 1961’de bir genelge yayınlayarak bunu dile getirmişlerdi. 15 Ekim 1961 genel seçimlerinde CHP umduğunu bulamayınca, Amerikan Manda ve Himayesini kabul edenlerin ülke yönetimi başına geçeceği öngörüsü, genç subayları harekete geçirdi. Bu durumun sonucunda 22. şubat 1962 ayaklanması oluştu.(Bakınız Wikipedia. Org. 1962 ayaklanması) 20 Mayıs 1963 ayaklanması ise, 22 Şubat 1962’de, Harp Okulu Komutanı Kurmay Albay Talat Aydemir ve arkadaşlarının, ordu içindeki 27 Mayısçıların tasfiyesi için, 20 Şubat günü başlatılan atama ve gözaltına almalara karşı direnişi olayının devamıdır. Aslında başladığı an biten tek ihtilal girişimidir. Parolası ‘Harbiyeli aldanmaz’ olan ihtilal girişiminde Emekli Albay Talat Aydemir 22 Şubat’ta ulaştığı noktaya dahi yaklaşamamıştır. Bu ayaklanmaların sonucunda “ben ihtilalciyim” anlayışı ile birlikte, harbiyelinin aristokrat tabaka oluşturma mücadelesi başlamıştır. Ne gariptir ki; kendilerini Atatürkcü ve Kemalist olarak niteleyen harbiyeliler; sınıfsal tabakalaşmanın tam karşıtı olan bu mefkurelerin aksine hareket etmişlerdir. Cumhuriyetin vesayeti adı altında, sınıfsal tabakalaşmanın önderliğini yapmışlardır. Bu amaçla zaman zaman dikta rejim uygulamalarına bile tevessül etmişlerdir. Son eylemler, Ergenekon ve Balyoz Davalarında deşifre edilmiştir.(bakınız kamuemekcileri org. Astsubaydan isyan dolu açıklamalar)
    Harbiyeli Marşı bu sınıfsal tabakalaşmanın, aristokratlarının sembolüdür. Bu marş, gerek kast sistemi içinde feodolite özlemlilerine, gerek ABD sevdalılarına ve gerekse toplumun alt tabaka sınıflarına korku vermek için oluşturulmuştur. Harp okullarına gelen askeri lise öğrencilerine yemin töreninden önce kesinlikle söyletilmeyen marştır. Gerekçe , bu marşı söylemek için önce Harbiyeli olup onu söylemeye layık olunmalıdır, bu da yemin etmeyi gerektirir. Yani Harbiyeli okuldan, bu ülkeyi yönetmek için aristokrat olmaya yeminli yetiştirilir.
    Bu sebeple Türk Silahlı Kuvvetlerinde, dünyanın hiçbir ülkesinde görülmeyen farklı bir hiyerarşik yapılanma mevcuttur. Bu yapılanma, baştan beri söz ettiğim gibi anti demokrat ülke yönetimi rejim yapılanması gereğidir. Bu hiyerarşik yapılanma askerlik görevini yapan gençler vasıtasıyla tüm topluma dikte ettirilip kabul ettirilmiştir.
    Bu gerekceden olarak Harbiyeliler giderek kendilerini toplum sosyal yaşantısından soyutlamışlardır. Özel ordu evleri, GATA gibi özel hastaneler, lojmanlar vesaire. Bunların da daha baskını OYAK yapılanmasıdır.(bakınız Oyakta Yolsuzluklar)
    Bu Faşizm girişimlerinin ana direklerinden biri ne olduğu belirsiz bir laikliktir. Laiklik ruhbanlar sınıfsal tabakasınca; aristokrat Harbiyelilerin dinsizliğidir. Aristokrat Harbiyelilere göre ise laiklik; kapitalist İslam aldatmacasına, bu aldatmacayla emperyalizmin müstemlekesi olmaya karşı settir. Yani kast sisteminin üst sınıfsal tabakalaşmasını oluşturmak isteyen her iki gurupta, ruhbanlar ve aristokratlar; laiklikten kendi amaçlarına uygun anlam çıkarıp uygulamaya sokmuşlardır. Laikliği çatışmalarının odağı haline getirmişlerdir.
    Bu doğrultuda da demokrasi anlayışının da topluma algılatılması tıpkı laiklik gibi farklı boyutlarda ve anlamlardadır.
    İşte Harbiyelilerin bu tutum ve davranışları Türk Silahlı Kuvvetleri içinde ayrımcılığa da yol açmıştır. Önceleri subayların kendi aralarında başlayan ayrımcılık, giderek Harbiyeli aristokrasinin oturmasıyla; sınıfsal tabakalaşma ayrımcılığına dönüşmüştür.
    Subay ve Astsubay ayrımcılığı bir orduyu bitirecek nifaktı. Yıllarca astsubaylar bu nifaka-fitne ayrımcılığa karşı mücadele etti.(bakınız Astsubayların 1970 ve 1975 eylemleri ve arastirmaci-burhaniscan blog spot com )
    Aslında bu mücadele tüm toplumumuzun ortak sorunudur. Başbakan’ın “Taraf olmayan bertaraf olur” sözleri ile deşifre edildiği gibi; toplumda ayrımcılık, sosyal sınıf tabakalaşma ayrımcılığı emperyalizmin parçala böl ve yönet politikası gereği fitnedir.
    Bu gün ülkemizin temel sorunu; toplumu farklı sınıfsal tabakalaşmaya, ayrımcılığa, taraflara ayrılmaya mecbur eden bu fitnedir.
    Bu fitne ülkemize maalesef; Amerikancı din bezirganları sahtekar Ruhbanlar ve onlara karşı gibi görüntü sergileyen sözde Kemalist ve Atatürk’cü geçinen Aristokrat Harbiyeliler tarafından sokulmuştur. Demokrasiyi ve Atatürkcü Kemalist aydınlanmayı bir türlü algılayıp genlerine geçirememiş bu iki güruh, maalesef, toplum içinde aynı doğrultuda zihniyette bir çok yandaş bulmuştur. Bu toplum insanlarının büyük bir çoğunluğu bunlardan medet ummaktadır. Bu durumun oluşturduğu kaygılar sonucu toplumun diğer katmanları, tabakaları işci, emekci ve üretici sınıflarında tepkiler hat safhaya ulaşmıştır. İlk defa 1. Mayıs Bayramında meydanlar sosyal demokrat devrimci İslamcı gençlerle buluşmuştur. İlk defa bu tepkiler, geniş bir ortak paydada buluşmuştur.
    Meydanlardaki bu durum tabiatıyla toplum vicdan ve efkarında da anlamsal değer bulacaktır.
    İşte bu durum, bu oluşumun karşısındaki yönetici üst tabaka anti demokrat zihniyetlerin birlikte hareket etmesine de sebep olmuştur.
    Başbakan ve Genel Kurmay Başkanı birbirlerini destekleyen mesajlar vermeye başlamışlardır.
    “yarım porsiyon aydınlar” ve “edepsizler” hezeyanları niçindir.
    Partisinin kapatılması söz konusu olunca başbakan meydanlara çıkıp Araf Suresi 179. ayeti okumuştu bir zamanlar.”Onlar gözleri vardır görmezler, kulakları vardır işitmezler” diyordu meydanlarda.
    Çok şükür gözlerimiz ve kulaklarımız; Ergenekon ve Balyoz Davalarını da, tutuklanana generalleride, yolsuzluklarıda, yargının ve devletin işgallerini de bunların körüklenişini de, sebeplerini de görüyor, işitiyor beyinlerimiz algılıyor. Aydın olmaya hiç gerek kalmıyor yani..İnsan duyuları ile hareket eden değil, düşünüp idrak edip, aklı ile üreterek irade kuran varlıktır. İnsan olduğunun farkında olan herkes, Allah’ın bize biçtiği görevi idrak edip yapabilmek için; Allah’ın koyduğu ölçü olan adalet içinde eşit şartlarda ve özgürce irade kurmak ister. Özgürlüklerin olmadığı yerde, ruhlar ve beyinler ölüdür. Ölü beyinlerden yapıcılık beklemek beyhudedir. Ruhları olmayan bedenler ya cesettir ya robot.Ve en sefil hayat, başkalarının arzusuna göre yaşamaktır.
    İşte astsubaylar , geçmişte olduğu gibi bu onurlu mücadelenin öncülüğünü yapmaktadır. Geçmişte onların öngürülü işaretleri, artık bu gün alenen tezahür etmiştir. Ruhbanların ve Aristokratların ülke yönetimi üzerindeki egemenlik çatışması; Amerikan Mandası taraftarları ve emperyalistlerin nemalanmasına fırsat vermektedir. Ülke giderek daha bağımlı hale gelmektedir. Emelleri ülke yönetimini ele geçirmek olanlar; dağdaki feodalite heveslisi eşkiyaya eğitim bile vererek, şartların kötüleşmesini körükleyerek haklılık payı elde etmek istemişlerdir.(bakınız ordudan ayrılan 50 subay Pkk ya geçti haberleri)
    Bu durum karşısında astsubayların sessiz kalması beklenemezdi. Muvazzaf astsubayların halen görevde olması, üzerlerindeki baskı onları sessizliğe mecbur etmektedir. Emekli Astsubayların ise TEMAD gibi örgütleri vardır. Ancak TEMAD faşizmin gölgesinde bu güne kadar gerçek tepkiyi dile getirememiştir. İnternet ortamının sosyal medya oluşturması, sistem mağdurlarının bundan faydalanmasına sebep olmaktadır.
    Çek Mağdurları eylemlerimiz başarıyla sonuçlanmıştır. Şimdi sıra sistemin diğer mağdurlarının sorunlarını dile getirmeye gelmiştir.
    Yukarıda değindiğim gibi sistem mağdurlarının yani; Türkiye Toplumunun gerçek ve tek sorunu vardır. Küresel Emperyalizm politikasının parçala böl ve yönet politikasının oluşturduğu güvensizlikle bölünme. Başta devlete, silahlı kuvvetler ve yargı dahil devletin tüm kurumlarına karşı oluşan güvensizlik, yayılarak bireylerin birbirlerine karşı güvensizliğine kadar inmektedir. Bunu oluşturanda sistemin beyni belamlar ve kalbi bankaların ayakta tuttuğu yolsuzluk ekonomisi politikalardır. Yolsuzluk ve rüşvet fitnesi o kadar yaygınlaştırılmıştır ki, toplumda suç işlememiş veya suça bulaşmamış insan bulmak artık zorlaşmıştır.
    Çözüm, sahte demokrasi olgusu oluşturan ortam içinde değil; gerçek demokrat yapı olgusu içindedir. Devlete güveni oluşturacak politikayı , devlet politikasını oluşturup idame ve muhafaza edecek gerçek devlet yapısı oluşturmaktır.
    Sorunu bilmeyen çözüm üretemez, çözüm oluşmuyorsa sorun bilinmiyor demektir.
    Oluşan sonuçları, sonuca etki eden sebep, neden ve sonuç ilişkisinde değerlendirdiğimizde; problemin Amerikan mandacılığı ve bundan büyük pay almak isteyen sosyal sınıf tabakalaşmasından oluştuğunu görürüz. Gerek feodalizm isteklileri, gerek vesayetci aristokratlar, gerek ruhbanlar aynı gaye için çalışmaktadır.
    Nihayetinde iki sonuç oluşumu tezahür edecektir. Ya emperyalizmin sahte demokrasisi anlayışında feodal yapılaşma yani ülkenin bölünmesi; ya da gerçek demokrasi anlayışında yarı doğrudan demokrasi hükümet şekilleri uygulaması ile toplumun her bireyini yönetime katkılı, müdahele eden yargılayan hale getirildiği tek devlet.
    Yeni bir anayasa yapım arayışları içinde bu anayasaya ilgi ve katkının oranı, bu iki durumdan birini ortaya koyacaktır.
    İş; “az porsiyon demokrat”, aydınlara kafa tutan din ve ahlak bezirganı, Amerikancı illüzyonistlerin etkisinden sıyrılmakta.(bakınız, başbakan TEMAD a karşı, genel kurmaya sahip çıktı haberleri) 05-05-2012
    BURHAN İŞCAN.

  22. ALLAH BU AVUKATLARA MÜSTEHAKLARINI VERSİN !

    Habere bakın lütfen :

    TÜRBEYE HACİZ GELDİ …
    25.04.2012 21:27

    Çorum’un Sungurlu ilçesine bağlı Yörüklü belde belediyesinin borcundan dolayı, türbe, mezarlık, belediye başkanının makam aracı ve belediyeye ait diğer gayrimenkullere haciz geldi.

    Çorum’un Sungurlu ilçesine bağlı Yörüklü belde belediyesinin borcundan dolayı, türbe, mezarlık, belediye başkanının makam aracı ve gayrimenkullere haciz geldi.

    Yörüklü Belediye Başkanı Ergülü Gökçetin, belediyenin 1 milyon liralık vergi borcu nedeniyle belediye tüzel kişiliğine ait Ergülü Baba Türbesi dahil olmak üzere pek çok gayrimenkule haciz geldiğini söyledi.

    Tapuyla ilgili bir işi için vergi dairesine gittiğinde haciz işlemini öğrendiğini belirten Gökçetin, ”Elektriklerimiz kesildi, bundan dolayı belde sakinleri sondajdan da yararlanamıyor, biz de işlerimizi yapamıyoruz” dedi.

    Belde sakinlerinden Ercan Gökçetin ise türbeye haciz geldiğini belediyeden duyduklarını anlatarak, ”Türbeye yazın bütün çevre illerden ziyaretçi gelir. Adaklar adarlar, yağmur duasına çıkarız burada. Şu an türbenin elektrikleri kesik” diye konuştu.

    Tarlalarını da elektrik olmadığı için sondajla sulayamadıklarını anlatan Gökçetin, ”Köylü olarak zararlı durumdayız. Köydeki akarsuyla tarlaları sulamaya çalışıyoruz. O da yetersiz kalıyor. Belediyede elektriksizlikten hizmet veremiyor” dedi.

  23. TEK ÇÖZÜM BUDUR !!!

    TEKRARLIYORUM :

    ———-
    APC/Çek Mağduru Arkadaşlar,
    Eve Yapılan Haciz Mağduru Arkadaşlar,
    Taaahüdü İhlal Cezası Mağduru Arkadaşlar,

    Hepimizin bildiği ve farkında olduğu gibi T.C. Hükümeti ve T.B.M.M. karşılıksız çekte uygulanan hukuksuz, haksız, adaletsiz ve çağdışı hapis cezasını vatandaşları düşündüğü ve bizler kendilerine e-posta gönderdik, faks çektik, mektup yolladık, çok azımız da telefon açtık diye kaldırmadı !

    Bu hapis cezasının kaldırılmasının tali sebebi mahkemelerin tıkanması ve cezaevlerinin dolması ama ana sebebi AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ’nden alınacak cezaların sayıca çokluğu ve paraca devasa büyüklüğüydü !

    Ayni haksız, hukuksuz, adaletsiz, ve çağdışı uygulama taahhüdü ihlale karşılık verilen hapis cezalarında ve evlere taciz maksadıyla yapılan hacizlerde de yaşanmaktadır.

    Özellikle taahhüdü ihlale verilen hapis cezaları (aynen karşılkısz çeke verilen hapis cezalarında olduğu gibi)

    “Hiç kimse, yalnızca sözleşmeden doğan bir yükümlülüğü yerine getirememesinden dolayı özgürlüğünden alıkonulamaz”

    hükmünü apaçık içeren T.C. Anayasası 38.Maddesini ve A.İ.H.S. (Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi) 4 No.lu Ek Protokolünün 1.Maddesini

    alenen ihlal etmektedir !

    BU HAKSIZLIK, HUKUKSUZLUK, ADALETSİZLİK VE ÇAĞDIŞI ZİHNİYET KARŞISINDA ELİMİZDE YİNE BİR TEK SİLAH VARDIR : HUKUK SİLAHI !!!

    Bu hukuk silahı gerek T.C. mahkemelerinde, gerekse A.İ.H.M. (Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi) hakkımızı aramakla ses getirir.

    Yapmamız gerekenler bellidir :

    1 – Gerek T.C. Anayasası ve gerekse T.C. Devletinin imzalayarak kabul ettiği uluslararası bir metin olan Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi maddelerinin ihlal edildiğini kamuoyuna (gazeteler, dergiler, televizyonlar, internet haber siteleri gibi kanallar aracılığıyla) duyurmamız,

    2 – Bu uygulamalara bir an önce son verilmezse HAKKIMIZI AİHM-AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ nezdinde arayacağımızı yukarıda belirtilen vasıtalar ile ve bunlara ilave olarak e-posta, telefaks, mektup, telefon ile kamuoyuna, TBMM’ndeki milletvekillerine, TC Hükümeti bakanlarına ve ayrıca ulaşabildiğimiz tüm sivil toplum kuruluşlarına bildirmemiz, ve

    3 – Taahhüdü ihlalden ceza alıp bu yüzden

    (a) hapis yatıp çıkmış,
    (b) halen hapiste olan,
    (c) hapse girmemek için yurtiçinde kaçak olan, ve
    (d) hapse girmemek için yurtdışına çıkmış olan

    arkadaşlarımızın biranönce AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ’ne şikayetçi olarak dava açmaları.

    TBMM’ndeki milletvekilleri ve özellikle TC Hükümeti bakanları bizim durumumuza (daha önce karşılıksız çeke hapis cezası uygulamasında olduğu gibi) lakayd kalabilirler ama AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ silahımızı iyi kullanabilirsek, istemeden de olsa (ÖZELLİKLE BAROLARIN VE AVUKATLARIN, TEFECİLERİN KARŞI ÇIKMASINA RAĞMEN) gereken düzenlemeyi yapmaya mecbur kalacaklardır.

    Çare ve çözüm maalesef bir kere daha AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ’ndedir …!!!

    Bilgi ve değerlendirmenize saygılarımla bir kere daha sunarım.

    • millet nerdesınız

      • öküz öldü ortaklık bozuldu…canatak kardeş bu işler böyle…en çok burhan amcayı özlüyorum…

        • BURHAN İŞCAN

          KENDİ SİTELERİMDE SİSTEM MAĞDURLARI İÇİN MÜCADELEYE DEVAM EDİYORUM…ULAŞMAK İÇİN BURHAN İŞCAN SİSTEM MAĞDURLARI YAZIN GOOGLE İŞTE BEN ORDAYIM

          • BURHAN İŞCAN

            MAYIS AYI İÇİNDE İCRA İFLAS YASASI DÜZENLEMELERİ YASALAŞACAK.

          • SORUMA Bİ CEVAP ARIYORUM LÜTFEN***2004 DE KARŞILIKSIZ ÇEKDEN TUTUKLAMA KALKTI***ŞİMDİ İCRA BAŞLADI**SORUM İCRANIN ZAMAN AŞIMI VARMI*VARSA NE KADAR SÜRER HACİZ İŞLEMLERİ.

  24. Muhterem
    APC/Çek Mağduru Arkadaşlar,
    Eve Yapılan Haciz Mağduru Arkadaşlar,
    Taaahüdü İhlal Cezası Mağduru Arkadaşlar,

    Hepimizin bildiği ve farkında olduğu gibi T.C. Hükümeti ve T.B.M.M. karşılıksız çekte uygulanan hukuksuz, haksız, adaletsiz ve çağdışı hapis cezasını vatandaşları düşündüğü ve bizler kendilerine e-posta gönderdik, faks çektik, mektup yolladık, çok azımız da telefon açtık diye kaldırmadı !

    Bu hapis cezasının kaldırılmasının tali sebebi mahkemelerin tıkanması ve cezaevlerinin dolması ama ana sebebi AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ’nden alınacak cezaların sayıca çokluğu ve paraca devasa büyüklüğüydü !

    Ayni haksız, hukuksuz, adaletsiz, ve çağdışı uygulama taahhüdü ihlale karşılık verilen hapis cezalarında ve evlere taciz maksadıyla yapılan hacizlerde de yaşanmaktadır.

    Özellikle taahhüdü ihlale verilen hapis cezaları (aynen karşılkısz çeke verilen hapis cezalarında olduğu gibi)

    “Hiç kimse, yalnızca sözleşmeden doğan bir yükümlülüğü yerine getirememesinden dolayı özgürlüğünden alıkonulamaz”

    hükmünü apaçık içeren T.C. Anayasası 38.Maddesini ve A.İ.H.S. (Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi) 4 No.lu Ek Protokolünün 1.Maddesini

    alenen ihlal etmektedir !

    BU HAKSIZLIK, HUKUKSUZLUK, ADALETSİZLİK VE ÇAĞDIŞI ZİHNİYET KARŞISINDA ELİMİZDE YİNE BİR TEK SİLAH VARDIR : HUKUK SİLAHI !!!

    Bu hukuk silahı gerek T.C. mahkemelerinde, gerekse A.İ.H.M. (Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi) hakkımızı aramakla ses getirir.

    Yapmamız gerekenler bellidir :

    1 – Gerek T.C. Anayasası ve gerekse T.C. Devletinin imzalayarak kabul ettiği uluslararası bir metin olan Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi maddelerinin ihlal edildiğini kamuoyuna (gazeteler, dergiler, televizyonlar, internet haber siteleri gibi kanallar aracılığıyla) duyurmamız,

    2 – Bu uygulamalara bir an önce son verilmezse HAKKIMIZI AİHM-AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ nezdinde arayacağımızı yukarıda belirtilen vasıtalar ile ve bunlara ilave olarak e-posta, telefaks, mektup, telefon ile kamuoyuna, TBMM’ndeki milletvekillerine, TC Hükümeti bakanlarına ve ayrıca ulaşabildiğimiz tüm sivil toplum kuruluşlarına bildirmemiz, ve

    3 – Taahhüdü ihlalden ceza alıp bu yüzden

    (a) hapis yatıp çıkmış,
    (b) halen hapiste olan,
    (c) hapse girmemek için yurtiçinde kaçak olan, ve
    (d) hapse girmemek için yurtdışına çıkmış olan

    arkadaşlarımızın biranönce AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ’ne şikayetçi olarak dava açmaları.

    TBMM’ndeki milletvekilleri ve özellikle TC Hükümeti bakanları bizim durumumuza (daha önce karşılıksız çeke hapis cezası uygulamasında olduğu gibi) lakayd kalabilirler ama AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ silahımızı iyi kullanabilirsek, istemeden de olsa (ÖZELLİKLE BAROLARIN VE AVUKATLARIN, TEFECİLERİN KARŞI ÇIKMASINA RAĞMEN) gereken düzenlemeyi yapmaya mecbur kalacaklardır.

    Çare ve çözüm maalesef bir kere daha AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ’ndedir …!!!

    Bilgi ve değerlendirmenize saygılarımla sunarım.

  25. Çok teşekkür ederim sayın Gerçekçi. Benim de mantığım almıyordu zaten, bu finans kuruluşları paranoyak etti beni, her fenalığın arkasında onlar var gibi geliyor🙂 Doğrudur, uzun zamandır dosya temyizdeydi erken ibrazdan dolayı. Yalnız Yargıtay direk eski kararı onasa çok daha pratik olmaz mıydı diye sormadan da edemiyorum….

    • Yargıtay’a giden kararların kimisini alacaklı taraf, kimisini borçlu taraf temyiz etmiştir. Yargıtay mahkeme değil, kararları mahkeme verir. Bu itibarla, mahkeme kararları (borçlu veya alacaklı lehinde) herhangi bir karar bozma veya onaylama yapılmadan aynen ilk derece mahkemelerine geri gönderiliyor. Mahkemeler de yeni kanuna göre baştan inceleme yapıyorlar ve hesap sahibi gerçek kişiyse o kişi adına, hesap sahibi tüzel kişiyse o tüzel kişi adına 10 yıllık çek yasağı verip, varsa diğer kişiler hakkında yaptırım uygulanmasına yer olmadığına dair karar veriyorlar…

  26. Arkadaslar saka gibi ama 24.03.2012 tarihinde ceza mahkemesinde KARSILIKSIZ CEK KESİDE ETME gerekcesiyle bozma sonrasi acilis yapilmis. Bu nasil olabilir??? Bu davayi actiran savcinin kanundan haberi yok mudur??? Asagilik finans kuruluslari yeni bir oyun mu tezgahliyorlar yoksa teknik bir hata mi acaba?? Fikri olan cevap verebilirse sevinirim.

    • Telaşlanacak bir şey yok. Dosyanız Yargıtay temyizindeydi sanırım; oradan mahkemeye geri gönderilmiş. Mahkeme yeni karar doğrultusunda karar verecek ve mesele kapanacak. Gerisi size kalmış; çalışıp, çabalayıp borcunuzu ödemeye uğraşacaksınız.

      Bu durum, dosyası 6273 sayılı kanun çıkmadan önce temyize gitmiş tüm vatandaşlar için geçerli…

  27. APC/Çek Mağduru Arkadaşlar,
    Eve Yapılan Haciz Mağduru Arkadaşlar,
    Taaahüdü İhlal Cezası Mağduru Arkadaşlar,

    Hepimizin bildiği ve farkında olduğu gibi T.C. Hükümeti ve T.B.M.M. karşılıksız çekte uygulanan hukuksuz, haksız, adaletsiz ve çağdışı hapis cezasını vatandaşları düşündüğü ve bizler kendilerine e-posta gönderdik, faks çektik, mektup yolladık, çok azımız da telefon açtık diye kaldırmadı !

    Bu hapis cezasının kaldırılmasının tali sebebi mahkemelerin tıkanması ve cezaevlerinin dolması ama ana sebebi AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ’nden alınacak cezaların sayıca çokluğu ve paraca devasa büyüklüğüydü !

    Ayni haksız, hukuksuz, adaletsiz, ve çağdışı uygulama taahhüdü ihlale karşılık verilen hapis cezalarında ve evlere taciz maksadıyla yapılan hacizlerde de yaşanmaktadır.

    Özellikle taahhüdü ihlale verilen hapis cezaları (aynen karşılkısz çeke verilen hapis cezalarında olduğu gibi)

    “Hiç kimse, yalnızca sözleşmeden doğan bir yükümlülüğü yerine getirememesinden dolayı özgürlüğünden alıkonulamaz”

    hükmünü apaçık içeren T.C. Anayasası 38.Maddesini ve A.İ.H.S. (Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi) 4 No.lu Ek Protokolünün 1.Maddesini

    alenen ihlal etmektedir !

    BU HAKSIZLIK, HUKUKSUZLUK, ADALETSİZLİK VE ÇAĞDIŞI ZİHNİYET KARŞISINDA ELİMİZDE YİNE BİR TEK SİLAH VARDIR : HUKUK SİLAHI !!!

    Bu hukuk silahı gerek T.C. mahkemelerinde, gerekse A.İ.H.M. (Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi) hakkımızı aramakla ses getirir.

    Yapmamız gerekenler bellidir :

    1 – Gerek T.C. Anayasası ve gerekse T.C. Devletinin imzalayarak kabul ettiği uluslararası bir metin olan Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi maddelerinin ihlal edildiğini kamuoyuna (gazeteler, dergiler, televizyonlar, internet haber siteleri gibi kanallar aracılığıyla) duyurmamız,

    2 – Bu uygulamalara bir an önce son verilmezse HAKKIMIZI AİHM-AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ nezdinde arayacağımızı yukarıda belirtilen vasıtalar ile ve bunlara ilave olarak e-posta, telefaks, mektup, telefon ile kamuoyuna, TBMM’ndeki milletvekillerine, TC Hükümeti bakanlarına ve ayrıca ulaşabildiğimiz tüm sivil toplum kuruluşlarına bildirmemiz, ve

    3 – Taahhüdü ihlalden ceza alıp bu yüzden

    (a) hapis yatıp çıkmış,
    (b) halen hapiste olan,
    (c) hapse girmemek için yurtiçinde kaçak olan, ve
    (d) hapse girmemek için yurtdışına çıkmış olan

    arkadaşlarımızın biranönce AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ’ne şikayetçi olarak dava açmaları.

    TBMM’ndeki milletvekilleri ve özellikle TC Hükümeti bakanları bizim durumumuza (daha önce karşılıksız çeke hapis cezası uygulamasında olduğu gibi) lakayd kalabilirler ama AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ silahımızı iyi kullanabilirsek, istemeden de olsa (ÖZELLİKLE BAROLARIN VE AVUKATLARIN, TEFECİLERİN KARŞI ÇIKMASINA RAĞMEN) gereken düzenlemeyi yapmaya mecbur kalacaklardır.

    Çare ve çözüm maalesef bir kere daha AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ’ndedir …!!!

    Bilgi ve değerlendirmenize saygılarımla sunarım.

  28. günaydın,
    günaydınlar…
    “çıkardı” “çıkmazdı” derken beklenen yasa
    çıktı 🙂
    ama beklenen “bahar” hala ankara’ya gelmedi😦

Yorum yaparak destek olabilirsiniz

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s